İRAN DOSYASI : RADİKAL Şİİ HASAN NASRALLAH VE BİRBİRİNİ YALANLAY AN KONUŞMALARI

İRAN ANALİZ / Hizbullah örgütü genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın birçok konuşmasında önceki iddiaları, konuşmaları ve sözlerinin tam aksini söylediği, yalanlarla bezenmiş bir şekilde kendi kamuoyuna hitap ettiği tarih ve bazı detaylarla ortaya kondu.

Suriye halkına karşı korkunç katliamlar işlerken yüzlerce üst düzey komutanını, sahadaki uzmanlarını ve binlerce militanını kaybetmesine, ağır hezimetler almasına rağmen Şii müntesiplerini ve kamuoyunu teskin etmek yönünde konuşmalar yapıyor Nasrallah. İlk başta sözde sınırda yaşayan Lübnan asıllı Şiileri koruma amacıyla Suriye içinde bulunduklarını iddia eden Nasrallah’ın bu konuşmasının, kısa bir süre sonra sınırın kilometrelerce içerisinde Humus, Hama ve başkent Şam’da katliamlar işlerken Suriye direniş güçlerince öldürülen militanlarının ortaya çıkmasıyla yalan olduğu anlaşıldı. Dahası sözde mukaddes yerleri korumak için değil Esed şebbihalarıyla birlikte tanklarda, zırhlı araçlarda, kollarında sarı bantlarıyla, mezhepçi sloganları ve Lübnan lehçeleriyle konuşan militanlarını videoları sızdırıldı. Bunların Suriyeli sivillere yaptığı işkence, yaralıları kamyonetten atıp kurşunlayarak infaz ettikleri, sivil yerleşim yerlerini Ya Ali, Ya Hüseyin, Ya Zeyneb naralarıyla füze ve havan toplarıyla bombaladığı yüzlerce video youtube ve sosyal paylaşım sitelerinde yer aldı.

Hasan Nasrallah, kendisini saklama, olduğundan farklı gösterme, karakter ve şahsiyet bozukluğunu daimi kılan ve Şiilerin sözde ‘dini’ diye meşrulaştırdığı ‘takiyye’ inancı gereği her ortam ve fırsatta yalan söylemekteydi. Hem kendi kamuoyuna hem İslam dünyasına, tv ekranlarında alenen büyük iddialar ama arkası boş sloganlar ile hitap etmekteydi. Önce varlığını inkar ettiği Suriye’de, sonuna kadar Esed rejiminin yanında yer alacaklarını söylemekte, artan kayıpları üzerine savaşın tüm Suriye sathında bizzat kendilerinin de bulunduğu şekilde hayat-memat meselesi olarak gördüğünü ileri sürmekteydi.

9 Ocak 2013 tarihinde yaptığı uzun konuşmasında hala netlik kazanmayan ama İsrail’in yaptığı iddia edilen Şam bombardımanındaki hedefin Suriye’yi İsrail düşmanıyla anlaşmazlıktaki güç dengesinden çıkarmak olduğunu iddia etmekteydi! Stratejik hedef ise Nasrallah’a göre aynı şekilde stratejik bir hedefla karşılık bulacaktı!!! Bu da İsrail saldırısına misilleme olarak sadece Suriye füzelerinin işgal edilmiş Filistin’e atılması değil fazlası olacaktı! 1970′den bu yana benzeri kof iddiaları Esed rejiminden çokça duyan, ama İsrail işgal güçlerine tek bir kurşun dahi atıldığına tanıklık etmeyen Suriye, Arap ve dünya kamuoyu Nasrallah’ın bu sözlerine de gülüp geçti. Zira defalarca Suriye hava sahasını ihlal edip çeşitli hedefleri vuran, Esed’in sarayını dahi taciz eden İsrail kendisi açısından asıl düşmanın Hamas ve İslami hareketler olduğunu açıkça ilan etmişti. 1982′den bu yana bin İsrail askerinin dahi ölmediği, birkaç göstermelik ve Lübnan’ın yerle bir edilmesine neden olan savaş haricinde Hizbullah örgütü hiçbir zaman ciddi tehdit olmamıştı. 2006 yılındaki savaşta 121 İsrail askerinin öldürüldüğü yönündeki istatistikler, sınır bölgelerinde birçok Sünni direnişçinin de savaştığı dikkate alındığında yine Şii örgütün bu adımının propaganda amaçlı olduğunu ortaya koyuyor.

Nasrallah süsleyerek yaptığı konuşmasında, bir misilleme olarak şunların yapılacağını iddia etmekteydi :

1- Suriye rejimi daha öncesinde elde etmediği nitelikteki silahları Hizbullah’a verecekti’

2- Golan cephesinde halk direnişine kapı açarak bu cepheyi ilan edecekti!

3- Esed ordusu füzesavarlarını hazırlamış ve yönünü Filistin’deki hedeflere kitlemişti!!!

Bu konuşmadan dakikalar sonra Esed, İran-Şii ve Hizbullah medyası bu palavraları farklı dillerde servis ederek, 40 yıllık hikayenin güncellenmiş halini yaldızlı cümlelerle yayınlayacaktı. Ancak 1970 yılından bu yana İsrail’den, 1979 yılından bu yana Humeyni-Hamaney İran’ından ve 1982′den bu yana Hizbullah örgütünden benzeri içi boş tehditleri duymaya alışmış İsrail rejiminden bir karşı cevap dahi gelmeyecekti. İsrail bu tür şeylere tenezzül edip açıklama dahi yapmayacaktı. Hatta bunu ciddiye almadığını 30 Kasım 2013 tarihinde Hizbullah terör örgütüne gittiği sanılan füzelerin bulunduğu bir Suriye içindeki hedefi bombalayacaktı! Öyleki sadece 2013 yılı içinde beş defa Esed rejimi İsrail güçlerince resmen ilan edilmese de vurulacak, yine ne Esed, ne İran, ne de uzantısı Hizbullah veya diğer gruplardan çıt çıkmayacak, tehditler ve misilleme yapılacağı yönündeki haberler siteleri, manşetleri dolduracaktı!

Kendisini bir dini lider, bir kanaat önderi, bir direniş hareketi komutanı gibi lanse ettiren Hasan Nasrallah’ın yaptığı konuşmalarda, özellikle siyasi olanlarında, verdiği mesajların muhalif diğer siyasi partilerden oldukça farklı olduğu, konuşmalarının önceki konuşmalarıyla tamamen çeliştiğini, birbirini yalanladığı uzmanlar ve gazeteciler tarafından ortaya konmaktaydı.

En azından 2006 yılından bu yana cemaatine ve müntesiplerinin zihnine sürekli Amerika ve İsrail’i düşman olarak kodlayan Nasrallah, Amerika’nın bölgedeki derdinin İsrail’in güvenliğini temin etmek olduğunu söylemekteydi. Her ne olduysa oldu ve nükleer müzakare pazarlıklarında İran, Büyük Şeytan Amerika ve diğer batılı güçlerle anlaşınca, ondan talimat alan Hizbullah ve İran-Şii lobisine de bunu tevil edip, 180 derece dönecekleri yeni bir dil ve taktik geliştirme görevi kaldı!

İRAN-ABD ARASINDAKİ NÜKLEER MÜZAKARE ANLAŞMASI SONRASI 160 DERECE DÖNEN HİZBULLAH

9 Ağustos 2006 tarihli konuşmasında Nasrallah, İsrail’in ABD adına saldırı yaptığını söylemekte, ABD’nin uluslarararası ateşkes kararını bozarak İsrail çıkarlarına hizmet ettiğini belirtmekteydi.

19 Temmuz 2012 tarihinde bölgedeki ilk ABD projesinin İsrail olduğunu kaydeden Nasrallah, Suriye katliamlarına tüm gücüyle katıldıktan sonra ABD ile İsrail’in Suriye’yi düşürmek istediklerini öne sürmekteydi. Ancak buna karşın bölgede ve dünyadaki Suriye’nin dostları, Esed rejiminin Amerika, İsrail ve tekfirci örgütler eliyle yıkılmasına müsade etmeyecekti! 30 Nisan 2013 tarihli konuşması.

Aşura konuşmasının ilk kısmında ise İran etkisinin ve dönüşümünün nasıl bariz bir şekilde ortaya çıktığı görülecekti. Nasrallah bu sefer kıvırtarak yaptığı konuşmasında ilk defa Amerika ile İsrail’i birbirinden ayıracaktı. Her nedense 30 yıldır hedef aldığı ABD, Velayeti Fakih rejimiyle müzakere ettikten sonra Nasrallah açısından farklı bir yere konulacaktı. Ona göre ABD ne İsrail için ne de bölgedeki araçları için çalışmamaktaydı! Amerika sadece Amerika’da çalışmaktaydı, İsrail ise Amerikalılar nezdinde! Öyleki Nasrallah, Amerika’nın çıkarları ve hesapları nedeniyle Suriye’ye el atmadığını, buraya uzanmadığını, çıkarları için çalıştığını söyleyecek kadar açık sözlü ifadeler kullanacaktı! Amerika, İsrail’in çıkarlarını gerçekleştirmek için çalışıyor diye binlerce konuşması, demeci ve beyanı bulunan Nasrallah’ın yeni kullandığı ‘Amerika kendi çıkarı için çalışıyor’ cümlesi bu 160 derecelik dönüşü göstermekte, iki cümle arasındaki ciddi farkı ortaya koymaktaydı. Başından beri Suriye devrimini karalayan, Amerikancı olmakla suçlayan Nasrallah, Şii elitler ve tabanı birden çark etmekteydi! Ancak şaşkınlık ve hayretle karşılanması gereken bu konuşma her nedense dogmalar, efsaneler, uydurmalar, İslamın temel ilke ve esaslarından uzak bir zihniyet ile şekillendiren Şii kitle tarafından gayet normal karşılandı, hatta kendilerini açıkça yalanlayan, söyledikleri tüm iddiaları boşa çıkartan bu konuşma sessiz sedasız satır aralarında kayboldu gitti!

Kendisini sözde Amerikan veya İsrail karşıtlığı üzerinden tanımlayan, böylece meşruiyet devşiren veya öyle olduğu yönünde bir propaganda yapan Hizbullah örgütü de, finansörü ve ana destekçisi İran ile Esed rejimi de yaşanan Arap Baharı devrimleri ve gelişmelerle birlikte İslam dünyasında, uluslararası kamuoyunda tamamen boşa düştü. Tüm bunların koca bir propaganda olduğu, radikal ve tekfirci Şii düşüncesinin yayılmasına hizmet etmekten başka işe yaramadığı, İran-Şii ekseninin ne İsrail, ne ABD ve ne de Batı dünyası açısından akidevi, entelektüel, askeri, ekonomik, sosyal veya uluslararası arenada kesinlikle bir tehdit unsuru olmadığı gerçeğini ortaya çıkartacaktı.

Kendileri dışındaki herkesi karalamak için Amerikancı, Siyonist-İsrail, batı yanlısı diye lanse ederek bir varlık alanı oluşturmaya çalışan, bunlara uymadığı ve kılıf bulmakta zorlandığı durumlarda tekfirci, suud, körfez, petrodolarla beslenen, kaideci, selefi vs gibi sıfatlar bulan İran-Şii ekseni ciddi bir kriz içerisine girmişti. Suriye devriminin açıkça ortaya koyduğu bir gerçek de ABD, İsrail ve küresel güçlerin tıpkı İran, Şii terör örgütleri kadar Beşşar Esed rejimine destek verdiği, bu rejimi ayakta tutmaya çalıştığı idi. Bu noktada uygulanan siyasetin her iki taraf açısından da birçok yerde kesiştiği görülecekti. Örneğin Beyrut’taki ABD elçisi ile görüşen herhangi bir Lübnanlı siyasetçiyi hemen karalayan, hedef tahtasına oturtan Hizb, nükleer müzakereler için Amerika ile anlaşan İran’ın bu siyaseti üzerine çark edecek, aynı konuma düşecekti!

10 Muharrem konuşmasında Nasrallah, Suud’un Lübnan hükümetinin kurulmasını baltaladığını iddia etmekteydi. İran nükleer müzakerelerinin sürdüğünü, bunun neticesinde Hizbullah mevzusunun belki biteceğini, belki içinde Hizbullah’ın yer almadığı bir hükümetin kurulabileceğini söylemekteydi. Aynı cümlesinde biraz sonra Suud’un İsrail’in yanında durduğunu, İran ve batı ülkelerinin uzlaşmasını şiddetli reddettiğini iddia etmekteydi. Netanyahu’nun da prensip olarak bu müzakerelere karşı olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirip, onu bazı arap devletlerinin resmi sözcüsü şeklinde nitelendirmekteydi! Yani İran, Büyük Şeytan ile anlaştıktan sonra kuklası örgüte ve başkanına düşen hiç şüphesiz bu durumu son derece pragmatist bir şekilde kendi geçmişini inkar etme anlamına da gelse söylemekten başka şey değildi!

Bakanların belirlenmesi ve sayılarıyla ilgili olarak da söz alan Nasrallah, kendilerinin altı ay, bir veya iki yıl sonrası için herkesi tatmin edecek olan 6-9-9 formülüne işaret çekmekteydi. 10 Muharrem konuşmasından saatler sonra ise kendi fanatik kamuoyu ve dünyanın gözleri önünde yalan söylemekteydi. Kendilerinin Suriye (yani Esed rejimi)’nin bekası, Lübnanın, Filistin’in bekası, direniş ve direniş eksenin bekasını birkaç hükümet bakanlık koltuğuna bağlı olmadığını, bunun bir anlam ifade etmediğini söyleyecekti! Arka taraftan da gerçekteki gücünün tam aksine daha fazla koltuk, hükümet ve devlet kurumlarını ele geçirmek için daha fazla güç elde etme yönünde elindeki silahı, bombalı saldırıları ve terörü her şekliyle kullanacak, muhalif sesleri susturmaya çalışacaktı.

Nasrallah’ın konuşmaları ve savunduklarıyla sürekli tenakuz eden bir tavır sergilediğini ancak konunun uzmanları ortaya koyup sınırlı araçlarla ilgililerine ulaştırıyor. Örneğin Nasrallah yine partisinin (Hizb), ordu, halk ve direniş üçlüsü ilkesine bağlı kaldıklarını iddia etmekteydi. Ancak Muharrem konuşmasında ise Lübnan’da hükümet kurma şartı olarak bizim Suriye’den çekilmemizi isteyenler, gerçekleşmesi imkânsız bir şart öne sürüyorlar ve bunu kendileri de biliyorlar. Herkes şunu çok iyi bilsin ki Suriye’yi pazarlık konusu etmeyeceğiz; Lübnan’ı ya da Filistin meselesini, bir bütün olarak direniş eksenini katiyen pazarlık konusu etmeyeceğiz. Tüm bunları da hükümette bakanlık elde etme pahasına değiş tokuş edecek değiliz! diyebilmekteydi. Sözde ordu ve halk demesine rağmen tek başına kararlar alıp komşu Suriye halkını katletmekte, ordunun sınırda bulunmasına izin vermemekte, Sayda, Trablus ve Beyrut’ta Sünnileri terör saldırılarıyla hedef almaktaydı.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: