İSTİHBARAT /// TAYYİP ERDOĞAN : “MİT’e yapılanlara ihanet denir”

Başbakan Erdoğan, Brüksel’de önemli açıklamalarda bulundu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Şu anda 17 Aralık’ta başlayan yeni bir darbe girişimini de bertaraf ediyor, yeni bir saldırıyı, yeni bir sabotajı daha devre dışı bırakıyoruz" dedi.

Belçika’nın başkenti Brüksel‘de temaslarda bulunan Başbakan Erdoğan, Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) Avrupa Buluşması’nda konuştu.

Brüksel temasları sırasında 17 Aralık saldırısının iç yüzünü muhataplarına etraflıca anlattıklarını belirten Erdoğan, "Şu anda 17 Aralık’ta başlayan yeni bir darbe girişimini de bertaraf ediyor, yeni bir saldırıyı, yeni bir sabotajı daha devre dışı bırakıyoruz. Bunun bir yolsuzluk meselesi olmadığını, demokrasiye, güçlenen ekonomiye, aktif dış politikaya özellikle de çözüm sürecine yönelik bir sabotaj girişimi olduğunu bütün delilleriyle ortaya koyduk" diye konuştu.

Türkiye’de "ihanet çukuruna düşmüş" bazı çevre ve örgütlerin meseleyi çok farklı yansıtmak için yurt dışında kara propaganda yaptığını ifade eden Erdoğan, "Şunu unutmayın değerli kardeşlerim, biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin dışında bir paralel devlete, bir ananas devletine müsaade etmeyeceğiz. Yolsuzluk iftirası Türkiye’de tutmadı. Millet bu iftiraya itibar etmedi. Bu operasyonun iç yüzünü anladı. Avrupa ve dünya genelinde de yapılmak isteneni çok yoğun bir şekilde muhataplarımıza anlatıyor, ihanet girişimin sonuçsuz kalması için her tedbiri uygulamaya koyuyoruz" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, ülkenin milli menfaatlerinin aleyhine faaliyet gösteren odakların, Türkiye’de siyasetin yargıya müdahale ettiği algısını yaymaya çalıştığını, HSYK‘da yapılan düzenlemeyi siyasetin yargıya operasyonu olarak lanse ettiğini kaydetti.

Avrupa’nın hiçbir ülkesinde HSYK ile ilgili bir standart düzenlemenin olmadığının altını çizen Erdoğan, "Burada şunun altını kalın çizgilerle çiziyorum, HSYK düzenlemesi siyasetin yargıya değil, devletin yargı içindeki bir takım odaklara karşı bir tedbir düzenlemesidir. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde HSYK ile ilgili bir standart yoktur. Kimse kimseyi aldatmasın. Her ülke HSYK‘yı kendine göre düzenlemiş, kendine göre kurallarını koymuştur. Dolayısıyla Türkiye de bunu kendine göre kurallarını koyarak hazırlamıştır" değerlendirmesinde bulundu.

"BÖYLE BİR OLUŞUMUN YARGIYI TESLİM ALMASINA İZİN VERİLMEZ"

Başbakan Erdoğan, şu anda başta yargı ve emniyet içinde olmak üzere devlet kurumlarına sızmış bir örgütün amirlerinden değil, örgüt yöneticilerinden emir ve talimat alarak hareket ettiğini söyledi.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir oluşuma ve bu oluşumun yargıyı teslim almasına izin verilmeyeceğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Başta yargı ve emniyet içine sızmış bu örgüt, ülkenin çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını ya da kendisini kullananların çıkarlarını gözeterek bir kaos oluşturmaya, Türkiye’nin gücünü kırmaya çalışıyor. Düşünün hakimler ve savcılar var, kendi vicdanlarıyla millet adına değil, örgüt yöneticilerinin emir ve talimatlarıyla hareket ediyorlar. Buna kimse izin vermez, göz yummaz. Bizim de mücadelemiz yargıyla değil, işte bu tehlikeli örgütlerledir.

Biz mafyayla mücadele ettik, çetelerle mücadele ettik, şimdi hepsi safdışı. Şimdi de bu paralel devleti kurmaya çalışanları safdışı etmek durumundayız. Bu yapılanmanın yolsuzluk iftirasıyla hükümeti yıpratma girişimi tek hedef, tek gaye değildir. Demokratikleşme adımlarının bu paralel yapılanma tarafından hedef alındığını burada özellikle vurgulamak istiyorum. Çözüm süreci adını verdiğimiz, terörün son bulması çabasının da yine bu paralel yapılanma tarafından hedef alındığını herkesin görmesi gerekiyor."

"TÜRKİYE’NİN REFORM YAPMA KARARLILIĞININ ÖNÜNDEKİ SON ENGEL DE KALKMAKTA"

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin başta Filistin, Mısır ve Suriye olmak üzere bölgedeki çatışmaların bitirilmesi, kanın durması, barışın ve milli iradenin hakim olması için mücadele verdiğini, bu mücadelenin "yapılanma" tarafından hedef alındığını söyledi.

Türkiye’nin reform yapma kararlılığının önündeki son engelin de ortadan kalkmakta, Türkiye’nin ufkunun daha da genişlemekte olduğunu belirten Erdoğan, "Marmara gemisi kaçırıldığında orada da maalesef bizlerle ters düştü bu yapılanma. Suriye‘de yine bizlerle ters düştü bu yapılanma. Filistin’de yine bizimle ters düştü bu yapılanma. Ama şunu söylüyoruz, ‘Müslüman o kimsedir ki, elinden ve dilinden bütün Müslümanlar emindir’. Biz bunu arzu ediyoruz, bunu söylüyoruz. Bu yapılanma ve bu yapılanmanın ortaya koyduğu direnç, Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki hiç endişe etmeyin son direniştir" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye içinde oyunun bozulduğunu ve tuzağın alt üst olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Avrupa’da ve dünyada oluşturulmaya çalışılan algı da hiç şüpheniz olmasın, tutmayacak, o tuzak da kısa sürede bozulacaktır. Bakın bir şeye dikkatinizi çekiyorum, şu anda bu paralel yapı eliyle Türkiye’yi teröre destek veren ülke olarak gösterme girişimleri de var. Türkiye’nin insani yardımları engelleniyor. Türkiye, PKK ile, PYD ile mücadelesini verirken, DHKP-C ile mücadelesini verirken, El Kaide, El Nusra bunlarla mücadelesini verirken, Türkiye’yi kalkıp da terörle el ele kol kola gösterme gayretleri var. Bakınız, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın çalışma yasası vardır ve bu çalışma esasları çerçevesinde insani yardımlar götürüyor ve bunların gönderdiği yardımlar tırlar durdurularak içleri aranıyor veya aranmak isteniyor. Bu, Türkiye’nin milli kurumlarının tek tek yıpratılması meselesidir. Kim yapıyor bunu? Yine aynı zihniyetin temsilcisi konumunda olan bakıyorsunuz, yargıdaki temsilciler yapıyor. Bunlara ek olarak, yalanla, iftirayla, algı operasyonlarıyla Türkiye’nin yurtıdşındaki imajı hedef alınıyor. Bir ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatını olsa olsa başka bir ülke, bir düşman ülke hedef alabilir ve düşünebiliyor musunuz, çok enteresan Türkiye’nin ana muhalefet partisinin başı şu ifadeyi kullanıyor, diyor ki, ‘MİT silah kaçakçılığı yapıyor’. Eğer bir ülkede ana muhalefetin başında bulunan kişi, ülkesinin istihbarat teşkilatı için böyle bir ifadeyi kullanıyorsa buna ihanetten başka birşey denilemez."

"76 MİLYON BU İHANETİ GÖRDÜ"

MİT’in örgüt içindeki yargı mensupları, medya, iş çevreleri ve bu tür bazı siyasetçiler tarafından hedef alındığını dile getiren Erdoğan, 76 milyonun bu ihaneti gördüğünü söyledi.

Erdoğan, her türlü karanlık odağa hesap sorulacağını belirterek, "Ne ekonominin, ne demokratikleşme adımlarının, ne de barışçıl dış politikanın yara almasına millet izin vermeyecektir. Özellikle çözüm sürecinin sabote edilmesine milletimiz göz yummayacaktır. Bu süreçten çok daha güçlü, daha kararlı ve daha cesur bir demokratikleşme süreci çıkacağını burada bir kez daha vurgulamak isterim. İnanın Türkiye, eski Türkiye olmayacak, artık Türkiye yeni Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye’nin kurulma süreci hızla devam edecektir. Bugünkü Brüksel ziyaretimiz işte bu yeni sürecin önemli adımlarından biri olarak tarihe geçecektir" ifadelerini kullandı.

30 Mart’ta milletin sandıkta vereceği kararın, yeni sürecin önemli bir kilometre taşı olacağı vurgusunu yapan Erdoğan, "Milletimiz ile birlikte iş dünyamızın, sivil toplum örgütlerimizin, yurt dışındaki tüm dost ve kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın bizimle birlikte olduklarını görüyor, bundan da büyük memnuniyet duyuyoruz. Biliyorsunuz ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi geliyor, orada oylarınızı kullanacaksınız. İlk defa inşallah dönemimizde Türkiye dışındaki tüm vatandaşlarımızın oy kullanmalarının önü açılıyor. Ondan sonra 2015 geliyor. Hiç kimsenin endişesi olmasın, kimse tereddüt etmesin, Türkiye bu süreçten daha güçlü çıkıyor ve artık durdurulamaz, engellenemez, yavaşlatılamaz şekilde 2023 hedeflerine doğru ilerliyor" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Suriye‘deki savaş suçunu gösteren belgeler ve fotoğraflarla ilgili şunları kaydetti:

"Dün gece televizyon ekranlarında herhalde fotoğraf karelerini izlediniz. 55 bin fotoğraf karesinden bunlar özetlenmiş ve ‘Sezar’ kod adlı birisinin bunlar olaylar esnasında çekmiş olduğu fotoğraflardır. Bu zulüm, bu vahşet, bu insanlık kıyımı bizim ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Suriye‘de başından beri bu mücadeleyi veren biziz, yanımızda birkaç Körfez ülkesi yer aldı. Ki ben o Körfez ülkelerine de başta Katar olmak üzere teşekkür ediyorum. Çünkü insani yardım noktasında destekleri oldu. Bu konuda Suriye‘de Suud’un da yardımı oldu, onlara teşekkür ediyoruz. Tabii bunun devamı gerekiyor. Terör örgütleri Suriye‘ye sızmış vaziyette ve 55 bin fotoğraf karesinde bu görünenler, zalim, katil Beşşar Esed’in ne olduğunu göstermesi bakımından önemli."

"BU BİZİM İNSANİ, VİCDANİ GÖREVİMİZ"

Bir bireysel terör, bir kurumsal terör, bir de devlet terörü olduğunu belirten Erdoğan, "Şu anda Suriye‘de aslında bir devlet terörü estirilmektedir. Bu terörün neticesinde de 150 bine yakın kayıtlı ölüm vardır. 200 bine yakın da kayıtsız ölüm vardır" dedi.

Sadece Türkiye’de şu anda 700 bin sığınmacı olduğunu, bunların 210 bininin çadır kentlerde ve konteynır kentlerde misafir edildiğini, diğerlerinin ise değişik vilayetlerde evlerde yaşadığını kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Şu ana kadar yaptığımız harcama 2 milyar doların üzerinde. Dünyadan bize gelen yardım 130 milyon dolar. Türkiye’nin burada nasıl bir görevi üstlendiğini görmeniz bakımından bunları söylüyorum. Bu bizim insani ve vicdani görevimizdir, yapıyoruz, yapacağız.

Kimyasal silahlarla öldürülen, konvansiyonel silahlarla öldürülen bu insanlara karşı yarın bakalım Cenevre-2 toplantısından ne çıkacak? Temennimiz odur ki, bu resimlerden sonra inşallah birşeyler çıkar. Çıksa da çıkmasa da, Türkiye olarak biz şu anda neredeysek yarın da orada olacağız. Onun için ölenlere, şehit edilenlere Allah’tan rahmet diliyorum ve oradaki mazlumların bir an önce bu katliamlardan kurtulmak suretiyle öz yuvalarına kavuşmasını, demokrasinin, halkın iradesinin Suriye‘de egemen olmasını bekliyoruz."

Belçika’ya İşgücü Göçünün 50. Yıl Dönümü Sempozyumu konuşması:

Erdoğan, "Biz paralel bir devlet yapılanmasına Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’de bir ananas devleti kurdurmayız" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz paralel bir devlet yapılanmasına Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde müsaade etmeyeceğiz. Kim ne derse desin. Bu konuda kararlıyız. Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti devleti vardır. İkinci bir devlet, yani biz bir ananas devleti kurdurmayız" dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin, AB üyesi 28 ülkenin büyük bir kısmından AB müktesebatı noktasında daha ileri olduğunu söyledi.

Erdoğan, Brüksel‘deki temasları çerçevesinde Belçika’ya İşgücü Göçünün 50. Yıl Dönümü Sempozyumu’nun kapanış oturumunda konuştu.

Brüksel‘de bugün yaptığı temaslara değinen Erdoğan, "Gün boyunca Brüksel‘de iki önemli vurguyu muhataplarımıza ilettim. Birincisi Türkiye, Avrupa Birliği hedefinde samimiyetini ve kararlılığını ilk günkü gibi sürdürüyor. Bu konuda hiçbir geri adım atmıyoruz. Avrupa Birliği’ne üyelik için, reformlarımızı kararlılıkla yaptık, yapıyoruz. Şu andaki 28 üyenin büyük bir kısmından AB müktesebatı noktasında Türkiye olarak daha ileri olduğumuzu iddia ediyorum" diye konuştu.

AB sürecinde bir yavaşlama olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin AB Bakanı bulunduğuna dikkati çekti. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Maalesef AB içerisindeki bazı üyeler, Türkiye’nin üyelik süreci önüne bazı siyasi engeller çıkarıyor ve bu sayede süreci yavaşlatıyorlar. Bu engellere, bu yavaşlatma çabalarına rağmen biz kararlılığımızı muhafaza ediyoruz. Başta demokratikleşme olmak üzere, gerekli tüm adımları atıyoruz. 5 yıl aradan sonra Brüksel ziyaretimizin, AB ile olan ilişkilerimizin yeni bir döneme kapı açmasını gönülden arzu ediyorum. AB sürecimiz bundan sonra da devam edecektir, bunu da özellikle hatırlatmak istiyorum."

Başbakan Erdoğan en son 22. faslın müzakereye açıldığını, ardından ise vize muafiyeti noktasında önemli bir adım atıldığını anımsattı. İleriki süreçte yoğun temaslar olacağını, Fransa Cumhurbaşkanının gelecek hafta Türkiye’ye geleceğini belirten Erdoğan, ardından 3-4 Şubat’ta kendisinin Almanya’ya gideceğini, ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İtalya’ya gideceğini kaydetti. Erdoğan, "İnanıyorum ki 2014, Türkiye-AB ilişkileri açısından yeni bir dönüm noktası olacaktır" dedi.

Yasama organının reformları belirlemekle ve yasaları sürekli olarak güncellemekle mükellef olduğunu belirten Erdoğan, "İnanıyorum ki yarınlar çok daha güçlü olacak. Türkiye, ekonomisiyle, dış politikasıyla, uluslararası imajıyla çok açık bir şekilde yıpratma gayretlerine karşı dik durarak yoluna devam edecektir. Biz paralel bir devlet yapılanmasına Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisinde müsaade etmeyeceğiz. Kim ne derse desin. Bu konuda kararlıyız. Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır, ikinci bir devlet yani bir ananas devleti kurdurmayız" diye konuştu.

Avrupa’da Türkiye ile ilgili haber ve değerlendirmelerin belli bazı kanallar üzerinden değerlendirildiğini gördüğünü belirten Başbakan Erdoğan, "Bugün bunu hissettim. Bunu doğru bulmuyoruz. Son derece yanıltıcı sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Bugün Brüksel‘de görüştüğümüz muhataplarımıza bu meseleyi özellikle vurguladım; ‘Bu haberleri kaynağından alırsanız siz de yanılmazsınız biz de sizinle olan münasebetlerimize farklı gözle bakmayız’" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, 17 Aralık tarihinde hükümete yönelik yargı yoluyla çok sinsice bir müdahale yapılmak istendiğini ifade ederek, bu müdahaleyi tasarlayanların algı belirleme ve yönetme konusuna özellikle ağırlık verdiklerini vurguladı.

Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerine başlatılan 17 Aralık operasyonunun hem Türkiye içinde hem dünyada görüntüde bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olarak yansıtıldığına dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

"Oysa görüntüde, yani ambalajda yolsuzluk ve rüşvet iftiraları varken alttan alta başka hesaplar görülmek istendi. 14 ay süren ve usülde pek çok sorunlu noktanın olduğu bir soruşturma seçimlere sadece 2,5 ay kala gündeme getirildi. Bununla seçmen algısı değiştirilmek isteniyor. Sandığa müdahale edilmek isteniyordu. Paketin içinde bazı başka gayeler de vardı. Kardeşlerim soruyorum, yolsuzluğun olduğu bir iktidar bu ülkede 10 yılda milli geliri 1’e 3 artırabilir mi? 230 milyar dolardan 820 milyar dolara çıkarabilir mi?"

"YÜKSELEN, GÜÇLENEN BİR TÜRKİYE VAR, BU BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDİYOR"

Gezi Parkı odaklı gelişmelerin yaşandığı mayıs ayı içinde yılda 100 milyon insan kapasiteli bir havalimanı ihalesi yaptıklarını dile getiren Erdoğan, "Bu ihaleye 5 konsorsiyum girdi ve ihaleyi kazananlar buraya 42 milyar dolar yatırım yapmak üzere ihaleyi kazandı. Bu süreçte bu ihaleyi kazanan firmalara yargı kalkıp gözaltı yapmak istiyor. Bu, bir defa girişimcinin girişimci ruhunu katletmek, aynı zamanda da o insanların kredibilitesini zaafa uğratmaktır. Bir yargı mensubu bunu yaparken gizlilik kaydı olmasına rağmen basına bunu servis etmek suretiyle yaparsa burada art niyet aramayacaksın da nerede art niyet arayacaksın?" değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmasında İstanbul Boğazı’na yapılan 3. köprü ve Marmaray’a değinen Başbakan Erdoğan, "Bunlar rahatsız ediyor. Yükselen, güçlenen bir Türkiye var, bu birilerini rahatsız ediyor. İşte bu oyunu bozduğumuz için bu adımlar atıldı. Kardeşlerim güneş balçıkla sıvanmaz. Bunlar istedikleri kadar rüşvet desinler, istedikleri kadar yolsuzluk desinler, siz Avrupalı dostlarımıza şunu anlatmalısınız; yasama organı yargıya müdahale etmez ama yargının nasıl çalışacağını yasama organı belirler" diye konuştu.

"1 YILDIR HAMDOLSUN ARTIK ŞEHİTLER GELMİYOR"

Demokrasiyi, özellikle de başarıyla devam eden özgürlükler noktasındaki, çözüm süreci noktasındaki gayretleri engellemeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini ifade eden Erdoğan, 76 milyonun bir ve beraber olduğu, dayanışma içerisinde olduğu bir Türkiye’nin özlemi içerisinde yollarına devam edeceklerini söyledi.

Erdoğan, 30 yıldır devam eden terör meselesini çözme noktasına geldiklerini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"1 yıldır hamdolsun artık şehitler gelmiyor. Ama şunu da söyleyeyim, bunu da hazmedemeyenler var, şehitler gelsin diye bekleyenler var, çünkü oradan rant devşirenler var. İnşallah onların o beklentileri de Allah’ın izniyle sona erdi. Çünkü siyaset, Türkiye’de yegane çözüm yöntemi olarak görülüyor. Her mesele siyaset zemininde konuşuluyor. Bu yeni ortama bağlı olarak da Türkiye’de demokratikleşme alanında çok önemli şeyler yapılıyor, yapılmaya devam edecek. Atacağımız yeni adımlar, açıklayacağımız yeni paketlerle insanımız bu demokratikleşme paketinden de nasibini alacaktır, bundan kimsenin endişesi, kuşkusu olmasın. En son biliyorsunuz 30 Eylül’de devrim niteliğinde bir paket açıkladık ve her kesimi memnun eden reformları idari noktada hayata geçirdik, şimdi de yasal noktadaki düzenlemeleri inşallah hayata geçirmenin gayreti içerisinde olacağız ve bunu bozmak isteyenlere de fırsat vermeyeceğiz."

AP BBAŞKANI MARTIN SCHULZ İLE ORTAK BASIN TOPLANTISI

Belçika’nın başkenti Brüksel‘de temaslarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz ile ortak basın toplantısı düzenledi.

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’un daveti üzerine Brüksel‘de bulunduğunu belirten Erdoğan, Herman Van Rompuy ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile çok verimli görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi. Başbakan Erdoğan, bu görüşmelerin ardından Martin Schulz ile önce dar kapsamlı bir görüşme yaptıklarını, ardından parlamentodaki tüm siyasi partilerin temsilcileriyle biraraya geldiklerini kaydetti.

Konuşmasına "Gerçekten heyecanlı bir görüşme oldu" diyerek devam eden Erdoğan, kendisinden önce konuşan Schulz’a dönerek, "(Tüyler uçuştu) dedi. Ben zannettim ki sandalyeler uçuştu diyecek ama koltuklar vardı, onların da uçması mümkün değildi. Güzel, verimli görüşmeler oldu" şeklinde espri yaptı.

Görüşmede öncelikli olarak Türkiye-AB ilişkilerini ele aldıklarını ifade eden Erdoğan, uzun vadeli çalışmalarını ele aldıklarını ve 23 ile 24. fasıllarla ilgili değerlendirmelerini gündeme getirdiklerini bildirdi.

Toplantıda Türkiye’deki yasama, yürütme, yargı konularını görüştüklerini aktaran Başbakan Erdoğan, "Çünkü bir dezenformasyon olduğunu gördüm. Bunları düzeltme yoluna gittik. Tabii Türkiye son 10 yıl içinde ekonomik alanda aldığı mesafe, attığı adımlar sıradan adımlar değil. Gerek temel hak ve özgürlükler konusunda gerek çözüm süreciyle ilgili attığımız adımlarda bizi Batı dünyası ‘sessiz devrim gerçekleştirdi’ diye tanımlarken bir anda bugün sessiz devrimi gerçekleştirenleri farklı bir yere oturtmak tabii ki mümkün değil. Bu sessiz devrim kapsamı içinde neler yaptığımız bellidir. Çözüm sürecimiz de aynı hassasiyetle devam edecektir" diye konuştu.

"ÜLKELERİMİZİ ZORLAMAYIZ"

Suriye‘de sistematik işkence yapıldığına dair fotoğrafların dün yayınlandığını hatırlatan Erdoğan, "Yarın Cenevre-2 toplantısı var ki Dışişleri Bakanım Ahmet Bey de bu toplantıya katılacaklar. Cenevre-2 toplantısından bir netice bekliyoruz. Buradan çıkacak neticenin önemli olduğunu zannediyorum. Eğer buradan bir netice çıkmazsa inanıyorum ki Cenevre-2 toplantısına katılanların da bir sorumluluğu olacak" dedi.

Türkiye olarak bu konuda atılması gereken adımların çalışması içinde olduklarını dile getiren Erdoğan, "AB‘nin bu konuda atması gereken adımları gerek Sayın Van Rompuy ile gerek Sayın Barosso ile paylaştığımız gibi değerli dostum Schulz ile de paylaştık. Ülkelerimizi bu noktada zorlamalıyız ve adımları da atmalıyız. Şu anda 700 bin sığınmacıyı Türkiye’de barındırırken AB üyesi ülkelerde başkanın ifade ettiği kadarıyla 60 bin kişi barındırılıyor. Arada böyle korkunç bir fark var. Biz 2 milyor doları aşkın bu konuda harcama yaptık. Bize şu ana kadar gelen BM de dahil olmak üzere 130 milyon dolardır. Bu çalışmaların hepsini Türkiye olarak açık kapı politikasıyla yürütüyoruz, yürütmeye de devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Başbakan Erdoğan, Cenevre-2 ile ilgili bir soru üzerine şöyle konuştu:

"Özellikle Cenevre 2‘de hep umutlu olmanın gayreti içinde olduk. Cenevre-1’i de bu şekilde destekledik. Şu anda Cenevre-2’ye de o şekilde giriyoruz. Oradan bir netice almanın gayreti içindeyiz. Bu fotoğrafların yayınlanmasının ardından inanıyorum ki Cenevre-2 olayı çok daha farklı ele alacaktır. Burada Rusya’nın, İran’ın, Çin’in bu olayları artık gözardı etmesi mümkün değildir diye düşünüyoum. Temenni ederim ki yapıcı, olumlu netice çıkar.

İran’ın katılmamasıyla ilgili karar kendilerinindir. BM Genel Sekreteri önce davetini yapmıştı ama bu olaylardan sonra daveti geri çekmiş oldular. Şu andaki tablo bu. Nedeni, niçini üzerinde durmam zaten gereksizdir. Bu ay sonunda İran’a yapacağımız ziyarette, orada bütün bu son gelişmeleri daha yakından değerlendirme fırsatını bulacağız."

Görüşmede Mısır‘daki gelişmeleri de ele aldıklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, seçimle işbaşına gelmiş olan bir iktidarın, bir Cumhurbaşkanının indirilmesi olayı karşısında "Batı’nın duyarsızlığını" konuştuklarını ifade etti. Erdoğan, "Eğer demokrasi noktasında gerçekten sadıksak, demokratik yöntemle işbaşına gelenleri savunmak herhalde bizim de görevimizdir diye düşünüyorum" dedi.

"TEMEL İLKEMİZ İKİ KURUCU DEVLET ESASINA DAYALI FEDERAL BİR YAPIDIR"

Kıbrıs sorununun çözülmesi için KKTC’nin her zaman yapıcı bir yöntemle yaklaşması sürecine destek verdiklerini belirten Erdoğan, "Garantör ülke olması hasebiyle Yunanistan’ın da bu sürece aynı şekilde destek vermesi gereğini savunuyoruz. Özellikle temel ilkemiz iki kurucu devlet esasına dayalı federal bir yapıdır. Bunun dışında herhangi bir şeyin kabulü zaten sözkonusu olamaz" diye konuştu.

Erdoğan, görüşmelerin iyi niyetle yapılması ve Rum tarafının görüşmelerden kaçmaması gerektiğini vurgulayarak, "Bizi farklı yerlere sevk etmek isteyenler yanlış davranırlar. Bize mesela bugün bir şey daha söylediler. Askerin çekilmesi gibi bir şey. Böyle bir teklifi biz duymadık, duymuyoruz. Çünkü bu Annan Planı’nda ortaya gelmişti. Annan Planı’nda biz bunu kabul etmişken o zaman Rum tarafı kabul etmemişti" ifadelerini kullandı.

Schulz’un "Güney Kıbrıs‘ın bütün adayı temsilen AB üyesi olduğu" yönündeki ifadeleri üzerine yeniden söz alan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Güney Kıbrıs, Kıbrıs‘ın tamamını temsil edemez. AB müktesebatına göre içinde herhangi bir sorunun olmaması gerekir. Kaldı ki BM yeşil hattıyla bölünmüş olan bir Kıbrıs‘ta kalkıp da Kuzey Kıbrıs‘ı Güney’in temsil etme hakkı yoktur. Bu, müktesabata göre de terstir. Böyle bir yetki olmuş olsa o zaman bu görüşmeler neden yapılıyor. Kuzey Kıbrıs‘taki Türkleri yok farz ederek, Güney Kıbrıs‘ı tamamıyla oranın sahibiymiş gibi ortaya koymak uluslararası evrensel değerler açısından adalet anlayışıyla asla pekişmez. Şu anda KKTC ne yazık ki ademe zorla mahkum edilmek isteniyor.

Ben o zaman şunu rahatlıkla söyleyebilirim. İsviçre’de Bürgenstock’da toplantıları niye yaptık? O toplantılarda en son bir noktaya geldik. O ana kadar Güney Kıbrıs AB‘ye üye değildi. Toplantılardan sonra referanduma gidildi. Referandumda KKTC sözünü tuttu, yüzde 65 ‘evet’ dedi. Güney Kıbrıs ise yüzde 75 ile ‘hayır’ dedi. ‘Hayır’ diyen o zaman taltif edildi, ‘evet’ diyen ise AB‘ye alınmadı. Bir defa zaten orada haksız bir uygulama var. Güney Kıbrıs‘ın AB‘ye alınması siyasidir, AB müktesabatına uygun değildir. Değerli dostum Schulz, eski Almanya Başbakanı Schröder’in anılarını yazdığı kitabı okursa, orada 6 sayfalık bölüm var. O bölümde Kıbrıs‘la ilgili alınan kararın ne kadar adaletsiz olduğunu orada anlatıyor."

Schulz, Başbakan Erdoğan‘ın sözleri üzerine yeniden söz aldı ve "Birincisi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile AP Başkanının kamuoyunun önünde tartışmaya girmesini önlememiz lazım. İkincisi de bu probleme (Kıbrıs sorunu) mantıklı bir çözüm bulmamız lazım" dedi.

Başbakan Erdoğan‘ın bu konudaki pozisyonunu anladığını dile getiren Schulz, "adanın bütününün AB’ye girdiğini" savundu ve "Lütfen bu durumu kabul edin" dedi.

"BÜTÜN MESELE EN İDEAL ŞEKİLDE HSYK YASASI’NI ÇIKARMAKTIR"

Erdoğan, HSYK Yasasıyla ilgili bir soruya, "Avrupa’dan bize bazı tavsiyeler oldu. Komisyon görüşmelerinde zaten arkadaşlarımız gereken değerlendirmelerini yaptılar. Bu değişiklikler komisyondan geçerken yapıldı. Genel kurulda ilave bazı gelişmeler olursa değerlendirmeye açığız. Bu konuda herhangi bir sıkıntımız yok. Bütün mesele en ideal şekilde HSYK Yasası’nı çıkarmaktır" yanıtını verdi.

HSYK‘nın Avrupa’da standardı olmayan bir kurul olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye demokratik bir hukuk devleti. Bundan bugüne kadar asla taviz vermemiştir. Yasama organı ise özellikle yasal düzenlemeleri yapar. Bu düzenlemeleri yaparken de dünyada hangi ülkede hangi kurumlar nasıl düzenlenmiştir. Örneğin HSYK, Avrupa’da standardı olmayan bir kuruldur. Fransa’da, Hollanda’da, İspanya’da, İtalya’da, Almanya’da farklıdır. Yani şöyle bir araştırdığınızda AB üyesi ülkelerin neredeyse tamamına yakınında farklı uygulamaları vardır. Yani bir standardı yoktur. Dolayısıyla Türkiye’de de HSYK‘nın şu andaki yapısı içinde, yasama organı bazı yanlışların, ciddi oranda halkı rahatsız edici bazı yanlışların düzeltilmesi noktasında şu anda bir adım atmıştır."

"NETİCE ALMAMIZ HALİNDE YOLA DEVAM EDECEĞİZ"

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin Şangay Beşlisi ile ilgili sorusu üzerine, "Bizim için her şey gündemdedir. AB, 51 yıldır bizi kapıda bekletiyor. Netice almamız halinde yola devam edeceğiz. Ama netice alamazsak bu bizi başka arayışların içine de itebilir. Dolayısıyla öncelikli olarak nerede netice alırsak orada da biz adımlarımızı atarız. Türkiye bağımsız bir ülkedir. Kendi kararını kendisi verir. Şu anki görüşmelerimiz doğru istikamette. Temenni ederim ki bu süreç hızla bu şekilde devam eder, fasıllar bloke edilmez. Bloke edilmiş fasıllar var. Önümüzdeki hafta Sayın Hollande Türkiye’ye gelecek. Ardından 3-4 Şubatta Almanya seyahatim var. Bu görüşmelerde olumlu bazı adımlar atılabilirse AB’ye yoğunlaşarak çalışmalarımızı sürdürmemizde önem kazanacaktır" diye konuştu.

"BAŞBAKAN’IN SAMİMİYETİ BENİ ÇOK ETKİLEDİ"

Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz da, Türkiye’nin Suriye ve Suriyeli mültecilerle ilgili yaptığı şeylerin takdirle karşılandığını belirterek, Türkiye’nin yaptığı insani yardımın barışa katkısına değindi.

Türkiye’nin AB müzakere süreci başta olmak üzere görüşmede birçok konunun ele alındığını dile getiren Schulz, Türkiye’nin AB’nin kilit ortaklarından biri olduğunu vurguladı. Türkiye-AB ilişkilerinin öneminden dolayı bazı konularda görüş ayrılıklarının doğabildiğini ifade eden Martin Schulz, Başbakan Erdoğan’a samimi tavrı ve katkısından dolayı teşekkür etti.

Schulz, HSYK’ya ilişkin tartışmalarla ilgili bir soru üzerine, AB içerisinde parlamento başta olmak üzere bütün kuruluşların, hukukun üstünlüğünün doğasının değiştirilmemesi, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı kalınması ve yargının bağımsızlığına bağlı kalınması gerektiğini dile getirdiğini ifade etti. Bu mesajın iletildiğini ifade eden Schulz, "Konseyin veya komisyonun bu noktadaki görüşü bu şekilde. Sayın Başbakan’ın pozisyonunu da not ettik. Ama bu noktada, Türkiye şunu yapmazsa, ya da bunu yapmazsa sonucu ne olur diye soruyorsanız, şu noktada bunu söylemek doğru olmaz" dedi. Başbakan’ın görüşmeler çerçevesinde bu konuya verdiği yanıtlardaki samimiyetinin kendisini çok etkilediğini dile getirdi.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: