ERGENEKON DAVASI /// Zahide UÇAR : Silivri Tertibinde El Yıkayan lar (!)

Sevgili Zahide UÇAR hanım sağolsun başımıza örülen çorapların, „kumpaslar“ın ülkemize/halkımıza nelere malolduğunun arşivlik bir özetini çıkarmış. Eline beynine sağlık.

Aydoğan KEKEVİ

***

Silivri Tertibinde El Yıkayanlar(!)…

Silivri zulumhane sürecini bir hatırlayalım;

AK çetenin sözcüleri, görevli medya, ayarlı yargı, FBI eğitimli polis…

Kısacası: İnfaz ve intikam timleri…

Türkiye’nin maddi ve manevi değerlerini küresel çetelere “özelleştirme adı altında” peşkeş çekebilmek için… Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini yıkabilmek için… Güneydoğu’yu PKK’nın güç alanına terk edebilmek için… Devletin temel direklerini yıkarken önünde duracak kim varsa bertaraf ettiler. Görevli basın haysiyet cellatlığı yaptı. Televizyonlarda, gazete köşelerinde mahkemeler kuruldu. Polis, yargı, basın arasında ortak bir çalışma yürütüldüğü o kadar belliydi ki… Fehmi Korular kimin tutuklanacağını önceden haber veriyordu. Devletin televizyonu olması gereken TRT, kin sarhoşluğu içinde evi basılacak kişilerin haberini evler basılmadan önce veriyordu. Erdoğan seçim meydanlarında bas bas “çeteleri bitirdik” diye bağırıyordu. Kurulan kumpasın savcısıydı ne de olsa…

Tertip timi her operasyon sonunda insan kanıyla doymuş vampir gibi kuduruyor, insanların onurları üzerinde tepiniyorlardı. İnsan eti yedikçe büyüyen bir canavara dönüşmüşlerdi.

Kimler esir edilmişti, kısaca hatırlayalım:

Sırasıyla;

Güneydoğu Anadolu’da PKK ile mücadele eden askerlerin %80’i esir alındı. Yolsuzluk ve kara paranın izini sürenler… Küresel çeteler ile yapılan gizli anlaşmaları açığa çıkaranlar… Misyonerlik faaliyetlerini, gizli kilise evleri millete açıklayanlar… Milli Gemi MİLGEM’i yapan mühendisler, projelendirenler… Ege Kıta Sahanlığına sahip çıkan ve caydırıcı güç olmayı sürdüren denizciler… ABD’yi Karadeniz’e sokmayan denizciler… Ermeni diasporasının “sözde soykırımı dünyaya kabul ettirme, Türk Milletine kabul ettirme çalışmalarına” karşı mücadele edenlerin hepsi esir alınarak bertaraf edildi.

AKP ne zaman dara düşse, ne zaman millete bir kazık atma operasyonu başlasa, hop bir operasyon. Bugün paralel dedikleri yapı; yargı sopasıyla imdada koşuyordu. Silivri tertibi aynı zamanda gündemi karartmak için kullanılıyordu.

Casus dediler, fuhuş dediler, darbe dediler. Nasıl tezgahlandığı yavaş yavaş su yüzüne çıkan cinayetleri esirlere yamamak için kırk takla attılar. Katilden, sapıktan, tecavüzcüden, pezevenkten gizli tanık yaptılar. Esir alınan askerler ile husumeti olan teröristleri gizli tanık yaparak yargıyı hançerlediler.

PKK ile mücadele eden askerleri PKK’lı teröristlerin gizli tanıklığıyla mahkum ettiler.

Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık gizli tanık yapıldı. İşte o gün Türk Ordusu kimliğinde Türk Milletinin başına bir çuval daha geçirildi.

Otuz üç silahsız askerlerimizin katili Şemdin Sakık …

Silahsız askerleri önce arabadan indirtti… Sivil elbiseli Mehmetlerden birisinin gömlek cebinden sigarayı alarak yaktırdıktan sonra, dumanı üflerken 33 askerimizi yüzlerce kalaşnikof mermisiyle tarattı… İşte o katil Türk Askerleri aleyhinde gizli tanık yapıldı.

O gün yazdık. Dedik ki;

Bu davaları kurgulayanların, yargılayanların, destekleyenlerin ve seyredenlerin namusu;

Şemdin Sakık ve diğer sapkın gizli tanıkların namusu kadardır.

Şimdi cinayetlerini itiraf etmek için sıraya girdiler. Tıpkı PKK lı itirafçılar gibi..

Balyoz davasında Müdahil de olan Yeni Akit yazarı “aynı zamanda Erdoğan’ın akil adamı olan” Dilipak “01 Ocak 2014” tarihli “Şimdi Ne Yapmalı” başlıklı yazısında;

“(…) Ergenekon ve Balyoz davası gibi davalar, gerçek anlamda bir derin devlet davası değil, uluslararası sistemin, islamcıları sisteme entegre etme planına karşı çıkan sistemin söz dinlemeyen çocuklarına karşı yapılan bir caydırıcı baskı ve tertip operasyonuydu. (…)”

Diye yazarak itirafta bulundu. Oysa o davaları kutsayanlar arasında kendisi de vardı. 9 Ekim 2013′te Yargıtay tarafından “Balyoz” kararlarının açıklanmasının ardından 12 Ekim 2013′te “Balyoz!” başlıklı yazısında şöyle yazıyordu:

“Balyoz davası, diğer davalar için de yön gösterici oldu. Aslında bu davanın fahri avukatlığını üstlenenler için de dava açılması gerekmez mi? Suçu ve suçluyu övmek, yargıyı etkilemeye çalışmak suçundan CHP ve MHP hakkında dava açılabilir. Açıkça darbe suçunu ve darbecileri savundular.” yorumu yapan Dilipak, “Ava giden avlanır!” başlıklı 26 Aralık 2013 tarihli yazısında ise “Ergenekon ve Balyoz bir yalandı.. Gerçek bir operasyon değildi” tespitinde bulunuyor.

Bu durumda Silivri tertibini bildiği halde yazıları ile tertibe bizzat destek vermiş oluyor. Yani suç işliyor. Silivri davası mağdurları da Dilipak’ıtertibin basın ayağı olarak dava etmelidir.

Silivri tertibi sonunda neler gerçekleşti:

1- Ege’de 16 adamız Yunanistan tarafından işgal edildi.

2- Kuzey Kıbrıs Türk Devleti karasuları yabancı petrol şirketlerinin güç alanına terk edildi.

3- Güneydoğu Anadolu PKK’ya terk edildi.

4- Bebek katili hücresinde siyasallaştırıldı, “karar verici” kişi haline getirildi.

5- Suriye sınırımız silindi. Güney sınırımıza PKK’nın Suriye yapılanması PYD yerleşti. Güney sınırımız El Kaide, Hamas, Hizbullah, Nusra gibi azılı terör örgütlerinin üssü haline geldi.

6- Askeri pilotlarımız istifaya zorlanarak nerede ise savaş uçağı uçuracak pilotumuz kalmadı.

7- Bütün stratejik kurumlar satılmakla kalmadı, stratejik noktalardaki araziler de yabancılara satıldı.

8- Türkiye Cumhuriyeti ibaresi resmi kurumların tabelalarından sessizce silinmeye başladı.

9- Milli bayramları kutlamak yasaklandı.

10- Andımız yasaklandı.

11- Güneydoğu da terörist cenazeleri geçerken asker tarafından bir askeri binadan Türk Bayrağı indirildi. Türk Ordusu’na ait tanka PKK tarafından PKK paçavrası asıldı. Asker kışlalara hapsedildi. Silahlı tacizlere karşılık vermesine izin verilmedi. Ordu’dan istifalar başladı. Ordu personelinin morali çökertildi.

12- Habur rezaletinde devletin yargısı, valisi, bürokratı teröristleri karşılamak için teröristin ayağına gitti. Kurdukları çadır mahkemesine “teröristler incinmesin diye” Türk Bayrağı asmadılar. PKK’lı teröristler hükümet desteği ile Türk Milletine meydan okudu.

13- Nerede ise Muz Cumhuriyeti bile “sözde Ermeni soykırımı yalanını” tanıdı.

14- CİA ajanları ülkeye sokuldu. Çalıştığı yerler “devlet sırrı” denilerek gizlendi.

15- Malatya-Kürecik’e NATO(Amerika) Füze Kalkanı kuruldu.

16- İzmir Müslüman ülkelere saldırmak için NATO’ya üs yapıldı.

17- Ülkenin her yerine yabancı askerler yerleştirildi.

18- BOP kapsamında Suriye ile örtülü savaş başlatıldı.

Bu tertip sürecinde saymakla bitiremeyeceğimiz ihanetlere maruz kaldık… Elimizde sınırları silinmiş, teröristlere üs olmuş, bölünmeye hazır hale getirilmiş, kurumları çökertilmiş bir ülke kaldı. Maddi ve manevi kaynakları elinden alınmış, iflas etmiş, borç batağında bir ülke. Ayrıştırılmış, paralele de paralel yapılardan oluşmuş, birbirine düşman kurumlar. Siz-biz bağlamında radikalleşmiş yandaşlar…

Yani, Silivri tezgahı işlevini tamamlamıştır. Tertipçilerin kendileri de itiraf etmişti.“Bu mahkemeler olmasa açılım yapamazdık” dediler. Türkçesi; “Güneydoğu’yu PKK’ya teslim edemezdik”diyorlar.

Toplum vicdanının kabul etmediği bu aşağılık tertip, ayaklarına dolanmaya başlamıştı.

Rüşvet ve yolsuzluk bağlamında kanalizasyon patlayınca, Silivri tertibine sarılarak ellerini, ağızlarını, kalemlerini temizleme yarışına girdiler. Bu sefil durum bana bir fıkrayı hatırlattı.

Hiç evlenmemiş, kendince dindar yaşadığını düşünen bir kızcağız ölür. Cennetlik olduğunu düşünerek cennetin kapısını çalar. Cennet melaikesi kapıyı açar ve;

– Ne var?

Diye sorar. Boynunu büken kız;

-Ben dünyada dindar yaşadım. Hiç gün görmedim. Şimdi cennete geldim. Der.

Melaike kıza sert sert bakar ve kapıyı yüzüne kapatır. Bu arada gürültüyle; atlar-arabalar-askerler gelir. Cennetin kapısı açılır. Hepsi içeri girer. Kız tam arkalarından içeri girecek, kapı yüzüne kapanır. Bu sahne birkaç defa tekrarlanır. Umutsuzluğa düşen kız ağlamaya başlar. Gene gürültüler, atlar-arabalar-askerler… Cennetin kapısı açılır. Hepsi içeri girecekken atın üzerinde içeri giren bir süvari yüzbaşı kızı görür ve;

-Sen kimsin, niye ağlıyorsun? Diye sorar.

Kız durumunu anlatır. Dünyada gün görmediğini, burada da kapıda kaldığını söyler. Yüzbaşı;

-Atın arkasına atla.

Der ve kızla birlikte cennetin kapısından tam girecekken cennet melaikesi sorar;

-Bu kim?

Yüzbaşı;

-Bu da Dünyada iken ordunun orospusuydu(!)…

Diye cevaplar.

Günümüz “süvari yüzbaşının atının arkasına binmek isteyenlerin”sıraya girdiği ibretlik günlerdir.

Dikkatlerden kaçan durum ise;

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapanların hepsinin yeri değiştirilirken;

Silivri Hakimlerinin hala yerinde duruyor olmasıdır(!).. Neden acaba?

Ata mı güvenmiyorlar, Yüzbaşıya mı(!)?

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: