Ahmet Kılıçaslan Aytar : BİR ÇİFTLİKLERİ VAR

Başbakan Erdoğan,Berlin Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nde konuşuyor.

"17 Aralık darbe girişimiyle, yolsuzluk ve rüşvet kılıfı altında, Türkiye’nin milli değerlerine, milli kurumlarına, milli politikalarına saldırı düzenlediler.Çok sayıda milli değerimizi hedef aldılar, yine sonuç alamadılar.

Türkiye emin ellerde. Türkiye emniyet içinde. Türkiye istikrarla büyümeye, huzuruna huzur katarak, kardeşliğini pekiştirerek, umudunu çoğaltarak geleceğe emin adımlarla koşmaya devam ediyor.

Bir yılı aşkın süredir, Türkiye’de terör nedeniyle hiç kimse hayatını kaybetmedi, hiçbir eve, hiçbir ocağa, hiçbir anne yüreğine, baba yüreğine ateş düşmedi. Kardeşliğimizi yücelttik, birliğimizi, dirliğimizi daha da büyüttük" diyor.

*

Acaba öyle mi?

Erdoğan, Fethullah Gülen ile Arapların Müslüman Kardeşler Örgütü ve benzerleri -ya da, İslamcılar birlikte ABD-İsrail ile kirli ortaklıklar kurmuştu.

Askeri yöntemler kullanmaksızın Ortadoğu’yu sömürüye açmak üzere ulusal devlet modelinin aşılmasını öngören yeniden yapılandırma projesine ortak olmuşlardı.

*

İslam’ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin yalnızca Türkiye’de değil, birçok İslam ülkesinde de toplumsal istikrarı sağlamadığı,ülke dinamiklerini tükettiği öngörülerine prim verilen İslamcıların -bir süre sonra; Demokrasiyle ilgilerinin olmadığı: ülke ekonomilerini rekabetçi baskılara dayanabilecek bir ekonomi varlığında tutamayacakları: Hareketin kaçınılmaz sonucu olan taassubla İslami Cihad örgütlerini besledikleri: Bu yüzden İsrail’in güvenliğinin beklemede kaldığı:Suriye’deki iç savaşın önlenememesi halinde Ortadoğu’nun bir din savaşıyla parçalanmasına neden olacakları anlaşıldı da tasfiyelerine başlanıldı…

*

Türkiye’de Erdoğan ve Gülen örgütü, CIA ve MOSSAD’ın desteğiyle Emniyet ve İstihbarat’ta örgütlenmeyle yavaş-yavaş ekonomik,siyasal ve toplumsal güç kazandı.

Yargıda, merkezi, yerel ve özerk idarelerde, sivil-askeri bürokrasi, üniversite, medya,siyasi partilerde paralel bir yapı ile tüm sistemi kontrol altına aldılar ki -buna,yeni Türkiye dediler!
Cumhuriyet tarihinde görülmemiş fütursuzlukla anayasanın temel ilkelerini ilga ettiler, ulusal iradeyi parçaladılar, hukukun üstünlüğünü kat’lettiler ve vatandaşın vergilerini acaip miktarlarla iç ettiler…

*

Şimdi tasfiye süreci işlerken yeni Türkiye Devletini oluşturan paralel yapının liderleri Erdoğan ile Gülen’in dalına -bir güzel, biniyorlar.

İki yapı arasına sokulan nifakla, yeni Türkiye Devleti’nin organize bir suç örgütü gibi çalıştığı ortaya çıkıyor.

Suçlar ortalığa döküldükçe -mesela, ortada çok büyük yolsuzluk, rüşvet iddiaları ve bununla ilgili soruşturmalar varken,soruşturmanın yasalara ve hukuka uygun -biçimde yürütülmesini önlemek ve olayın üstünü örtmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Ceza Yargılama Yasası hükümlerini gözardı ediliyor, HSYK Adalet Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük haline getirilmek isteniyor.

Güçlü olan parti-devlet paralelini oluşturan cemaati tasfiye ediyor.

*

Bu suretle Yeni Türkiye maskaralığını kurarken boşladıkları, Türkiye’nin insanlık ülküsü üzerinde devleti devlet,demokrasiyi demokrasi yapan iki temel evrensel ilkeyi – birincisi, ulusun "Milli İrade" sini -ikincisi, "Hukukun Üstünlüğü"nü anlaşılmaz bir milli irade ve hukukun üstünlüğü algısıyla TBMM’de çoğunluğu elinde tutan siyasi partinin üzerine geçiriyorlar.
Sıkıştıkça kendi kendilerine kümelerini küçültüyorlar ve bir fiskelik hale geliyorlar…

*

Türkiye üzerine çöreklenen organize bir suç örgütü oldukları,niyetleri açığa çıktıkça taraftarlarına "Bir sor bakalım niye yaptık?" diyorlar.

Yanıt olarak da "Müminlerin kalbinde imandan kaynaklanan geniş bir sorumluluk uyandırmak,dini ve dinin hükümlerini korumak,düşmana karşı cihad etmek, sadakaların, zekât ve hayır hasenatın ve kafirlerden elde edilen vergiler gibi değerlerin toplanmasıyla devletin güvenliği ve kamu düzeninin korunması,devletin savunulması,kamu işlerinin kontrolü,adaletin sağlanması,malın idare edilmesi görevlerinden sorumluyuz,o Hak’la…" diye fısıldıyorlar…

*

Fenalıkları tükenmiyor; AKP-Cemaat arasında yaşanan rejim krizinin ulusal boyutu-şimdi,"Demokratik Çözüm" yaklaşımına da sirayet ediyor.

Yıllarca Paralel Devlet’te din’in sosyal yapıyı belirleyen bir sistematik olmasına izin vermeyen Anayasa’ya rağmen,İslami hilafetin temsilcisi Osmanlı’nın ardından oluşan Türkiye’de ve Arap-İslam devlet yapılanmalarında da siyaset ve sosyo-kültürel yapıların belirleyenleri olmayı düşlemişlerdi.

Bu safsataya direnen ve Demokratik Özerklik ilanında bulunan Kürt Hareketini askeri,polisiye,hukuki,ekonomik,kültürel,dini tahrik ve baskılarla siyasal,örgütsel ve ideolojik tasfiyeye götürmek istediler.

Kürt Hareketini İslamcılığın kardeşlik fikri,dayanışma hissi ve fütüvvetçi dini eğilimlerle-devlet kuruluşları,üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, dini ve mesleki birlikler, esnaflar, üreticiler, ticaret erbabı, sanayiciler ve sermaye sahiplerinin birlikte ürettikleri ekonomi-politik değerlere,aş’a ve iş’e üleşmek üzere çağırdılar,"Demokratik Çözüm" adına bir şey yapmadılar.

*

Şimdi, 30 Mart Yerel Seçimleri öncesinde AKP devleti paralelindeki cemaati tasfiye ederken -bir yandan da, Doğu ve Güneydoğu’da bir oy için birbirlerini karalıyorlar.

Demokratik Çözüm esası ile ilgili bir düşünceleri,önlemleri olmadığı için beklentileri de karşılayamıyorlar.

Meydanlar özgürlük içinde Kürt Hareketine bırakılıyor.

*

Rojava Kürtleri Suriye sorununu kendi bölgelerinde çözmenin önemli bir adımı olarak üç önemli bölgede özerk yönetimlerini ve meclislerini ilan etmiştir.

Bu durum halkların ancak uluslararası güçlere dayanarak statü kazanabileceği fikrini alt üst etmiş,öz gücün, öz örgütlülüğün önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır-ki, yüz yıllık statüler sallanıyor ve Kürtler dünyanın dört bir yanındaki halklara ümit veriyor.

*

Türkiye’de bir rejim krizi ve Suriye’de bu gelişmeler yaşanırken Türkiye Kürdistan’ında halk adaletsiz paralel yapılı devletten umudunu kesmiştir,kendi yolunu kendisi hiç bir müdahale olmaksızın çiziyor.

Eşbaşkanlık sisteminin önünün açılmasından yararlanılarak Kürt kadınının kendisini ve misyonunu daha da geliştirmesine yol veriliyor.

Kürt kadınları tüm kitle örgütlerinde ve yönetimlerinde eşbaşkanlık sistemi uygulamasıyla, parlamentoda kadın milletvekili olmaktan daha etkilisini, sonuçlarını toplumda daha çok hissettirecek yerel yönetimlerden en ücradaki evlere kadar derinleşiyor.

Eşbaşkanlıkla erkek lehine olan tüm dengeler alt üst edilirken, denge kadın ve erkek ekseninde yarı-yarıya kuruluyor.

Bulunulan her köyün, her mahallenin, her sokağın meclisleri yoluyla kentin yönetimine katılma sisteminin örüldüğü çalışmalar yapılıyor.

Belediye başkanlığı seçimi için değil milyonlarca insanın, farklı etnik grupların, inanç gruplarının demokratik bir şekilde kentin yönetimini ele alacağı bir sistem kuruluyor.

Pek çok yerel seçimin kazanılacağı il de seçim çalışması değil, Demokratik Özerklik diye tanımlanan kent kantonları inşa ediliyor..

*

Berlin Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nde konuşurken Erdoğan’ı, körolası parti devletinin ve paralelinin yargısı,merkezi,yerel ve özerk idareleri, sivil-askeri bürokrasisi, üniversiteler, medya, siyasi partiler temsilcileri dinliyor…

5.1.2014

cleardot.gif

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Reklamlar

Etiketlendi:

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: