ARAŞTIRMA DOSYASI : Rusya’nın Arktik Politikası ve Türkiye

Alp Yüce KAVAS

66. kuzey paraleli ile Kuzey Kutbu arasındaki coğrafi sahaya tekabül eden Arktik bölgesi, 9 milyon kilometrekaresini karaların oluşturduğu toplam yaklaşık 27 milyon kilometrekare genişliğindedir.(1) Kuzey Kutup dairesinin içinde kalan bu bölgedeki karalar, ABD, Kanada, Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda ve Rusya Federasyonu topraklarından oluşmaktadır. Küresel ısınma Arktik bölgesindeki sıcaklık değerlerini yükseltmekte, buzulların erimesine neden olmakta ve bölgenin jeopolitiğini değiştirmektedir. 2000’li yıllarda belirginleşen küresel ısınmaya bağlı olarak Arktik’teki buzulların erime hızının arttığı ve açılan deniz alanlarının bölgedeki aktörler arasında ihtilaflara yol açmaya başladığı gözlemlenmektedir. Buzulların erime hızı ile ilgili farklı tahminler yapılsa da, küresel ısınma sürecinin mevcut düzeyde devam etmesi halinde 2030-2040 döneminde bölgedeki yaz mevsimi buzullarının tamamen eriyebileceği yönünde görüşler vardır.(2) Bu öngörünün gerçekleşmesi durumunda, kış aylarında buzullar geçici olarak oluşacaksa da, buz kütlelerinin yaz aylarında tamamen erimesi bölgedeki enerji kaynakları ve suyolları üzerindeki rekabete ve ihtilaflara işaret etmektedir.

Arktik Okyanusu’na kıyısı bulunan ABD, Rusya, Kanada, Danimarka ve Norveç’in küresel ısınma sürecine de paralel olarak gelişen karasuları ve kıta sahanlığı uyuşmazlıkları söz konusudur. Bu uyuşmazlıkların temelinde son dönemde önemi artan enerji kaynaklarının yanı sıra deniz ticaret yolu ve balıkçılık faaliyetleri olduğu söylenebilir. Bu ülkelerden sorunun uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesi yönünde ilk girişimde bulunan ülke Rusya Federasyonu olmuştur. Aynı zamanda bölgenin gerek Rusya gerekse diğer ülkeler için taşıdığı önemin irdelenmesi bu bağlamda Moskova’nın siyasi, askeri, ekonomik ve ticari alanlarda bölgeye dönük değerlendirmelerinin ele alınması amaçlanmaktadır.

Analizin birinci bölümünde Arktik bölgesine yönelik kurulmuş uluslararası teşkilatlar, ikinci bölümünde bölgede çıkarları bulunan Rusya dışındaki başlıca oyuncuların tutumları kısaca ele alınacaktır. Üçüncü bölümde Rusya’nın Arktik’e dönük siyasi ve askeri politika ve stratejileri mercek altına alınacaktır. Dördüncü bölümde ise bölgenin Rusya’nın ekonomik ve ticari çıkarları açısından taşıdığı önem ele alınacaktır. Son bölümde ise Rusya’nın Arktik politikasının Türkiye’ye olası yansımaları değerlendirilecektir.

Arktik Konseyi ve Barents Avro-Arktik Konseyi

Arktik Konseyi, 1996’da Ottawa Bildirgesi’yle kurulan ve hâlihazırda 8 ülkenin üye olduğu (ABD, Rusya, Kanada, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda) bir teşkilattır. Konsey, Arktik Okyanusu’na kıyıdaş ülkelerin kendi aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek için oluşturduğu hükümetler arası bir forum görünümündedir. Üye ülkelerin yanı sıra hâlihazırda 12 ülke “daimi gözlemci ülke” statüsündedir. Türkiye ise Avrupa Birliği ile birlikte “ad hoc gözlemci üye” statüsünü sürdürmektedir ve toplantılara katılması sembolik de olsa izne bağlıdır. Gözlemci statüsündeki ülkelerin Arktik Okyanusu’na kıyıları bulunmamaktadır ve üye ülkelerin aksine bu ülkeler oy kullanma hakkına sahip değildir. Ancak bu ülkeler toplantılara katılma ve dolayısıyla Arktik bölgesiyle ilgili gelişmeleri yakından takip etme ve gerektiğinde görüş bildirme olanağına sahiptir. Arktik Konseyi, başlangıçta daha çok yerli halkların ve bölgenin ekolojik yapısının korunmasına yönelik bir kuruluşken, son yıllarda bölgedeki doğal kaynakların yol açtığı uzlaşmazlıkların görüşüldüğü bir platform haline gelmiştir.

Arktik Konseyi’nin yukarıda değinilen sorunlara ve uyuşmazlıklara yönelik kalıcı bir çözüm mercii olduğunu söylemek oldukça zor gözükmektedir. Zira üye ülkelerin sürekli olarak taraflar arasında işbirliğini ve eşgüdümü vurgulamalarına karşın her ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi tercih ettiği görülmektedir.

Arktik Konseyi’nde gözlemci üye konumundaki ülkeler içerisinde Doğu Asyalı ülkelerin Arktik bölgesine yönelik ilgilerinin son yıllarda ivme kazandığı görülmektedir. Bu bağlamda Çin, Japonya ve Güney Kore, Konsey bünyesinde daimi gözlemci üyelik statüsü için çaba göstermiş ve Mayıs 2013’te hedeflerine ulaşmıştır. Üç ülkenin de Konsey’de daimi gözlemcilik statüsünde ısrar etmesinin altında; küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan ekolojik değişimlere yönelik çözüm üretme sürecine katılma, bölgedeki deniz yolu geçişinde ayrıcalık kazanma ve doğal kaynakların keşfi ile işletiminde pay elde etmeye çalışma hedeflerinin yattığı söylenebilir. Özellikle Çin ve Güney Kore’nin son yıllarda Arktik bölgesinde bilimsel araştırmalar yapmaya yönelmesi ve Pekin’in kıyıdaş olmayan ülkelerin de Arktik bölgesindeki doğal kaynaklar üzerinde ve deniz yollarında ayrıcalıklara sahip olabileceği yönünde açıklamalarda bulunması dikkat çekicidir.(3)

1993 yılında hükümetler arası bir forum olarak kurulan Barents Avro-Arktik Konseyi bölge ile ilgili faaliyet gösteren diğer bir uluslararası teşkilattır. Hâlihazırda forumun üyelerini Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç, Rusya, İsveç ve Rusya Federasyonu oluşturmakta, Kanada, Fransa, ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Japonya, Hollanda, Almanya ve Polonya da gözlemci ülke sıfatıyla forumda yer almaktadır.(4) Forumun ele aldığı projelere kısaca göz atıldığında çevrenin korunması, yerli halkların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, genç girişimcilerin bölgeye dönük yatırım yapmalarının teşvik edilmesi, bölgedeki altyapı hizmetlerinin ve balıkçılık faaliyetlerinin geliştirilmesi gibi işbirliğinin nispeten daha kolay olduğu alanların ele alındığı, ancak enerji kaynaklarının keşfi ve işletimi konularının göz ardı edildiği ifade edilebilir.

Arktik Bölgesindeki Diğer Oyuncular ve Rusya

Rusya Federasyonu, Arktik bölgesinde toprak talep eden ilk ülkedir. Ancak Arktik Okyanusuna kıyısı bulunan Kanada, ABD, Danimarka ve Norveç de bölgedeki zengin doğal kaynaklarından dolayı benzer hak iddialarında bulunmaya başlamıştır. Arktik Okyanusu’na kıyısı olmadığı halde küresel ısınma sürecinin yarattığı yeni koşullardan dolaylı olarak etkilenecek başka oyuncular da bölgeye dönük politikalar geliştirmeye başlamıştır.

Arktik Bölgesindeki Deniz Yetki Alanlarının Paylaşımı ve İhtilaflı Alanlar

Arktik bölgesinde Rusya karşısında çıkarları doğrultusunda hareket eden en “kararlı” bölgesel oyuncunun Kanada olduğu ifade edilebilir. Kanada Başbakanı Stephen Harper 2010 yılında Arktik Bölgesi’nde ülkesinin çıkarlarının korunmasının ve gözetilmesinin "tartışılamaz bir öncelik" olduğunu vurgulamış ancak "uygun görüldüğü noktalarda" çok taraflı işbirliğinin sürdürüleceğini de belirterek diğer ülkelerin doğrudan tepkisini çekmekten kaçınmıştır.(5) Kanada, bölgenin sektörlere ayrılması gerektiğini savunarak BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin esaslarını kabul etmemektedir.(6) Aralık 2013’te Kanada Dışişleri Bakanı John Baird, BM Komisyonu’na başvurarak Kanada’nın Arktik bölgesindeki kıta sahanlığını 200 deniz mili ötesine uzatmaya yönelik talepte bulunduğunu açıklamıştır. Ottowa’nın bu talebinin yerine getirilmesi durumunda yaklaşık 1.2 milyon kilometrekarelik bir alanda kendi münhasır ekonomik alanını oluşturabilmesinin önü açılmış olacaktır.(7) Söz konusu hak talebinin Rusya’yı yakından ilgilendiren bölümü ise hidrokarbon kaynakları yönünden zengin Lomonosov Dağ Sırtlarını da kapsamasıdır.

Kanada Silahlı Kuvvetleri (KSK) Arktik bölgesinde 2007’den beri her yıl düzenli biçimde "Nanook Tatbikatı"nı gerçekleştirmektedir. En son Ağustos 2013’te gerçekleştirilen Nanook Tatbikatı’na yaklaşık 1000 KSK personeli katılmıştır.(8) Bölgede Nanook Tatbikatı’nın haricinde KSK tarafından Nunalivut ve Nunakput Tatbikatları icra edilmiştir. Tüm bu askeri hareketliliğin temelinde Rusya’nın aşağıda ifade edilen bölgeye dönük askeri yapılanmalarına ve tatbikatlarına yönelik net bir cevap niteliği taşıdığı görülmektedir.

ABD, Alaska toprakları sayesinde Arktik bölgesine kıyıdaş olan ülkeler arasındadır ve bölgedeki ihtilafların tarafı statüsündedir. Ancak ABD, BM Deniz Hukuku Sözleşmesini henüz imzalamamıştır. Washington bölgedeki ihtilaflarla ilgili taraf konumundaki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Arktik meselesinde geri planda kalmayı tercih etmektedir. Ancak ABD’nin özellikle Moskova’nın Arktik Okyanusundaki faaliyetlerini teyakkuzla takip ettiği, Rusya’nın bölgedeki askeri varlığına itiraz ettiği gözlenmektedir. Washington bu bağlamda 1990’da Sovyetler Birliği dağılmadan imzalanan ancak gerek SSCB gerekse Rusya tarafından onaylanmayan Baker-Şevardnadze Anlaşmasını öne çıkarmakta, Rusya’nın kuzeydoğu toprakları ile Alaska arasındaki deniz yetki alanlarının paylaşımının bu anlaşma doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerektiğini beyan etmektedir. ABD, anlaşmayı hala onaylamayan Rusya’nın anlaşmayı onaylaması ve uygulaması gerektiğini ifade etmektedir.

1996 yılında BM Deniz Sözleşmesi’ni onaylayan Norveç, Kasım 2006’da BM Komisyonu’na başvurarak sözleşmeden doğan kıta sahanlığını 200 deniz milinin ötesine çıkarma talebini iletmiştir. Oslo, bu talep doğrultusunda Arktik Okyanusu’nun Atlantik Okyanusu’nun kuzeydoğusunda kalan alanlarında hak iddia etmektedir. Oslo’nun hak iddia ettiği bu bölge, enerji kaynakları açısından zengin Barents Denizi’nde Rusya’nın hak iddia ettiği bölge ile çakışmaktadır. Norveç Silahlı Kuvvetleri (Forsvaret) Temmuz 2013’de 14 ülkenin silahlı kuvvetleriyle birlikte 16000 personelle "Soğuk Cevap" adını verdiği bir ortak tatbikat düzenlemiştir.(9) Kanada ile birlikte Norveç’in Arktik bölgesindeki bu “alışılmadık” askeri hareketliliğinin Rusya’ya yönelik bir cevap taşıdığı ortadadır.

Danimarka ise BM Deniz Sözleşmesi’ni 2004 yılında onaylayan bir ülke olarak 2014 yılında kendi kıta sahanlığını genişletme talebini sunacağını bildirmiştir. 1857 yılında imzalanan Kopenhag Antlaşması’ndan doğan haklarının sürekliliğine vurgu yapan Danimarka hükümeti, kendisine bağlı özerk bir ülke konumundaki Grönland’ın yakınında bulunan Lomonosov Dağ Sırtı üzerinde hak iddia etmektedir.

Arktik bölgesindeki uyuşmazlıkların tarafı statüsündeki ülkelerin Rusya hariç tamamının NATO üyesi olması, ittifakın bölgeye yönelik bir politika izleyebileceği ihtimalini gündeme getirmektedir. Ancak hâlihazırda NATO yetkililerinin, ittifakın bir Arktik stratejisi olmadığı yönünde beyanatları vardır. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Arktik bölgesini kastederek ittifakın kuzeyde askeri varlığını ve faaliyetlerini artırmaya dönük herhangi bir niyet taşımadığını açıklamıştır.(10) Bununla birlikte özellikle Oslo’nun NATO’yu Arktik Bölgesinde Rusya’nın askeri girişimlerine karşı devreye sokma girişimleri olduğu bilinmektedir. Norveç Başbakanı Jens Stoltenberg konu ile açıklamalarında Arktik Bölgesinin ülkenin öncelikli güvenlik alanı olduğunun altını çizmekte ve NATO ile AB’yi bölge güvenliğini sağlamada daha fazla cesaretlendirmek gerektiğini ifade etmektedir.(11) Norveç’in NATO’yu bölgede daha etkin bir rol üstlenmeye davetinin altında yalnızca zengin enerji kaynaklarının değil balıkçılık faaliyetlerinin de yattığı söylenebilir. Nitekim Rus balıkçılarla Norveç Sahil Güvenlik güçleri arasındaki sorunların son yıllarda arttığı gözlemlenmektedir.(12)

Rusya’nın Arktik Bölgesine Yönelik Siyasi ve Askeri Hedefleri

Eylül 2008’de dönemin Devlet Başkanı Dimitri Medvedev tarafından imzalanan ve Mart 2009’da resmi olarak açıklanan "2020 ve Sonrasına Değin Rusya Federasyonu’nun Arktik Bölgesi Devlet Politikasının Temelleri" isimli belgede (13) Moskova’nın Arktik bölgesine yönelik siyasi, askeri, ekonomik ve çevresel politikaları ve stratejik hedefleri ortaya konmaktadır.(14) 2001 yılında yayımlanan Rusya’nın Arktik politikasına yönelik belgeyle karşılaştırıldığında salt ulusal güvenliğe dayalı anlayıştan ve "agresif" sayılabilecek üsluptan özenle kaçınılmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir.(15) Bu yaklaşım biçimi Rusya’nın bölgedeki diğer önemli oyuncuların kendisini "saldırgan ve revizyonist" bir ülke konumuna düşürmeye yönelik girişimlerini bertaraf etme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Resmi Belge’de Arktik bölgesinin Rusya’nın ulusal çıkarları açısından taşıdığı öneme vurgu devam etmekte bu bağlamda bölgede barış ve işbirliği ortamının sürdürülmesinin gerekliliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca belgede değinilen "Ana Hedefler ve Stratejik Öncelikler" başlığı altında Rusya Federasyonu’nun bölgede kıyısı bulunan diğer ülkelerle uluslararası hukuk çerçevesinde ve karşılıklı anlaşmalar yoluyla karasularının Rusya’nın ulusal çıkarları lehine sınırlandırılması üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda Rusya’nın Arktik bölgesindeki deniz yetki alanı sınırlarının yasal kıstaslara uyularak belirlenmesi ilkesi de ilgili bölümde dile getirilmektedir.

Rusya, Arktik bölgesi ile ilgili toprak taleplerini BM Deniz Hukuku’na sadık kaldığı izlenimini oluşturmaya çalışarak duyurmaktadır.(16) 20 Aralık 2001 tarihinde Moskova bölgedeki kıta sahanlığını genişletme talebinde bulunmuş ancak uluslararası toplum Arktik Okyanusu’nun yaklaşık yarısını kapsayan bu talebi fazla "cüretkâr" bularak kınamıştır.(17) Söz konusu kınama eyleminde Rusya’nın petrol ve doğalgaz açısından zengin Lomonosov ve Alfa-Mendeleyev Dağ Sırtları üzerinde hak talep etmesinin rolü büyüktür. Aynı alan üzerinde ABD, Kanada, Danimarka ve Norveç’in de kısmen hak talepleri bulunmaktadır.(18) Rusya ile Norveç arasında yer alan Barents Denizi’nde yoğun miktarda hidrokarbon kaynaklarının tespitiyle birlikte iki ülke arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik tartışmalar hız kazanmıştır. Norveç’in BM nezdinde Rusya’nın ilgili hak taleplerini "tartışmalı deniz alanı" olarak ilan etmesinin ardından Moskova pragmatik bir tutum sergileyerek bu ülkeyle uzlaşma yoluna gitmiştir. Bu kapsamda Rusya Federasyonu ile Norveç arasında iki ülkenin deniz sınırına yönelik sınırlandırmaları içeren anlaşma Nisan 2010’da Medvedev tarafından Norveç’in başkenti Oslo’da duyurulmuş ve Eylül 2010’da Murmansk kentinde imzalanmıştır.(19)

Arktik bölgesinde Rusya dışında hak iddia eden ülkeler, Moskova’yı uluslararası hukuka saygılı bir görüntü vermeye çalışmasına karşın "saldırgan" ve "revizyonist" bir tutum sergilemekle suçlamaktadır. 2007 yılında bir Rus denizaltısının Kuzey Buz Denizi’nin dibine titanyum kaplamalı Rus bayrağını dikmesi ve bu vesile ile Arktik bölgesinin Sibirya’nın doğal uzantısı olduğu ilan etmesi sembolik olduğu kadar diğer bölge oyuncuları açısından "tehditkâr" bir davranış olarak algılanmış, ABD Rusya’nın bu hareketine sert tepki vermiştir.(20) Yine 2007 yılında Norveç kıyıları yakınlarında Rus bombardıman uçaklarının gerçekleştirdiği uçuşlar ve 2008’de Rusya Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Kuzey Filosu’nun gerçekleştirdiği askeri tatbikat diğer ülkeler tarafından Rusya’nın bölgedeki askeri faaliyetler üzerinden yeniden "büyük güç" olduğunu ilan etme girişimleri olarak değerlendirilmiştir.(21)

Temmuz 2013’de Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri (RFSK) ülkenin doğu ucunda Sovyet döneminden beri görülmemiş ölçekte geniş bir tatbikat gerçekleştirmiş, bu tatbikatta on birlerce asker, yüzlerce tank, onlarca uçak ve gemi görev almıştır. Bu tatbikatın hemen ardından Moskova Arktik bölgesindeki MEB alanını, 200 deniz miline ilave olarak, 150 deniz mili daha artırdığını (toplam 1,2 milyon kilometrekarelik bir alana tekabül etmektedir) “bilimsel kanıtlar” ileri sürerek açıklamış, böylelikle bölgedeki kıta sahanlığı uyuşmazlığını yeniden gündeme getirmiştir.(22) Bu hareket tarzı Rusya’nın Arktik bölgesine yönelik politikalarında “askeri etkeni” göz ardı etmediğini ve bölgede salt uluslararası hukuk normları üzerinden hak iddiasına girişmediğini açıkça göstermektedir.

Bu noktada yeniden resmi belgeye göz atıldığında Arktik bölgesine yönelik olarak RFSK’nın askeri güvenliği sağlama ve sınırların korunması görevleri yanı sıra “bölgede her an askeri operasyonlar gerçekleştirmeye hazır bir güç” olarak tasarlanmasının amaçlandığı görülmektedir. Bu ifadeden Rusya’nın yeri geldiğinde ulusal çıkarları doğrultusunda Arktik bölgesinde hak iddia eden diğer oyuncularla sıcak çatışmayı göze alabileceği veya en azından silahlı kuvvetlerini “caydırıcı bir güç unsuru” olarak ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

Ancak Rusya’nın mevcut askeri kapasitesi ve teknolojik olanakları göz önünde bulundurulduğunda özellikle Batılı güçlü oyuncularla doğrudan sıcak çatışmaya girme olasılığının düşük olduğu da ifade edilmelidir. Nitekim 2007’den beri bölgede uçuşlar gerçekleştiren Rus Hava Kuvvetleri’ne ait TU-95, TU-160 ve TU-22 modeli bombardıman uçaklarının elektronik sistemlerinde modernizasyona gidilmişse de, bu uçaklar büyük ölçüde Soğuk Savaş döneminden kalma teknolojiye sahiptir. Deniz Kuvvetlerine bakıldığında ise bölgede görevlendirilen Kuzey Filosunun operasyonel görevler için nispeten hantal kaldığı, filonun modernizasyona ihtiyaç duyduğu görülmektedir.(23) Rus Deniz Kuvvetleri bu kapsamda teknolojisi eskiyen Delta III ve Delta IV sınıfı nükleer denizaltılar yerine çağcıl teknolojiye sahip Borey sınıfı nükleer denizaltıların yapımına ağırlık vermeyi amaçlamakta, denizaltılarını menzili 10.000 kilometreye kadar çıkabilen Bulava balistik füzeleriyle donatmayı amaçlamaktadır.(24) Rusya’nın Arktik bölgesinde görev alacak Kuzey Filosu’nda en yeni teknoloji ve füze sistemleriyle donatılan nükleer denizaltıları görevlendirmesi geleceğe dönük çıkarları açısından burayı “yaşamsal” önemde gördüğünü göstermektedir.

Rusya bölgeye dönük askeri kapasitesini ve manevra gücünü geliştirmeye çalışırken bir yandan da bu sürecin yaratacağı mali yükün bilincindedir. Bu bağlamda Rus yetkililer Arktik Okyanusu’nda tek taraflı hareket eden bir aktör görüntüsü vermek yerine uluslararası arama ve kurtarma çalışmalarının geliştirilmesinin gerekliliğini dile getirmektedir. Moskova, Rusya’nın bölgedeki askeri faaliyetlerinin yalnızca uluslararası terörizm, kaçakçılık ve yasa dışı göçle mücadele etmek için ve bölgedeki canlı varlığını tehdit eden unsurlara karşı yürütüldüğünü belirtmektedir.(25) Tüm bu açıklamalara ve Resmi Belge’nin görece ılımlı üslubuna karşın Arktik bölgesinde hak iddiasında bulunan diğer oyuncular Rusya’yı siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaşabilmek için askeri kapasitesini araçsallaştırmaktan çekinmeyen ve ciddiye alınması gereken bir rakip olarak görmektedir.

Rusya’nın Arktik Bölgesine Yönelik Ekonomik Hedefleri

Küresel ısınma sürecinin 2000’li yılların başından itibaren hızlanmasıyla Arktik bölgesi Rusya’nın ekonomik ve ticari çıkarları açısından iki önemli unsura sahip hale gelmiştir: zengin hidrokarbon kaynakları ve yeni deniz ticaret yolları. Bu nedenle Resmi Belge’nin bölgeyle ilgili temel hedef ve stratejik önceliklerinde en çok ekonomik ve ticari hususlara değinilmesi tesadüf değildir. İlgili belgede bölgenin hidrokarbon ve hidrobiyolojik kaynakları ile diğer stratejik hammaddelerin Rusya’nın sosyoekonomik yönden gelişimine sunacağı katkılara vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda bölgedeki bilimsel ve teknolojik çalışmaların yoğunlaştırılması, bölgede yaşayan yerli halkların ve bölgedeki sanayi ve altyapı inşaatlarında çalışacak kişilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, Arktik Konseyi ve Barents Avro-Arktik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde hareket edilmesi gibi temel hedefler dile getirilmektedir. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2010 yılında Başbakanlık görevini yürütürken, Arktik bölgesinde keşfedilen petrol, doğalgaz, kömür, altın ve mücevher yataklarının toplam tahmini değerinin 5 trilyon Amerikan Doları civarında olduğunu açıklamıştır.(26)

Son bilimsel araştırmalar dikkate alındığında dünyada keşfedilmemiş doğalgaz rezervlerinin yaklaşık 1/3’ünün, keşfedilmemiş petrol rezervlerinin ise % 13’ünün Arktik bölgesinde bulunduğu tahmin edilmektedir. Ancak küresel ısınma sürecine paralel olarak bu oranlarda artış olabileceğinin altı çizilmektedir.(27) Putin’in danışmanlarından Alexander Bedritsky, Arktik bölgesinin Rusya’nın GSYH’sinin %11’ini toplam ihracatının da % 22’sini karşılayacak doğal zenginliklere sahip olduğunu açıklamıştır. (28) Bununla birlikte Rusya’nın bölgeyle ilgili hak talepleri diğer bölgesel oyuncular nezdinde tanınmadığından dolayı Moskova’nın bölgedeki doğal zenginlikleri tamamen kendi çıkarları doğrultusunda işletebilmesi (uzlaşma sağlanamadığı müddetçe) oldukça zor görünmektedir.

Yine de Rusya’nın kamu sermayeli dev enerji şirketleri Gazprom ve Rosneft bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının keşfi ve işletilmesi amacıyla gerekli adımları atmaya başlamıştır. Bu kapsamda Gazprom, Fransız Total ve Norveçli Statoil enerji şirketleriyle müşterek girişim halinde Ştokman doğalgaz yataklarının, Rosneft ise Peçora Denizi yakınlarındaki Prirazlomnoe petrol yatağının keşif ve işletimini üstlenmiş durumdadır. Gazprom ayrıca Yamal projesi kapsamında Bovanenskoe doğalgaz yataklarının işletim koşullarının geliştirilmesine çalışmaktadır. Diğer taraftan özellikle Bovanenskoe doğalgaz yatağında tundra ikliminin sert koşullarına bağlı olarak üretim maliyetlerinin oldukça yüksek olması ve çok sık teknik aksaklıklara neden olması Rus enerji devinin bölgeye dönük yatırımlarını gözden geçirmesine neden olmaktadır.

Küresel ısınma sürecinde buzların erimeye başlaması sonucunda Arktik bölgesi, Rusya için aynı zamanda önemli bir deniz ulaşımı fırsatı sunmaktadır. Resmi Belge’de “Kuzey Denizi Yolu” (KDY) olarak geçen ve Murmansk’tan Bering Boğazına dek uzanan deniz yolunun geliştirilebilmesi için devlet destekli nükleer enerjili buz kırıcı üretiminin artırılması, kurtarma ve destek filolarının oluşturulması ve kıyı altyapılarının (limanlar, denizi ulaşımı kontrol noktaları, enerji santralleri v.b.) inşası hedeflenmektedir. KDY ile ilgili yeni projeler hayata geçirildiğinde özellikle batıdaki Barents ve Kara denizlerine yönelik hidrokarbon taşımacılığında ciddi artış beklenmekte, Rus hükümeti bu kapsamda 2015 yılına kadar gerekli altyapı ve iletişim sistemlerinin kurulmasını hedeflemektedir. (29) Bununla birlikte söz konusu sistemlerin oluşturulması sürecinin hayli maliyetli ve uzun vadeli olmasından dolayı Rusya’nın bu hedefe ulaşıp ulaşmayacağı konusunda öngörüde bulunmak zordur.

Amerikan düşünce kuruluşu Arktik Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalar, 21. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Arktik bölgesinde en az 120 gün boyunca buzların tamamen eridiği denizyollarının ortaya çıkabileceği öngörülmektedir. (30) Bu öngörünün gerçekleşmesi durumunda ulaşımdan elde edilecek gelirlerin geçmişteki yüksek maliyetlerin yarattığı mali yükü hafifletme potansiyeli bulunmaktadır. Mart 2013’te hizmet giren KDY İdaresi bölgeden geçecek gemilerin alacağı izinlerle ilgili yeni düzenlemeler getirerek deniz ulaşımı trafiğini daha etkin hale getirmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanında hâlihazırda KDY üzerinden deniz trafiği başta Süveyş Kanalı olmak üzere diğer önemli geçiş noktalarıyla karşılaştırılamayacak kadar kısıtlıdır.

Rusya’nın Arktik Politikası ve Türkiye

Türkiye’nin coğrafi olarak Arktik bölgesinin oldukça uzak bir konuma sahip olması ilk bakışta bölgesel gelişmelere yönelik duyarlılığını azaltıcı bir etken olarak düşünülebilir. Bununla birlikte küresel ısınma sürecinin tüm ülkeler ve toplumlar üzerinde ekolojik etkileri yadsınamaz niteliktedir ve doğrudan olmasa bile dolaylı olarak ülkelerin siyasi, ekonomik, ticari ve toplumsal dinamiklerine yön verebilmektedir. Rusya’nın söz konusu süreç dâhilinde izlediği strateji ve politikaların Türkiye’yi de orta ve uzun vadelerde etkileme olasılığı bulunmaktadır.

Arktik bölgesindeki keşfedilmemiş tahmini doğalgaz ve petrol rezervlerinin büyüklüğüne karşın iklim koşullarından dolayı genel olarak üretim maliyetleri hala yüksektir. Bölgedeki mevcut deniz trafiği ise henüz diğer önemli suyollarıyla (özellikle Süveyş kanalıyla) karşılaştırılamayacak düzeyde düşüktür. Bu nedenle Arktik bölgesindeki deniz trafiğinin Orta Doğu’daki suyolları ile rekabete girme şansının zayıf olduğu değerlendirilmektedir. Diğer taraftan buzulların erime sürecinin son yıllarda hızlanma eğilimi göstermesiyle beraber yeni hidrokarbon kaynaklarının ortaya çıkmaya başlaması ve gelecekte buz kıranlara ihtiyaç olmadan seyahat edilebilecek gün sayısının artması bölgenin popülaritesini uzun vadede artırabilecek etkenlerdir. Ayrıca, bölgesel oyuncular arasında yaşanan toprak sorunları ve uyuşmazlıklara karşın, Arktik bölgesi Orta Doğu ile karşılaştırılmayacak kadar "sakin" bir coğrafi alandır. Bilimsel ve teknolojik araştırmalar soncunda orta ve uzun vadelerde hidrokarbon üretim ve geliştirme maliyetlerinin düşürülmesi halinde Arktik bölgesinin büyük enerji şirketleri için oldukça cazip bir merkez haline geleceği açıktır.

Diğer taraftan aynı süreçte Kuzey Deniz Yolu’nun daha yoğun biçimde kullanılmaya başlanması durumunda deniz ticareti maliyetlerinde görece düşüş yaşanacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın da diğer bölgesel oyunculara paralel olarak Arktik bölgesine yönelik ilgisi derinleşmektedir ve bu ilginin Türkiye’ye de dolaylı etkileri olabilir.

Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği Rusya’nın Arktik bölgesine dönük ilgisinin artmasına paralel olarak süreçten bütünüyle olumsuz etkileneceğini öngörmek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Hatta KDY’nin daha çok kullanılmaya başlanmasıyla Rusya’nın ihraç edeceği petrol ve doğalgazı Boğazlardan tankerlerle geçirmeye yönelik Türkiye üzerinde oluşturduğu baskı azalacaktır. Bölgedeki yeni keşiflerle birlikte orta ve uzun vadelerde enerji arzının artmasına paralel olarak fiyatlarda yaşanacak olası düşüşlerin de Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına hizmet edeceği de ortadadır. Bununla birlikte KDY’nin popülarite kazanmasıyla birlikte Doğu Akdeniz’in öneminin bir miktar azalacağı ve bölge ekonomilerinin nispeten olumsuz etkilenebileceği öngörülebilir.(31)

Sonuç

Rusya, Arktik bölgesinde kıta sahanlığı üzerinden MEB iddialarını BM Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde gerçekleştirdiği yönünde bir izlenim oluşturmaya, böylece uluslararası hukuk ilke ve normlarına saygılı bir aktör görüntüsü sergilemeye özen göstermektedir. Bununla birlikte bölgede askeri faaliyetler gerçekleştirmesi ve ulusal güvenlik bakımından gerektiğinde operasyonel güç unsurları bulundurma hususundaki ısrarcı tutumu diğer başlıca bölgesel oyuncular konumundaki ABD, Kanada, Norveç ve Danimarka’yı karşı askeri önlemler almaya itmiştir. Moskova, Resmi Belge’de Arktik bölgesine kıyıdaş ülkelerle yakın işbirliğine gidileceğini açıklayarak ve ulusal çıkarlarını "savunmacı" bir yaklaşımla ifade ederek "saldırgan ülke" imajını kırmayı hedeflemektedir.

Bölgedeki zengin doğal kaynakların keşfi ve işletilmesi Rusya için öncelikli hedef olarak değerlendirilmekte, bu kapsamda 2020 yılına kadar Rusya’nın Arktik bölgesinde "lider enerji ülkesi" haline gelmesi amaçlanmaktadır. Bu hedef oldukça maliyetli ve uzun vadeli altyapı yatırımlarının yapılmasını gerektirmektedir ve Moskova’nın yüksek enerji gelirlerine karşın bu maliyetleri karşılamak noktasında şüpheler oluşmaktadır. Kuzey Deniz Yolu’nun işlerlik kazanmaya başlaması durumunda Rusya’nın buradaki deniz trafiğinin ana kontrolörü olma gayesi bilinmektedir. Bu bağlamda deniz yolu trafiğinden elde edilecek gelirlerin yanında Rusya’nın alternatif deniz ticaretinde önemli bir rol üstlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Rusya’nın Arktik’e kıyıdaş olmayan başlıca oyuncular konumundaki Çin, Japonya ve Güney Kore ile uygun düzenleme ve anlaşmalar gerçekleştirmesi sonucunda Batılı ülkelerin bölgedeki deniz ticareti üzerindeki nüfuzunun azalabileceği beklenmektedir. Nitekim böyle bir sonucun özellikle ABD’nin en çok çekindiği senaryolardan birisi olduğu bilinmektedir.

Türkiye, Arktik Konseyi’ne daimi gözlemci üye statüsü kazanarak Konsey’de hem daha saygın bir konum elde etmek hem de bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeyi amaçlamaktadır. Arktik bölgesinde yaşanan gelişmeler kısa vadede Türkiye için risk unsuru oluşturmasa da yeni hidrokarbon yataklarının keşfi ve KDY üzerinde iklim koşullarına bağlı olarak deniz ulaşımı ve ticaretinde yaşanacak gelişmeler Doğu Akdeniz havzası üzerinden Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara’nın bu noktada bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeye yönelerek, ekonomik ve ticari alanlarda uzun vadede ortaya çıkabilecek olumsuz etkenlere karşı şimdiden önlemler geliştirmeye başlamasında yarar vardır.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: