ARAŞTIRMA DOSYASI : ABD-Japonya İttifakının Yumuşak Karnı : Okinawa Adası

Emine AKÇADAĞ

Okinawa, Japonya’nın güneyinden Tayvan’a kadar uzanan Ruyukyu takımadasının en büyük adasıdır. Coğrafi konumu itibariyle Okinawa; Çin, Kuzey Kore, Güney Kore ve Tayvan’a birkaç saatlik uçuş mesafesindedir. 1,5 milyon kişinin yaşadığı adanın önemi de bu ayrıcalıklı coğrafi konumundan ileri gelmektedir. Okinawa üzerinden Pasifik Okyanusu’ndan Güney Çin Denizi’ne uzanan hattı kontrol etmek mümkündür. Stratejik konumu sebebiyle ABD’nin Asya-Pasifik politikası açısından ciddi önem taşıyan Okinawa, ABD-Japonya ilişkilerinde farklı bir yere sahiptir. Okinawa adası Japon topraklarının %6’sını teşkil etmekle birlikte Japonya’daki ABD askeri varlığının (50 bin civarında asker) %75’i bu adada bulunmaktadır.(1) Silahlanmanın ve rekabetin arttığı bölgede Japonya, topraklarındaki Amerikan askeri varlığına caydırıcılık ve savunma açısından büyük önem vermektedir. Ancak Okinawalıların üslerin varlığından doğan problemler sebebiyle mevcut durumdan rahatsız olması ve üslerin kaldırılmasını talep etmesi, 1990’lardan itibaren konunun ABD-Japon askeri ilişkilerinde sorun teşkil etmesine neden olmuştur.

Bu çalışmanın amacı, Okinawa sorununu farklı boyutlarıyla ortaya koymak ve olası çözüm yöntemlerini tartışmaktır.

Tarih Boyunca Okinawa

Bağımsız Ruyukyu Krallığı’nın parçası olan Okinawa, Japon kavmi Satsuma tarafından 1609 yılında işgal edilmeden önce Çin etkisi altındaydı. Satsuma kavmi, adayı İspanyol donanmasının Filipinler üzerinden Japon topraklarına ilerlemesini engellemek amacıyla bir ileri karakol olarak kullanmıştır. Ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel alanlardaki köklü değişikliklerle Japonya’yı modernleştirip güçlendirmeyi amaçlayan Meiji restorasyonunun ardından 1879 yılında ada tamamen Japon devletine bağlanmıştır. Coğrafi olarak Çin’e daha yakın olan ada sosyo-kültürel açıdan da Japonlardan farklı özelliklere sahiptir ve kültürel anlamda Çin etkisi hissedilmektedir. Okinawalılar farklı bir dil, yerel bir din, kendine özgü sanat ve mutfak anlayışına sahiptirler.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon ordusu Okinawa’ya konuşlandırdığı birliklerle Müttefikler’in Japonya’ya ilerlemesini engellemeyi amaçlamış, ancak adanın stratejik önemini fark eden ABD, önemli miktarda birliği adaya göndermiş ve Pasifik’teki en şiddetli çatışmalardan birinin Okinawa’da yaşanmasına sebep olmuştur. Üç ay süren çatışmada 200.000 civarında Okinawalı hayatını kaybetmiştir.(2) Pek çok ada sakini bu savaşı, merkezi hükümetin Okinawa’yı, anakarayı korumak için feda ettiği kara bir dönem olarak yorumlamaktadır.(3)

Ağustos 1945’te Japonya’nın teslim olmasından sonra ABD, adada bulunan birliklerinin ne olacağı sorusuyla karşı karşıya kalmıştır. Sovyetler’in bölgede yayılmasının ve yeni bir Japon militarizminin engellenmesi için ABD Savunma Bakanlığı, birliklerin coğrafi konumu itibariyle adada kalması gerektiğini savunurken adayı sömürgeleştirme eleştirilerine maruz kalmamak adına Dışişleri Bakanlığı Okinawa’nın Japonya’ya iadesinin bir yükümlülük olduğunu ifade etmekteydi.(4) Sonuç olarak Amerika adayı yönetmeye devam etmiş, ancak Okinawalıların Japon vatandaşı olarak kalmasına karar verilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Japonya Başbakanı Yoşida Şigeru (1946-1954) Washington yönetimine işgal edilen Japon topraklarının iade edilmesi, ABD pazarına erişim imkanı sağlanması ve Asya’da artan komünizm tehdidine karşı güvenliğin sağlanması karşılığında Japon topraklarındaki Amerikan üslerinin kalıcı hale getirilmesini önermiştir. Bu önerinin kabul edilmesi üzerine 28 Nisan 1952’de ABD işgal edilen Japon topraklarından çekilmiştir. Yine 1952’de imzalanan ve 1960’da gözden geçirilen Güvenlik Antlaşması uyarınca Japonya’nın herhangi bir saldırı durumunda savunmasını üstlenmek ve Uzak Doğu’da güvenliği sağlamak karşılığında ABD bu ülkedeki üslerden faydalanmaya devam etme hakkına kavuşmuştur. Ancak Okinawa’nın da içinde olduğu Ruyukyu adaları 1952’de Japonya’ya iade edilen topraklara dahil edilmemiştir. Soğuk Savaş konjonktüründe adanın stratejik öneminin artması üzerine ABD adanın iadesini 1972’ye kadar ertelemiştir.

Bugünkü Okinawa sorununun başlangıç noktası, 1969’da ilan edilen ve müttefik ülkelerin kendi savunmalarını büyük ölçüde kendilerinin sağlaması gerektiğini savunan Nixon doktrini olarak kabul edilebilir. Zira bu doktrin uyarınca Tokyo civarındaki ABD üslerinin önemli kısmı kapatılmış ve bu üslerdeki birlikler Okinawa’ya kaydırılarak dengesiz bir dağılıma yol açılmıştır. Bugün Japon topraklarındaki ABD askeri askerlerinin %75’i bu adada bulunmakta ve ABD üsleri adanın %18’ini kaplamaktadır.

Okinawa’daki ABD Askeri Üsleri

Kaynak: BBC News

Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte Sovyet tehdidinin ortadan kalkması, tüm dünyada olduğu gibi Asya-Pasifik’te de Amerikan varlığının sorgulanmasına sebebiyet vermiştir. (Bu dönemde Japonya’da 50.000, Güney Kore’de 45.000, Filipinler’de ise 15.000 Amerikan askeri bulunmaktaydı.) (5) Bununla birlikte Kuzey Kore nükleer programı, uluslararası terörizm, Çin’in yükselişi gibi etmenler ABD’nin bölgesel çıkarlarının yeniden şekillenmesini beraberinde getirmiş ve Washington yönetimi asker sayısını azaltmakla yetinmiştir.

Japonya Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan güvenlik tehditleriyle mücadele etmek ve kendi savunma kabiliyetlerini geliştirmek için Amerikan sistemlerinden faydalanmak adına ABD ile olan ittifakını güçlendirecek adımlar atmıştır. Bu durum, Amerikan askerlerinin adadaki varlığının önemli oranda azaltılmasını isteyen Okinawalılar arasında hoşnutsuzluğa sebep olmuştur. Zira bu dönemde adadaki tek değişiklik üslerin bulunduğu bölgede %4’lük bir kısmın boşaltılması olmuştur.(6) Ayrıca 1990’da başlayan Körfez Savaşı adadaki üslerin kullanımını da artırmıştır.

11 Eylül saldırılarından sonra terörle mücadele amaçlı olarak ABD’nin dünyanın farklı bölgelerinde bulunan askeri birliklerinin harekat ve konuşlanma kabiliyetlerini artırma girişimi Asya-Pasifik’te de hissedilmiştir. ABD varlığının caydırıcılığı sebebiyle Japon hükümeti de bu girişime olumlu yaklaşmıştır. Kadena’da bulunan Amerikan savaş uçaklarının Irak Savaşı’nda kullanılması ve 2007 yılında Okinawa’daki askeri birliklerden 8000 deniz piyadesinin Irak ve Afganistan savaşlarına gönderilmesi, Okinawa’da bulunan üslerin Amerika’nın Hint Okyanusu ve Orta Doğu’daki güç projeksiyonu açısından teşkil ettiği önemi göstermektedir.

Okinawalıların Amerikan Üslerine Bakışı

ABD için bu denli önem taşıyan Okinawa adasının halkı ise Amerikan askerlerinin varlığından oldukça rahatsızdır. Adanın yaklaşık %20’sini kaplayan üsler trafik, çevre kirliliği, gürültü gibi sorunlara yol açmaktadır. Askeri operasyon ve tatbikatlar sırasında toprağa, havaya ve suya karışan kansorejen maddeler (yakıt, yağ, metal) insan sağlığını tehdit etmektedir. Ayrıca kadınlara yönelik şiddet suçlarında da artış görülmektedir. 1995 yılında 12 yaşında bir kız çocuğunun üç Amerikan askeri tarafından tecavüze uğraması halkın büyük tepkisine neden olmuştur. 80.000’in üzerinde Okinawalı ABD varlığından doğan güvensizlik ortamını ve Amerikalıların hukuki imtiyazlarını protesto etmek için gösteriler düzenlemiş ve asker sayısının azaltılmasını hatta üslerin tamamen kaldırılmasını talep etmiştir.

Bu olaydan birkaç hafta sonra Okinawa valisi Masahide Ota, Amerikan üsleri için her beş yılda bir yenilenen arazi kiralama kontratlarını imzalamayı reddederek tepkisini göstermiştir. Bunun üzerine Tokyo, görevini ihlal ettiği gerekçesiyle Ota hakkında dava açmıştır. Akabinde Ota yargıtaya kadar giderek ABD varlığının Okinawalıların temel haklarını (barış ve güven içinde yaşama) ihlal ettiğini ve dolayısıyla anayasaya aykırı olduğunu savunmuş, ancak Yargıtay söz konusu üslerin anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.(7) Bunun üzerine Ota 1996’da bir referandum düzenlemiş, referandumda ada halkının %89’unun üslerdeki asker sayısının azaltılmasını ve askerlerin hukuki statülerinin yeniden gözden geçirilmesini talep ettiği ortaya çıkmıştır.

Artan tepkiler neticesinde Tokyo ve Washington durumu araştırmak üzere özel bir komite kurulmasına onay vermiştir. Bu komite Aralık 1996’da yayımladığı raporda gürültünün azaltılması, güneydeki 11 askeri bölgenin boşaltılması ve tehlike arz eden Futenma üssünün taşınması önerilerinde bulunmuştur.(8)

Adadaki en sorunlu üslerden birisi Ginowan şehrinin dörtte birini kaplayan ve yerleşim merkezinin tam ortasında yer alan Futenma’dır. Şehir, Futenma’daki büyük uçak pistinin çevresine kurulmuş olması sebebiyle ciddi risk altındadır. Örneğin, Ağustos 2004’te bir ABD helikopteri Uluslararası Okinawa Üniversitesi’nin kampüsüne düşmüş, şans eseri yaralanan ya da ölen olmamıştır. Ayrıca inip kalkan uçak ve helikopterlerin yol açtığı gürültü şehir halkı için bir diğer önemli sorundur. 2008 yılında Naha Mahkemesi gece uçuşlarını yasaklamayan merkezi hükümeti üs çevresinde oturan 400 kişiye toplam 140 milyon yen ödemeye mahkum etmiştir.(9)

Futenma Hava Üssü

Kaynak: The Japan Daily Press

Ekim 2012’de bir Okinawalı kadının iki Amerikalı asker tarafından tecavüze uğraması yeni bir krize yol açmış, bu kriz ABD’yi resmi olarak özür dilemek ve üs dışında alkol kullanımını yasaklamak zorunda bırakmıştır.

Son olarak Temmuz 2012’de müşterek kullanımlı, helikopter ile uçak arasında geçiş formuna sahip, konvansiyonel helikopterlere uygun görevleri daha uzun menzil ve yüksek hızlı seyirle gerçekleştirmek için tasarlanmış MV-22 Osprey hava araçlarının Okinawa’da konuşlandırılması halkın tepkisine neden olmuştur. Amerikan ordusunun Irak ve Afganistan’daki özel operasyonlarında önemli rol oynayan uçakların Florida ve Fas’ta karıştığı kazalar, bu uçakların güvenliğine ilişkin soru işaretleri yaratmaktadır. Okinawalılar, yerleşim birimleriyle çevrili Futenma üssünde kullanılacak bu uçakların sivillerin yaşamını tehdit ettiğini düşünmektedir.

Öte yandan Okinawa ülkenin gelir düzeyi en düşük olan şehridir. İşsizlik oranı ülke genelinin iki katıdır. Bugün Okinawa’nın ekonomisi üslere, turizme ve hükümetin yardım ve sübvansiyonlarına dayalıdır. Japon hükümeti, adanın ekonomik gelişimi için 2014 yılında Okinawa’ya 3.4 milyon dolarlık bütçe ayırmıştır.(10) Ayrıca Amerika üslerinin toplam maliyetinin %70’i de Japon hükümeti tarafından karşılanmakdır.

Bunlara ilaveten ada halkının rahatsızlık duyduğu bir diğer konu Okinawa’nın öteden beri Japonya’nın diğer şehirlerinden farklı görülmüş olmasıdır. Bağımsız bir ulus olması, tarihi ve kültüründeki Çin etkisi Okinawalıların “tam anlamıyla” Japon olmadığı algısına yol açmıştır.(11) Dolayısıyla Japon etnosentrizmi Okinawa’da hoşnutsuzluk kaynağıdır. Okinawa halkı merkezi yönetimi ayrımcılıkla ve askeri üslerin yükünü tek başlarına göğüslemek zorunda bırakılmakla eleştirmektedir.(12)

Adanın Artan Stratejik Önemi

Çin, son 30 yılda gerçekleştirdiği emsalsiz büyüme ile uluslararası arenadaki temel ekonomik güçlerden biri olmuş ve buna bağlı olarak askeri gücünü artırarak silahlanmış ve etki alanını genişletme çabası içine girmiştir. Buna ilaveten Kuzey Kore 2013’te gerçekleştirdiği nükleer ve balistik füze denemesiyle halen bölge için bir tehdit unsuru oluşturduğunu göstermiştir. Tüm bu gelişmeler adanın ABD için öneminin artmasına yol açmıştır. ABD, yükselen Çin’e karşı çıkarlarını korumak ve nüfuz alanını genişletmek amacıyla “Asya ekseni stratejisi"ni” hayata geçirmiştir.

Diğer yandan ABD, Çin’in bölgedeki askeri yükselişini göz önünde bulundurarak yeni bir savunma doktrini “Müşterek Operasyonel Erişim” ve askeri strateji “Hava-Deniz Savaşı” benimsemiştir. Hava-Deniz Savaşı stratejisi Çin’in artan deniz gücüne cevap niteliğindedir. Bu strateji Kuzey Asya ve Pasifik’teki Çin’in güçlenmesinin ve etki alanını artırmasının engellenmesini, Çin’e giden ve Çin’den gelen deniz trafiğinin kontrol edilmesini içermektedir. Müşterek Operasyonel Erişim doktrini ise girişimi engelleme (anti-access/A2) ve bölgeye hapsetme (area denial/AD) kapasitesini ve buna bağlı taktiksel kabiliyetleri esas almaktadır. Böylece Çin’in bölgedeki harekat kabiliyetinin sınırlandırılması ve muhtemel bir saldırının sınırlarını daraltarak Çin silahlı kuvvetlerinin harekatlarının engellenmesi hedeflenmektedir.

Tüm bu stratejilerin uygulanmasında Okinawa kilit konumda bulunmaktadır. Zira Okinawa üzerinden Çin’in tüm güneydoğu kıyılarına ulaşmak, dolayısıyla açık denizlere çıkışının kontrol altına almak mümkündür. Ayrıca Güney ve Doğu Çin Denizi, Maldivler ve Kuzey Kore Boğazı’na hakim konumu sebebiyle Çin için büyük önem arz eden Tayvan da Okinawa’ya oldukça yakındır.

Ayrıca Kuzey Kore’nin Aralık 2012’deki balistik füze denemesinin ardından Şubat 2013’te de nükleer silah denemesi gerçekleştirmesi nükleer programına 2011’de başkanlık koltuğuna oturan Kim Cong-ın döneminde de devam edileceğini göstermiştir. Söz konusu nükleer denemenin ardından BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı yaptırımları sertleştirme kararından sonra ise karşılıklı hamlelerle bölgede ciddi bir kriz ortamı oluşmuştur. Hatta Piyonyan, eğer tahrik edilirse ABD’nin Japonya ve Pasifik adası Guam’daki askeri üslerine saldırıda bulunacağını beyan etmiştir. Okinawa adasının coğrafi konumu Kuzey Kore’nin kontrol altında tutulması açısından da önem taşımaktadır. Nitekim söz konusu krizin sertleştiği Nisan ayında ABD gözdağı amacıyla iki radara yakalanmayan (F-22) savaş uçağını Okinawa’dan Güney Kore’ye sevketmiştir.

Tartışmalı adalar ve deniz sınırı, Çin’in artan askeri gücü ve Kuzey Kore tehdidi Japonya’yı da ABD ile ittifakını güçlendirmeye yöneltmiştir. Haziran 2013’te yayımlanan Savunma Beyaz Kitabı’nda Japonya-ABD ittifakının güçlendirilmesi ve Okinawa’daki ABD üssünün coğrafi avantajı sayesinde Çin ve Kuzey Kore’den gelebilecek tehditlere karşı Japonya’yı korumaya devam etmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.(13) Anayasal olarak ordu kurması mümkün olmayan Japonya’nın savunması ABD tarafından sağlanmaktadır. Bu sebeple Tokyo, ABD askerlerinin varlığını her şeyden önce caydırıcılık açısından gerekli görmektedir. Ayrıca muhafazakâr ve milliyetçi çizgideki Başbakan Şinzo Abe’nin anayasanın ordu kurmayı sınırlayan 9. maddesini değiştirme ve aktif bir ordu kurma amacı açısından da Amerikan’ın halihazırdaki askeri altyapı ve sistemleri avantaj teşkil etmektedir. Buna ilaveten bölgesel dinamikler Japonya’yı 2010’da daha hazır, daha aktif ve daha fonksiyonel bir askeri güç öngören “dinamik savunma” konseptini kabul etmeye itmiştir. ABD’nin yükselen Çin’e karşı oluşturduğu “Asya ekseni stratejisi”, Japonya’nın dinamik savunma konseptini uygulaması için elverişli bir ortam oluşturmaktadır.

Adanın iki ülke açısından taşıdığı önem ve 1990’lı yıllardan başlayarak 2000’li yıllarda artarak devam eden (2010 yılında 90.000 kişi protesto gösterilerine katılmıştır.) ABD karşıtı gösteriler, tarafları Okinawalıların taleplerini göz önünde bulundurmaya itmiştir. Sonuç olarak 2006’da Washington ve Tokyo 8000 deniz piyadesinin (ve 9000 yakınının) Okinawa’dan Guam üssüne gönderilmesi konusunda anlaşmaya varmıştır. Böylece adadaki deniz piyadelerinin sayısı 10.000’e düşürülecektir. Yerel halk için tehdit oluşturan Futenma üssünün 2022’ye kadar adanın kuzeyindeki daha az nüfuslu Nago bölgesine taşınması da karara bağlanmıştır. 10.3 milyar dolara mal olması beklenen taşınma işleminin maliyetinin %60’ı Japon hükümeti tarafından karşılanacaktır.(14) Ancak henüz taşınma çalışmaları başlatılmamıştır.

Okinawa Sorununun Çözümü Mümkün Mü?

Joseph Nye ve Richard Armitage Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) için hazırladıkları “ABD-Japonya İttifakı” başlıklı raporda Okinawa’daki üs sorununu “üçüncü derece önem taşıyan bir konu (third-order issue)” olarak nitelemektedir.(15) Ancak bu sorunun hem Japonya iç ve dış politikasını hem ABD çıkarlarını hem de iki ülkenin askeri ittifakını etkileme potansiyeli bulunmaktadır. Öncelikle Başbakan Yukiyo Hatoyama’nın istifası Okinawa sorununun Japon iç politikasına nasıl yansıdığını gözler önüne sermiştir. Ağustos 2009’da yapılan seçimler Japon siyasi tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve Liberal Demokratik Parti 55 yılın sonunda iktidardan uzaklaşmıştır. Seçimi kazanan Japonya Demokratik Partisi’nin seçim kampanyası sırasındaki vaatlerinden biri de Okinawa sorununun çözülmesiydi. Göreve gelen başbakan Hatoyama’nın, Okinawalılar Futenma üssünün tamamen kaldırılmasını talep ediyorsa hükümet bunu sağlayacaktır açıklaması ABD’nin tepkisini çekmiş ve anlaşma sağlanamadığından bu konuda ilerleme kaydedilememiştir. Sonuç olarak sözünü tutamayan Hatoyama istifa etmek zorunda kalmıştır.

Dış politika bağlamında da Okinawa sorunu 2009-2010 döneminde Tokyo-Washington arasındaki ilişkilerin gerilmesine neden olmuştur. Söz konusu sorun sebebiyle ilişkilerin bozulması hem ABD’nin Asya ekseni stratejisini hem de Japonya’nın dinamik savunma konseptini olumsuz etkileyecektir ki bu durum, bölgede ortak çıkarlara sahip iki müttefik ülke için şüphesiz arzu edilir olmaktan uzaktır. Osaka Üniversitesi’nden Doç. Dr. Robert Eldridge “Amerikan üslerinden kaynaklanan sorunların kısır bir döngü oluşturduğunu, halk nezdinde giderek artan şekilde tepkiye yol açtığını ve bu durumun uzun vadede Japonya-ABD ittifakına zarar verebileceğini” ifade etmektedir.(16)

Okinawa’nın geleceğiyle ilgili Japonya’nın önünde temel olarak iki seçenek bulunmaktadır. Birincisi Japonya’nın savunmasını Amerika’ya bırakmaya ve askeri üslerin doğurduğu sorunlarla mücadele etmeye devam etmesi, ikincisi ise askeri yetenek ve kapasitesini güçlendirerek kendi savunmasını üstlenmesi sonucu ABD’ye bağımlılıktan kurtulması ve askeri üslerin kapatılmasıdır. Birinci seçenek bugünkü durumun devam etmesi ve Okinawa sorununun sürüncemede kalması anlamına gelecektir. Zira Futenma üssünün taşınması için Okinawalıların bir 10 yıl daha beklemesi gerekecektir. Öte yandan üssün taşınacağı söylenen Nago bölgesinde şimdiden protestolar başlamıştır. Tokyo Meiji Üniversitesi’nden Prof. Go Ito’nun, “Okinawa halkı üs kaynaklı güvenlik sorununun adanın başka bir bölgesine taşınmasını değil, bu sorundan tamamen kurtulmayı istiyor”(17) açıklaması Okinawalıların görüşünü net olarak yansıtmaktadır.

Japonya’nın Soğuk Savaş sonundan beri devam eden normalleşme (askeri alanda yeniden güçlenme ve uluslararası ve bölgesel güvenlik konularında söz sahibi olma) çalışmalarının sonucu mahiyetindeki ikinci seçeneğin ise bölge ülkelerinin tepkisini çekmesi ve bölgede zaten hassas olan dengeleri sarsarak bir güvenlik ikilemine yol açması mümkündür. Öte yandan Asya-Pasifik’teki toprak anlaşmazlıkları, güvenlik tehditleri ve Amerika’nın bölgesel çıkarları göz önüne alındığında ikinci seçeneğin kısa ve orta vadede gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir.

Bu durumda en makul seçenek Japonya’daki Amerikan üslerinin ülkede daha dengeli şekilde dağıtılması, Okinawa halkının yükünün hafifletilmesi, Futenma’daki helikopter biriminin büyük Kadena hava üssü veya Camp Hansen’e taşınması ve bir kısım askerin de Guam, Hawai veya San Diego’daki Camp Pendleton’a gönderilmesi olarak görünmektedir. Sorunun çözümünde en önemli nokta, Okinawalıların taleplerinin tamamen göz ardı edilmemesidir. Şüphesiz konuyla ilgili görüşme ve anlaşmalar iki egemen devlet olarak Japonya ve ABD arasında gerçekleştirilmektedir. Ancak ada halkının memnuniyeti iki ülke açısından da önem taşımaktadır. Bu sebeple Futenma üssünün taşınması işlemlerine ivedilikle başlanması gerekmektedir. Mart 2013’deki açıklamasında Başbakan Abe, üslerin Okinawalılar üzerindeki yükünü azaltmak için gereken herşeyin yapılacağını ifade etmiş ve Futenma üssünün taşınmasında ada yönetimi ile ortak çalışılacağı belirtilmiştir. Ancak taşınma işleminin 2022 veya daha sonrası olarak belirlenmiş olması ada halkını hoşnut etmekten uzaktır.

Buna ilaveten Japon hükümeti, Okinawalıların ayrımcılığa uğradıklarını düşündürecek her türlü adımdan kaçınmalı ve ada halkının memnuniyetinin göz ardı edilmediğini göstermelidir. Bunu sadece ekonomik yardım ve sübvansiyonlar ile başarmak mümkün olmayacaktır. Örneğin, Başbakan Abe’nin 28 Nisan’ı (28 Nisan 1952’de müttefiklerin kontrolündeki topraklar Japonya’ya iade edildi.) “ulusal egemenlik günü” olarak kutlamayı planladığını açıklaması Okinawa’da tepkiyle karşılanmıştır.(18) Zira ada bu tarihten 20 yıl sonra 1972’de Japonya’ya iade edilmişir ve ada halkı bunu bir utanç kaynağı olarak yorumlamaktadır. Bu durum merkezi yönetimin Okinawalıların hassasiyetleri konusunda daha titiz davranması gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Tokyo hükümeti, Okinawalıların Japon ulusunun bir parçası olduklarını vurgulayacak adımlar atmalıdır.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: