SURİYE DOSYASI : BİR ‘MUHABERAT DEVLETİ’NİN ANATOMİSİ

Eli kanlı Esed ailesi Suriye’yi 44 yıldır gaddarlığıyla nam salan gizli servis El Muhaberat ile yönetiyor.

Suriye’de 11 bin sivilin işkenceyle katledildiğini gösteren 55 bin karelik vahşet fotoğrafları ‘muhaberat devletleri’nin vatandaşına gaddarlıkta sınır tanımadığını bir kez daha ortaya koydu.

Söz tükendi. Sabır da… Suriye rejiminin sistemli katliamları bir kez daha belgelendi. CNN’in gündeme taşıdığı fotoğraflar (20 Ocak) Esed rejiminin muhalifleri sistemli işkencelerle öldürdüğünü tescil etti. Fotoğraflar kurbanların ölüm derecesinde aç bırakıldığını, işkence edilerek ve boğularak öldürüldüğünü ortaya koydu. Kısa zamanda tüm dünyaya yayılan görüntüler eli kanlı Esed rejimini bir kez daha gündeme taşıdı. 21 Ağustos’taki kimyasal katliam yeniden hatırlandı. Rejime karşı küresel öfke kasırgaları esti. Rejimin son demlerini yaşadığı ilan edildi…

Çünkü bu kez katliam faili meçhul değildi. Belgeleri ve fotoğrafları bizzat sistemli öldürmelerde görev alan bir askerî polis vermişti. ‘Sezar’ kod adı verilen şahıs, rejimin askerî hastanelerde görevlendirdiği fotoğrafçılardan biriydi. Cezaevleri ve sorgu birimlerinde işkenceyle öldürülen muhaliflerin cesetlerini fotoğraflıyordu. 13 yıl boyunca orduda görev alan Sezar, 2011-2013 arasında tam 11 bin kurbanı fotoğrafladı. Vicdanı el vermeyince de görüntüleri muhalifler üzerinden yurtdışına gönderdi. Tam 2 yıl boyunca çektiği 55 bin kareyi parça parça muhaliflere verdi. Geçen ağustosta önce ailesi ardından kendisi çıktı yurtdışına. Sezar’ın güvenli bir ülkeye yerleşmesinin ardından Katar desteğiyle İngiltere’de kurulan hukuk bürosu araştırmaya son noktayı koyup dünyaya duyurdu. Alanında uzman savcılar, adli tıp ve anatomi uzmanları 26 bin kadar fotoğrafı tek tek inceledi. Kurbanların ölüm sebeplerini tespit ettiler. 31 sayfalık raporda Esed rejiminin savaş ve insanlık suçu işlediği kaydedildi. Araştırma bürosu, raporun Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sunulacağını duyurdu.

Peki, ne değişti? Hiç! Batı başkentleri kan donduran fotoğraflar sonrası Esed rejimini kınamakla yetindi. Diplomatik çözüm için İsviçre’de toplanan Cenevre II Konferansı daha bir hareketli geçti. ABD, BM, AB durumun kabul edilemez olduğunu deklare etti. Ancak tüm bunlar sahadaki durumu değiştirmedi! Küresel öfke uluslararası askerî müdahaleye kapı aralamaya yetmedi. Beşşar Esed fırsattan istifade görevini bırakmak niyetinde olmadığını duyurdu! Rejimin elle tutulacak yeri kalmasa da lideri ayaktaydı!

10 binlerce Suriyeli sivilin dehşetli işkenceler altında can verdiğini gösteren kareler ‘muhaberat devleti’ oluşumunu tartışmaya açtı. ‘Muhaberat devleti’nin kendi vatandaşını nasıl düşman addettiği ve nasıl göz kırpmadan katlettiği sorgulandı. Biz de uzmanlarla, Suriye örneği üzerinden bir ‘muhaberat devleti’nin anatomisini çizmeye çalıştık…

Sınırsız istihbarat!

Güçlü istihbarat birimi üzerinden devleti, ülkeyi yönetme şekli yeni değil. Suriye’den önce benzer yönetim şekli Sovyetler Birliği, Doğu Bloku ülkeleri, Irak ve Mısır gibi birçok ülkede görüldü. Baas tipi partilerin iktidara geldiği ülkelerin hemen hepsinde istihbarat birimleri haddinden fazla güçlüydü. Dahası bu istihbarat servisleri, aynen Suriye’deki El Muhaberat gibi iç tehdide, kendi vatandaşına karşı kodlandı. Batılı demokrasiler istihbarat birimlerini çeşitlendirip birbiriyle ve kanunlarla dengelerken baskıcı rejimler tek elde toplayıp yasaların üstünde bir mevkiye oturttu. Adı, yapısı, kabiliyeti ülkeden ülkeye farklılık arz etse de Suriye, İran, Kuzey Kore gibi kapalı rejimlerin hemen hepsinde istihbarat birimleri yasama ve yargı denetiminden kaçırıldı. Yasa dışı bir zeminde çalıştırıldı. Zira muhaberat devletlerinin, kapalı rejimlerin bekası buna bağlıydı. Yeri geldiğinde ‘iç tehditlerin’ anında bertaraf edilmesi yasalara, mahkemelere bırakılamazdı!

‘Muhaberat’, Arap dünyasında istihbarat teşkilatları için kullanılan genel bir isim. ‘Haber alma teşkilatı’ anlamına geliyor. İsim açısından Batılı örneklerinden farkı yok. Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) gibi… Ama fonksiyon açısından demokratik ülke servislerinden oldukça farklı. Özellikle Suriye, Mısır gibi devletlerde muhaberat birimleri ‘şüphe’ ile çalışır. Hemen her şeyden ve herkesten duyulan bir şüphedir bu. Hatta herkes, istihbaratçılar bile potansiyel suçlu olarak görülür, izlenir, en ufak bir hatada bile rejim düşmanı ilan edilebilir. İktidar da ‘ajan’, ‘hain’, ‘dış güç’, ‘komplo’ gibi söylemlerle sürekli ‘şüphe’ güdüsünü zinde tutar.

Yine bu tür rejimlerde istihbarat birimlerinde lidere yakın isimler görevlendirilir. Atamalar mezhebe, etnik kökene göre şekillenir. İktidarla istihbarat iç içe geçer. Bu yüzden üst düzey sivil ve askerî bürokratlar ile istihbarat bürokratlarının akrabalık ilişkileri bulunur. Çoğu zaman da bu bürokratik birimler arasında bir geçişkenlik sağlanır. Mesela uzun yıllar askerî bürokraside çalışan üst düzey bir yetkilinin sonradan istihbaratın başına geçmesi veya uzun yıllar istihbarat birimlerinde çalışan bir bürokratın daha sonra kabineye girmesi şaşırtıcı olmaz.

Suriye ve İran örneğindeki gibi kapalı rejimlerde istihbarat birimleri hayatın her alanında faaliyet gösterir. Ekonomiden turizme, finanstan medyaya, hatta yerel yönetimlere kadar… Kapalı rejimlerde iktidarlar halkın, ferdin yerine aldığı kararları direkt rejime bağlı çalışan istihbarat üzerinden uygular. Yani istihbaratı toplumu yönlendirme, yönetme aracına dönüştürür. Bundan ötürü bu birimlere halka dair her türlü bilgiyi edinme, arşivleme imkânı tanınır. Telefon dinlemelerini, banka hesaplarını, tapu işlemlerini, yurtdışı ve yurtiçi seyahatlerini mahkeme kararları olmaksızın izler. İktidardan aldığı güçle polis, asker ve yargı birimlerine meydan okuyabilir. Rejime karşı tehdit olarak algıladığı kişileri, vakıf ve sivil toplum kuruluşlarını kolayca hedefe koyabilir. Kendine bağlı medyada aleyhlerinde kara propaganda yürütüp iltisaklı mahkemelerde yargılar. Hiçbir hak hukuk gözetmeksizin hain ilan ettiği şahısları gizli hücrelerinde işkenceye tabi tutabilir. Bundan ötürü bu tür ülkelerde hapis aynı zamanda sistemli işkence, ölüm anlamına gelir! Bitip tükenmek bilmeyen zulüm anlamına gelir! Neticede halk dinlendiğini, izlendiğini düşünür. Devlete karşı açık vermemek için azami hassasiyet gösterir. Kısaca ceberut devlet karşısında siner!

Bütçe ile istihdam her yıl artar!

Zirve Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Alper Y. Dede, ‘muhaberat devletleri’nde istihbarat birimlerinin rejimin bekası için gerekli gördüğünde her türlü operasyonu, tutuklamayı, sorgulamayı, hatta işkenceyi yapabildiğini, durumun ortaya çıkması hâlinde de hiçbir cezai işlem uygulanmadığını anlatıyor. Bu tür devletlerde istihbarat birimlerine büyük bütçeler ayrıldığını, Batı’daki örneklerle kıyaslanmayacak ölçüde istihdam sağlandığını vurguluyor: “Kapalı rejimlerde istihbarat birimleri devasa yapılardır. Halk potansiyel düşman görüldüğü için istihbarat birimleri neredeyse sokak sokak örgütlenir. Dolayısıyla devasa bütçeler harcanır. Sosyalist Suriye devleti, elindeki devasa ekonomik rantın bir bölümünü istihbaratın önde gelenlerine verir. Resmî, yarı resmî ekonomik faaliyetleri teşvik eder. Muhaberat mensuplarına yüksek maaş, iyi imkânlar sağlar. Dokunulmazlık da cabası…”

‘Muhaberat devletleri’nde olmazsa olmazlardan biri de istihbaratın bile takip esasına göre kurgulanması. Farklı birimler birbirini izler. Burada asıl amaç rejimin dolayısıyla lider ve ailesinin bekasıdır. Bu tür rejimlerin bir diğer özelliği halka korku salmaları. İstihbaratın herkesi dinlediği, her şeyi izlediği, içeri alınanlara uygulanan işkenceler kulaktan kulağa yayılır. Bir iki olaya şahit olan halk korkudan siner. Rejimin istediği de budur zaten.

İstihbarat devletlerinin bir diğer olmazsa olmazı da katı-sert particilik. Ekseriyetle bu tarz ülkelerde tek parti iktidarları görülüyor. Sırtını iktidara/mutlak otoriteye dayayan parti, arzu ettiği ideolojiyi tabana zorla empoze ediyor. Bir bakıma parti ‘devlet’ konumuna çıkarılıyor. Bu da büyük ölçüde keyfilik anlamına geliyor. Gerek servetin bölüşümü gerekse de kimin nasıl muamele göreceği hukuka göre değil, parti tercihlerine göre şekilleniyor.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cenap Çakmak, muhaberat devletlerinin resmî ideolojilerini tek parti üzerinden savunduklarını ifade ediyor: “Kuzey Kore’de ‘Komünist Parti’, Suriye’de ‘Baas’, İran’da da ‘Velayet-i Fakih’ yapısı bu duruma örnek verilebilir. Parti sadakati retorik olarak yüceltilir. Geniş halk kitlelerine karşı tutumun bir ölçüsü olarak kullanılır. Devrim merkezi bir yere oturtulur ve arzu edilmeyen muhalif tutumlar ‘ihanet’ olarak değerlendirilir.”

İpek Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Bacık da ‘muhaberat/istihbarat devleti’ kavramının Suriye ve Kuzey Kore rejimlerini birebir tanımladığını düşünüyor. Özellikle Suriye’de rejimin bürokrasiyi, devleti, toplumu çok parçalı istihbarat birimleri üzerinden kontrol edip yönettiğini vurguluyor: “Suriye’de ‘muhaberat devleti’nin temeli 1970’lerin ortasında atıldı. Zamanla da konsolide edildi. İşi tek istihbarata yüklemeyip farklı adlar altında yenileri devreye sokuldu. Zaman içinde toplumun tüm noktalarına nüfuz etti. Siyasallaştı. Soğuk Savaş döneminde Polonya’da yaşandığı gibi kardeş kardeşe ihbar ettirildi. Sonuçta Baas Partisi’nin, Esed ailesinin demir eli, kudreti oldu… Gelinen noktada rejimi ayakta tutan ekseriyetle Esed ailesi ve Nusayrilerden müteşekkil El Muhaberat. Aralarında bir nevi kader birliği var. Biri düşerse diğerinin düşmesi de kaçınılmaz zira!”

Suriye’de istihbarat teşkilatlarının kökeni Fransız sömürge yönetimine kadar uzanıyor. Ancak bugünkü manada El Muhaberat, Baas Partisi’nin iktidara geldiği 1963’te kuruldu. 7 yıl sonra iktidara gelen Hafız Esed mevcut istihbaratı güçlendirmenin yanında hava kuvvetleri içinde, kendine bağlı, Nusayrilerden oluşan yeni bir yapı daha kurdu. Hava kuvvetlerine yönelmesinde uzun yıllar burada görev yapması etkili oldu. Hâlihazırda Suriye askerî istihbaratı ile hava kuvvetleri istihbaratı, El Muhaberat’tan bağımsız olarak faaliyette. El Muhaberat’ta olduğu gibi askerî birimlerin başına da ekseriyetle Nusayriler atanıyor. Özellikle Esed ailesiyle kan bağı bulunan isimler tercih ediliyor. Mesela, 2005-2009 arasında askerî istihbarat şefi, sonradan savunma bakanı olan Asıf Şevket, Beşşar Esed’in kayınbiraderiydi.

Ortadoğu uzmanı Yrd. Doç. Dr. Dede de Hafız Esed’in azınlık rejimini ayakta tutup ülkeyi yönetebilmek için El Muhaberat’ı güçlendirdiğini söylüyor: “Esed ailesiyle istihbarat teşkilatları iç içe geçmiş durumda. Son yarım asırda rejimin, liderin, ailenin bekası demokrasi dışı uygulamalarla, yani istihbarat faaliyetleriyle sağlandı. Keza Hüsnü Mübarek’in Mısır’ı 30 yıl boyunca demir yumrukla yönetebilmesinin ardında istihbarat servisinin sadakati yatıyor. Yapısı ve kullandığı yöntemler açısından Mısır muhaberatı Suriye muhaberatına çok benziyor. Orada da halka devamlı surette ‘aleyhimizde bulunursanız size her istediğimizi yapabiliriz’ mesajı verilir.”

Esasen ortaya çıkan 55 bin karelik ‘işkence-infaz’ albümü El Muhaberat’ın ne denli gaddar olduğunu ortaya koydu. Keza 21 Ağustos’ta Şam’ın Guta Mahallesi’nde yaşayan 1500 sivili rejim talimatıyla kimyasal silahla katleden de hava kuvvetleri istihbaratıydı. Suriyeli muhalif kaynaklar, en az 50 bin tutukludan haber alınamadığını belirtiyor. Birçoğunu El Muhaberat alıp gizli sorgu hücrelerine götürmüş. El Muhaberat’ın gözaltına aldığını serbest bıraktığı pek vaki değil. Sebepsiz yere 20 yıl hapiste tutulup ağır hastalığa yakalanınca ‘elimizde ölmesin’ düşüncesiyle serbest bırakılanlar sayılmazsa tabii. Ülkede 3 yıldır yaşanan iç savaş ortamında bugüne kadar yaklaşık 160 bin günahsız sivilin hayatını kaybettiği ortada. Binlerce yaralı, milyonlarca mülteci de cabası. Söz konusu zulmün başaktörü Esed rejimi adına El Muhaberat ve türevleri. Ekranlarda dönen vahşet fotoğrafları bunun en güçlü delili.

Demokrasiler Muhaberat’a kayabilir!

Bu noktada şu saptamayı yapmakta fayda var: Her güçlü istihbarat, muhaberat devletine kapı aralamaz! Yani bu tür rejimleri istihbarat birimleri kendi başlarına kurmaz. Önlerinde bir lider, parti bulunur. İstihbarat birimleri liderliğin istediği, yönlendirdiği ölçüde gaddarlaşır. Zira yönetim imkân sağlamazsa istihbarat birimleri kanun dışına çıkamaz, başına buyruk davranamaz, adam öldüremez. ABD, İsrail gibi iç hukuk bariyerlerini aşmayan, kendi vatandaşını düşman addetmeyen devasa istihbarat örgütlerine sahip ülkeler de var. Bu tür örneklerde söz konusu birimler ekseriyetle dış tehdidi hedefe koyuyor. Muhaberat devleti içinse büyük tehdit kendi vatandaşları!

İsrail uzmanı Kerim Balcı, sınır ötesinde ülke menfaatleri çerçevesinde her türlü operasyona imza atan İsrail gizli servisi MOSSAD’ın ülke içinde kanun ve yönetmelikler çerçevesinde çalıştığını ifade ediyor. Balcı, görevi kötüye kullanan İsrailli ajanların yargılanmaktan sıyrılamadığını vurguluyor: “Suriye’deki El Muhaberat’ın yakın komşu 2-3 ülke dışında dış istihbarat faaliyeti yok. Aynı durum Mısır istihbaratı için de söz konusu. Ancak İsrail ve ABD örneklerinde istihbarat birimleri ekseriyetle dış tehdide odaklanır. Ajanlar kanun dışı hareket edemez. General David Petraeus örneğinde olduğu gibi CIA başkanı da olsa yargı önünde hesap verir.”

Lideri istihbaratçılar yanıltır

Doç. Dr. Bacık da oturmuş demokrasilerin, istihbarat birimlerini, sınırları net hatlarla çizilmiş kanun-yönetmeliklerle çalıştırdığını doğruluyor: “Burada ilkelerden bahsetmek lazım. Bir kere istihbarat örgütünün temel dikkat ettiği nokta dış dünya olmalı. İçeride bir grup ile uğraşmaya başlayınca sorunlar başlar. İçerisi de önemli ancak bu çok hassas kurgulanmalı. Öte yandan istihbarat kurumlarını abartmamak lazım. Bunlar zamanla iyice güvenlikçi hâle gelirler. Uluslararası ilişkileri de çok iyi okuyamaz hâle gelebilirler. Sanılanın aksine istihbarat kurumlarının bölgesel gelişmeler konusunda çuvallama oranı çok yüksektir. Mesela CIA’nın Arap Baharı konusunda ‘Vay be!’ dedirtecek ön alıcı, isabetli tahminlerini duyduk mu?”

Gökhan Bacık’a oturmuş devletlerin sonradan ‘muhaberat devletine’ dönüşme ihtimalini soruyoruz. Tarihten verdiği örneklerle iktidara gelen gücün isteği doğrultusunda devletlerin muhaberat devletine kayabildiğini vurguluyor: “Almanya ile komünist devrimlerden sonraki pek çok Balkan ülkesi buna örnek. Yunanistan’da da bu zaman zaman ciddi etkisini gösterdi. Şunu iyi ifade etmek lazım; istihbarat faydalı ve zaruri bir kurum. Ancak bunun sistem içinde nasıl kurgulandığı önemli. Bu kurguda sorun varsa hata olur. Siyasi liderlere en çok hata yaptırma gücü olan kurumlar istihbarat birimleridir. Mesela ordular şeffaftır. Biz komutanları biliyoruz. O nedenle her yapılana sorumluluk olarak ortaktırlar. Ancak bir ülkede istihbaratın dört numarası kimdir bilinmez. O nedenle istihbarat kurumlarının fiilî korunağı yüksektir. Bu gibi durumlarda en iyi çözüm; her kurulda bir karşı görüş takipçisi istihdam etmek. Her kurumda ‘mükemmel’ denilen fikri eleştirecek insanlara ihtiyaç var. Ortadoğu lineer toplumlar hâline geldi. Bir fikir var, bu doğru, herkes uysun!”

Türkiye’de zaman zaman ‘İranlaşma’, ‘Suriyeleşme’ korkusu yaşandı. Ancak Türk toplumu her seferinde sandık manivelasıyla iktidarların marjinalleşmesine mâni oldu. Tarihten bugüne sağduyulu siyasiler Meclis’e ipotek konulmasına imkân vermedi. Mesela 2007’de patlak veren ‘Türkiye Cezayir olur mu?’ tartışmalarının önünü rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Tokat’ta sarf ettiği (27 Mayıs) bir çift sözle kesmişti: “Türkiye, İran olmaz, Cezayir de olmaz. Suriye yapılmasına da biz müsaade etmeyeceğiz!”

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

ESED VAHŞET KARELERİNDEN YARGILANABİLİR Mİ?

Uluslararası hukuk uzmanı Doç. Dr. Cenap Çakmak, uzmanlarca gerçekliği ispatlanan vahşet karelerinin muhtemel mahkemede Beşşar Esed’in aleyhinde kullanabileceğini söylüyor: “Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının faillerini yargılar. Bosna iç savaşında olduğu gibi. Ancak Suriye, UCM’ye taraf olmadığından mahkeme savcısı Esed hakkında otomatik olarak dava açamıyor. Dava açılabilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı gerekiyor. Zira mahkeme, Libya ve Darfur kovuşturmalarını Güvenlik Konseyi kararı doğrultusunda başlattı. Eğer bu noktada Rusya vetosu aşılamazsa işletilebilecek bir yol daha var. Küresel kamuoyu Esed rejiminin artık ülkeyi temsil etmediğine karar verip, temsili muhaliflere verir.

Onlar da UCM’ye taraf olup Esed ile suça bulaşmış rejim üyeleri hakkında dava açtırabilir. Diğer taraftan bu tür uluslararası suçları diğer devletler de yargılayabilir. Örneğin Türkiye’de mahkemeler Esed aleyhine ceza davası açabilir. TCK buna izin veriyor. Yine İngiltere’nin çok güçlü bir evrensel yargı sistemi var. Bir başka nokta da uluslararası suçlar hiçbir şekilde zaman aşımı ve dokunulmazlık sınırlamasına girmiyor. Bu suçları işleyenler yıllar sonra bile herhangi bir devlet tarafından, UCM tarafından yargılanabilir. Fakat burada önemli olan elbette bu suçların çok sağlam bir şekilde belgelenmesi. Bugün Yugoslavya için kurulan Ceza Mahkemesi’nin (bu mahkeme UCM’den farklı) yargılamaları ünlü Mısırlı uluslararası ceza hukukçusu Şerif Basiouni’nin bireysel çabaları ile oluşturduğu geniş arşiv sayesinde mümkün olabildi. O sebeple bu tür belgeler çok çok önemli.”

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: