ARAŞTIRMA DOSYASI : Siyasetin illegal finansmanı can yakıyor

Siyasi partilerin nasıl finanse edildiği her zaman tartışılageldi. Almanya’dan İspanya’ya birçok siyasetçi, hatta başbakan yasa dışı bağış soruşturmasına uğradı. AB, 2001 yılında çıkardığı kanunla çözümü formüle etti: devlet yardımının dağıtılmasında denge, tam şeffaflık ve bağımsız bir denetim…

Yoğun gündem yüzünden bizde fazla tartışılmasa da siyasi partilerin nasıl finanse edildiği sorusuna verilen cevap düzgün çalışan bir demokratik sistem açısından hayati öneme sahip. Birçok gelişmiş ülkede partilerin mali yapısı son derece sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Yasa dışı bağışlar ya da karanlık ilişkiler, güçlü denetim mekanizmalarını derhâl harekete geçirirken açılan soruşturmalarda temsil ettiği makama bakılmaksızın birçok politikacı yargılanıyor.

İsrail’in geçen günlerde hayatını kaybeden eski başbakanı Ariel Şaron, Fransa’nın bir dönem önceki cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Almanya’da Hıristiyan Demokrat Parti’ye 25 yıl boyunca başkanlık yapan ve Almanya’yı birleştiren adam olarak anılan Hermuth Kohl, İspanya’nın mevcut başbakanı Mariano Rajoy ve eski başbakanı José María Aznar, Japonya Başbakanı Noboru Takeshita yasa dışı bağış ve rüşvet soruşturmalarına muhatap olan isimlerden sadece bazıları…

Türkiye’de ilk olarak 1965 tarihli Siyasi Partiler Kanunu’nun 74. maddesinde “parti ihtiyaçları ve parti çalışmalarında kullanılmak” üzere siyasi partilere verilen doğrudan devlet/hazine yardımı ilerleyen yıllarda defalarca değişikliğe uğradı. Önce 82 Anayasası ile yeniden düzenlendi daha sonra ise iktidara gelen değişik partilerin arzuları doğrultusunda ‘elden geçirildi’. Hâlihazırda uygulanmakta olan yüzde 7 barajı ise; AKP, CHP ve MHP dışındaki siyasi partilerin şimdilik hazine yardımı almasına müsaade etmiyor. BDP, Meclis’te grubu olmasına rağmen üyeleri seçime bağımsız girdiği için yardım alamıyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, önceki hafta 315,7 milyon lira tutarındaki hazine yardımının söz konusu partilere verilmesine onay verdi. Bu paranın 177 milyon 130 bin 328 lirası AK Parti’ye, 92 milyon 343 bin 259 lirası CHP’ye ve 46 milyon 233 bin 934 lirası MHP’ye ödenecek.

Elbette ülkemizdeki siyasi partilerin tek gelir kaynağı hazine yardımı değil. Şu andaki mevcut yapının 2001 yılından bu yana iktidarda olan AK Parti hükümetlerinin eseri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Örneğin son olarak 1 Temmuz 2012’de Türk Ticaret Kanunu’nda bir değişiklik yapan AK Parti firmaların da siyasi partilere bağışta bulunmasının önünü açtı. Bu tarihe kadar, birçok AB ülkesinde olduğu gibi sadece özel kişiler özel hesaplarından partilere bağışta bulunabiliyordu.

Söz konusu değişiklik Türkiye’nin yoğun gündemi arasında uzun sürmese de önemli tartışmalara sebep oldu. Zira, kanun değişikliği bir anlamda siyasi partilerin ticari firmalar tarafından yönlendirilebilir olmasının da önünü açıyordu. Türkiye’de siyasi partilerin finansmanı hâlâ tartışmalı bir konu. Bağışlar ve bağışçılar net bir şekilde bilinmediği gibi siyasi partiler ile özel firmalar arasındaki ilişkiler de tartışmalara neden oluyor. Özellikle ‘bağımsız denetim mekanizmalarının’ bulunmayışı ciddi bir eksiklik olarak göze çarpıyor.

Geçmiş yıllarda benzer tartışmaların yaşandığı AB’de siyasi partilerin maliyesi çeşitli denetim mekanizmaları tarafından yakından takip ediliyor. 2001 yılında siyasi partilerin finansmanı konusunda bir kanun çıkaran Avrupa Konseyi özetle; yapılacak kamu yatırımları ve özel yardımlar arasında bir denge bulunması, devlet yardımlarının partilere dağıtılmasında bir hakkaniyetin olması, özel bağışların son derece sıkı bir denetime tâbi tutulması, hesaplarda tam bir şeffaflık ve bağımsız bir denetim mekanizmasının oluşturulması gibi şartlar getirildi.

Avrupa Birliği bünyesinde faaliyet gösteren “Yolsuzluklarla Mücadele Grubu” GRECO’ya göre Türkiye’de siyasi partilerin finansmanı konusunda ‘ciddi sıkıntılar’ bulunuyor. En son 23 Mart 2012’de Türkiye’de siyasi partilerin finansmanıyla ilgili kapsamlı bir rapor yayımlayan GRECO, Türkiye’ye siyasi partilerin finansmanı üzerindeki denetimlerin artırılması tavsiyesinde bulunmuştu. Partilerin finansmanıyla ilgili ihlallerin ve yolsuzlukların soruşturulması ve kolluk kuvvetleriyle daha yakın işbirliği de dâhil olmak üzere “siyasetin finansmanının proaktif bir şekilde denetlenmesi” çağrısında bulunan GRECO ayrıca Türkiye’de siyasi partilerin denetiminin sınırlı olduğunu ve partilerin kendileri tarafından sağlanan bilgilerin ötesine geçmediğini vurgulamıştı.

Peki, bu meselenin altından dünyanın başka ülkelerinde nasıl kalkılıyor? Siyasi partilerin finansı nasıl hallediliyor, ne gibi tedbirler var?

Almanya: Her yıl rapor veriyorlar

Almanya, tarihinde çeşitli kereler siyasi partilere yapılan yasa dışı bağış skandallarıyla sarsıldı. Söz konusu skandallar denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine ve siyasi partilerin finansmanıyla ilgili kanunların sıkılaştırılmasına sebep oldu. Hâlihazırda Almanya Siyasi Partiler Kanunu’nun 18. maddesine göre bir partinin devlet yardımından yararlanma hakkı elde edebilmesi için son genel seçimlerde ya da Avrupa Parlamentosu seçimlerinde geçerli oyların yüzde 0,5’ini veya eyalet parlamentosu seçimlerinde geçerli oyların yüzde 1’ini almış olması gerekiyor. Devlet yardımına hak kazanan partiler son seçimde elde ettikleri ilk 5 milyon oyunun her biri için 0,85 avro, 5 milyonun üzerindeki her bir oy için ise 0,70 avro yardım alıyor. Ayrıca partiye bağış yapan kişi başına da yılda 0,38 avro ilave yardım söz konusu.

Siyasi partilerin özel kişi ya da kurumlardan topladıkları yardımlar ise Almanya’da sık sık tartışmalara neden oluyor.

Almanya siyasi tarihinin en önemli yasa dışı bağış skandallarından biri 80’li yılların başında yaşandı. Flick Holding isimli bir şirketin bazı siyasi partilere yasa dışı yollarla bağış yaptığının ortaya çıkmasıyla patlak veren skandal sonrasında birçok milletvekili sorgulandı ve dönemin ekonomi bakanı Otto Graf Lambsdorff, istifa etmek zorunda kaldı. 1999 yılında ise bu sefer eski Başbakan Hermuth Kohl’un adı yasa dışı bağış skandalında geçiyordu. Uzun süre suçlamaları reddeden Kohl, ısrarlı kamuoyu baskısından sonra bazı firmalardan yasa dışı yollarla bağış aldığını itiraf etmişti. Kohl 25 yıl boyunca Hristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) başkanlığını yapmıştı ve Almanya’yı birleştiren adam olarak biliniyordu.

Yaşanan bu skandalların akabinde Almanya’da siyasi partilerin özel şirketlerle olan ilişkileri çok daha sıkı bir şekilde kontrol edilmeye başlandı. Ancak buna rağmen benzer iddialar günümüzde de gündeme gelmeye devam ediyor. Son olarak Merkel’in başında bulunduğu Hristiyan Demokrat Parti’nin, otomobillerin karbon salımı konusundaki ağır yasaların AB genelinde geciktirilmesi karşılığında otomobil devi BMW’nin sahipleri ve aile üyelerinden 690 bin avro yakın bağış kabul ettiği iddia edilmişti. Hıristiyan Demokrat Parti yönetimi BMW’den alınan bağışı kabul ederken bu bağışın söz konusu yasalarla bağlantısının olmadığını iddia etti.

Almanya’da siyasi partiler her yıl topladıkları bağışlarla ilgili Federal Meclis’e rapor vermek zorundalar. Söz konusu raporların meclise sunulmadan önce yetkili bir denetçi tarafından onaylanması gerekiyor. Bu raporlarda partilerin bütün gelirleri detaylı bir şekilde açıklanırken 10 bin avronun üzerindeki bütün bağışların da ifade edilmesi şart.

Fransa: Tüzel kişilerden bağış almak yasak

Fransa’da siyasi partilere yardım konusunda hararetli tartışmalar yaşandı. Siyasi yozlaşma tartışmalarının ayyuka çıktığı 1995 yılında çıkarılan bir yasa ile siyasi partilerin her türlü tüzel kişiden yardım alması yasaklandı. Zira bu tür yardımların kontrol edilmesi neredeyse imkânsız hâle gelmişti. Bazı siyasi partiler yardım aldıkları tüzel kişilerin talepleri doğrultusunda politika üretir hâle gelmişti. Bunun yerine sadece devlet yardımının getirilmesi hedeflendi. Elbette devlet yardımı da son derece sıkı bir şekilde kontrol edilecekti. Yine de siyasi partilerin finansmanı konusundaki sıkıntılar hâlâ giderilebilmiş değil. Zira sık sık yasa dışı bağış ve rüşvet iddiaları tartışmalara neden oluyor.

Fransa’da hâlihazırda her yıl partilere dağıtılacak devlet yardımı bütçe içerisinde ifade ediliyor. Bir partinin devlet yardımı alabilmesi için en az 50 seçim bölgesinde aday çıkarmış olması ve son milletvekili seçimlerinde geçerli oyların en az yüzde 1’ini almış olması gerekiyor. Bunun dışında yeni kurulan partiler ise en az 10 bin gerçek kişiden bağış toplayabilirse devlet yardımı almaya hak kazanıyor.

Almanya gibi Fransa’da da siyasetçiler ve siyasi partiler zaman zaman yasa dışı bağış almakla suçlandı. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz Fransa’nın eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy. 2007 ile 2012 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapan Sarkozy’nin 2007 yılındaki seçim kampanyası öncesinde L’Oreal’in sahibinden 150 bin avro nakit bağış aldığı iddia edilmişti. Söz konusu iddialar yargıya taşınmış, açılan soruşturma sonrasında Sarkozy’nin yargılanmasına gerek görülmemişti. Fran-sa’da partilerin finansmanının kontrolü Anayasa Konseyi (Conseil Constitutionnel) tarafından yapılıyor.

Portekiz: Asgari ücrete endeksli devlet yardımı

Portekiz’de siyasi partilere yardım konusunda dünyanın geri kalanından farklı bir sistem kullanılıyor. Partilere yapılacak yardımın miktarı partinin en son genel seçimlerde elde ettiği oy oranının aylık asgari ücretin 1/225’i ile çarpılmasıyla bulunuyor. Portekizliler bu sayede siyasi partilere yapılacak yardımın oranını o partiler tarafından belirlenecek olan asgari ücretle ilişkilendirmiş durumda. Daha fazla devlet yardımı isteyen parti asgari ücreti artırmak zorunda kalıyor. Devletin yapacağı toplam seçim yardımı genel ve yerel seçimlerde 2500, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 1250, bölgesel seçimlerde ise 250 asgari ücret olarak belirlenmiş durumda.

Devlet yardımının yüzde 20’si seçime katılan partiler arasında eşit olarak dağıtılırken geriye kalan yüzde 80 partilerin aldığı oy oranına göre paylaştırılıyor. Bir partinin devlet yardımı alabilmesi için en az kayıtlı seçmenin yüzde 0,6’sına tekabül eden 50.000 oy alması gerekiyor. Portekiz’de partilerin mali yapısı Portekiz Anayasa Mahkemesi tarafından denetleniyor. Mahkeme bünyesinde söz konusu denetimi yapmakla görevli EFPC (Entidade das Contas e Financiamentos Políticos) adı verilen özel bir birim bulunuyor. Partilerin yıllık hesapları ve seçim dönemlerindeki kampanya hesapları bu birim tarafından kayıt altına alınır ve internette yayımlanır.

Danimarka: Gizli bağış almak yasak

Dünyada yolsuzluğun en az olduğu ülkelerin başında bulunan Danimarka’da siyasi partilere yapılan bütün bağışlar şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmak zorunda. Partilerin ‘gizli bağış’ adı altında kişi ya da kurumlardan bağış alması mümkün değil. Buna rağmen hâlihazırda iktidarda bulunan Sosyal Demokrat Parti, partilerin finansmanıyla ilgili yasanın daha da sertleştirilmesini istiyor. Konu en son Birleşmiş Milletler Dünya Yolsuzluk Endeksi’nin açıklanmasının akabinde gündeme gelmiş ve Başbakan Helle Thorning Schmidt, “yolsuzluk endeksinde Danimarka’nın pozisyonunu korumak istiyorsak siyasi partilerin finansmanı konusundaki kanunu geliştirmeliyiz.” demişti.

Danimarka’da siyasi partilerin üyelerinden aldıkları aidatlar, devlet yardımları ve özel kişi ya da kurumlardan alınan bağışlar olmak üzere 3 temel gelir kaynağı bulunuyor. Ülkede işçi sendikaları oldukça güçlü durumda. Şu an iktidarda bulunan Sosyal Demokrat Parti genellikle bu işçi sendikalarından destek alırken, muhalefetteki Liberal Parti’nin de zengin iş adamları tarafından desteklendiği söylenebilir. 20 bin krondan fazla bağış yapan bütün bağışçıların açıklanması kanunen zorunlu. Devlet yardımı partiler arasında son derece hakkaniyetli bir şekilde dağıtılıyor. Öyle ki son genel seçimlerde 1000 oy alan siyasi partiler bile devlet yardımı alabiliyor. 2009 yılındaki seçimler akabinde partilere aldıkları oy başına 27,50 Danimarka Kronu (4 avro) kadar devlet yardımı verildi.

Japonya: Yasa dışı bağış 55 yıllık iktidarı bitirdi

Japonya Demokrat Partisi’nin 2009 ile 2012 yılları arasındaki 3 yıllık kısa yönetimi sayılmazsa 1955 yılından bu yana iktidarda bulunan Liberal Demokrat Parti 1980 ve 1990’lı yıllarda çeşitli kereler yasa dışı bağış ve rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. 1988-89 yıllarında iş adamı Hiromasa Ezoe’nin, Kosmos isimli bir firmasının 1986 yılında kamuya arz edilmesinden önce aralarında önemli politikacıların da bulunduğu birçok kişiye yasa dışı yollarla hisse verdiği ortaya çıkmıştı. Kamuya arzın gerçekleşmesinden sonra firmanın hisseleri büyük bir artış göstermiş ve hisselere sahip olanlar çok büyük paralar kazanmıştı. Soruşturmada dönemin başbakanı Noboru Takeshita, eski Başbakan Yasuhiro Nakasone, Meclis Başkanı Takao Fujinami’nin yanı sıra Japon Parlamentosu’nun alt kanadı olan Diet’de görev yapan 30’dan fazla milletvekilinin iş adamı Ezoe ile çıkar ilişkisine girdiği ortaya çıkmıştı. Adı geçen politikacıların tamamı istifa etmek zorunda kalırken Takeshita hükümeti de düşmüştü.

Yaşanan bu acı tecrübenin akabinde Japonya 1990 yılında siyasi partilerin finansmanı konusundaki düzenlemeleri elden geçirdi ve denetimleri artırdı. Yasa dışı yollarla para aldığı tespit edilen politikacılar için herhangi bir devlet kurumunda çalışmasının yasaklanması gibi ağır cezalar öngörüldü. Hatta seçim sisteminin değiştirilmesi bile tartışıldı. Ancak bu hamle, o yıllarda iktidarda bulunan Liberal Demokrat Parti’nin kendini temizlemesine yetmedi. 1955 yılından bu yana iktidarda bulunan Liberal Demokrat Parti büyük bir yara aldı ve 1993 yılındaki seçimleri kaybederek iktidarı Morihiro Hosokawa’nın liderliğindeki Demokrat Parti’ye bırakmak zorunda kaldı.

Japonya’da siyasi partilerin özel kişi ve kuruluşlarla ilişkileri oldukça sınırlı bir şekilde devam ediyor. Partilerin giderlerinin neredeyse tamamı devlet kontrolünde olan kamu yardımlarından sağlanıyor. Siyasilerin medya sahipleriyle ilişkileri de katı kurallarla kontrol ediliyor. Hiçbir siyasi partinin ya da politikacının para karşılığında bir radyo ya da televizyon programını kullanması mümkün değildir. Siyasi partiler ancak seçim zamanlarında ve sadece devlet televizyonu NHK’de belirli sürelerde yayın yapma hakkına sahip.

İspanya: Yasa dışı bağış baş ağrıtıyor

Siyasi tarihinin en derin yolsuzluk soruşturmalarından birinin yürütüldüğü İspanya’da siyasi partilerin özel kişi ve kurumlarla ilişkileri tartışılıyor. Baltasar Garzon tarafından 2009 yılında başlatılan Ünlü ‘Gürtel’ yolsuzluk soruşturmasının arkasında da siyasi partilerin aldığı yasa dışı bağışlar yatıyor. Temel iddia 2011 yılında yeniden iktidara gelen Halk Partisi’nin, Valencia yöneticilerinin rüşvet karşılığı bazı iş adamlarına ve firmalara özel izinler verdiği yönünde.

Devam eden bir diğer soruşturmada ise Halk Partisi’nin uzun yıllardan beri saymanlığını yapan Luis Barcenas’ın aralarında hâlihazırda başbakan olan Mariano Rajoy, eski Başbakan Jose Maria Aznar, IMF’nin eski başkanı Rodrigo Roto gibi üst düzey yöneticilere 1990 ile 2008 yılları arasında düzenli olarak kayıt dışı ödemeler yaptığına dair iddialar inceleniyor. Önceki hafta İspanyol polisi söz konusu iddiaları araştırmak için iktidarda bulunan Halk Partisi’nin merkez binasında arama yaptı. Söz konusu suçlamalara muhatap olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’un soruşturmaya destek verdiğini ifade etmekte fayda var.

İspanya’da siyasi partilerin finansmanıyla ilgili kanun en son 2007 yılında yeniden düzenlendi. Tribunal de Cuentas adı verilen resmî bir muhasebe kurumu partilerin mali durumunu denetlemekle görevli. Bu kurum zaman zaman partilere mali sorunlar nedeniyle ceza verse de üyelerinin siyasi partiler tarafından atanıyor olması ‘bağımsızlık’ ve ‘tarafsızlık’ tartışmalarına neden oluyor. Avrupa Konseyi geçmişte İspanya’yı partilerin finansmanı konusunda uyaran açıklamalar yapmıştı.

ABD: Her şey kayıt altında

İki partili sistemin dünyadaki en önemli temsilcilerinden biri olan Amerika’da siyasi partilerin finansal durumları son derece güçlü denetim mekanizmaları tarafından kontrol ediliyor. Seçim kampanyalarının finansını düzenleyen yasa 1867 yılına kadar uzanıyor. Son olarak 2002 yılında yeniden düzenlendi.

Başkanlık seçimlerinde devletin mali desteği son derece sınırlı. Adaylar kampanyalarının finansmanını da üstlenmek durumunda. Bu da doğal olarak partileri etkili bağış kampanyaları yapmak zorunda bırakıyor. Partilerin tüm gelirinin nasıl elde edildiği, bağışı kimlerin yaptığı tek tek isim, iş, adres gibi kişisel bilgileri ile muhakkak kayıt altına alınıyor. Bu kayıtlar kamuoyunun bilgisine açık. Zaten özellikle seçim dönemlerinde halkın büyük bir bölümü bu kayıtları yakından takip eder. Özellikle zengin iş adamlarının ve ünlü sanatçıların hangi partiye bağışta bulunacağı büyük bir merak konusudur. Mesela son seçimlerde ünlü oyuncu George Clooney’in Demokrat Parti’nin adayı Barack Obama için 12 milyon dolar bağış topladığı diğer taraftan Clint Easwood’un Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Mitt Romney’e destek olduğu herkes tarafından biliniyor.

Siyasi partilere yapılacak bağışlar sıkı kurallar tarafından sınırlanmış durumda. İster şahsi ister şirket tarafından yapılacak olsun her bağışın belirli limitleri var. Bağış ödemelerinin nakit olarak elden alınması yasak ve sadece kişisel hesaplardan çek veya kredi kartı ile yapılabilir. Şirket hesabından bağış yapmak suç olarak kabul ediliyor. Limit aşımlarında ise fazla olan miktar geri iade ediliyor. Amerika’da kişisel bağışlar dışında Siyasi Faaliyet Komitesi (Political Action Committee PAC) adı verilen belirli politik konulara ve o konular için çalışan adaylara destek amacıyla kurulan gruplar vasıtasıyla da siyasi partilere bağış yapılabiliyor. Federal seçimlerde bir kişinin yapabileceği maksimum bağış miktarı 2400 dolar iken PAC aracılığıyla yapılan bağışlarda bu miktar 5 bine kadar çıkabiliyor.

Bu arada Amerika’da diğer bağışlar gibi siyasi partilere yapılan bağışların da vergiden muaf olmadığını hatırlatmakta fayda var. Bu yönüyle değerlendirildiğinde bağışı yapanın bunun karşılığında direkt bir ticari bir avantajı da yok.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: