DOĞAL KAYNAKLAR DOSYASI : Susuz kış

İçme suyu, gıda, enerji, sanayi ve sağlıkta büyük sıkıntı kapıda. Yarı kurak Türkiye’de iklim değişikliğinin de tesiriyle su kıtlığı daha büyükbirafet hâline gelebilir. Kuraklığa dirençli toplum için acil tedbirler alınması şart.

Kış ortasında olmamıza rağmen son günlerde barajlardaki su seviyelerinin iyice düşmesi ve zirai mahsullerin fiyatlarının artması, aslında uzun zamandır ‘geliyorum’ diyen kuraklık afetinin kamuoyunda fark edilmesine yol açtı. Birkaç bölge hariç Türkiye’nin uzun süredir yağış almaması, ya da mevsim normallerinin çok altında kalması endişeleri büyüttü. Meteorologlara göre, görünen fiziki sebep, Türkiye üzerinde oluşan yüksek basınç merkezlerinin batıdan gelen yağışlı sistemleri bloke ederek kuzeye yönlendirmesi. Anadolu’yu es geçen yağmur bulutları, halk arasında hiç düşünülmeden kullanılan ve ‘güzel hava’ denilen güneşli ve kurak hava şartlarına sebep oluyor. 2006-2008 arasındaki kuraklık döneminde de benzer sıkıntılar yaşanmıştı. O günlerde özellikle İstanbul ve Ankara’da ihmal edilen içme suyu temini projelerine ağırlık verilmişti. Milyarlarca liralık harcama ile Melen Çayı’ndan Boğaz geçişi ile İstanbul’a, Kızılırmak’tan da Ankara’ya su temin edilmişti. İstanbul’da Küçükçekmece Gölü’nün kirlilik sebebiyle su havzası olmaktan çıkarılması, içme suyunun yüzde 40’ını karşılayan Ömerli Barajı havzasına Sultanbeyli gibi semtlerin kurulması geçmişteki hatalar. Planlanan 3. havalimanı Çevresel Etki Değerlendirme Raporu’nda ise projenin Terkos Gölü, Alibeyköy ve Sazlıbosna Barajı’na ulaşan su kaynaklarını azaltacağı ve kirleteceği açıkça yazılı. Ayrıca Kanal İstanbul projesinin Küçükçekmece Gölü ve Sazlıbosna Barajı’nı yok edecek olması da ayrı bir handikap.

Şimdi ise yeni bir su krizi yine kapımızda! Kuraklık yavaş gelişen ama çok büyük sosyo-ekonomik zararlara sebep olabilen tabii afetlerden biri. 31 tabii afet arasında yapılan sınıflandırmada, insan ve çevreye verdiği zararlara göre 1. sırada yer alıyor. Yangın, deprem, sel gibi ani gelişip sansasyonel hasar oluşturmadığı için riskin büyüklüğü tam olarak kavranamıyor. Kuraklık, meteorolojik kuraklık olarak başlıyor. Yağış azlığı sürerse toprağın nemi düşüyor ve zirai kuraklık baş gösteriyor. Akarsuların debisinin düşmesi ise hidrolojik kuraklık olarak tanımlanıyor. Bu gidişatın insan hayatına aksetmesiyle sosyo-ekonomik kuraklık evresine geçiliyor.

Bilim adamlarına göre, daha kuraklık yaşanmadan uygulanabilir ‘kuraklık planları’ yapmak gerekiyor. Kıt olan su kaynaklarını verimli kullanmak için her yeni su senesinin başında (1 Ekim-30 Eylül) su bütçesi hazırlayıp yağış azlığı başladığı anda kuraklıkla mücadale eylem planlarının devreye sokulması icap ediyor. Türkiye’de devlet ve toplumun su bilincinden çok uzak olduğu görülüyor. Tarihte birçok medeniyetin yok olmasına sebep olan kuraklığa gereken önem verilmiyor. Yarı kurak bir iklim kuşağında bulunan Türkiye’de sahipsiz afetlerden biri de kuraklık. Son 40 yılda özellikle kış mevsimi ve yıllık yağış değişimleri dikkate alındığında, Türkiye’deki kuraklık olaylarının en şiddetli ve geniş yayılımlı olanlarının 1971-1974, 1983-1984, 1989-1990 ve 2007-2008 dönemleri ile 1996 ve 2001 yıllarında oluştuğu görülüyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği ve Afet Yönetim Merkezi’nden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, 1959’da çıkan 7269 sayılı Umumi Afetler Kanunu’na göre kuraklığın afet dahi sayılmadığını ve istatistiklerde hiç yer almadığını söylüyor. Dolayısıyla Türkiye’de değişik kuraklık endeksleri hazırlayıp yer altı sularını, akarsuları, göllerdeki su miktarını, toprak nemini ve uzun vadeli yağış tahminlerini bir elde toplayarak değerlendiren herhangi bir kurum yok. Tam 43 ayrı kamu kurumun yetki sahibi ve su yönetimi tek elden idare edilmiyor. Bu yüzden afeti, ancak su kaynaklarının azalması ve göllerin kuruması gibi görünür sonuçlar çıkınca fark ediyoruz. Anadolu’da kuraklık aslında 1990’ların başından beri kendini belli etmeye başladı. Konya Havzası başta olmak üzere pek çok sulak alan kurudu.

Peki, kuraklık tekerrür eden ve tahmin edilebilir bir olgu mu? Prof. Dr. Kadıoğlu’na göre kuraklığın periyodik olarak tekrarladığını iddia etmek, istatistiki bir yalan: “Gerçekte hava bu tür bir periyodiklik bildirmez. Türkiye’de 8 senede bir hafif kuraklık, 12 senede bir şiddetli kuraklık olur gibi demeçler gerçeği yansıtmamakta. Çünkü havanın hafızası yok. Yetkililer Türkiye geneli rakamlara bakarak değerlendirmede bulunuyor. Bu yanlış. Çünkü yağışlar il bazında büyük değişiklik gösteriyor. Her gün kuraklık olacak gibi tedbir lazım. Önce halkın eğitiminden başlanmalı.”

Yağışlar yüzde 50 azaldı

Bilimsel çalışmalara göre Anadolu’da yağışların bölge ve zaman dağılımı düzensiz. Yağışa bağlı iklim sınıflandırmalarında senelik 250 mm’den az olan yerler kurak, 250-500 mm arası yarı kurak iklime sahip olarak tanımlanıyor. Türkiye’de İç Anadolu ile Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmı yarı kurak iklim alanına giriyor. Bununla birlikte İç Anadolu 300 mm civarında aldığı yağışla kurak bölge olmanın sınırında yer alıyor. Türkiye genelinde senelik yağış ortalaması 643 mm. Son 51 senede en kurak dönem 477 mm ile 1972-73’te, en yağışlı dönem ise 840 mm ile 1963’te yaşandı. Yağışlardaki değişkenlikler anlamlı bir seyir takip etmemekte. Türkiye’de 2007-2008 kuraklığından sonra 2009-2011 döneminde genel olarak normal yağışlar egemen oldu. Ancak 2012’de İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde etkili olmaya başlayan meteorolojik kuraklıklar, yaz kuraklığıyla da birleşerek 2013’te ülkenin büyük bölümünün ortadan olağanüstüne kadar değişen şiddette kuraklık yaşamasına sebep oldu. 1 Ekim 2013-17 Ocak 2014 tarihleri arasında ise Türkiye geneli için hesaplanan kümülatif yağış tutarında, uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 37, 2013’e göre de yüzde 47,4 oranında azalma gerçekleşti. Türkiye geneli aralık ayı normal yağış seviyesi 82 mm iken Aralık 2013’te bu rakam 42 mm’de kaldı.

Devlet Su İşleri verilerine göre Türkiye’de toplam 501 milyar metreküp yağış düşüyor. Bunun 274 milyar metreküpü buharlaşıyor. Toplam kullanılabilir su potansiyeli senede 112 milyar metreküp. Bunun son gelinen noktada 42 milyar metreküpünü kullanabiliyoruz. Suyun yüzde 74’ü tarımda, yüzde 15’i içmede, yüzde 11’i ise sanayide sarf ediliyor. 28 milyon hektarlık tarım topraklarının 16,7 milyon hektarlık kısmı sulamaya elverişliyken sadece 5,1 milyon hektarı sulanabiliyor. Baraj ve göletlerde 65 milyar metreküp depolama hacmi bulunuyor. Bu da demek oluyor ki 2 yıl sürecek bir yağış azlığına Türkiye dayanacak durumda değil.

2007’den itibaren Tarımsal Kuraklık Eylem Planı hazırlandı. Her il planlarını yapıyor. Planda kuraklık alarmı, kuraklığa hazırlanma, kısıtlama ve acil eylem seviyeleri bulunuyor. Eylül-ekim aylarında yağışların azalmasıyla alarm veriliyor. Eylül-aralık arasında bu gidişat sürüyorsa kuraklığa hazırlanma evresine geçiliyor. Şubat ve martta beklenen yağışların gelmemesi hâlinde su kullanımını kısıtlayan önlemler alınıyor.

Politikacılar kuraklığı örtüyor

Kamuoyunda en çok merak edilenlerden biri kuraklığın sebebinin ne olduğu? Manevi sebepleri ayrı bir alan ve inceleme konusu. Bilim ise atmosferin kendi dinamikleri ile küresel iklim değişikliğine, şehirleşmeye ve yeşil örtünün yok edilmesine bağlanıyor. Bu noktada atmosferdeki karbondioksit ve sera gazı emisyonlarının artarak örtü oluşturması sonucu yaşanan küresel iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarını tetiklediği ifade ediliyor. Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu’na göre son yüzyıl içinde dünyanın ortalama sıcaklığı 1 derece arttı. 2100’e kadar bu artış 4,5 dereceye ulaşabilecek. Aşırı hava olaylarında büyük artış gözlenecek.

Bazı şehirlerin, çarpık ekonomik düzene payanda olmak için vahşice büyütülmesi sebebiyle su kaynakları tarım, sanayi ve içme suyu ihtiyacını karşılayamıyor. Büyük şehirler bir yandan sera gazı emisyonlarına artırırken, diğer yandan da su kaynaklarını sömürüyor. Mesela İstanbul, mevcut hâliyle Bulgaristan sınırından Sakarya’ya kadar olan büyük bir coğrafyanın su kaynaklarını tüketiyor. İlgililer, birkaç ay süren bir kuraklığın ardından milyarca liralık yeni su temin yatırımlarından bahsetmeye başlıyor. Şehrin anayasası niteliğindeki Çevre Düzeni Planı’na aykırı olarak kuzeye doğru büyümeyle nüfusun 30 milyona yükseleceği öngörülüyor. Rant amaçlı bu yaklaşım, küresel iklim değişikliği sonucu daha sık ve şiddetli yaşanacak kuraklık afetiyle uyumsuzluk oluşturuyor. Nisan 2014’te yürürlüğe girecek Büyükşehir Belediyeler Kanunu ile büyükşehir belediyeleri tüm il sınırından sorumlu olacak. Su temini ise en önemli görevi oluşturacak. Bu sebeple iller arasında su paylaşımı konusunda sıkıntılar çıkacağı öngörülüyor. Su kanununun uzun senelerdir gündemde olmasına rağmen çıkarılamaması ve su yönetiminin etkili bir şekilde tek elde toplanamaması da önemli eksiklikler.

İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Murat Özler, politikacıların barajlar boşalırken verdikleri ‘hiçbir sorun yok’ beyanatına katılmadığını söylüyor. Yaklaşan seçimler sebebiyle kuraklık afetinin boyutunun gizlenmeye çalışıldığını iddia eden Özler, acilen tasarruf tedbirlerinin uygulanmasını istiyor. Özler, İstanbul’u yağışsızlığın devamı hâlinde susuz bir yazın beklediği uyarısında bulunuyor. İstanbul’da arıtılan suların denize atılmak yerine yer altı akiferlerine ve barajlara depolanmasını tavsiye eden Halil Murat Özler, aksi takdirde deniz suyunun arıtılmasının gündeme geleceği ve yeni rantlar ortaya çıkacağı uyarısında bulunuyor.

Yaklaşan su kıtlığının Kanal İstanbul ve 3. havalimanı projelerinin yeniden gözden geçirilmesini gündeme getirdiğini söyleyen Özler, şunları ifade ediyor: “Eğer Kanal İstanbul Terkos’tan Büyükçekmece veya Küçükçekmece güzergâhında yapılırsa, şehrin içme suyu potansiyeline tamiri imkânsız zarar verir. Bu göller yüzde 30’a varan oranda yer altı suyu ile de beslendiği için kısa sürede tuzlanır ve kurur. Su, İstanbul’a bu projelerden daha fazla lazımdır.”

İstanbul’dan Türkiye geneline geçtiğimizde uzmanlar, geçmişte yaşanan kuraklıkla gelecekte de küresel iklim değişikliğinin etkileri sebebiyle daha sık karşılaşılacağı uyarısında bulunuyor. Dolayısıyla medeni faaliyetleri dünyanın ve iklimin geleceği ile uyumlu hâle getirmek gerekiyor. Enerji temininde suyun daha az kullanılması, barajlardan daha çok zirai sulama ve içme suyu temin edilmesi, stratejik bir hedef kabul ediliyor. Ayrıca kömür ve doğalgazla çalışan termik santrallerde soğutma için büyük miktarlarda tatlı su tüketiliyor. Dünyada yükselen bir enerji kaynağı olarak gösterilen kaya gazı da yer altındaki kayalar basınçlı su ile çatlatılarak yeryüzüne çekiliyor. Bu gazı çıkarmak için büyük miktarlarda su harcanırken, yer altı suları da derinlere giderek yerküre tarafından emiliyor. Bu sebeple rüzgâr, güneş ve jeotermal gibi temiz ve alternatif enerji yatırımlarına ağırlık verilmesi öneriliyor.

ODTÜ Öğretim ve TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’de iklim değişikliği ve kuraklık konusunun önde gelen uzmanlarından. Türkeş, IPCC raporlarına başyazarlık ve yazarlık yapıyor. Son olarak yayımlanan IPCC 5. Değerlendirme Raporu’nda imzası olan bilim adamlarından biri. Türkeş, IPCC raporlarının, Türkiye’de planlama ve uygulama aşamasında dikkate alınmadığı görünüşünde. 2007-2008 kuraklığından sonra onlarca bilimsel yayın yaptığını dile getiren Türkeş, ilgili tüm tarafların iklim değişikliğinin değişkenlerini, davranış biçimlerini öğrenmesi gerektiğini vurguluyor. İklim değişikliğinin etkilerinin hesaba katılmasının yatırımları zorlaştıracağı yönünde yaygın bir kanaat oluştuğunu hatırlattığımız Murat Türkeş, “İklim değişikliği gözetilerek yapılan yatırımlar, planlama ve yatırımda tam aksine avantajdır. Asıl bunlar dikkate alınmazsa yatırıma zarar verilir. İklim değişkenliğine göre yaparsanız proje uzun vadeli ve verimli olur. Su temin sisteminiz yetersiz kalmaz, barajınız kurumaz ya da yıkılmaz, kurulan insani sistemlere dâhil olmak üzere afet riski en aza iner.”

Afetleri başa geldiğinde konuşup akabinde unutmamak gerektiğini de belirten Türkeş, tasarrufun bir hayat biçimi hâline getirilmesini tavsiye ediyor. Türkeş, afetlere daha hazır bir toplum için yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor: “Kamunun öncelikle denetleyici yasal düzenlemeleri yapması gerekiyor. Ancak bu sadece yasa ve yönetmeliklerle olacak iş değil. Tüm toplumun bilinçlendirilmesi, karar süreçlerine dâhil edilmesi önemli. Yani halk hava, su, enerji ve çevreyle ilgili süreçlerde paydaş olmalı. Halktan kendi içinde bulunduğu süreçlerde alınan kararlara uyması beklenmeli.”

Prof. Dr. Türkeş’in diğer bir uyarısı da kuraklığın nehir tipi ve depolamalı hidroelektrik enerji santrallerinde (HES) elektrik üretimini ciddi şekilde etkileyecek olması. Bu durum hem işletme açısından ekonomik hem de ülkenin enerji güvenliği açısından stratejik riskler oluşturacak. Bu nedenle bu durumun öngörülerek gerekli tedbirlerin şimdiden alınması büyük önem taşıyor. Türkeş’in verdiği bilgiye göre; 286’sı işletmede, 256’sı inşaat hâlinde, bin kadarı da planlama safhasında yaklaşık 1550 HES bulunmakta. Halen Karadeniz Bölgesi’nde yapılmış 95 adet HES bulunuyor. 58 tanesi inşa, 253’ü de proje aşamasında. Lisans almış olan veya inşa hâlindeki nehir santrallerinin bölgelere göre dağılımına bakıldığında, yüzde 40’a yakınının Karadeniz’de olduğu görülüyor. Bu bölgeyi Doğu ve Güneydoğu Anadolu izliyor. Türkeş, Türkiye’de pek çok akarsuyun veya yan kollarının üzerinde kurulan nehir tipi HES’lerin çok büyük bölümünde, uzun süreli akım ölçümleri mevcut olmadığı için, projelerin nehrin su potansiyeli hidrolojik hesaplarla belirlenmeden yapıldığını anlatıyor. Bu durum gelecek için büyük risk oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde kuraklık sebebiyle HES’lerin elektrik üretiminde düşüş olacağı için doğalgaz santralleri daha çok çalışacak ve elektrik maliyetleri artacak. Türkeş, enerji yatırımları planlanırken iklim değişikliğinin mutlaka göz önüne alınmasını tavsiye ediyor.

Su yol haritası belirlenmeli

Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından uzman bilim adamlarına hazırlatılan Türkiye’de Su Yönetimi, Sorunlar ve Öneriler Raporu’na (2008) göre; nüfus yoğunluğunun fazla olduğu Marmara, Sakarya, Küçük Menderes başta olmak üzere Meriç, Gediz, Akarçay, Yeşilırmak, Kızılırmak ve Konya havzalarında gerekli planlamalar yapılmazsa su sıkıntısının artması bekleniyor. Buna karşı nüfus artışının ve kente göçün kontrolü, artan ihtiyaçları dikkate alan yeni yatırımlar, suya olan talebin bilinçlendirilmesi, bu talebin teknolojiyle düşürülmesi, yer altı ve yüzey suları dışındaki kaynakların değerlendirilmesi (tuzlu sulardan tatlı su temini, yağmur suyunun değerlendirilmesi, atık suların kazanılarak yeniden kullanılması) öneriliyor. Raporda bölgelerin yağış miktarına göre ürün seçimi, damlama ve yağmurlama sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, sulama sisteminin buharlaşmayı önlemek için kapalı modellerle yapılması teklif ediliyor. Ayrıca, Devlet Planlama Teşkilatı’nın 9. Kalkınma Planı’nda Türkiye genelinde şebeke kayıplarının yüzde 30-40, kaçak kullanım oranının da yüzde 40-60 düzeyinde olduğuna dikkat çekilerek bunun altyapı yatırımlarıyla bir an önce giderilmesi öneriliyor. Aynı planda yurt sathında şebekeye verilen su 6 milyar tonken bunun yaklaşık yarısının tüketicilere ulaştığına dikkat çekiliyor. Türkiye’de su kıtlığının yanı sıra Ergene, Meriç, Susurluk, Nilüfer, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Sakarya ve kolları Porsuk, Ankara ve Çark suyunda endüstriyel kirliliğin had safhada olduğuna vurgu yapılıyor.

Türkiye’ye özel olarak su konusunda çalışmalara imza atan Su Vakfı’nın Türkiye Raporu’nda da 2100’e kadar beşer veya onar senede yenilenen ‘Su Yol Haritası’ belirlenmesi öneriliyor. Su Enstitüsü ve bu konuda çalışan kurumlar kurulmasının da gereğine işaret ediliyor. Bu belirlemede su biliminin yöntemlerinin bütünleşmiş bir şekilde uygulanması tavsiye ediliyor. Türkiye’de su bütçelerinin ayrıntılı bir dokümanının olmadığı vurgulanan raporda, bu eksikliğin giderilmesi gereğine dikkat çekiliyor. Çözümün, bir taraftan bilimsel ve teknolojik yöntemlerle su sıkıntısının azaltılmasında, diğer yandan tasarruf bilincinin geliştirilmesinde olduğu vurgulanıyor. Raporda ayrıca, yağışsız geçen 3-5 kışın iklimin olağan periyodik kurak devrelerinden mi yoksa iklim değişikliğinden mi kaynaklandığının ayırt edilmesi gereğine vurgu yapılıyor. Bu amaçla kuraklık izleme ve araştırma merkezleri kurularak Türkiye’ye özgü çalışmalar yapılması öneriliyor.

Anadolu’da tohumlar çimlenmedi!

Şu sıralar Anadolu’dan meteorolojik kuraklıktan zirai kuraklığa doğru geçildiğine dair yakınmalar yükseliyor. Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Başkanı Nazmi Ilıcalı, eylül-ekimde ektikleri buğdayların çimlenmediğini, rekoltede büyük düşüş beklediklerini ifade ediyor: “Bu sene ektiğimiz tohumlarda hiçbir yeşerme olmadı. Toprağı kaldırdığımız zaman tohum olarak kaldı. 100 taneden 40 kadarı da toprağın altında filizlendi. Yoğurt gibi oldu. Soğuğu görünce tohumlar dondu. Artık hiçbir şey beklememek gerekir. Bu gidişle rekolte yüzde 50’nin altına iner. Tarım sigortaları, kuraklık ve don gibi bizi asıl zarara uğratan afetleri kapsam içine almıyor. İdarecilerimizden bu eksikliğin giderilmesini bekliyoruz.”

Türkiye Ziraatçılar Derneği Şanlıurfa Temsilcisi Müslüm Ösün de bölgelerinde tohumların önemli bir kısmının çimlenmediğini belirtiyor. Susuz alanlarda arpa, mercimek, buğday ektiklerini belirten Ösün, yaşadıkları sıkıntıları şöyle dile getiriyor: “Özellikle Doğu Anadolu’nun Suriye sınırındaki Suruç, Ceylanpınar ve Akçakale yağış almadı. Mevzii yağışlar oldu. Hatta benim köyüm olan Sergen’deki tarlaların yarısı çimlendi, yarısı çimlenmedi. Eğer bugünlerde yağışlar olmazsa çimlenen tohumların kök tutması zor olur. Ben dönümden bin lira kazanmayı umarken bugünlerde masraflar çıksın diye dua ediyorum. Kuraklığın tarım sigortası kapsamına alınmasını istediğimizde ‘havuzda yeterli para toplanmadı’ mazeretini işitiyoruz.”

Atatürk Barajı sebebiyle bölgedeki yer altı sularının da çöktüğünü anlatan Müslüm Ösün, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun Suruç Ovası Sulama Projesi için 12.12.2012’de saat 12 için tarih verdiğini ancak inşaatın hâlâ tamamlanamadığını söylüyor. Ösün, proje kapsamında Bozova ile Suruç arasında hiçbir yükselti yokken 17 kilometrelik tünel yapılmasına da anlam veremediğini dile getiriyor.

Uzmanlar, kar yağışı da az olduğu için bahar aylarında tarım ürünlerine zarar veren parazit ve böceklerde patlama yaşanacağını öngörüyor. Havzalar arası tarım ve içme suyu amaçlı su naklini de uzmanlar önermiyor. Her su havzasının kendi imkânları içinde su bütçesi yaparak ‘ayağını yorganına göre uzatması’ tavsiye ediliyor. Çünkü su alınan havzadaki su sistemi ve ekolojik yapıda öngörülemez hasarlar meydana gelme riski yüksek.

SU İÇİN NE YAPILMALI?

· Millî kuraklık izleme merkezi ve uyarı enstitüsü kamu kuruluşlarından bağımsız olarak kurulmalı.

· Kuraklık eğitimleri verilmeli.

· Kuraklığa dayanıklı bitki çeşitlerinin ıslahına öncelik verilmeli.

· Kuraklıktan zarar gören çiftçilerin zararlarının giderilmesi için mekanizmalar geliştirilmeli.

· Yer altı suları gözden geçirilerek uygun yöntemlerle yer üstü sularıyla birleştirilmeli.

· Su kaynaklarının geliştirilmesine yönelik araştırmalara daha fazla kaynak aktarılmalı.

· Meteorolojik veri bankaları kurulmalı.

· Su tasarrufu sağlayıcı yatırımlara ağırlık verilmeli.

· Şehirleşme, yörenin doğal kaynaklarına uyumlu yürütülmeli. Bölgenin iklimine uygun tarım ürünü seçilmeli.

· Çok su tüketen enerji üretimi ve sanayi tesislerinden mümkün olduğunca kaçınmalı.

· Şebekelerdeki kayıp ve kaçak oranları azaltılmalı.

· Tarımda su kapalı yöntemle nakledilmeli ve tasarruflu sulama öntemleri uygulanmalı.

· Barajlardaki buharlaşmayı önleyecek yöntemler geliştirilmeli. Yer altı sularının gelişigüzel kullanımının önüne geçilmeli.

· Yağmur suları kullanılmalı.

· Arıtılmış sular geri kazanılmalı.

EVDE SU TASARRUFU İÇİN PRATİK YÖNTEMLER

Evde suyun yüzde 35’i banyoda, yüzde 30’u tuvalette, yüzde 20’si çamaşır ve bulaşık yıkamada, yüzde 10’u mutfakta ve yüzde 5’i temizlikte kullanılıyor.

İşte tasarrufun püf noktaları:

· Damlatan muslukları acilen tamir edin.

· Sebzeleri su dolu kapta yıkayın.

· Bulaşıkları elde değil makinede yıkayın.

· Su tasarruflu armatür kullanın.

· Küçük rezervuar kullanın, ayarını kısın ya da içine su dolu şişe koyun.

· Banyoda sıcak suyun gelmesini beklerken musluğu az akacak şekilde ayarlayın.

· Sabunlanırken suyu mutlaka kapatın.

· Çamaşır yıkamada doğru programı kullanın. Dolu iken çalıştırın.

· Diş fırçalarken, tıraş olurken, su tüketiminde bilinçli davranın. Aracınızı basınçlı su ile yıkayın.

· Şebeke suyu ile bahçe sulamayın.

· Mümkün ise yağmur ve kuyu sularını değerlendirin.

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: