ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. Bahadır Erdem : Uluslararası ticaretimizin karnesi siyasetten iyi

Ticaret hukukunu uluslararası standartlara göre değiştirmeyen ülkelerin küresel dünyada güçlü olabilmesi çok zor! Prof. Dr. Bahadır Erdem’e göre, hukukun yabancı sermayeyi en az kendi ülkesindeki kadar koruması gerekiyor.

Küreselleşmeyle birlikte ticaret gelişirken buna paralel olarak ticaretin şekli ve kuralları da değişiyor. Uluslararası ticaret sadece ülkelerin ekonomilerini yakınlaştırmıyor, aynı zamanda hukuklarını da belli bir standarda getiriyor. Öyle ki ticaret hukukunu uluslararası standartlara göre değiştirmeyen, yenilemeyen ülkelerin küresel dünyada güçlü olabilmesi çok zor! Kendi vatandaşları dâhil, yabancı tüccarların haklarını koruyamayan bir sisteme yatırım çekmek neredeyse imkânsız. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Bahadır Erdem, Türkiye’nin bu konudaki karnesinin çok iyi olduğunu söylüyor. Erdem, Türkiye’nin 1950’den bu yana üyesi olduğu ancak ilk kez yönetim kurulunda yer aldığı Uluslararası Özel Hukukun Birleştirilmesi Enstitüsü’nde (UNIDROIT) ülkemizi temsil ediyor. Aynı zamanda Uluslararası Ticaret Odası’nda (ICC) hakemlik yapıyor. Bu temsilin anlamından yola çıkarak Türkiye’nin uluslararası ticaretteki yerini, hukuki altyapısını konuştuk. Uluslararası ticareti siyasetten bağımsız düşünemeyeceğimiz için elbette siyasetin ticarete etkisini de masaya yatırdık.

-Türk Ticaret Kanunu geçen yıl değişti. Türkiye, 1950’den beri taraf olduğu UNIDROIT’nın da yönetim kurulunda artık. Türkiye konumundan ya da uluslararası ticaretteki başarısından mı yoksa hukuki altyapısının ‘güçlü’ olmasından dolayı mı yönetim kuruluna alındı?

Türkiye bütün uluslararası sözleşmelere neredeyse taraf. Bu bakımdan karnesi gerçekten çok iyi. UNIDROIT, milletlerarası sözleşmelerin yapıldığı birkaç merkezden biri. UNCITRAL ve Lahey de yine bu merkezlerden. UNIDROIT’nın yönetim konseyinde 25 ülke yer alıyor. Türkiye ilk kez yönetim kurulunda. Bu, Türkiye’nin ticari bakımdan 10-15 sene öncesiyle kıyaslandığında büyük ilerleme kaydetmesinin sonucu. Dolayısıyla milletlerarası bir kuruluşun Türkiye’yi yönetim kuruluna aday olarak göstermesi ve Türkiye’nin seçilmesi elbette çok önemli. Türkiye’nin dünyadaki bu resmî kurumlarda yer alıyor olması görünürlüğünün artması demek. Elbette konumu da önemli rol oynuyor. Aynı zamanda hukuki bakımdan da ilerledi. Bazı sorunlar tabii ki var ama bunlar mevzuatın olmamasından değil, mevzuatın yargı karalarına geçmemesinden kaynaklanıyor.

-Bu neden sağlanamıyor?

Kabul etmek gerekir ki bir sistemi değiştirmek kolay değil. Ticaret Kanunu, özellikle tacirlerimizin hayatının can damarı. Küçük ölçekli şirketlerden büyük ölçekli holdinglere kadar herkesi ilgilendiriyor. Bu açıdan Avrupa Birliği ile uyum da Türkiye’yi ileri götürüyor. İnsan hakları için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ilk getirildiğinde, “AİHM’nin önüne bir set çekmek için mi getirildi?” denildi. AİHM’ye başvurmak o kadar kolay değil. Sıradan bir vatandaşın AİHM’e başvurabilmesi için para ve avukat bulması zor olabilir. Kendi ülkesindeki Anayasa Mahkemesi’ne başvurması tabii ki daha kolay. Son zamanlarda görüldü ki, Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru olumlu sonuçlar getiriyor. Bunun gibi ticaret kanunu, hukuk muhakemeleri kanunu, borçlar kanunu, tahkim alanında girilen sözleşmeler, Türkiye’de tahkim kanununun kabul edilmesi, artık milletlerarası tahkim kanunlarının Türkiye’de de tenfîz edilmesi (Tahkim kararının icra edilebilmesi icin Türk mahkemelerinin vermesi gereken icra hükmü) hiç şüphesiz Türkiye’nin hukuki standartlarının yükselmesi açısından önemli.

-Bunlar ideal görülüyor; ancak uluslararası standartları yakalarken, küçük ölçekteki şirketleri de göz önüne aldığımızda, Türkiye’nin ticarî hayatına nasıl yansıyacak?

Değişen hukuki standartlar ne zaman bütünüyle yansırsa, Türkiye’deki tacirler, halk, semeresini o zaman toplayacak. Kabul etmek gerekir ki bu zaman alacak. Dünyanın her yerinde bu zaman alır. Yargıçların bütün bu değişimleri benimsemesi, içselleştirmesi, kolay değil. Ama bizdeki özel sektör çok kuvvetli. Yıllarca çok kötü yönetildik, ekonomik bakımdan zorluklar çektik. Devletin batmamasının sebebi, özel sektörün gücüdür. Mesela ilginç bir örnek vereyim. Marka hakları çıkmadan önce, Aksaray’daki bütün toptancılar, tekstil şirketleri komşu ülkeler ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığına kavuşan ülkelerle profesyonellikten çok uzak bir şekilde, bavul usulü ticaret yapıyordu. Devlet bir hak getirdi. Fikrî hakların tümünü değiştirdi. Marka hakkını, dizayn hakkını ortaya koydu. Hiç ummadığınız küçük şirketler, aile şirketleri –hatta şirketleşme bile yoktu doğru dürüst– ürettikleri pijamaların yahut bluzların üzerlerine koydukları en küçük tasarım için bile patent aldılar. Türkler ticaret anlamında çok cevval. Dolayısıyla bu hakları kullanır, kullanacaktır.

-Türkiye Ortadoğu’da yükseliyor. Ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda da ‘çekim gücü’ olan bir ülke. Diğer yandan komşularıyla başı dertte. Uluslararası siyaset ticarete nasıl yansıyor ya da yansıyacak?

Türkiye’nin değişen ama isabetli bir dış ilişkiler yapısı var. İçe kapanık bir devlet değil. 90 yıllık devlet geçmişi, tarihi ve ekonomisiyle bölgede yükselen bir güç. Fikrini açıkça ortaya koyan bir devlet hâline geldi. Ancak şunu unutmamak gerekir. Devletlerarası ilişkiler tamamen çıkar ilişkileridir. Milletlerarası ilişkilerde sakin olmak çok önemli. ‘Büyük abilik’ rollerine yahut İslam âleminin lideri rolüne soyunarak hareket etmemek gerekir. Bir devletin başka hiçbir devletin iç işlerine karışma gibi bir hakkı yok. Bugün olumlu karşılanan, alkışlanan bazı söylemler bir müddet sonra yönetimi değişen ülkelerde bir anda tepki çekebilir. Son zamanlarda dışişleri bakımından bölgesel bazı problemler yaşanıyor. Bunda duygusal davranılmasının rolü olduğunu düşünüyorum. Dış ilişkilerde, her ülkede olması gerektiği gibi Türk devleti de önce kendi halkının çıkarlarını esas almalıdır. -Türkiye’nin bölgenin hâkimi olduğu söylentileri yayılmıştı son yıllarda…

21. yüzyılın başında yalnız başına güçlü bir devlet olarak ayakta kalmak bir rüya. Suriye, Irak, İran’la ve Sovyetler Birliği’nden dağılan ülkelerle komşuyuz. Öyle bir bölgedeyiz ki her ülke kendi içinde ciddi karışıklıklar ve sorunlar yaşıyor. Bunlar ülkemizin de bir derdi ve bizi de yakından ilgilendiriyor. Bugün Amerika hâlâ küresel bir güç. Keza Rusya da… Ortadoğu’da hiçbir ülke birbirine dost değil. Geriye AB kalıyor. Türkiye’nin yıllardan beri AB’ye emniyet çapası atarak insan hakları ve hukuk sistemini garantiye alma çabasının kendine hedef belirlemesinin lehine olduğunu düşünüyorum. AB’ye üye olamadınız diyelim. Türkiye, çevresindeki bunca sorunun altından tek başına kalkamaz. Nasıl NATO’ya üye olarak askerî bakımdan koruma kalkanı elde ettiyse, ekonomide ve insan haklarınıda gelişmeyi AB’ye üye olarak elde edebilir. İnsana insan olarak değer vermek gerekir. Irkı, dili, dini neyse onu yaşamasının özgürlüğü verilmeli. Bu sistem de daha çok Avrupa’da var. Bütün bunlarla beraber ticaret gelişebilir. Dolayısıyla, hukuki bakımdan Türkiye’nin karnesinin son yıllarda iyileşmesi, ticari bakımdan gelişmesi anlamına geliyor. Hukuk kuralları kötü, dünyadan kopuk olan bir devletin ekonomik bakımdan iyi olmasını beklemek de akıllıca değildir.

-Haksızlıklara karşı tarafları koruyan uluslararası hukukun gelişmesine paralel olarak uluslararası ticarettin de geliştiği, aktifleştiği söylenebilir mi?

Hukukları yaklaştırmak devletleri de birbirine yakınlaştıracaktır. Ekonomik güçler de devletleri birbirine yakınlaştırıyor. Bu ne demek? Yabancı sermaye geldikçe ülke, bu bölgelere açık hâle geliyor. Yabancı sermayenin gelmesi için bazı kurallar var. Yani yabancı sermaye kendi ülkesindeki gibi korunacağını hissetmeden o bölgeye gitmiyor.

-Yabancı yatırım hukuki garanti mi istiyor?

Elbette. Yabancı yatırımcıya yerli yatırımcıdan, olumsuz anlamda, farklı bir uygulamada bulunmaması gerekir devletin. Artık bugün milletlerarası tahkim hükmünün bulunmadığı neredeyse tek bir milletlerarası sözleşme göremezsiniz. Hükümler var ama verilen hakem kararının iç hukuklarda tenfîz edilmesi lazım. Ülkesel hukuka geliyoruz burada. Tahkim kararı verildiği anda bağlayıcıdır. Ama milletlerarası kanuna göre verilen hakem kararlarında tenfîze ihtiyaç duyulmaz. Haklarında bir iptal davası açılabilir. Hakem kararında ise taraflar karara uyarsa sorun olmaz ancak tabii borçlu taraf buna uymazsa, Türk mahkemesine yabancı hakem kararının tenfîz edilmesi, icra edilebilmesi için dava açabilir. İşte yargının bu tenfîzi kolaylaştıran şekilde dünya standartlarında, Alman mahkemeleri, İtalyan ya da Amerikan mahkemeleri tenfîz kararlarını nasıl veriyorsa, onlara denk bir sistemde tenfîz karalarını vermesi gerekir. Eskiden vermiyordu yargımız. Artık son 10 yıldır veriyor. Bu da neyi garanti ediyor yabacı sermayedara, ihtilaf çıkarsa ileride, bunun çözümünde hakeme güvenebilirim. Hakem lehimde karar verirse gidip borçlunun bulunduğu ülke olan Türkiye’den paramı alabilirim. Bu güven olmadan olmaz. Hukukun yabancı sermayeyi en az kendi ülkesindeki kadar koruması gerekir. Bu nasıl olur? O ülkelerin hukuklarına denk hukuk sisteminin ülkenizde de olmasıyla.

-Denk hukuk sistemi Türkiye’de var değil mi?

Evet, var. Meselenin daha anlaşılır olması için ithalat-ihracattan bahsedelim. Haziran 1995’te hiç kimse ne olduğunu bilmeden Türkiye’nin bütün fikri hukuk mevzuatı bir gecede AB ile uyumlu hâle geldi! Gümrük Birliği’ne girme çabamız esnasında AB’nin Türkiye’ye getirdiği bir yükümlülüktür bu. Milletlerarası özel hukuk kanunumuz var. Türkiye birçok milletlerarası sözleşmeye taraf. Şimdi malların satışına ilişkin CİSG (Milletlerarası mal satımına ilişkin sözleşmeler hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması) Sözleşmesi’ne girdi. Borçlar kanunumuzun çok önemli bir kısmını etkiliyor bu. Borçlar kanunumuz değişti, AB’ye üye ülkelere uygun hükümler getirildi. Mesela, tacirlerimiz, milletlerarası bir sözleşme yapar ve bu sözleşmede bir ihtilaf çıkarsa davasını istediği devletin mahkemesine götürüp çözebilir. Yetki sözleşmeleri yaparsak, davamızı Zürih Mahkemesi’nde bile çözebiliriz. İngiliz Yüksek Ticaret Mahkemesi’ne davamızı emanet edebiliriz. İstediğimiz devletin hukukunun uygulanmasını seçebiliriz.

-Türkiye’de uluslararası tahkim merkezi kurulur mu?

Kurulabilir. Tabii ki bir tahkim merkezinin kurulması tacirlerin, Türk tacirlerden ziyade onlarla iş yapan yabancı tacirlerin, hemen ihtilaflarını getirip İstanbul’daki tahkim merkezine güvenerek buraya bırakacakları anlamına gelmez. Sistemin oturması için zaman gerekir. Eğer İstanbul’da bir tahkim merkezi kurulursa, burası Ortadoğu ve Balkanların bir tahkim merkezi hâline gelebilir. Tahkim bir kültürdür ve güven üzerine kuruludur. Düşünün ki, milyar dolarlık davalarınızı devletinizin mahkemesinden alıyorsunuz, üç adama emanet ediyorsunuz. Uluslararası Ticaret Odası’nda (ICC) hakemlik yapan biri olarak bunu söylüyorum. Sistemin yapısına güvenmeniz gerekir. Türkiye’nin bugünkü hukuki yapısı, ticaretteki gelişimi göz önüne alındığında buna layık. Elbette kurulduktan sonra bu yapının çok iyi dizayn edilmesi gerekir. Bu tahkim merkezinin bütçesinin bağımsız bir şekilde kurulması çok önemli. Eğer bütün bütçesi devlet tarafından karşılanırsa, yabancı tacirler güvenemeyebilir. ‘Bütçesini devletten alan kurum, Türk tacirlerini koruyan kararlar verilebilir mi?’ diye düşünülebilir. Bunların altında hep güven var.

-İstanbul’a uluslararası finans merkezi kurulması gayretleri var. Peki, hukuki altyapı buna müsait mi?

Devletin 70 sente ihtiyaç duyduğu dönemlerde, bu ülke batmadıysa en büyük sebebi özel sektördür. Batı çok didaktiktir. Türk insanı ticareti çok sever, girişimcidir. Yeni buluşlara, keşiflere açıktır. Var olan yapıya alternatifler üretebilir. Onun için çarelerini kendileri bulurlar. İstanbul’a finans merkezi yakışır. Türkiye’deki mahkemeler yabancı hakem kararlarını tenfîz edebilmektedir. Türkiye 1958 tarihli New York Sözleşmesi’ne yıllardan beri taraf. 1982’den beri özel hukuk kanunumuzda yabancı hakem kararlarının tanınmasında tenfîz hükümleri de vardır; ama mevzuat ayrı, mevzuatın mahkeme kararlarına yansıması ayrı. Artık Yargıtay kararlarına yabancı hakem kararlarının tenfîzine ilişkin çok fazla kararlarımız geçmektedir. Öyle olmazsa zaten yabancı yatırım yine gelmez.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: