YABANCI BASIN /// Krugman : Türkiye’nin Sorununu Konuşmak

640x392_59257_185650.jpg?itok=-4YUuuNX

Tamam ama bu krizi kim sipariş etti? Zaten devam edegelen sorunlara ek olarak bizim ihtiyacımız olan en son şey halihazırda siyasi karışıklıkla çalkalanan bir ülkenin yeni bir ekonomik krizle karşılaşmasıdır. Doğru; Los Angeles büyüklüğündeki bir ekonomiye sahip olan Türkiye’den gelecek doğrudan küresel dalgalar büyük olmayacaktır. Fakat biz korkulu kelime olan “salgın”ın telaffuz edildiğini duyuyoruz. O salgın bir defasında Tayland’da bir krize neden olmuş ve Asya boyunca yayılmıştı ve son olarak da Yunanistan’da bir krize neden oldu ve Avrupa boyunca yayıldı. Şimdi herkes endişeleniyor ki bu salgın Türkiye’nin belalarının dünyanın gelişen piyasalarına yayılmasına neden olabilir.

Bu pek çok bakımdan aşina olduğumuz bir hikayedir. Fakat bu hikayenin bir kısmı çok rahatsız edici. Neden biz bu krizler içinde kalmaya devam ediyoruz? Ve krizler arasındaki aralık daha kısalmış gözüküyor ve her krizden çıkış sonuncusu ile karşılaştırıldığında daha kötü gözüküyor. Ne oluyor?

Türkiye’ye gelmeden önce küresel finansal krizlerin bir hulasasını verelim.

II. Dünya Savaşı sonrası bir kuşak boyunca dünya finansal sistemi modern standartlar dahilinde dikkat çekici ölçüde krizlerden uzaktı. Bu belki de pek çok ülkenin sınırlararası sermaye akışına tahditler koymalarından ve böylelikle uluslararası borç vermelerin ve almaların sınırlanmasından ötürüydü. 1970lerin sonlarında düzenlemelerin kaldırılması ve artan banker saldırganlığı Latin Amerika’ya fon akışını yükseltti, bunu 1982’deki ticari tabirle “ani duruş” ve bir kriz takip etti ki bu on yıl boyunca sürecek ekonomik gerilemeye neden oldu.

Latin Amerika eninde sonunda büyüme trendine döndü (Meksika 1994’de kötü bir düşüş yaşasa da); fakat 1990lar aynı hikayenin bir başka ve daha büyük versiyonunun ortaya çıkmasına sahne oldu: Büyük para akışları ve onları takip eden ani duruş ve ekonomik göçler. Bazı Asya ekonomileri çabucak kendine geldi; fakat ne yatırım ne de büyüme hiçbir zaman tamamıyla eskisi gibi olmadı.

Son olarak bu hikayenin başka bir versiyonu Avrupa’da gösterime girdi. Yunanistan, İspanya ve Portekiz’e akan para yığınağını ani bir duruş ve yoğun bir ekonomik acı takip etti.

Hikayenin yapısı aynı kalmakla beraber söylediğim gibi etkiler daha kötüleşiyor. Gerçek üretim Meksika’nın 1981-83 krizi boyunca %4 düşmüştü; 1997-1998 boyunca bu düşüş Endenozya’da %14 oldu ve Yunanistan’da %23 oldu.

Öyleyse daha kötü bir kriz mi pişiyor? Temel noktalar pek de rahatlatıcı değil. Özellikle Türkiye düşük devlet borcuna ve iş dünyasının dışarıdan çok fazla borç almasına rağmen genel finansal durumu çok kötü gözükmüyor. Fakat önceki her bir kriz iyimser beklentileri boşa çıkarttı. Ve şimdi Türkiye’nin haşatını çıkaran aynı güçler ayrıca dünya ekon omisini de oldukça ve yüksek oranda kırılgan yapıyorlar.

Belki duymamış olabilirsiniz ama ekonomistler arasında bizim bir seküler gerileme ile karşı karşıya olup olmadığımız ile ilgili olarak bir büyük tartışma var. Bu nedir? Evet, bunu tarif etmenin bir yolu insanların tasarruf miktarlarının yatırım yapmaya değer miktarlarının hacmini geçmesi şeklinde ifade edilebilir.

Bu durum gerçek olduğunda iki sonuçtan biri sizi bulur. Eğer yatırımcılar dikkatli ve ihtiyatlı ise biz esasında toptan gelirlerimizi daha az harcamaya çalışıyoruz demektir. Benim harcamam senin gelirini oluşturduğuna göre sonuç sürekli bir düşüştür.

Alternatif olarak düşük karlardan öfkeli ve umutsuzca kazanç elde etmek isteyen havanda su döven yatırımcılar kendilerini aldatıp paralarını kötü düşünülmüş projelere dökebilirler Bunlar riskli borç vermeler ya da gelişen piyasalara sermaye akışı şeklinde kendini gösterebilir. Bu ekonomiyi bir süreliğine şişirebilir; fakat sonunda yatırımcılar gerçeklikle yüzleşirler. Para kurur ve acı ortaya çıkar.

Eğer bu bizim durumuzun iyi bir tarifi ise –ki ben öyle olduğuna inanıyorum- imdi biz şişme ile depresyon arasında sallanmaya mahkum bir dünya ekonomisine sahibiz demektir. Ve şimdi gelişen piyasalardaki şişmenin patlayışı gibi görünen durumu seyrederken bu pek de cesaret verici bir düşünce olmuyor.

Daha geniş bakarsak Türkiye aslında problem değildir. Güney Afrika, Rusya, Macaristan, Hindistan ve şu an darbe alan başkaları da değildir. Gerçek sorun dünyanın zengin ekonomileri olan ABD, euro bölgesi ve daha küçük oyuncularının kendilerine özgü temel zayıflıkları çözmedeki başarısızlıklarıdır. En açık olanı çok fazla tasarruf etmek ama çok az yatırım yapmak isteyen bir özel sektöre rağmen bizim bunalım güçlerini derinleştiren tasarruf politikaları takip etmemizdir. Daha kötüsü bütün göstergeler işsizliğin büyümesine müsaade ederek biz hem kısa vade hem de uzun vade büyüme olasılıklarını bunalttığımızdır. Bu hal özel yatırımları daha da bunaltacaktır.

Oh, ve Avrupa’nın büyük kısmı daha şimdiden Japon tarzı bir deflasyon tuzağına düşme riski altındadır. Bir gelişen piyasa krizi –ki bu oldukça mantıklı- bu riski realiteye dönüştürebilir.

Öyleyse Türkiye ciddi bir beladaymış gibi görünüyor ve daha büyük bir oyuncu olan Çin ile birlikte biraz sallantılı gözüküyor. Fakat bu belaları korkutucu yapan şey Batı ekonomilerinin temel zayıflığıdır. Bu zayıflık hakiki kötü politikalarla daha da beter hale getirildi.

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Paul Krugman, Talking Troubled Turkey, 30 Ocak 2014)

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: