ERGENEKON DAVASI /// E.ORG. HASAN IĞSIZ’IN KIZI ASLI IĞSIZ : Yaşadığımız aile cenderesi, bir e ziyet kampanyasıydı /// @irem_cicek @KutlukIrem

EZGİ BAŞARAN

Yaşadığımız aile cenderesi, bir eziyet kampanyasıydı

Aslı Iğsız, "Her kafadan bir kumpas sesinin çıktığı ortamda, sürecin bir de görünmeyen yönü, yürütülen eziyet kampanyası ve yaşanan aile kıyımını anlatmak istedim" diye konuştu.

NEDEN

Dünkü Radikal’de Balyoz hükümlüsü Çetin Doğan’ın damadı Prof. Dani Rodrik’i dinlediniz. Bugün sıra Doç. Aslı Iğsız’da. ABD’nin en saygın kurumlarından New York Üniversitesi’nde (NYU) Ortadoğu ve İslam Çalışmaları Bölümü’nde görev yapan bir akademisyen o. Ama aynı zamanda Ergenekon terör örgütü yöneticisi olmak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılan Emekli Orgeneral Hasan Iğsız’ın kızı. Aslı Iğsız tüm ısrarlarıma rağmen bugüne kadar anlatmadı, ilk kez konuşuyor. Ailecek nasıl bir cehennem hayatı yaşadıklarını okurken, onun da röportaj sırasında belirttiği gibi sadece Iğsız Ailesi’ne ait bir şeyden söz edilmediğini, belli başlı davalarda yargılananların evlerinde benzer sıkıntıların yaşandığını bilmenizi isterim.

Babanız Hasan Iğsız İnternet Andıcı davası nedeniyle tutuklandığından beri başınıza gelmedik kalmadı. Zor olmayacaksa bize bir liste yapsanız…
Özel Yetkili Mahkemeler davalarında hukuksuzluk ve usulsüzlükten öte şeyler sıralayabilirim. Bunun bir de haysiyet linci boyutu var ki bu sırf bu davalarda yargılanan kişilere değil, aile üyelerinin mahremiyetine tecavüz edilerek maruz bırakıldığı bir şey. Yani bu, bu davalarla hiç alakası olmayan ama akrabalık üzerinden araçsallaştırılarak yürütülmüş bir eziyet kampanyası. Bu durumu anlatmak için tutuklanmayı ve öncesini, yaşanan bu aile cenderesini anlatmam lazım.

Zaten ben de onları duymak istiyorum…

Özellikle 2009’dan itibaren babamla ilgili haberler çıkmaya başlamıştı. Hemen hemen hep aynı mecrada, genelde Vakit/Akit gazetesinde, aynı imzalarla çıkıyordu. 2010 Mayıs’ta kardeşimin özel hayatının bambaşka bir sitede ifşa edildiğini fark ettim. Kardeşimle ilgili bu ‘malzeme’, daha önce 7 Ocak 2009’da Levent Göktaş’ın ofisinde el konduğu söylenen 51 No’lu DVD’de zaten çıkmıştı. Ergenekon delili olarak kayda geçti bu DVD. Bir buçuk yıl sonra, TÜBİTAK raporuyla saptanıyor ki, Göktaş’ın işyerinin arama yapıldığı tarihten bir hafta önce bu DVD’nin bir kopyası Emniyet tarafından oluşturulmuş. Bu DVD’deki ‘malzemeler’ de bir şekilde yolunu bulup o siteye gitmiş. Haziran 2010’da o meşhur ‘Generallerin Yahudi Damatları’ haberinde benim pasaportum, detaylı yayımlandı. Pasaportumdaki TC nüfus kütüğü sayfam dahil edilerek, özel kimlik bilgilerimin hiçbir kısmı buğulanmadan, TC kimlik numaram da dahil. Pasaportum da bu gazete tarafından kocamın Yahudi olduğuna dair ‘delil’ olarak okuyuculara sunuluyordu. Tam bir anti-semitizm örneğiydi.

Zannediyorum o haberden sonra Can Dündar sanık ailelerinin özel hayatı niye ifşa ediliyor diye yazmıştı, ben de size röportaj için ulaşmış ama ikna edememiştim…
Evet ve Dündar’ın yazısının çıktığı gün kardeşimin o zamanlar çalıştığı şirketteki, benim bile bilmediğim e-mail adresine, benim üniversite adresime ve daha birçok kişiye gittiği anlaşılan bir e-mail geldi. Adres kardeşimi de malzeme yapan bu siteyi işaret ediyordu. Mesajın içeriği de öfke yüklü ve hakaretamizdi. Nerede olursak olalım izlendiğimizi hissettirmek ve istedikleri anda bizim özelimizi bulacaklarını göstermek istemiş olmalılar. Zaten yine bu sitede, telefonlarımızın usulsüz dinlendiğiyle ilgili de sorular uyandıran bir detay daha vardı: Kardeşimin telefonda sadece anneme anlattığı bir olay (giyinik olmadığı için kapıya gelen şahsa kapıyı hemen tam açamadığını söylediği bir olay), bu sitede, “Kapıyı çıplak açmakta mahzur görmeyen Hakan Iğsız” şeklinde çarpıtılarak verilmişti. Sadece annemle kardeşimin bildiği ve telefonda konuştukları bu olay, henüz telefonlarımızda hukuki kayıtlara göre dinleme yapılmadığı bir tarihte vuku bulmuşsa, bu kişiler çarpıttıkları bu konuşmadan nasıl haberdar olmuşlardır?

Siz bir kâbus tarif ediyorsunuz…

Daha devamı var. Babam hakkında Akit gazetesinde ‘Andıç’cı Paşa’dan Şantaj Çetesi’ başlığıyla yeni bir haber çıktı. Habere göre, bugün yine tutarsız delilleri ve çelişkileriyle gündeme gelen askeri casusluk ve şantaj davası kapsamında ele geçen bir flashdisk’te babamın adı geçmekteydi. Bu ‘bilgiye’ göre, babam kadın pazarlayan birisiydi: Kendisinin fuhuşçuların müşterisi olduğu ve dostlarına kadın peşkeş çektiği yazıyordu. Babam tutuklandıktan sonra yine tutarsızlıklarla dolu yeni ithamlar çıktı basında. Maalesef derinlemesine araştırmadan yapılan bu haberlere ev sahipliği yapanlara gazeteniz Radikal de dahil… İki ay kadar önce kardeşim başka bir soruşturma için ifade vermeye çağrıldı. Aile cenderesi bitmemişti anlaşılan. Ergenekon davası görülürken tepeden sarkıtılan mikrofonlarla Ergenekon davasını izleyenler ve sanık yakınlarının kendi aralarında yaptıkları konuşmaları kayıt etmişler, sonra bunları çözümlemişler. Sonra da kardeşimin de dahil olduğu yirmi kadar sanık yakınının kendi aralarında geçen konuşmaları ele alarak mahkemeye hakaret soruşturması açmışlar. Kardeşimin söylediği iddia edilen cümle aşağı yukarı şu: “Şu hale bak, kalabalıktan korktular.”

Tüm bunları bugüne kadar niye anlatmadınız?

Bugün artık bu konuda sükûtumu bozuyorsam, babamın kadın tellallığı, kardeşimin özel hayatı ve benim nüfus kütük bilgilerimle, eşimin bu işe karıştırılmasıyla yaşatılan haysiyet lincini, ailelere arsızca saldırarak, sırf akrabalık ilişkisi var diye insanların mahremiyetine bu uğurda tecavüz ederek insanların tabi tutulduğu bu eziyetin bilinmesinin önemli olduğunu düşünmemdendir. Ama bu bizim yaşadığımız çok istisnaidir demek anlamına kesinlikle gelmiyor. Devletin değişik kurumları eliyle bu ülkede tarih içinde, darbeler dahil, hatta belki başta olmak üzere, birçok insan mağdur edilmiştir. İşkencesi, faili meçhulleri, faili bellileri, zorla kaybetmeleri, kazılardan fışkıran kayıp kemikleri dururken, ben bizim durumumuz istisnai kötü tarzında bir şeyi ima bile etmeye utanırım. Bugün konuşmaya karar vermemin sebebi her kafadan bir kumpas sesinin çıktığı bu ortamda, bu yaşanan sürecin bir de bu görünmeyen yönünü, bu aile kıyımını dile getirmenin önemli olduğunu düşünmemdir.

Eşiniz yabancı… Bir yabancının gözüyle bu süreç nasıl yaşandı?
Bir insan bir aileye evlilik yoluyla dahil olduktan sonra bunlar yaşandığında neler hissedebilirse, o da onları hissetti.

Babanızın hep suçsuz olduğunu mu düşündünüz?
Bu soruya babam üzerinden değil, genel bir soruna işaret ederek yanıt vereyim. Sırf bizimkini değil, son yıllarda çıkan birçok iddianameyi okudum. Hukukçu değilim ama okuduklarım bende benzer sorunlar taşıdıkları izlenimini bıraktı. Bir de şu var: Kamuoyu önünde bir insanı ahlaksız göstermek için cinsiyetçilik, özcülük, ırkçılık, mezhepçilik, ahlakçılık ve homofobinin seferber edilmesi, bu uğurda alenen ailelerin fişlenmesiyle delilsiz suçlamaların doğru görünüp destek bulması umuluyor. Halbuki bir kişiyi kamuoyu önünde, ailesini de buna malzeme ederek ne kadar ‘sevimsiz’ yaparsanız o kişi o kadar suçlu olmuyor. Suç dediğimiz kavramın hukuki karşılığı vardır, hukuki karşılığı da idari, cezai, vs olur. Delil olmadan da dava olmaz. Oysa bugün birçok dava hakkında, sanki söylemsel baz ile hukuki baz aynıymış gibi yazılıp çiziliyor. Belki de linç kampanyalarının bir sonucu bunlar. Sonuçta bu davalar kamuoyunun rızası çok önemsenerek görülmüş izlenimini uyandırıyor.

Balyoz, İnternet Andıcı (Ergenekon) davalarını bir akademisyen olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Bürokratik ve vatandaşlık haklarıyla ilgili zaten var olan büyük bir sorun, bu davalar üzerinden kristalize oldu ve daha önce bu sorunlardan (ideolojik farklılıkları olmadığı sürece) daha korunaklı grupları hedefe koyarak herkese mal olması gibi bir sonuç çıkardı. Örneğin devletin vatandaşların haklarını koruması gerektiği ilkesinin çeşitli şekillerde ve boyutlarda ihlali -ki sırf Balyoz, Ergenekon değil tabii burada, KCK, ÇHD dahil bir çok dava-; hukukla korunuyor olması gereken bireysel haklar, özel yaşamın mahremiyeti, vs gibi konuların göz göre çiğnendiği ve siyasi amaçlı yapılmış görüntüsü çizen yasalar ve uygulamalar gibi. Mesela, 2012 Ocak ayında basına düzenleme adıyla bir tasarı tartışılırken hukuki yapılan dinlemelerin bir sitede zaten yayımlanmışsa başka mecralara yayılmasının suç olmaktan çıkarılması söz konusuydu. Bu kapsamda bu davalar için değil, genel olarak baktığımızda, olası idari ve cezai suçların araştırılmasından ziyade suç kavramının hukuktan arındırılıp söylemsel bazda araçsallaştırılması gibi bir siyasi aygıt oluştu. Aile cenderesi de bunun bir parçası haline getirildi. Aslında daha da yorumum var ama yerimiz dar. Belki başka bir zaman.

Sizi Türkiye’yle ilgili bu dönemde en çok ne hayal kırıklığına uğrattı?
Hangi birini sayayım. Profesyonelliğin, iş etiğinin ve vatandaşlık haklarının demokrasi adına denerek ayaklar altına alınması… Demokratik değerlerin içinin boşaltılarak ‘sembolik sermaye’ye dönüştürülmesi… “Demokratikleşiyoruz, her şeyin sebebini anlayacağız, karanlıklar şeffaflaşacak” vaadiyle bu davaların açılması ama sonuçta şeffaflığa değil bambaşka bir opak düzleme geçilmiş olması… Azınlık haklarının neoliberal vitrin objelerine dönüştürülmesi… Daha da çok ama burada keseyim.

Siz bir sosyal bilimci olarak, Erdoğan’a diktatör denemeyeceğini yazmıştınız bir makalenizde. Şu anda devlet mekanizmalarının, hukukun tamamen kilitlendiği günler yaşıyoruz. Bu yeni durumda baştaki lidere ne deniyor?

Üç şey söyleyeyim bu konuda: Şu anda Türkiye’nin otoriter bir demokrasi olduğunu düşünüyorum. Ama şu seçimleri görmeden konuşmak erken olur. Teknik olarak böyle.

İkincisi… Bugün gördüğümüz AKP-Cemaat kavgasında devletin içindeki iktidar savaşlarıyla ortalığa saçılanları gördüğünüzde, problemin gerçekten de tek bir kişiden kaynaklandığını düşünüyor musunuz? Yani, sizce Başbakan Erdoğan giderse ama diğer şeyler değişmezse, durum çözülecek mi? Otoriterlik bence devletin katmanlarına yayılmış, değişik kadrolarda vücut bulmuş, değişik amaçlarla da uygulamaya sokulan bir süreç. Şu anda da bu kadroların amaçları örtüşmediği için bir gerginlik söz konusu değil mi? Bu da karşılıklı metotları ve söylemleri otoriterleştiren bir unsur değil mi? Bu tek bir kişiyle açıklanabilir mi? Yani Başbakan Erdoğan’ın otoriterleşmeye kayışında bu iktidar savaşında da aynı bu davalarda olduğu gibi ortaya saçılan yöntemlerin etkisi yok mu? Usulsüz dinlemeler, özel hayata tecavüz gibi çok basit şeylerden bahsediyorum. Burada bir süreç var, bunda katkısı olan da epey bürokrat olduğunu düşünüyorum. Üçüncüsü… Evet elbette ki endişe verici bir durum olduğunu ben de görüyorum. Ancak inanın bütün samimiyetimle söylüyorum: Başbakan diktatör mü değil mi diye tartışırken harcadığımız zamanın yarısını demokrasi nedir, otoriterleşme aygıtları nedir, bunları nasıl durdurabilirz, adalet nedir, geçmişle yüzleşmek aslında nedir diye tartışmaya ve örgütlenmeye harcasak, belki çok daha fazla yol kat etmiş olurduk.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , , ,

One thought on “ERGENEKON DAVASI /// E.ORG. HASAN IĞSIZ’IN KIZI ASLI IĞSIZ : Yaşadığımız aile cenderesi, bir e ziyet kampanyasıydı /// @irem_cicek @KutlukIrem

  1. […] ERGENEKON DAVASI /// E.ORG. HASAN IĞSIZ’IN KIZI ASLI IĞSIZ : Yaşadığımız aile cenderesi…. […]

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: