ARAŞTIRMA DOSYASI : AB ile Rusya Arasında Ukrayna

Orhan GAFARLI

Eski Sovyet ülkeleri, SSCB’nin dağılmasından yirmi üç yıl sonra Avrupa Birliği (AB) ile Rusya arasında tercih yapmak zorunda oldukları bir sürece girmiştir. Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Ukrayna, AB’nin Doğu Ortaklığı programı ile Rusya’nın Gümrük Birliği (akabinde Avrasya Birliği) projesi arasında seçim yapmak durumunda kalmaktadır. Bu süreçte eski Sovyet devletleri içinde Ukrayna’nın, gerek jeopolitik konumu ve enerji ihtiyacı gerekse kültürel kimliğinden dolayı karar verme safhasını en zor yaşayan ülke olduğu gözlemlenmektedir. Yanukoviç iktidarının, 28-29 Kasım 2013’te Litvanya’nın başkentinde düzenlenen Vilnius Zirvesi öncesinde beklenenin aksine AB ile Ortaklık ve Serbest Ticaret Anlaşması’nı imzalamayacağını beyan etmesi Kiev’de protesto gösterilerine yol açmıştır. Başkent Kiev’de başlayan AB yanlısı gösteriler, Viktor Yanukoviç’in 17 Aralık’ta Rusya ile yakınlaşma kararının ardından diğer şehirlere yayılmış ve Ukrayna genelinde toplumsal bir tepkiye dönüşmüştür.

Ukrayna’da iktidarın 16 Ocak 2014 tarihinde meclisten geçirdiği internet kullanımını, gösteri yapma hakkını ve basın hürriyetini kısıtlayan yasaların protestoların tekrar güçlenmesine yol açtığı görülmektedir. Vitali Kiliçko ve Arseniy Yaçenuk gibi muhalefet liderlerinin hitap ettiği AB yanlısı kitleler, Yanukoviç’in Bölgeler Partisi üzerinden otoriterleşmesine ve Rusya’nın Ukrayna üzerinde artan nüfuzuna tepki göstermektedir. Turuncu Devrim sonrası en geniş katılımlı protestolara dönüşen gösteriler sadece yürüyüşler ile sınırlı kalmamakta, sivil protestocular kamu binalarına girmeye ve illerin yönetimini sembolik biçimde ele geçirmeye çalışmaktadır. Hâlihazırda Ukrayna’da Çernovtsi, Livov, Jitomir, Ternopil, Rivne, İvano-Frankovsk, Vinnitsa, Himelnitski, Volın ve Çerkası kentlerindeki hükümet binaları muhaliflerin denetimine geçmiş durumdadır.

Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç, ilk etapta karşı tedbirler geliştirerek gösterileri zayıflatabileceğini hesap etmişse de protestolar genişledikçe uzlaşma niteliğinde adımlar atmaya yönelmiştir. Yanukoviç bu kapsamda muhalif liderlerden Arseniy Yaçenuk’a başbakanlık, Vitali Kiliçko’ya başbakan yardımcılığını teklif etmiş, fakat muhalefet liderleri Yanukoviç’in Cumhurbaşkanı olduğu sürece hiçbir teklifi kabul etmeyeceklerini açıklamıştır. Bu gelişmeden sonra 28 Ocak’ta Başbakan Nikolay Azarov ve hükümet istifa etmiş, yeni başbakan ve kabinenin açıklanmasına kadar başbakanlık görevini Başbakan Yardımcısı Sergey Arbuzova devralmıştır. Ukrayna Meclisi, 16 Ocak’ta kabul ettiği (internet kullanımını, gösteri yapma hakkını ve basın hürriyetini kısıtlayan) yasaların bir bölümünü iptal etmiş, Yanukoviç de gösterilerde gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasını sağlayacak af yasasını imzalamıştır. Ancak bu adımlara rağmen Ukrayna’da protestoların dinmediği, kamu binalarını işgal eylemlerinin devam ettiği gözlemlenmekte, sürecin ülkenin bölünmesine kadar gidebileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Bu analizde AB ile Rusya arasında Ukrayna’nın maruz kaldığı karar verme süreci incelenmekte, Rusya’nın Ukrayna üzerinde Yanukoviç iktidarı ile belirginleşen nüfuzu ve AB’nin Ukrayna stratejisi ele alınmaktadır. Analizde ayrıca Ukrayna siyasetinde öne çıkan iç dinamikler üzerinde durulmakta, bu dinamiklerin Kiev’in muhtemel hareket tarzına etkileri değerlendirilmektedir.

Rusya’nın Ukrayna Üzerinde Artan Nüfuzu

Ukrayna-Rusya ilişkilerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi için iki ülkenin ortak tarihi tecrübeleri ve Ukrayna’nın Slav dünyasındaki konumu göz önünde bulundurulmalıdır. Slav dünyasının tarihi yükselişinin başladığı Kiev Rusya’sı, 882-1240 tarihlerinde bugünkü Ukrayna’nın başkentinin bulunduğu bölgede yer almıştır. Ukrayna ve Rusya halkları, ortak bir tarihi paylaştıklarını ve akraba topluluklar olduklarını bugüne kadar unutmamışlardır. Rus siyaset bilimci Dimitri Trenin, Sovyetler Birliği dağıldığı zaman birçok Rus için bağımsız ve ayrı bir yola sahip Ukrayna’yı düşünmenin oldukça zor olduğunu ifade etmektedir.(1)

Ancak tarihi gelişim sürecinde Kiev, Slav dünyasının başkenti olmakla birlikte Batı ve Doğu Slavları arasındaki kültürel ayrışımın ortaya çıktığı sınır niteliğindedir. Stalin’in II. Dünya Savaşı döneminde Kırım Tatarlarını sürgüne göndererek Kırım bölgesine Rus nüfus yerleştirmesiyle de bu ayrışımın belirginleştiği görülmektedir. Ukrayna, Rusya dışında en kalabalık Rus nüfusun ikamet ettiği ülkedir. Ukrayna’da toplam nüfusun yaklaşık %20’sini oluşturan Ruslar, ülkedeki en büyük etnik azınlık statüsündedir. Ruslar ülkenin daha çok doğu ve güney bölgelerinde yaşamaktadır. Rus azınlık, özellikle Kırım bölgesinde toplam nüfusun yarısından fazlasını oluşturmaktadır.

Rusya için Ukrayna’nın önemi tarihi ve kültürel alanlarla sınırlı değildir. Ukrayna, jeopolitik konumu bakımından da Moskova açısından oldukça değerlidir. Karadeniz’e kıyısı olan Ukrayna toprakları, Rusların gerek Karadeniz havzasında Osmanlı İmparatorluğu ile rekabet edebilmesi için gerekse Akdeniz’e nüfuz edebilmesi için önem arz etmiştir. Tarihi süreçte Rusların Ukrayna’nın özellikle Kırım bölgesine yönelik yayılmacı bir politika izlediği, Azak Denizi’yle Karadeniz’i birbirine bağlayan bu stratejik yarımadaya hâkim olmaya çalıştığı görülmektedir. Rusya, II. Yekatirina’nın 1762’de geliştirdiği Yunan Projesi kapsamında Kırım’a hâkim olmayı, bu yarımada üzerinden Osmanlı İmparatorluğu’nu zayıflatmayı ve güneydeki sıcak denizlere açılmayı hedeflemiştir. Rusya II. Yekatirina döneminden başlayarak Kırım’da askeri üs bulundurmaya başlamış, bu stratejisini SSCB döneminde Sivastopol limanında kurduğu üsle sürdürmüştür. SSCB’nin dağılmasıyla, Ukrayna Sivastopol’daki Rus üssünün varlığını sona erdirmeye çalışmış, ancak bu konu iki ülke arasında gerginliklere neden olmuştur. Viktor Yanukoviç’in iktidara gelmesiyle de taraflar 2010’da Rusya’nın Karadeniz filosunun Kırım’da kalması mevzuunda anlaşmış, 2017’de üssün kullanım süresinin 25 yıl daha uzatılması için mutabakata varılmıştır.(2)

Ukrayna’nın konumu, Rusya’nın yakın çevresinde etkili olma hedefi ve Avrupa’ya nüfuz etme stratejisi açısından da önemlidir. Rusya, “Kırmızlı Hatlar” kavramına dâhil ettiği Ukrayna’daki gelişmeleri milli güvenliği kapsamında değerlendirmekte, Kiev’in özellikle Batılı ülkelerle etkileşiminden tedirgin olmaktadır. Kiev’in Rusya’nın güdümünde hareket etmesini hedefleyen Moskova, Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik sistemine entegrasyonunu tehdit olarak algılamaktadır. Ukrayna ayrıca Rusya ile Avrupa arasındaki enerji nakil hatlarının geçiş bölgesindedir. Rusya’nın Avrupalı ülkelere enerji ihraç ettiği nakil hatlarının %80’i Ukrayna topraklarından geçmektedir. Rusya’nın Avrasya genelinde takip ettiği stratejilerin başarılı olabilmesi Ukrayna’nın dış politika tercihlerine bağlıdır. ABD eski Başkanı Jimmy Carter’ın danışmanlarından Zbigniew Brzezinski, Rusya’nın tek başına sadece bir Asya ülkesi olduğunu, Ukrayna’sız Rusya’nın Avrasya gücü olamayacağını değerlendirmektedir.(3)

Ukrayna, bağımsızlığını kazandıktan sonra seçilen ilk cumhurbaşkanı Leonid Kravçuk (1991-1994) ve ikinci cumhurbaşkanı Leonid Kuçma (1994-2004) dönemlerinde Rusya’ya yakın bir politika yürütmüştür. Rusya 1991-2001 yılları arasında nispeten zayıf bir durumda olduğu için, ikili ilişkilerde ciddi bir problem yaşanmamıştır. Ancak Leonid Kuçma’nın cumhurbaşkanlığının son dönemlerinde Batılı ülkelerin Ukrayna ile yakınlaşmaya başlaması, bu ülkelerdeki seçim sonuçlarını etkilemiş ve Moskova’yı rahatsız etmeye başlamıştır. 2003 yılında Kuçma, kendisinden sonra cumhurbaşkanlığına Viktor Yanukoviç’i aday göstermiş, Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin de Yanukoviç’in adaylığını açıkça desteklemiştir. Fakat Putin Rusya’sının desteğine rağmen Batılı ülkelerin desteğiyle Ukrayna’da Turuncu Devrim gerçekleşmiş, cumhurbaşkanlığına Viktor Yuşçenko seçilmiştir.

Yuşçenko ile birlikte iktidara gelen Batı yanlısı gruplar AB’ye üyelik vizyonunu öne çıkarmış, Ukrayna’nın NATO’ya da üye olabileceğini vurgulamaya başlamıştır. NATO’nun kuzey ve doğu Avrupa’ya doğru genişlemesinden zaten rahatsız olan Moskova ise ittifakın Ukrayna’yı da kapsayacak şekilde genişleme ihtimali karşısında Kiev’e karşı tepkisel hareket etmeye başlamıştır. İkili ilişkilerin gergin bir dönem geçirdiği bu süreçte, Rusya’nın Sivastopol’daki askeri üssü tehlikeye girmiş, Moskova Ukrayna’ya ihraç ettiği doğal gazı siyasi bir araç olarak kullanmaya başlamış, gaz fiyatlarını olağanüstü biçimde yükseltmiştir. 2006 ve 2009 yıllarında iki ülke arasında doğal gaz krizleri yaşanmış, Rusya Ukrayna’ya arz ettiği gazı keserek Kiev’in Batı ile yakınlaşma girişimlerini durdurmaya çalışmıştır. Nitekim bu dönemde Ukrayna’nın Brüksel’le Doğu Ortaklığı Anlaşması’nı imzaladığı ve AB ile ticari ilişkilerini güçlendirmeye başladığı görülmektedir.

Batılı ülkelerin desteklediği Turuncu Devrim’le iktidara gelen Viktor Yuşçenko, cumhurbaşkanlığı makamını 2010 yılındaki seçimlerde Viktor Yanukoviç’e devretmek durumunda kalmıştır. Moskova’nın desteklediği Viktor Yanukoviç, ülkenin doğu ve güney bölgelerinden aldığı yüksek oy oranlarıyla iktidara gelmiş, Yanukoviç’in seçilmesiyle Rusya-Ukrayna ilişkileri yumuşamaya başlamıştır. Sivastopol’daki askeri üssün kapanma tehlikesi kalkmış, enerji konularında orta yol bulunmuş ve Ukrayna’nın tam kaybedilmemiş olması Rusya’yı rahatlatmıştır. Viktor Yanukoviç, Rusya tarafından desteklenen bir siyasi lider olmasına rağmen Yanukoviç’in AB ile yakınlaşma sürecini devam ettirdiği gözlemlenmiştir. Ancak Yanukoviç iktidarında NATO üyeliği hedefi telaffuz edilmemiş ve Ukrayna siyasetinde Turuncu Devrim sonrasında demokratikleşme adına gerçekleştirilen reformların peyderpey yürürlükten kaldırıldığı bir süreç başlamıştır.

Rusya’nın, Yanukoviç iktidarda olmasına rağmen Ukrayna’nın AB ile gelişen ilişkilerine çeşitli yöntemlerle tepki göstermeye devam ettiği gözlenmiştir. Moskova, Kiev’in AB ile Doğu Ortaklığı anlaşması imzaladığı 2009 yılından itibaren ikili ticari ilişkileri sınırlandırmaya tevessül etmiş ve Ukrayna menşeli ürünlerle ilgili zorluklar çıkarmaya başlamıştır. 2011’den itibaren Rusya, eski Sovyet coğrafyasında Kazakistan ve Belarus ile oluşturduğu Gümrük Birliği’ne Ukrayna’yı davet etmektedir. Moskova, Kiev’in Gümrük Birliği yerine AB ile Doğu Ortaklığı çerçevesinde kapsamlı serbest ticaret antlaşmasını imzalaması durumunda ikili ilişkilerin gözden geçirileceğini ve vize uygulamasına geçilebileceğini beyan etmiştir. Fakat Rus yetkililer, Kiev’in Gümrük Birliği’ni tercih etmesi halinde enerji fiyatlarında indirim yapılabileceğini ve Rusya’nın Ukrayna’ya ekonomik yardım paketi sağlayabileceğini açıklamıştır. Rusya’nın bu açıklamalarla, AB ile yakınlaşması karşılığında Kiev’i cezalandırmaya, AB ile yakınlaşmaktan vazgeçmesi durumunda ise ödüllendirmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Rusya Gümrük Birliği projesiyle, 2015 yılında eski Sovyet ülkelerinin dâhil olduğu Avrasya Birliği’nin kurulmasına kadar uzanacak bir bütünleşme sürecini başlatmayı planlamaktadır. Ukrayna, gerek Gümrük Birliği safhasının gerekse nihai aşamada tesis edilecek Avrasya Birliği’nin gerçekleşmesi için en önemli birkaç ülke arasındadır. Moskova bu nedenle mutlak surette Ukrayna’nın dâhil olduğu bir Gümrük Birliği tasarlamakta, bu ülkenin tercihini etkileyebilecek bütün imkânlarını seferber etmektedir.

Rusya ile AB arasında kalan Yanukoviç iktidarının, gerek Ukrayna’nın Rus doğal gazına bağımlılığı gerekse ticari ilişkilerin bozulmasını göze alamayacağı için Vilnius Zirvesi öncesinde Brüksel ile kapsamlı serbest ticaret anlaşmasını imzalamaktan vazgeçtiği görülmektedir. Yanukoviç’in kararından ziyadesiyle memnun olan Rusya ise Ukrayna’yı Gümrük Birliği’ne davet etmekte, bu ülkeye ihraç ettiği enerjide fiyat indirimine gidebileceğini belirtmekte ve ekonomik yardım vaadinde bulunmaktadır. Ancak Rusya, Ukrayna’daki protesto gösterilerinin ardından muhalefetin iktidara gelmesi halinde enerji fiyatlarında indirimin söz konusu olmayacağını ve ekonomik destek sağlanmayacağını da beyan etmiştir.

AB’nin Ukrayna Stratejisi

SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Ukrayna, komünist sistemden demokrasiye geçiş sürecinde Avrupalı ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Ukrayna bir Doğu Avrupa ülkesi olarak AB’nin gerek ticari menfaatleri ve enerji güvenliği açısından gerekse Karadeniz havzasıyla etkileşime girme hedefi kapsamında önemli bir aktör olarak değerlendirilmiştir. AB, Ukrayna’yı 2004’te başlattığı Komşuluk Politikası’na dâhil etmiş, 2008’de ihdas ettiği Doğu Ortaklığı programı kapsamında da bu ülke ile güçlü ticari ilişkiler geliştirmeyi amaçlamıştır. Ukrayna AB’nin Doğu Ortaklığı programı içindeki en büyük ülkedir. 46 milyonluk nüfusu ve verimli tarım arazileri sayesinde Ukrayna AB için hem büyük bir pazar konumundadır hem de gıda arzında yüksek potansiyele sahiptir. Rus doğal gazını Avrupa’ya taşıyan nakil hatlarının %80’i Ukrayna’dan geçmektedir. Ukrayna, AB’nin Karadeniz stratejisi açısından da değerli bir ülkedir. Birlik müktesebatına intibak düzeyi yeterli olmadığı halde Romanya ve Bulgaristan’ı 2007’de tam üyeliğe kabul eden AB, Karadeniz Sinerjisi kapsamında kıyıdaş ülkelerle işbirliği geliştirmeyi amaçlamakta, Ukrayna’nın bu kapsamda Birliğin etki alanına girmesini hedeflemektedir.

Bu genel değerlendirmenin yanı sıra Ukrayna-AB ilişkileri “Geniş Havza” ve “Yakın Havza” olarak iki farklı düzeyde incelenebilir. Geniş Havza düzeyinde ilişkilerin Almanya-Ukrayna hattında biçimlendiği görülmektedir. Yakın Havza düzeyinde de ise Polonya-Ukrayna ilişkilerinin öne çıktığı görülmektedir.

Geniş Havza yaklaşımıyla, Almanya-Ukrayna ilişkilerinin değerlendirilmesi ve gözden geçirilmesi gerekmektedir. Berlin-Kiev ilişkileri, önemli bir tarihi geçmişe sahiptir. Almanya, Ukrayna’yı, Doğu Avrupa’da stratejik öneme sahip bir aktör olarak görmüştür. Ukrayna’nın bu stratejik önceliği, Doğu Avrupa ülkesi olarak Karadeniz havzasında bulunmasından kaynaklanmaktadır. Ukrayna-AB-Almanya kapsamında bu ilişkiler değerlendirilmek istendiğinde, daha geniş bir çerçeve çizmek gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Almanya ve Ukrayna’nın, siyasi ve ekonomik açılımlarını AB kapsamında gerçekleştirdiği görülmektedir.

Soğuk Savaş döneminde (1966) Almanya’nın, “Ostpolitik” (doğu politikası) kavramı çerçevesinde yeniden bir dış politika üretmediğinden söz edilmektedir. Ostpolitik dış politika, Almanya’da büyük koalisyonla iktidara gelen sosyalistlerden Willy Brandt’in Dışişleri Bakanı olmasıyla inşa edilmişti. Brandt’in dış politika konseptinde Doğu Avrupa ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek ve bununla birlikte Rusya ile diyalog kurulmasını öngörmekteydi.(4) AB’nin siyasi bir birlik oluşturmasından sonra Almanya’nın AB’de lokomotif bir ülke olması, Berlin’in Ostpolitik dış politika yaklaşımını aynı zamanda Brüksel’in de dış politika konseptlerine yansıtmıştır.

SSCB’nin dağılmasından sonra, komşuluk politikaları çerçevesinde AB’nin siyasi yayılışına, Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan da dâhil olmuştur. “Neue Ostpolitik” (Yeni Ostpolitik) olarak görülen bu dış politika yaklaşımı, bu çerçevede Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı içeren ve AB ile bu ülkeler arasında yakınlaşmayı öneren bir açılım olmuştur.(5)

Karadeniz havzasında bulunan bir ülke olması nedeniyle Ukrayna’yı, “AB-Karadeniz açılımı veya yayılması projesi” çerçevesinde de değerlendirmek mümkündür. Buna ilave olarak Karadeniz’de stratejik ve askeri bakımdan önemli bir konumda bulunan Kırım bölgesinin Ukrayna’ya ait bir toprak olması ve Ukrayna’nın Karadeniz’de en uzun sınıra sahip ülke olması, Bulgaristan ve Romanya’dan sonra Brüksel ve Berlin için önem taşımaktadır. Almanya, AB kapsamında Ukrayna üzerinden Karadeniz’e açılarak AB-Karadeniz havzasında önemli bir aktör olmayı istemektedir.

Ukrayna’nın AB kapsamında başka bir dost ülkesi Polonya’dır. Polonya–Ukrayna ilişkileri, Almanya’dan sonra yakın havza olarak ifade edilen ilişkilerdir. Geniş Havza’da Berlin-Brüksel-Kiev ilişkileri hayat alanı bulurken, Ukrayna-Polonya ilişkileri, daha çok yakın havza ilişkileri olarak ortaya çıkmaktadır.

Polonya, tarihi olarak Slav halkları içinde büyük iddialara sahiptir ve Doğu Avrupa ülkelerinden Litvanya, Letonya, Ukrayna ve Belarus’un kendi etki alanı içinde olduğuna dair tarihi hegemonik bir algısı vardır. 1970’li yıllarda Polonyalı önemli entelektüeller arasında yer alan ve aynı zamanda Almanya’da siyasi sığınmacı statüsünde bulunan Geydorca ve Maraşevshkaya, Polonya için “Wschód” (Doğu) dış politika vizyonunu hazırlamışlardır. Fakat o dönemde bu konsept gündemde değildir ve uygulamaya konmamıştır.(6) Ancak Sovyetler Birliğinin dağılmaya başladığı yeni dönemde Polonya’nın bu konsepti uygulamaya koyduğu görülmektedir.

Polonya, Rusya’ya karşı alternatif olarak Doğu Avrupa’da ve Slav dünyasında liderlik iddiasındadır ve bu çerçevede Ukrayna’yla ilişkilerine özel önem vermektedir. Ukrayna’nın batı kısmı, Polonya’nın kültürel ve ekonomik politikalarının etkisi altındadır. Batı Ukrayna bölgesi Birinci Dünya Savaşı öncesinde Polonya’nın toprakları arasında bulunmaktaydı. Bu bakımdan, tarihi bağların bulunduğu bu coğrafyayla Polonya, aynı zamanda kültürel bağlara da sahiptir. Doğu Avrupa ülkelerinin AB’ye entegre olması ve Euro-Atlantik güvenlik sistemine dâhil olması, Polonya’nın ekonomik ve siyasi güvenliği acısından oldukça önem arz etmektedir. Polonya, enerji ithalatını güvenli kılmayı, ekonomisi için yeni pazarlar elde edeceğini hesaplamaktadır.

Bağımsızlığını kazanmasından sonra, 1991-1997 yılları arasında AB, Ukrayna için önemli bir donör haline gelmiştir. AB, Ukrayna’nın kapitalist dünyaya entegre olması ve ekonomik bunalımdan çıkması için Ukrayna’ya bu yıllarda 4 milyar dolardan fazla yardımda bulunmuştur. Brüksel-Kiev ilişkilerinin ikinci dönemi ise 5 Aralık 1999’da AGİT Helsinki Zirvesi’nde Ukrayna’yla ilgili kabul ettiği stratejik plandan/anlaşmadan sonra gelişmeye başlamıştır. Bu plana göre; Ukrayna’da istikrarın, demokrasinin ve piyasa ekonomisinin, halkın çıkarlarıyla uyumlu halde gelişmesi sağlanacak, Ukrayna-AB arasında güvenlik ve istikrar konusunda ilişkiler ileri bir noktaya taşınacak ve siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda ilişkiler geliştirilecek. Bu kapsamda AB, Ukrayna ile ilişkileri tesis ederek bu ülkenin Birliğe entegrasyon sürecinin başlayabileceğini öngörmektedir.

AB ve Ukrayna arasında ilişkilerin gelişimine katkı sağlayan ikinci önemli aşamaya, 2004 yılında Ukrayna’da Turuncu Devrim’in gerçekleşmesiyle geçilmiştir. 2004 yılında Ukrayna’da Cumhurbaşkanı olan Viktor Yuşçenko, açık bir şekilde Ukrayna’nın AB üyesi olma isteğini dile getirmiştir. Yuşçenko’nun iktidarı döneminde AB ile başlayan görüşmelerde bir Eylem Planı hazırlanmış (2005); 2008 yılında ise AB’nin desteği ile Ukrayna, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmuştur. Böylece AB-Ukrayna arasındaki ticari ilişkilerin gelişimine zemin hazırlanmıştır. Fakat dünyada yaşanan ekonomik kriz nedeniyle ikili ilişkilerde ekonomik açıdan beklenen ilerlemeler sağlanamamıştır.

2009 yılında, Ukrayna-AB ilişkilerinde üçüncü aşamanın başladığı ifade edilebilir. Üçüncü aşamayla birlikte Ukrayna-AB arasında Doğu Ortaklık Programı kapsamında ilişkilerin yeni bir düzeye geçtiği müşahede edilmiştir. İkili ilişkilerin gelişmesiyle Ukrayna’da iktidar değişikliği yaşanmış; Viktor Yuşçenko’nun eski rakibi Viktor Yanukoviç, Ukrayna’da iktidara gelmiştir. Bu dönemde AB ile Ukrayna arasında bir gerilim doğması beklenmiş, fakat 2013 yılına kadar yapılması gereken görüşmeler ve reformlar devam etmiştir. Bu durum, çok net bir şekilde yorumlanamamıştı; zira Yanukoviç eski cumhurbaşkanından farklı olarak Rusya ile ilişkilerin hassasiyetini göz önünde bulundurarak dengeli bir dış politika yürütmeye çalışmıştır.

Ukrayna’nın Tercihi

Bugün Ukrayna’da yaşanmakta olan siyasi süreci değerlendirmek için, yirmi üç yıl boyunca oluşan güçler dağılımını ve ülke-içi elitleri iyi tanımak gerekmektedir. Öncelikle, bağımsızlık yıllarını inceleyerek ve Ukrayna kamuoyunun bakış açısını dikkate alarak sermaye sahibi elitlerin rolünün önemli olduğu belirtilmelidir. Ukrayna kültürel olarak iki kısma bölünmüştür. Batı ve Güney olarak bu bölünmüşlük, kültürel ayrışımla birlikte siyasi bir ağırlığa sahiptir. Ukrayna yirmi dört ilden ve iki özerk cumhuriyetten oluşmaktadır. Livov, İvano Frankovskiy, Çernovitskiy, Valinskiy, Rovnenskaya ve Ternopolskiy illeri Batı Ukrayna sayılmaktadır. Bu illerin toplam nüfusu 7 milyon olarak civarındadır. Bu rakam, toplam nüfus oranın %17,6’sıdır. Bu 7 il dışındaki illerde merkezi bölgelerinde nüfusun yaklaşık % 50’si, Batı Ukrayna kültürüne yakın durmaktadır.(7) Batı Ukrayna illerinin birçoğu Birinci Dünya Savaşından sonra Polonya’dan alınarak Ukrayna’ya dâhil edilmiştir. Bundan dolayı Polonya’nın bu bölgelerdeki kültürel ve siyasi etkisi bugün de devam etmektedir. Bu bölgeler, sanayi alanında çok gelişmiş olmamakla birlikte, daha çok kültürel elitlerin yaygın olduğu ve sermaye sahibi elitlerden yoksun bir bölgedir.

2004 yılında Ukrayna’da gerçekleşen Turuncu Devrim sonrasında iktidara gelen siyasi çevreler, daha çok batı ve merkezi bölgelerin siyasi elitleri olmuştur. Bugün de mecliste temsil edilen partilerden milliyetçi Svaboda Partisi, eski Başbakan Yulya Timoşenko’nun partisi Batkivşina ve başkanlığını Kliçko’nun yaptığı Udar Partisi, bu bölgelerin elitlerinden oluşmaktadır. Batı bölgesinde bu grupların yüksek oy aldığını ve merkezi illerden bu partilerin aşağı yukarı %50 oy aldığını da ayrıca belirtmek gerekiyor.

Ukrayna Meclisi, 450 milletvekilinden oluşmaktadır. Yulya Timoşenko’nun partisi olan Batkivşina, daha çok merkezi illerden oy almaktadır. Bugün Ukrayna Parlamentosuna bakıldığında, Batkivşina Partisi’nin 99, Udar Partisi’nin 42 ve Svaboda Partisi’nin 37 milletvekili ile temsil edildiği görülmektedir.(8) Ukrayna’da hâlihazırda iktidarda doğu elitlerinin oluşturduğu bir hükümet vardır. Doğu, güney ve merkezi illerden oy alan Viktor Yanukoviç’in başkanı olduğu Bölgeler Partisi 210 milletvekili, iktidara yakın olduğu değerlendirilen ve Rusya’yla ilişkileri olduğu düşünülen Komünist Partisi 32 milletvekili ve bağımsız olarak 30 milletvekili Ukrayna Meclisi’nde bulunmaktadır.(9)

Doğu Ukrayna, sanayi bölgesi olduğu için sermaye biriktiren elitlerin ortaya çıktığı bir coğrafya olarak görülmektedir. Doğu Ukrayna aynı zamanda Rus kültürel etkisinin de yüksek olduğu bir bölge anlaşılmaktadır. Doğu ile birlikte güney bölgelerinde de Rus etkisinin varlığı hissedilmektedir.

Kiev Uluslararası Sosyolojik Araştırmaları Merkezi’nin yaptığı çalışmaya göre, Doğu ve Güney bölgelerinden Kırım’da %97, Doneski’de %93, Luganskaya’da %89, Odesa’da %85, Zaporojskaya’da %81, Harkov’da %74, Dinepropetrovskaya’da %72 ve Nikolayevskaya’da %66 oranında halkın Rus dilini ana dili gibi konuştuğu tespit edilmiştir. Ukrayna’nın merkezi illerinde ise halkın %75’i Rusça konuşmayı tercih etmektedir.(10) Ayrıca Ukrayna’nın nüfusunun %88’i Ortodoks Hristiyan’dır. Rus Kilisesi’nin nüfuzu da göz önünde bulundurulursa Rusya’nın ülkenin özellikle doğu, merkez ve güney bölgelerinde ne kadar etkin olduğu anlaşılabilir. Bütün bunlara ilaveten doğuda oluşan sermaye birikiminde bir anlamda Rusya’yla ticaretin oldukça etkili olduğu görülmektedir. Doğu ve güney bölgelerindeki tarım ve hayvancılık sektörleri ile ağır sanayi merkezleri ticaretini önemli oranda Rusya’yla yapmaktadır.

Kaynak: Ukrayna İstatistik Kurumu

Ukrayna’nın doğu bölgelerinde birikmiş olan sermayenin Harkov, Donetskiy ve Dinepropetrovskiy olarak üç bloğa ayrıldığı görülür. Böyle bir biçimlenme, bazen siyasi farklılıklara yol açmaktadır. Örneğin Donetskiy’de yoğunlaşan ve ağır sanayi sektörlerinde faaliyet gösteren işadamları Petro Poroşenko, Viktor Pinçuk ve Rinat Ahmedov stratejik olarak AB entegrasyonunu daha uygun görmektedir.(11) Bunun nedeni ise bu işadamlarının AB ülkeleriyle yürüttüğü ticari ilişkilerdir. Fakat bu işadamları, hükümetin yapacağı seçime bağlı olacaklarını da bildirmektedir. Daha çok tarım, gıda ve hayvancılık sektörlerinde faaliyet gösteren işadamları ise Rusya yanlısı Gümrük Birliğini tercih etmektedir.

2011 yılında Ukrayna toplumunda AB ile Doğu Ortaklığı programının yerini Rusya Gümrük Birliği’nin alabileceği yönünde tartışmalara başlamış, bu tartışma toplumda kutuplaşmalara neden olmuştur. Ukrayna hükümeti uzun süren tartışmalardan sonra Rusya’nın etkisiyle AB ile Doğu Ortaklık anlaşmasını imzalamamıştır.

Ukrayna-AB Ortaklık ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına dikkat ettiğimizde vurgulanması gerekli husus, Vilnius Zirvesi’nde Kiev ve Brüksel arasında imzalanan belgelerin AB ülkelerinin parlamentolarınca da onaylanması gerektiği olmuştur. Bu durumda Avrupa Birliği içinde farklı ülkelerin kendi çıkarları söz konusu olacağı hesaba katıldığında sürecin uza(tıl)ması beklenebilir. Buna ilave olarak, bu anlaşmalarda ikinci önemli konu, Ukrayna’nın AB üyelik sürecinin başlatılmasının not edilmemesidir. AB içindeki ekonomik ve siyasi sorunlar, Ukrayna’ya gelecekte üyelik sürecinin açılmasının garantisini vermemektedir. Ayrıca AB vize rejiminin kaldırılmasına da şüpheyle bakılmaktadır. Ukrayna ise 2005 yılında AB ülkeleri için vize rejimini kaldırdığını açıklamıştır. Üçüncü önemli husus, Brüksel’in Ukrayna’ya acilen bir nakdi yardım sunmamasıdır. Oysa Ukrayna için bu yardım, oldukça önemlidir. Çünkü Vilnius Zirvesi’nde AB’nin imzalanmasını talep ettiği anlaşmalara Moskova’nın vereceği tepkilerden dolayı Ukrayna’nın Rusya ve Gümrük Birliği ülkeleriyle ticari ilişkilerinin zayıflaması beklenmektedir.

Rus yetkililer, Ukrayna’nın AB ile serbest ticaret antlaşması imzaladığı takdirde iki ülke arasındaki ticari ilişkiler konusunda dikkatli olacağını ve -Kremlin’e ait bazı siyasi ve taraflı yorumlarda- Rusya ekonomisinin bu durumda ciddi zarar göreceğini ifade etmektedir. Rusya, Ukrayna ihracatı açısından önemli olan ticari ilişkiler konusunda gerekli önlemleri almıştır. Mesela 2013 yılında AB-Gümrük Birliği tartışmaları başladığı zaman Rusya, Ukrayna’dan yapılan ithalatı % 25 oranında kısıtlamıştır. Bu durum Ukrayna bütçe gelirlerini tehdit ederken, sosyal istikrarın bozulma tehlikesini de ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, özellikle Ukrayna’nın üretim bölgesi olan doğu ve güney bölgelerinde ekonomik istikrarsızlık yaşanmıştır. Doğu bölgesi, iktidar partisinin seçimlerde yüksek oy aldığı bölgedir. Eğer ekonomik istikrarsızlık bu bölgede devam ederse Bölgeler Partisinin oyları azalabilir ve Komünist Parti’nin oyları yükselebilir. Böyle bir senaryo Ukrayna için çok tehlikelidir. Çünkü Komünist Parti’nin iktidara gelmesi ülkeyi parçalayabilir.

AB’nin Ukrayna’dan siyasi bir talebi de vardır. Yanukoviç iktidara geldikten sonra 2011 yılında Turuncu devrimin lideri, eski Başbakan ve Batkivşina Partisinin Başkanı Yulya Timoşenko, milli menfaatlere zarar veren bir doğal gaz anlaşması yaptığı ve yolsuzluk yaptığı suçlamasıyla hapsedilmiştir. Yulya Timoşenko’nun hapsedilmesi AB tarafından olumsuz karşılanmıştır. AB, Doğu Ortaklık anlaşmasının imzalanmasından bir hafta sonra Timoşenko’nun serbest bırakılmasını talep etmiştir. Ukrayna muhalefetinin milliyetçi kanadı Svaboda Partisi, eski Başbakan Yulya Timoşenko’nun partisi Batkivşina ve başkanlığını Kliçko’nun yaptığı Udar Partisi, ülkedeki durumu ve krizi siyasi ve ekonomik olarak iyi değerlendirerek toplumu gösterilere yönlendirmeyi başarmıştır.

Ukrayna iktidarının AB ile Doğu Ortaklık anlaşmasını parafe etmemesi sonrası Research & Branding Group kamuoyunun eğilimlerini değerlendirmek için bir anket çalışması gerçekleştirmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ankete katılanların %46’sı AB entegrasyon sürecini desteklerken, %36’sı Gümrük Birliğine katılımı desteklemişlerdir. Her beş katılımcıdan biri ise herhangi bir tercihte bulunmamıştır. AB entegrasyon sürecini Batı Ukrayna’da destekleyenler %81 olurken, bu oran merkezi bölgelerde %56’yı bulmuştur. Güney Ukrayna’da %30 ve doğuda %18 destek almıştır. Gümrük Birliği, doğu bölgelerde % 61, güney bölgelerde %54, merkez bölgelerinde %22 ve batı bölgelerinde %7 oranında desteklenmiştir. AB ile yapılan bir anlaşmanın Ukrayna’nın ne kadar çıkarına olacağı sorusuna ise genel olarak %30 oranında katılımcının faydalı bulduğuna ve %39’nun ise anlaşmayı faydalı bulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.(12)

Son zamanlarda Rusya-Ukrayna arasındaki karşılıklı diyaloglar sonucunda Gümrük Birliği anlaşmasının imzalanmasının beklendiği haberleri medyada yer almaktadır. Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç ve Vladimir Putin arasında en son gerçekleşen görüşmeden sonra Moskova’nın Kiev’e gaz fiyatlarında %35 oranında indirim yapacağı ve 15 milyar dolar yardımda bulunacağı haberleri medyada yer almıştır. Gaz fiyatlarındaki bu indirimin, Ukrayna ekonomisinin gelişmesi için önemli avantajlar sağlayacağı değerlendirilmektedir. AB ile yaşanan başarısız görüşmeler sonrasında Rusya ile böyle bir anlaşmanın sağlanması, Ukrayna’nın doğu entegrasyonu olan Gümrük Birliği’ni seçme ihtimalini yükseltmektedir.

Ukrayna’daki protesto gösterilerinin Yanukoviç’in iktidarı bırakması veya 2015’te gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimine kadar farklı biçimlerde devam edebileceği tahmin edilmektedir. Ancak kriz ülkede erken seçimlere de yol açabilir ve böylece iktidar değişikliğine giden bir süreç başlayabilir. Yanukoviç iktidarı, krizin aşılması için AB ile Rusya arasındaki tercih kararını halka bırakarak referanduma gidebilir. Bu nedenle gerek iktidarın değişmesi gerekse mevcut iktidarın ülkenin doğu ve güney bölgelerinin desteğiyle iktidarını pekiştirmesi ihtimaller arasındadır. Fakat iki senaryoda da toplumdaki mevcut kutuplaşmanın izale edilebilmesi zor görünmektedir. Zira batı yanlısı bir cumhurbaşkanı ve ittifak iktidara gelirse, ülkenin özellikle Rus nüfusun yoğun olduğu güney bölgelerindeki ayrılıkçı eğilim güçlenebilir. Yanukoviç iktidarının devamında ise ülkenin batı ve kuzey bölgelerindeki rahatsızlık zirveye çıkabilir.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: