ARAŞTIRMA DOSYASI : Bir yiğit Ar-Ge yapsa gör başına neler gelir !

Türkiye’nin ekonomide ilk 10’a girebilmesinin yolu Ar-Ge’den geçiyor. Bu amaçla yola çıkan girişimcilerin önünde ise çok sayıda engel var. Ar-Ge verilerimiz maalesef gelişmiş ülkelerin çok gerisinde.

Türkiye’nin 2023 hedefi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmek ve ihracatı 500 milyar dolara yükseltmek. Bu hedefin önündeki en büyük engel olarak ‘orta gelir tuzağı’ adı verilen kişi başına düşen millî gelirin bir seviyeden sonra artırılamaması gösteriliyor. Katma değeri yüksek ürünler üretemeyen ülkeler hammadde ve fiyatı düşük ürün ihracatı ile tabii kaynaklarını tüketiyor. Sürdürülebilir bir gelir sağlayamıyor. Çevreci bir bakışla fazla enerji ve hammadde tüketerek çevresini kirletiyor. Çevre ve sağlık maliyetleri de hesaba dâhil edildiğinde böyle bir memleket, üretirken tükenmiş oluyor. Bu kısır döngüyü aşmanın yolu; araştırma ve geliştirme moda tabiri ile Ar-Ge faaliyetleriyle yükte hafif pahada ağır mamuller üretmek. Markalaşmak, patente, tasarıma ve inovasyona hak ettiği önemi vermek.

Hamasi nutuklara bakıldığında hemen herkes Ar-Ge’ye ne kadar değer verdiğini anlatsa da bu işe kalkışanlar önemli güçlüklerle karşılaşıyor. Türkiye, nerdeyse iki asır gecikmeyle girdiği Ar-Ge pazarında 10 sene öncesine kıyasla hızlı bir gelişme gösterse de hâlâ gelişmiş ülkelerin çok gerisinde. Dünyadan bir örnek vermek gerekirse 1960’lı yıllarda Güney Kore’nin millî geliri Türkiye’ninkinin yarısı kadarken bugün Türkiye’yi ikiye katlamış durumda. G. Koreli Samsung firmasının 2012’de tek başına 150 milyar dolardan fazla ihracat yaparak Türkiye’nin ihracatını yakalamasından alınacak büyük dersler var. Türkiye’nin 2023 öncelikli hedeflerinden biri Ar-Ge harcamalarının gayri safi millî hâsılaya oranının yüzde 3’e çıkarılması. Yenilikçi çalışmalardan bahsedilirken, Ar-Ge, inovasyon, Ür-Ge gibi kavramlar sıkça kullanılıyor. En temel manada Ar-Ge; paranın bilgiye dönüşmesi, inavasyon da bilginin paraya dönüşmesi olarak tanımlanıyor. Ür-Ge ise mevcut olan bir ürünün niteliklerinin geliştirilmesi.

Türkiye’de Ar-Ge en fazla üniversitelerde yapılıyor. Sanayi kuruluşları ve ferdî girişimciler bunu takip ediyor. Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ) ise senelik 250’den az personel istihdam eden ve satış hâsılası 25 milyon lirayı aşmayan işletmeler diye tanımlanıyor.

Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri için önemli destekler veriliyor. Önceleri sadece büyük şirketlerin yaptığı çalışma olarak görülen Ar-Ge artık küçük ölçekli şirketlere kadar indi. Hatta bazı sektörlerde üretim içinde Ar-Ge bölümleri yer alırken, artık üretim Ar-Ge’nin içinde kabul ediliyor. Şirket ancak bu sayede geliştirdiği ürünlerle sağlıklı şekilde varlığını sürdürebiliyor. Şirketlerin marka değerleri, gerçek değerlerine (gayrimenkul, makine, ürün vs.) kıyaslanmayacak kadar yüksek rakamlara ulaşıyor.

Ar-Ge merkezleri arttı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Sanayi Bakanlığı’nın verilerine göre, ülkede yaklaşık 1 milyon 200 bin ticari firma ve 85 binin üzerinde sanayi işletmesi bulunuyor. Çeşitli mühendislik dallarından mezun olmuş 700 binden fazla mühendis çalışma hayatında yer alıyor.

Türkiye’deki Ar-Ge merkezlerinin sayısı da 2008’de 19 iken 2013 itibarıyla 134’e yükseldi. Özel sektör bünyesinde açılan merkezlerde yeni ürünler geliştirilmeye çalışılıyor. Ar-Ge faaliyetini bünyelerine alan şirketler hem kanunla tanınan desteklerden istifade ediyor hem de araştırma geliştirme faaliyetlerini kurumsallaştırıyor. 15 bine yakın personel buralarda istihdam ediliyor.

Ar-Ge’nin önemli bir ayağı teknoparklar. 2001’de uygulamaya konan sanayi, araştırmacı ve üniversiteyi buluşturan teknoparkların sayısı 32’ye ulaşmış durumda. Faaliyette olmayan ve altyapı çalışmaları devam eden 13 teknopark var. Bu bölgelerde 2 binin üzerinde firma faaliyet gösteriyor, 20 bin kişiye istihdam imkânı sağlanıyor. Daha çok tasarım, nanoteknoloji, biyoteknoloji, otomotiv, tıp, yenilenebilir enerji konularında 5 binin üzerinde proje hazırlanıyor. Teknoparklardan ihracata sağlanan katkı 600 milyon doları geçti, 301 de patent alındı.

2009’da başlatılan diğer bir program Tekno Girişim Sermayesi Desteği Programı. Bu destek, örgün eğitim veren üniversitelerden 1 yıl içinde mezun olabilecek ya da mezuniyetinin üzerinden 5 sene geçmemiş genç müteşebbislere veriliyor. Teminat alınmaksızın 100 bin lira olan desteğin süresi 12 ay. Bu programa 3 bin 500’e yakın başvuru olurken, 800 kadar girişimci ile sözleşme imzalandı.

Genç girişimcilere verilen destekten faydalanarak kendi şirketini kuran Candeniz Uysal, Ar-Ge ile piyasaya giren firmaların hayatta kalmasının zor olduğunu yaşayarak tecrübe etmiş. Uysal, destek alınan yeni projeyi yapmanın zaman aldığını, tamamlandığında ise elde sadece prototip olduğunu belirtiyor. Uysal’a göre, bu çalışmalar sırasındaki destek, masrafları karşılamaya yetmiyor. Ar-Ge yapan firmalar günlük ihtiyaçlarına yetecek rutin işlere yöneliyor, bu sefer de günlük işlerle Ar-Ge arasında kalınıyor. Proje desteklerinde paranın iş yapıldıktan sonra verilmesi büyük şirketler için samimiyet göstergesi. Aynı durum küçük şirketler için ise büyük handikap.

TİM, 2 yıldır hafta düzenliyor

Ar-Ge Proje pazarları bu sahada çalışan tarafların fikirlerinin buluşma ortamı. 2002’den bu yana 50’ye yakın pazar organizasyonu gerçekleşti. Gelişmiş ülkelerde bu pazarlar senenin her günü faaliyette. Türkiye’de ise maalesef birkaç güne paylaştırılmış durumda. Bu sebeple istenen fayda tam olarak sağlanamıyor. Pazarlarda fikre sahip olan akademisyen ya da girişimci ile finans sağlayacak kişi veya kurum bir araya getiriliyor. Genellikle henüz ortaya çıkmamış gelirin paylaşımı yüzünden proje tarafları buluşmuş olsa dahi ilerleme görülemiyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi 2 senedir Türkiye İnovasyon Haftası düzenliyor. Eylülde Kimyevi Maddeler ve Mamulleri, ekimde ise Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçı Birlikleri geniş çaplı Ar-Ge Proje pazarları düzenliyor. Diğer birliklerin katılımıyla bu sayı 8’e çıkıyor. Ayrıca, 17 farklı tasarım yarışması yapılıyor. Kasım sonunda ise üst çatı olan Türkiye İhracatçılar Meclisi büyük organizasyonu gerçekleştiriyor. Etkinlikler dünyada ve ülkemizde fark oluşturan profesyoneller, sanayiciler, akademisyenler ve öğrencilerin katılımı ile gerçekleşiyor. Ayrıca TÜBİTAK ve TPE desteği ile bir fuarcılık firmasının düzenlediği İnovasyon Fuarı her sene eylülde İstanbul’da gerçekleştiriliyor. Burada daha çok mucitler ferdî projelerini görücüye çıkarıyor.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Türkiye’de yeni fikrin çok fakat bunu uygulamaya aktaracak teknolojinin eksik olduğuna dikkat çekiyor. Büyükekşi, inovasyon haftası için bir araya geldiği rektörlere de üniversite-sanayi işbirliğinin hedeflenen seviyede olmamasından yakındığını söylüyor: “Teknokentlerde yoğunlaşan çalışmalar daha çok bilgi teknolojileri üzerine. Bu yeterli olmaz. İşin sanayi kısmı ihmal ediliyor. Bizim daha çok sanayi ile ilgili de Ar-Ge ve tasarım yapmamız lazım. Bununla ilgili şirketlerin çalışmaları var. Ama üniversite bünyesindeki teknoparklarda da bunun yapılması gerekiyor. Üniversite ve sanayici birbirinden habersiz. Bizim Türk sanayicisi olarak iki tarafı bir araya getirmemiz lazım.” Büyükekşi, üniversitelerin kendi bulundukları bölgedeki ekonomik faaliyete göre uzmanlaşmaları gerektiği görüşünde.

Tüm bu olumlu gayretler dünya ile kıyaslandığında daha alınacak çok yol olduğu ortaya çıkıyor. 2012’de bir önceki seneye göre ülkemizde yerli patent sayısı yüzde 10 oranında artarak 4 bin 362’ye, yerli faydalı model sayısı ise yüzde 17 artarak 3 bin 722’ye ulaştı. Toplam buluş sayısına bakıldığında Türkiye’deki tüm yerli patent sayısı IBM şirketinin Amerika’da 2012’deki 6 bin 478 adetlik patent sayısından 2 bin 116 adet daha az. Bir başka deyişle Türkiye’deki 100 bin adedin üzerindeki fabrika, 170 üniversite, 700 binden fazla mühendis bir senede IBM’in yaptığı patent alabilecek çalışma yapamadı. ABD’de Edison ampulün patentini 27 Ocak 1880’de 223898 numara ile aldı. Aynı ülkede 1 milyonuncu patent 1911’de verildi. Bugünkü patent sayısı 12 milyonun üzerinde. Gelelim Türkiye’ye; Patent Kanunu’nun çıktığı 1879’dan bugüne yaklaşık 12 bin başvuru yapıldı. Senelik başvuru sayısı 2002’de 414 iken 2012’de 4 bin 543’e çıktı. Sadece G.Kore’de 2009’da 200 bin patent başvurusu yapıldığı düşünülürse Evlad-ı Fatihan bu konuda hâlâ ‘nal topluyor’ diyebiliriz!

Bu durumun başlıca sebeplerini sektörün içindeki aktörlerle konuştuk. Ar ge konusunda KOBİ’lerin en zorlandığı hususlar, destek süreçlerinin ve başvuru şekillerinin birbirinden farklı ve karmaşık olması. Birçok kurum tarafından Ar-Ge çalışmalarına destek verilmesi kafaları karıştırıyor. Başvuru sahipleri destek programlarının seçiminde sağlıklı ön değerlendirme yapamıyor. Firmalar, destek programlarının kendi yapılarına uygunluğunu yeterince analiz etmiyor. Birçok proje fiilen tamamlansa da destek programında amaçlanan hedeflere tam olarak ulaşılamıyor. Destek programları arasındaki farkların anlaşılması için tüm destek veren kurumların bütün şartlarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu durum da uzmanlık istiyor ve epey zaman alıyor. En başta gelen destekçi kurumlar ve program isimleri şöyle: TÜBİTAK, TEYDEP Ar-Ge Destekleri, Bilim ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge Destek Programları, KOSGEP Ar-Ge, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı.

5746 sayılı Ar-Ge Kanunu uyarınca da bu amaçla çalışanlara Ar-Ge indirimi, gelir vergisi stopajı, sigorta prim desteği, damga vergisi istisnası gibi mali teşvikler sağlanıyor.

Sektörün önde gelen firmalarından Adres Patent Genel Müdürü Avukat Ali Çavuşoğlu, teşviklerin büyük bölümünün 50 ve üzerinde tam zamanlı mühendis çalıştıran Ar-Ge merkezlerine verildiğini; ancak bu merkezlerden çoğunun senede 5 patent başvurusu bile yapamadığını söylüyor. Bunu patent hedefine yönelik çalışma yapılmamasına bağlayan Çavuşoğlu, teşviklerin, Ar-Ge çalışması yapan tüm iş yerlerine verilmesi gerektiğini belirtiyor. Çavuşoğlu’na göre, Ar-Ge çalışması yapan bin firma ise başlangıçta belirli bir sermaye şartı getirildiğinden dolayı bu imkâna sahip olmayan şirketlerin devlet desteğinden faydalanamadığının altını çizdi: “Devlet desteğini yine en büyük firmalar almakta ve onların işine daha çok yaramaktadır. Ayrıca projesi olan bireysel mucitler de genellikle sermayesi olmadığından buluşunun prototipini yapamamakta ve bu nedenle buluşun ne işe yaradığını tam anlatamamakta, ticarileştirememekte.”

Türkiye’deki patent başvurularının üçte birinden fazlasını üreten Arçelik’in Genel Müdürü Levent Çakıroğlu, Ar-Ge için uygun iklim olduğu görüşünde. Yasal teşvikleri de yeterli bulan Çakıroğlu’nun yetersiz gördüğü konu Ar-Ge harcamalarının millî gelire oranının hâlâ gelişmiş ülkelerin seviyesini yakalayamaması. Bu konuda özel sektör ve kamunun bu harcamaları artırması gerektiğinin altını çiziyor.

Ar-Ge sektöründeki aktörlerden biri de akademisyenler. Mustafa Kemal Üniversitesi’nde Kemal Yıldızlı, sanayicilerle işbirliğinde zorlandıklarını belirtiyor: “Sanayici bir şey talep etmezse biz ihtiyaçları belirleyerek ona göre üretmeye çalışıyoruz. Bu arada iletişim olmadığı için biz projeyi bitirene kadar sanayici başka bir ürüne geçiyor. Sanayicilerden genel olarak Ar-Ge çalışmalarımıza ilgi yok.” Sadece üniversite imkânlarıyla stratejik ürün araştırmalarının yürütülmesinin zor olduğunun altını çizen Yıldızlı özel sektörün destek vermesi gerektiğini söylüyor.

Emrullah Destegül, 3 bin dolara ithal edilen kalp pilini kendi imkânlarıyla yaptı.

Ferdî girişimciler mağdur

Bir ürün geliştirmeye çalışırken belki en fazla mağdur olanlar ferdî girişimciler. Emrullah Destegül, Sivaslı bir girişimci. Türkiye’de olmayan cihazları yapmak için yola çıkmış. Önce hasta takibi yapan bir otomasyona imza atmış. Sonra tanesi yaklaşık 3 bin dolara ithal edilen kalp pilini aynı özelliklerde imal etmeyi başarmış. Destegül, ‘fikrini getir, desteği al’ şeklindeki sloganlara rağmen destek için başvuran ferdî müteşebbislerin yoğun bir prosedürle karşılaşmasından şikâyetçi: “Bir kaynakçı mesela kendi yaptığı işte bazı teknikler geliştirdiyse illa da yüksek mühendis olmasına gerek yok.” Ar-Ge yarışmalarından da şikâyetçi Destegül. Ona göre genellikle seçici jüriler akademisyenlerden oluşturuluyor. Durum böyle olunca teorik çalışmalar öne çıkıyor. Hatta bir defasında inovasyon yarışmasını kazanan katılımcı projeyi Destegül’ün hayata geçirmesini teklif etmiş. Yurtdışından Ar-Ge çalışmaları için parça getirdiklerinde gümrük vergisi ödemek zorunda kaldıklarından yakınan Destegül, bu konuda esneklik istiyor.

Tek geçim kaynağı 60 dönümlük zeytinliği olan çiftçi Osman Topuz da 2004’de ağaçlarının kurumasına yol açan Verticillium Dahlie hastalığına çare bulmuş. Organik bir ilaçla bu amansız hastalığı yenen Topuz, 2011’de patente müracaat etmiş. Ancak 3 yıl sonra alabilmiş. Bu arada alabildiği tek destek TÜBİTAK’ın verdiği 480 liralık patent desteği olmuş. Topuz son 9 senedir, patent ve üniversite çalışmaları için hep cebinden harcama yapmış. Dünyayı ilgilendirecek böyle bir buluşla kimsenin ilgilenmemesine karşı Topuz, “Benim suçum ilkokul mezunu ve yaşlı beyin olmak mı?” diye soruyor.

Türkiye İçin Stratejik Çıktılar

1- Destek süreçleri başvuru sahiplerinin niteliğine göre büyük şirket, KOBİ, ferdî girişimci, akademisyen, öğrenci farklı olmalı. Yerine getirilemeyecek yükümlülükler konulmamalı. 2- Destekler mümkün olduğunca az kurum ve az başlık altında verilmeli. Anlaşılır olmalı. 3- Atanacak değerlendirme jürisi teorinin yanında pratik tecrübesi bulunan uzmanlardan seçilmeli. 4- Ar-Ge faaliyetinde bulunmak isteyenlere kolay ulaşabilecekleri mali, hukuki ve teknik bilgilendirme faaliyetinde bulunulmalı. 5- Ar-Ge faaliyeti devam ederken mali, hukuki ve teknik olarak izlenecek yol haritası hakkında danışmanlık hizmeti verilmeli. 6- Geliştirilen ürünlerin inceleme, analiz, denetleme, izin, lisans gibi işlemlerinde kolaylık sağlanmalı. Mali durumu yetersiz girişimciler için destek verilmeli.

Destek talebi KOBİ’lerden

Desteklerden istifade etmek üzere TÜBİTAK’a 1995-2012 arasında 7 bin 142 firma tarafından 16 bin 442 proje başvurusu yapıldı. Firmaların yüzde 91’ine tekabül eden 6 bin 486’sı KOBİ. 9 bin 721 projeye 2,9 milyar lira destek verildi. Projelerin girişimci katkısıyla bedeli 5,6 milyar lira oldu. Başvurulan projelerin 12 bin 249’u (yüzde 75) KOBİ’lerden geldi. 4 bin 173’ü (yüzde 25) ise büyük firmalardan. Desteklenen 9 bin 721 projeden 6 bin 859’u (yüzde 71) KOBİ’lere ait (4 bin 582 firmadan 4 bin 81’i yani yüzde 89’u KOBİ).

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: