Gazanfer ERYÜKSEL : Su Testisi Suyolunda Kırılır.

Mafya, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı bir yapıdır ki buzdağına benzer. Bu konu filmlerde işlenmiş, hemen her ülkede ilgi görmüştür. En tipik örneği “Baba” filmidir.

Bir sorunu olup da yasal ilişkilerle çözemeyen ve mafyanın kapısını çalan kişi, eğer o sorununu mafya eliyle çözmüş / çözdürmüş ise yeraltı dünyasının her isteğini birebir yapmak zorundadır. Teşbih bu ya, derviş dervişi sırayla öpermiş!

Halk arasında bu ve benzeri durumlar, “gebe kalmak” sözüyle en yalın ve özlü olarak ifade edilmiştir.

Dedik mi? Dedik…

Ez az iki kişiden başlayan her ilişki bir koalisyondur. Evlilik örneğin, iki ayrı ailede yetişen biri erkek, biri dişi iki kişinin koalisyonudur. Burada aynı ailenin çatısında yetişen iki çocuğun bile ne denli farklı özellikleri olduğu hatırlanmalıdır.

Aile koalisyonunda çelişmeler uzlaşmayla çözülmeyip de çatışmaya dönüştüğünde yenen hurmaların kimleri tırmaladığını görürsünüz.

“Senin anan bana şunu demişti de…”, “”Görümcem olacak kadın bana şunu yapmıştı da…” “Ne istedin de almadım, ne istedin de vermedim…” vb.

Camlar kırılmaya görsün… Japon denen yapıştırıcı bile kâr etmez…

Çevrede ise çatlayan koalisyondan nemalanmak isteyenler çıkacaktır. “Bu kızdan gelin olmaz, söyledim ama dinlemediler”… “Bunu damadı hiç gözüm tutmamıştı zaten…”

Hele kızla oğlanın daha önce birbirlerini tanıdıkları bir hukuk varsa ve/veya araya bir aile büyüğü girmiş de koalisyon oluşmuşsa… Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık… Bir de o “aile büyüğü” her iki taraftan da nemalanan biriyse… Şekil; ABD, AKP ve F Tipi üçgeni…

Kameranın açısı aile koalisyonunda genel plana genişlediğinde eğer bir ihtilaf oluşmuşsa hiç de farklı bir manzara çıkmayacaktır. El ele beraber yürüyenler birbirlerini düşman olarak görmeye başlarlar. “Ne istediler de yapmadım… “Bizden önce kaç valileri, kaç kaymakamları vardı?…” Camlar kırılmaya görsün…

Amerikancı Karşıdevrim Projesi olarak AKP…

ABD emperyalizmi, Bölünmüş Ortadoğu Projesi’ni (BOP) uygulamak için önündeki en büyük engel olarak Türkiye’yi ve Türk Ordusu’nu gördüğü için dört kol çengi misali çalışarak her türlü tertibin peşine düşmüştür.

DSP, ANAP; MHP koalisyonunun Başbakanı Ecevit’ten Irak’ın işgali için gerekli desteği görmediğinden 2001 krizi tetiklenmiş, Hükümete Kemal Derviş virüsü yerleştirilmiştir. Koalisyon hükümeti, önce deniz düşürülmüş, sonra da Derviş’e sarılmak zorunda bırakılmıştır. ABD eski Başkanlarından Rosevelt’in dediği gibi… “Gördüğünüz hiçbir şey tesadüf değildir, önceden planlanmıştır.”

Bir diğer plan ise kendi deyişleriyle Tansu Çiller’in ılımlılaştıramadığı Erbakan’ın tasfiyesidir ki bu işte “askeriyenin kullanılması” bir kripto ile Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne, konsolosluklara, Atina’daki Büyükelçilik ve NATO birimlerine bildirilmiştir.

28 Şubat (1997) ise malum medyanın desteğiyle Türk milletine bir darbe olarak gösterilmiştir. Evet, darbedir ama hemen her darbe gibi ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir tertiptir.

Meraklısı için bir parantez açalım. O dönemin medya yayınlarına bakıldığında F tipi yapının Erbakan’a karşı yapılan bu hamlenin destekçisi olduğu görülecektir.

Özetle, 28 Şubat, AKP için bir mıntıka temizliğidir. ABD’nin Ankara’ya gönderdiği bu kriptoyu Erbakan’a yakın isimlerden kimler biliyordu acaba? O dönemde Fazilet Partisi’nin dış ilişkilerinden sorumlu olan isim Abdullah Gül mesela, diyelim ve geçelim.

Kemal Derviş, medyanın da desteğiyle Türk ekonomisinin bir kriz karşısında kendisini savunacağı bütün direnç noktalarının on beş gün içinde yaptırdığı yasal değişiklerle kırmıştır. Toplum ise kendisine yıllardır öğretilen çaresizlikle yapılan ve yapılacak özelleştirmelerin ne kadar yararlı olduğunu yakın çevresine anlatarak gününü geçirmiştir. KİT’ler özelleştirilecek, ekonomi güzelleşecek, satış gelirleriyle borçlar ödenecek herkes rahatlayacaktır!…

Bu operasyonun ne gibi sonuçlar doğuracağını topluma anlatması gereken sendika, üniversite ve partileri sorarsanız hepsi koro halinde özelleştirmenin faziletlerini anlatmakla geçirmişlerdir günlerini… Öğretilmiş çaresizliğin bir başka yüzü…

Özelleştirmeye karşı çıkmak demek Vatikan tarafından aforoz edilmekle eşdeğerdedir… Hâlbuki bize her şeyi satın diye dayatan ülkelerin kendi ekonomilerinde devlet şirketlerinin ciddi payları olduğu Türk milletine anlatılmamıştır. “Özelleştirme madem bu kadar yararlı siz neden devlet şirketlerini satmıyorsunuz?” diye soran çıkmamıştır.

Dış borç ile teslim alınan Türkiye hızla üretmeden tüketen bir topluma dönüştürülmüştür. Bu kez borçla teslim alınma tabana yayılmış, vatandaş kredi kartları ve tüketici kredileriyle esir alınmıştır. Borcunu borçla kapatan ülkede borcunu borçla kapatmaya çalışan vatandaşlar vardır artık.

Ekonomide döviz kuru düşük tutularak ithalatın cazip hale gelmesi karşısında özel sektör de ithalata yönelmiş, ihracat da ithalata bağımlı kılınmıştır. Yüz ihracatın 74’ü ithalattır. Son dönemde hızla tırmanan döviz fiyatları karşısında devletin elinde tek müdahale aracı olarak Merkez Bankası’nın kararıyla belirleyeceği faizler kalmıştır. Elektrik mühendisi Merkez Bankası Başkanı ise kısa devre sonucu çıkan yangını seyrederken piyasaya döviz satışı kimyasal madde yangınına su serpmeye benzemiş, döviz yükselmeye devam etmiştir. Ancak, ABD ile yapılan bir görüşme sonucunda faizler bir anda yükseltilmiştir. Hem de Başbakan Erdoğan’ın şiddetle karşı çıkmasına rağmen… Rivayet Devlet Bakanı Ali Babacan’ın ricasıyla faiz artışına ikna edilmiştir Erdoğan… Biz basının yalancısıyız…

Türkiye’nin dış borcu 500 milyar doları bulmuşken Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklama ise tarihe öyle bir kayıt düşülmüştür ki silmek mümkün değildir.

“Ben hep, ‘10 yıl, 20 yıl 50 yıl sonra nasıl hatırlanacağız’ diye düşünüyorum. 50 yıl sonra geriye dönüp bakıldığında ne Gezi manipülasyonları, ne de 17 Aralık’taki dolaylı darbe operasyonları akla gelecek. 50 yıl sonra iki şey akla gelecek. Birincisi, çözüm süreci. Kardeşliğimizin tekrar dirildiği, bu topraklarda fitne tohumları ekmek isteyenlere karşı Türkü, Kürdü, Arabı, Boşnağı ile her kesimden gelen vatandaşlarımızla omuz omuza verdiğimiz çözüm süreci. İkincisi de 200 yıldır ilk defa Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan dönemde devletimizin borçlarının sıfırlanmış olması”

Medyaya al da at diye pas verilmiş ama malum medyamız hemen her zaman olduğunu gibi üç maymunu oynamıştır. Bu tarihi (!) demeç, manşetlik haber değil de nedir? Türkiye’nin uzayda henüz keşfedilmemiş gezegenlerden görülen durumunu Sayın Bakan görememektedir.

Dönelim havada uçuşan tabaklar misali demeç ve muhtelif kayıtların uçuştuğu eski “mutlu aileye” veya E tipi ile F tipini çatlayan koslisyonuna…

ABD şimdilik E tipinin tasfiyesinde F tipinin birikimini bir silah olarak kullanmaktadır. Bir taraftan da F tipine yeni bir koalisyon ortağı devşirmenin peşindedir. Bazı dostlar “İş çoktan bitti… Yüzükler takıldı…” diyerek olan biteni acı bir gülümsemeyle izlemektedirler. Burada bir parantez daha açalım mı? ABD’nin vazgeçtiği AKP değil, denetim tanımayan Erdoğan’dır. Eğer istediği siyaset planlamasını yaptırabilirse F tipi nişanı atarak yeni bir yapıya destek olarak hizmete devam edecektir.

ABD’de son dönemde yaşanan bazı gelişmeler ise Türkiye tarafından hiç de dikkatle izlenmemektedir. O da F tipi yapı hakkında ABD’de gerek Türk dernekleri ve gerekse FBI tarafından başlatılan hamlelerdir.

ABD, E tipi ile F tipinin birbirleriyle paskalya yumurtası gibi tokuşmasına ses çıkarmazken kendi topraklarında F tipine karşı bir muhalefetin yükselmesi zurnanın zırt dediği yerdir. “İktidarlar benden olmuş yetmez, muhalefet de bana çalışsın” diyen emperyalizm makas değiştirerek Ilımlı İslâm’a karşı da bir muhalefet sahneye çıkartmış olmasın sakın?

ABD’de dernekler çatısında örgütlü olan Türk kökenli ABD vatandaşlarının hemen hepsi yüksek öğrenim görmüş kişilerdir. Bugün muhalefet ettikleri F tipi örgüt başı 1999’dan beri ABD’de ikamet ettirilmektedir. Yani 13 senedir F tipine karşı üç maymunu oynayan Türk dernekleri, 2008’den beri Ergenekon Balyoz vb tertiplerle Türk Ordusu’na saldırılırken doğru dürüst ses çıkarmayanlar bugün neden sokaklarda eylem peşindedirler?

ABD’de 139 adet okuldan oluşan bir zincire sahip olan F tipi yapıyı FBI dâhil birileri yeni mi keşfetmektedirler dersiniz?

Sakın derviş dervişi sırayla öper misali F tipine Erdoğan’a operasyon yaptıranlar, bir süre sonra da vazgeçtikleri Ilımlı İslâm nedeniyle F tipini de tasfiye edebilirler. Küresel mafya, yeter ki kendilerine hizmette kusur etmeyecek yeni bir alet edevat devşirsin… Emperyalizm, kendi çıkarları için kullandığı her şeyi işini bitirince tuvalet kâğıdı misali çöpe atar…

Erdoğan, dün savcısı olduğunu ifade ettiği Ergenekon, Balyoz vb davaların kumpas olduğunu ve kumpası kuranların F tipi kadrolar olduğunu söyleyerek, dün kahraman dediği emniyetçi, savcı ve yargıçları oradan oraya sürerek su testilerinin suyolunda kırıldığını bir kez daha göstermektedir. Adam olup anlayana…

Reklamlar

Etiketlendi:

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: