SURİYE DOSYASI : Cenevre’de Esed kazandı dünya kaybetti

Suriye’de 160 bin sivilin canına mal olan iç savaş karşısında Esed rejiminin gitmesini isteyen devletler ağırlıkta olsa da elini taşın altına koyan yok. Bu durum Cenevre II Konferansı’nda bir kez daha tescillendi.

Suriye’deki insanlık dramına çözüm umudu olması beklenen Cenevre II Konferansı, aylar süren tartışmaların ardından nihayet geçen hafta Montrö’de gerçekleşti. Esed rejimi ile Suriyeli muhalifler, uluslararası temsilcilerin katılımıyla ilk kez bir masada buluştu. Rejim ve muhalifler Cenevre’de BM’nin kolaylaştırıcı rolünde müzakereleri sürdürecek.

Peki, müzakerelerin neticesi ne olur? Görüşmeler Esed’in katliamlarını sona erdirir mi? Konferans sonunda sohbet ettiğimiz bir Türk yetkilinin bu soruya verdiği cevap aslında tüm meseleyi özetliyor: “Geçen dönemlerde rejim ile muhalifler arasında ciddi çatışmalar yaşandı. Muhalifler sahada önemli askerî kazanımlar elde etti. Esed gerçekten zor durumdaydı. Ancak bu hâldeyken bile diplomatik çözüme yanaşmadı. Şimdi alanda durum lehineyken ve rejime karşı bir müeyyide ihtimali yokken neden tavır değiştirsin?”

Montrö’ye 39 ülkenin katılması, konferanstan somut netice çıkmayacağının işaretiydi. Akşama kadar konuşmalar sürdü; fakat ortak bir bildiri metni bile çıkmadı. Konuşmalar pozisyonların tekrarlanmasından ibaret kaldı. Esed rejiminin işlediği katliamları gösteren fotoğraf ve görüntülerin hiçbir etkisi olmadı. Rusya ve Çin haricindeki uluslararası toplum katliamları kınayıp ‘Geçiş hükümeti kurulmalı ve Esed gitmeli’ noktasında birleşti. Konferans bir söz düellosu şeklinde geçti. Rejimin temsilcileri muhalifleri terörist olarak suçladı. Suriye Dışişleri Bakanı Muallim, “Erdoğan hükümeti ‘teröristlere’ ev sahipliği yapmasa bunlar yaşanmazdı.” diyerek açıktan Türkiye’yi suçladı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun buna cevabı sert oldu: “Suriye’de asıl teröristlerin kimler olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendi halkına karşı bu kadar iğrenç suçlar işleyen utanmazlara karşı bir cevap vermeyi bile düşünmüyorum.”

Tüm katılımcılar Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulması ve ardından özgür seçimlerin yapılması gerektiğinde birleşiyor. Referans alınan 2012’deki Cenevre Mutabakatı bunu öngörüyor. Ancak mutabakatın okunmasında derin bir görüş ayrılığı yaşanıyor. Rusya ve Çin haricindekiler bunun Esed’siz bir geçiş hükümeti olduğunu savunuyor: “Suriye’nin geleceğinde Esed’e yer yok.” Özellikle Rusya ise buna karşı çıkıyor. Konferans sonunda basının karşısına çıkan Suriye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Caferi, “Biz de mutabakatın uygulanmasını istiyoruz.” deyince gazeteciler “Doğru mu duyduk?” diye birbirine sorma ihtiyacı hissetti. Caferi, mutabakatın Suriye’den ‘teröristlerin’ temizlenmesini öngördüğünü ve tüm unsurlarıyla uygulanması gerektiği fikrini savundu. İki taraf da mutabakata sarılıyor; ancak en temel konuda ciddi bir muallaklık söz konusu. Artık bu mutabakatın sorgulanma vakti geldi de geçiyor bile.

ABD Dışişleri John Kerry’nin konferans sonundaki değerlendirmesi müzakerelerin seyri konusunda ipucu verdi: “Savaşları sona erdirmek için yapılan müzakereler çok çetrefillidir. Bu işler kolay olmaz. Bazen çok uzun zaman alır.” Öncelikle müzakerelerin ucunun açık olduğunu ve belirli bir takvime bağlanmadığını vurgulamalı. Bu yüzden uzun zaman alacağı muhakkak. Görüşmelerde rejimin temsilcilerinin temel amacı Esed’in iktidarda kalmasını sağlamak. Muhaliflerin amacı ise Esed’i iktidardan uzaklaştırmak. Bu kadar keskin görüş ayrılığının müzakerelerle çözümünün gerçekçi olup olmadığını zaman gösterecek.

Türkiye daha Montrö’ye gelmeden muhtemel bir anlaşmanın gerçek anlamda hayata geçirilebilmesi için üç önemli parametre ortaya koydu: Takvim, BM mevcudiyeti ve müeyyidesi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, anlaşma sağlanması hâlinde bunun denetim ve gözetimi için alana BM mevcudiyetinin girmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi durumda mutabakatın uygulanması gerçekçi olmayacak. Ankara, pozisyonunu şöyle özetliyor: “Sürecin ucu açık olmamalı ve bir takvime bağlanmalı. Esed’in yönetimi bırakacağı net olarak ortaya konmalı. Esed tüm yetkilerini devretmeli. Geçiş yönetimi tam yetkiye sahip olmalı. Eli kana bulaşmış rejim mensupları da geçiş yönetiminde yer almamalı. Geçiş hükümeti 2014’teki başkanlık ile meclis seçimlerini düzenlemeli.” Ancak Beşşar Esed, yönetimi devretmek yerine haziran ayında yapılması öngörülen seçimlere katılmak istiyor. İktidar devri konusundaki çağrılara da, “Seçimle geldim, seçimle giderim.” cevabını veriyor.

İran desteğini sürdürecek

Türk yetkililer ‘background’ bilgilendirmelerde, sohbetlerde Esed rejiminin hayatını İran ve Rusya’ya borçlu olduğunu açıkça söylüyor. İran’ın gönderdiği savaşçıları, Rusya’nın yolladığı silahları detaylı şekilde anlatıyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu bundan sonra ne olacağının Esed rejimine destek veren Rusya ve İran’ın tavrına bağlı olduğunu söylüyor.

Peki, İran ve Rusya yakın dönemde politika değiştirir mi? İran ile Batı dünyasının nükleer konusunda anlaşmaya varması ve Tahran’ın Batı ile yakınlaşma çabası dolayısıyla Esed’e desteği keseceği algısı oluşsa da sahadaki durumun değişmeyeceği ortada. BM, Montrö’ye başta İran’ı da davet etti; ancak Esed’siz geçiş öngören Cenevre Mutabakatı’na bağlılığını taahhüt etmesini istedi. Tahran bunun bir ön şart olduğunu belirterek olumsuz cevap verdi. BM de daveti geri çekti. Bu, İran’ın rejime desteğini sürdüreceğinin açık işareti. Davos’a giden İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de ‘özgür ve adil’ seçimlerin Suriye için en iyi çözüm olacağını söyleyerek Esed rejiminin arkasında durdu. Geçen haftalarda Suriye konusunda ortak mesajlar veren İran’ın tavrı Davutoğlu başta olmak üzere Türk yetkilileri hayal kırıklığına uğrattı. İki ülkenin bakanları geçen günlerde Suriye konusunda neredeyse aynı tarafta gibi konuşuyordu. Ancak iki ülkenin Suriye’de iki keskin taraf olduğu bir kez daha görüldü.

Dışişleri yetkilileri Cenevre müzakerelerinin Esed’e zaman kazandıracağına dikkat çekiyor. Ancak bunu değiştirme imkânı Türkiye’nin elinde görünmüyor. Başta ABD, Batılı ülkeler ‘Esed gitsin’ diyor ancak bunun gerçekleşmesi için elini taşın altına koyan yok. Muhalifler de buna tepkili; kızgın; ancak elleri bağlı. Bir detay aslında çok şey anlatıyor. Adı her ne kadar II. Cenevre Konferansı olsa da zirve buraya 100 km mesafedeki Montrö’de gerçekleşti. Sebebi ise aynı tarihlerde Cenevre’de düzenlenen uluslararası lüks saat fuarından dolayı otellerde yer bulunamaması. Bu, Batı dünyasının Suriye’ye bakışını iyi özetleyen bir örnek…

Nasrallah da boy gösterdi!

Montrö’de Suriye halkının ne kadar yalnız kaldığını gösteren bir örnek daha vardı. Konferansın gerçekleştiği Montrö Palace’ın etrafında sadece Esed lehinde gösteriler yapıldı. Esed ve Hizbullah lideri Nasrallah posterleri açan göstericiler Baas rejimi lehinde sloganlar attı. Bu hem İran’ın yumuşak gücünün kolunun uzunluğunu hem de Suriye halkının ne kadar yalnız olduğunu gösteren hazin bir tabloydu. Suriye’de on binleri katleden Esed karşıtı bir gösteri düzenlenmemesi bile Batı’nın duyarsızlığının bir resmiydi. Türkiye’den Ulusal Kanal’ın Montrö’ye gelerek Esed lehine gösteri yapanlarla röportaj yapması durumun ne denli organize olduğunu gösterdi.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: