İSTİHBARAT /// DOÇ. DR. SAİT YILMAZ : Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) nereye koşuyor ?

Doç. Dr. Sait Yılmaz

Bir istihbarat teşkilatı ne bir siyasi düşünce kuruluşu ne de bir kolluk kuvvetidir. Hükümetin istediği verileri teyit etmek her zaman cazip olsa da istihbaratçı doğru olanı söylemek ve yapmakla yükümlüdür. İstihbarat analizcileri değerlendirmelerini her türlü siyasi önyargıdan yapmalıdırlar. İstihbarat teşkilatı, politikacılara ve siyasi çıkarlara değil, ulusal çıkarlara odaklanır. İstihbaratın her işi ve ürünü, siyasi ideolojik tasarruflarının ötesindeki ulusal çıkarlar çerçevesinde oluşturulan politikaları desteklemeye yöneliktir . Ulusal çıkarlar, iktidarı partisinin ötesinde devleti oluşturan tüm kurum ve kuruluşların, kuvvetler dengesinin tüm unsurlarının aktör olarak yer aldığı bir karar verme sisteminde belirlenmiş olmalıdır. Böylece istihbaratçı jargonu ile; istihbarat teşkilatı ıslanmadan yüzebilir.

Hem devlet politikasını destekler hem de tarafsız kalır ama bu kolay bir iş değildir. Öte yandan, demokratik sistemlerde istihbarat servisleri siyasi iktidarların bekçisi değildir. İktidarlar seçimle gelir ve gider, istihbarat servislerinin onların yerini sağlamlaştırmak ya da siyasilerle özel ilişkilere girerek, onların koruyucu meleği olmak gibi bir görevi yoktur. Politikacılara ve siyasi yaklaşımlara karşı istihbaratçı temkinli ve kıvrak olmalı, içerideki mayın tarlalarından uzak durmalıdır. Daha da ötesi istihbarat servisinin, siyasi iktidarların anayasa ve kanunlar aleyhine ideolojik politikalarının aktörü olmak gibi görevi de olamaz.

İstihbaratçının işi ülkenin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış politikaların ihtiyacı olan istihbaratı üretmek ve işlevleri yerine getirmektir. Bunun için öncelikle gerçekçi analitik istihbarat ürünleri sunmalı, işlevlerini yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilmelidir. Bir radyologun doktoruna sağladığı röntgen gibi, istihbaratçıda büyük resmi ve bu resim içinde noktalı ve lekeli bölümleri politika üreticilerine vermeli ama değer üretici olmamalıdır. İstihbarat ürünü siyasilere uygulayabilecekleri politika seçenekleri kadar değişmez ulusal çıkarlar konusunda farkındalık da sağlamalı ama onları önyargıya götürmemelidir. Burada asıl sorun ulusal çıkarların nasıl belirleneceğidir. Ulusal çıkarlar demokratik ülkelerde pek çok siyasi, güvenlik ve ekonomik kurumun rekabeti sonucunda belirlenir. Ulusal çıkarlar mutlak değildir, uluslararası ortamın dinamiklerine ve politika tercihlerine göre değişebilir ama bu gene ilgili tüm aktörlerin katılımı ile olur. İstihbarat, bu değişime sağladığı yeni bilgilerle öncülük eder. İstihbarat analizcileri de geleneksel olarak diğer ülkelerdeki gelişmeler ile ilgili raporlarının en son bölümünde ülke çıkarlarına yer verirler. 21. yüzyıl güvenlik ortamındaki hızlı değişimler hem belirli alanlarda daha çok uzmanlaşmayı, hem de ulusal çıkarların belirlenmesi ve önceliklendirilmesini daha acil ve zor hale getirmiştir. İstihbaratçılar bunun için gerekli veri tabanını sağlamak üzere çok daha fazla çalışmalıdır.

Türkiye’deki bugünkü iktidar, “milli irade” kavramı adı altında devletin tüm diğer aktörlerini dışlayarak, parti politikasına, parti içinde de birkaç kişiye dayanan ideolojik politikalarına meşruiyet sağlamaya çalışmaktadır. Ülke çıkarlarını bu işle sorumlu devletin en yüksek organı belirler. Bu kurum da 2004 yılına kadar Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği idi. Bu kurumun yayınladığı Milli Siyaset Belgeleri ise bu çıkarların ve buna uygun politikaların belirlendiği resmi belgelerdi. Bu hükümetin iktidara gelmesi ile sözde Avrupa Birliği ile uyum gerekçesi adı altında önce MGK Genel Sekreterliği’nin içi boşaltıldı sonra da Milli Siyaset Belgeleri yok edildi. Bunların hepsinin amacı hükümetin yaratılan kaos ortamında tek başına kalarak, istediği gibi ülke çıkarlarını tespit etmek ve politika belirlemek merakı idi. Bu da yetmezdi, işlenecek suçlar öyle büyüktü ki MGK içinde ya da basın önünde ses çıkaracak askerlerin de sesi kısılmalı, milli güçler tasfiye edilmelidi idi. 2007 yılına kadar Ergenekon, Balyoz vb. operasyonların kumpası hazırlandı. Darbe komplosu yetmeyince casusluk ve fuhuş operasyonları tezgâhlandı. Bugün Erdoğan’ın biz de aldatıldık şeklindeki sahte masumiyet duruşu aslında o dönemde cemaat ile birlikte kendi deyimi ile ilmek ilmek hazırladıkları ve dış güçlere dayanan bir projenin hayata geçirilmesi idi. Bu çarpık sistem içinde MİT Müsteşarı, hükümetin ideolojik politikaların manivelası olmuş, hükümet ile suç ortaklığında önemli bir rol üstlenmiştir. Hâlbuki2002 yılına kadar, Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı, görev sınırları içinde kalarak, saygın bir kurum olma niteliğini korumuştur.

AKP iktidarının dış politikasının geldiği aşama şudur;

– Ülke çıkarlarına göre Sünni mezhepçilik anlayışı çerçevesinde bölgede lider olmayı ve bu yolla Osmanlı ümmetçiliğini hedef alan ideolojik bir temele göre belirlenmektedir.

– Dış politika, bir devlet politikası değil iktidar partisi için de kendine “milli irade” yakıştırması yapan birkaç elitin kendi dünya anlayışlarının bir sonucudur. Bu politikanın arkasında devletin tüm kurumları yoktur.

– Önce sıfır sorun, şimdi de Osmanlıcı dış politika iflas etmiş, tüm komşu ülkelerin kuyusu kazıldığından Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Öcalan’dan başka dostu kalmamıştır.

– Yabancı ülkelerin güdümünde yürütülen politikalar Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafını terör bataklığına çevirirken, Irak’ın kuzeyinde de facto Kürt devletinin kurulmasına ve Türkmenlerin asilime edilmesine göz yumulmuştur.

– Yabancı güçlerin kurguladığı demokratik çözüm maskesi altında PKK’nın Güneydoğu Anadolu bölgesini devletleştirmesine müsaade edilmiş, eylemsizlik adı altında TSK ve diğer kolluk güçlerinin elleri bağlanmıştır.

– Uluslararası hukuka ve Anayasa’ya aykırı olarak Suriye’deki iç savaşın tarafı olunmuş, Suriye’nin bölünmesi sonucu ortaya çıkan Kürt bölgelerinin PKK ve Irak’ın kuzeyi ile bütünleşmesine aracı olunmuştur.

Ben Kürt meselesini Musa Anter’den öğrendim diyen Emre Taner’in başkanlığında MİT, daha 2005 yılında terör örgütü ve Barzani ile müzakere sürecinin manivelası olmaya başladı. Demokratik açılım diye Habur rezaleti ve İngiliz istihbaratının tezgâhladığı Oslo görüşmelerinin de başoyuncusu MİT idi. Büyük Kürdistan’ın omurgası olan içinde pek çok suça karışan MİT mensupları deşifre olunca MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kurtarmak için Başbakan Temmuz 2012’de çıkardığı bir kanun çıkardı. Başbakanın kara kutusu ve PKK’nın Türkiye’de en çok sevdiği kişi olan Hakan Fidan, sadece 2010 yılında Öcalan ile 56 görüşme yaptı. Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer alan Türkiye’nin elindeki yegâne aktör gene MİT’dir. MİT, hala Suriye’ye silah taşımaya devam ediyor ve Suriye’deki PDK ile çok iyi anlaşıyor.

Yukarıda sayılan tüm icraatlar hem iç ve uluslararası hukuka hem de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Yanlış anlaşılmasın tabii ki MİT, yurt içi ve dışında operasyon yapacak, Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak. Bizim itirazımız Türkiye’yi her geçen gün bölünmeye ve daha çok bataklığa saplanmaya götüren AKP politikalarının manivelası olması ve yapılanların hukuka aykırı olmasıdır. MİT’in işlediği hukuksuzluklar şu şekilde sıralanabilir;

– Anayasayaya aykırı şekilde terör örgütü ile görüşmeler yapmak, devletin toprak bütünlüğünü tartışmaya açmak.

– KCK teşkilat yapısı içinde Kürdistan’ın kurulmasına yardım etmek ve devlete karşı işlenen şiddet eylemleri dâhil çeşitli kriminal faaliyetlere katılmak.

– Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer almak, terör örgütlerine silah ve malzeme aktarmak, muhalif kanadın lojistik desteğini sağlamak.

– Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına katkılı bilgi sağlamak, silahlı kuvvetlerine yönelik komplolarda etkin rol oynamak.

2937 Sayılı MİT Kanunu’nun 4. Maddesine göre MİT’in başlıca görevi; “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, milli güvenlik kurulu genel sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak” gelmektedir. 4.b. ile MİT’e “Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; … istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak” görevi verilmiştir.4.g’de ise; “Milli İstihbarat Teşkilatına görevleri dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez” ifadesi yer almaktadır. MİT’in tıpkı Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) gibi başbakanlığa bağlı olması, rejim ile sorunları olan siyasi partilerin iktidara gelmesi halinde bu kurumların sınırlarının zorlanması ve içlerinde paralel yapıların ortaya çıkması sorununu doğurmaktadır. Bu yüzden MİT ve EGM için de tıpkı Silahlı Kuvvetler’de olduğu gibi şura sisteminin getirilmesi ve siyasi istismarların ve hukuki boşlukların örtülmesi için iktidarlara göre değişmeyecek düzenlemeler yapılması gereklidir.

MİT’in bulaştığı ve yukarıda sıralanan tüm faaliyetler TCK Md. 302 (Türkiye’nin toprak bütünlüğünün görüşmeye açılamayacağı) ve Md. 306’ya (başka bir ülkede silahlı çatışmaya destek vermek) göre ağır cezalıktır. Terör örgütü ile yapılan görüşmelerde “Ülkenin bütünlüğünü tartışmıyoruz” demek, “Oslo belgelerinin resmi belge olmadığını savunmak” kimseyi kurtarmayacaktır. Şu haber bile suçun kanıtıdır; “Güney ve Kuzey Kürdistan’ı birbirine yakınlaştırmak amacı ile Barzani, Kandil, PKK ve PDK arasındaki trafiğe Öcalan’ın da katılımı MİT’ingözetiminde yapılıyor ”. Türkiye’ye gerçek bir yargı bağımsızlığı geldiğinde ve bir gözü kör-bir kulağı sağır savcı ve hâkimler gittiğinde bu ülkede çok şey değişecektir. O günler yakındır. Ülkeyi yöneten siyasiler kadar kanunsuzluğa alet olan pek çok kamu görevlisi yanında MİT mensupları da suç işlemektedir. Tabii ki kastettiğimiz tüm teşkilat değil, E ve F tipi olanlar ile onlara katılan ve göz yumanlardır. Birkaç yıl sonra pek çok MİT mensubunun yargı önüne çıktığını göreceğiz. Kendilerini “Biz verilen emirlerin gereğini yaptık” diye savunacaklar ancak görev verilmiş olsa bile suça katılmak ve görmezlikten gelmek de suçtur. MİT Müsteşarı için çıkarılan kanun da başbakan değişince kendisini koruyamayacaktır. Hiçbir kanun başka birine suç işleme yetkisi veremez.

[1][1] Namık Durukan: Öcalan, Barzani’nin talebini kabul etti: PKK ile KDP anlaştı, Milliyet Gazetesi, (28.01.2914), http://gundem.milliyet.com.tr/ocalan-barzani-nin-talebini-kabul/gundem/detay/1828687/default.htm

Doç.Dr.Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: