AK PARTİ DOSYASI : Tayyip Erdoğan neden Şangay’a girmek istiyor ??

Dünyayı denetlemek isteyen her küresel kuvvet, her emperyalist güç bu amaçla sürekli proje üretir, seçenekli senaryolar yazar. Yıllardır tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de böyle bir projedir. Kimileri, projenin bölgeye demokrasi, özgürlük, insan hakları, sivil toplum, hukuk devleti, piyasa ekonomisi getireceğini öne sürseler de, gerçek değişmez. Emperyalist bir projedir. Etnik, dinsel, mezhepsel, feodal aidiyetler, mensubiyetler üzerinden bölgeyi bölmeyi, parçalamayı, bölge ülkelerini birbirine düşürmeyi, halkları birbirine kırdırmayı amaçlamıştır. Oysa sanayi toplumunun gelişmediği, aydınlanma değerlerinin yerleşmediği, yurttaş kimliğinin oluşmadığı, laikliğin kökleşmediği yerlerde demokrasi olmaz. Olmadığı görülüyor.

Ortadoğu’da İsrail’le çetin bir anlaşmazlık içinde olan devletlerin, güçlü devlet geleneğine sahip ülkelerin, ABD’nin rakipleriyle arası iyi olan, bölge merkezli diplomasi izleyen güçlerin ABD’nin hedefinde olduğu bilinir. İsrail’in güvenliği, Kürdistan’ın kurulması, bu kapsamda Irak, İran, Suriye ve Türkiye’nin bölünmesi, Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridoru üzerinden enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaşmasında ABD’nin söz sahibi olması hep bu projenin hedefleri arasındadır. BOP’a BİP, yani Büyük İsrail Projesi denmesinin nedenlerinden biri de, Kürdistan’ın ikinci bir İsrail olarak tasarlanmasıdır. Ancak proje tıkanmıştır. Rusya ve Çin’in hızla inisiyatif alması, İran’ın bölgesel güç olarak ağırlığını koyması, Suriye’nin direnmesi, Irak merkezi hükümetinin ülkeden kopmak isteyen Barzani’ye karşı sesini yükseltmesi, Arap Baharı’nın kısa sürede sonbahara dönüşmesi, BOP’u tökezletmiştir. ABD, emperyalist hedeflerinden vazgeçmeyeceğine göre, şüphesiz B, C, D planları vardır. Eskiyen yüzlerin, raf ömrü dolan politikacıların, son kullanma tarihi biten liderlerin değiştirilmesi de bu planlar arasındadır. 17 Aralık sonrasındaki gelişmelere bu açıdan da bakmak gerekir.

O MEKTUP YAZDI, BU SOPA GÖSTERDİ

Soğuk Savaş yılları… Kraldan çok kralcı, ABD’den çok ABD’ci dış politika izliyor ülkemiz. Kore’de Mehmetçiğin kanını, “hür dünya ve demokrasi” adına akıtıyor egemenlerimiz. İlktir, ama son değildir, devamı gelecektir. Dilimizin dev ve devrimci ozanı Nazım Hikmet, Kore Savaşı’na gitmemek için askerden kaçanları anlattığı“Asker Kaçakları” adlı şiirinde şöyle yazar:

(…)

Bu yarayı sardın, bacım.

Ya yüreğimin yarası?

Ayyıldızı esir etti

Amerikan bandırası.

(…)

Kore’de ABD’den sonra en çok kayıp veren ülke olmanın karşılığında NATO’ya girer Türkiye. Ama SSCB’nin sınır komşusu olan Türkiye’yi, olası bir Sovyet saldırısı karşısında, ittifakın ünlü 5. maddesine göre (bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır, üye yalnız bırakılmaz), savunup savunmayacağı bile şüphelidir NATO’nun. Türkiye’ye bir saldırı olduğunda, topyekûn mukabelenin değil, esnek mukabelenin devreye gireceği açıktır. Bunun gerekçesi de hazırdır; Detant. Yani Soğuk Savaş’ta yumuşama dönemine girilmiştir. Ya 1964 tarihli Johnson Mektubu’na ne demeli? Tarihe geçen mektupta ABD Başkanı Johnson, Başbakan İsmet İnönü’ye şöyle demiştir:“…Türkiye ile aramızda mevcut askeri yardımın, veriliş maksatlarından başka gayelerde kullanılması için, hükümetinizin ABD’nin onayını alması gerekir… Mevcut şartlar altında, ABD’nin, Türkiye’nin Kıbrıs’a yapacağı müdahalede, ABD tarafından sağlanmış malzemenin kullanılmasına onay vermeyeceğini, size bütün samimiyetimle bildiririm…”

Obama beyzbol sopası göstermişti, Johnson mektup yazmıştır. Üslup farklı, içerik aynıdır. Her ikisi de, “çizdiğimiz sınırların dışına çıkamazsın, verdiğimiz rolün dışında rol üstlenemezsin” demektedir.

SOGUK SAVAŞ BİTTİ, UYANIN!

Soğuk Savaş biteli, çeyrek yüzyıl oluyor. Peki, Türkiye-ABD ilişkilerinde durum farklı mı? Ne yazık ki hayır. ABD’nin önceki dışişleri bakanı Clinton, Suriye politikaları nedeniyle Rusya ve Çin’in bedel ödemesi gerektiğini söylemişti. Sözlerinin mürekkebi kurumadan, Hariciye Vekili, isim vermeden, “Suriye’yi destekleyen ülkeler izole edilmelidir” dedi. Herkes hangi iki ülkeyi kastettiğini anladı elbette. Enerjide tamamen bağımlı olduğumuz, üstüne üstlük ilk nükleer santral ihalesini verdiğimiz, en büyük ticaret ortağımız Rusya’ydı biri. Diğeri de ticari ilişkilerimizin hızla geliştiği, yatırım yapmaları için sürekli davet ettiğimiz, hatta son olarak, henüz kesinleşmeyen füze ihalesini verebileceğimizi ilan ettiğimiz (ABD’den telefon gelince süre uzatıldı) Çin idi ötekisi de. İşin vahim tarafı, Başvekil Rusya liderine, “Bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alın, Avrupa Birliği’nden vazgeçelim” diye ricacı oluyordu o dönemde. Hariciye vekilinin “izole edilmeliler” dediği Rusya ile Çin, ŞİÖ’nün kurucu ve en büyük iki gücüdür.

ABD adına mekik dokurken hızını alamayıp, tamamen karşısına aldığı Irak merkezi hükümetinden gelen açıklamalar da yenir yutulur değildi. Bağdat, hariciye vekilinin, Irak merkezi hükümetinin bilgisi dışında yaptığı Kerkük ziyareti sonrasında, “Türk bakanı tutuklama hakkımız var” demişti. Türkiye’yi Irak’ın içişlerine karışmakla, bölmeye çalışmakla suçlamıştı. Ülkesinin birliği yönünde çabalayan, Barzani ile gerginlik yaşayan, Rusya ve İran’ın desteğini alan, Suriye’de Esad’ı destekleyen Maliki, Türkiye’yle ipleri germekten çekinmemişti. Ülkesinde otoriter bulunan ama aynı zamanda ülkesinin bağımsız ve egemen hale gelmesi için çalıştığı için destek gören Maliki’nin şu an için siyasi alternatifi yok. Bölge dengeleri de onun lehinde. Yıllarca Saddam Hüseyin tarafından yönetilen, 1980-1988 arasında İran’la savaşan, 1991’de Birinci Körfez Bunalımı sırasında önce Kuveyt’i işgal edip sonra ABD’nin saldırısına uğrayan, 2003-2011 arasında ABD işgali yaşayan ve 1.5 milyon yurttaşını yitiren, sürekli etnik- mezhepsel temelli çatışmalara, gerginliklere, terör eylemlerine sahne olan bir ülkede istikrarı yakalamak kolay değil.

Anımsamakta yarar var. ABD 2003’te Irak’ı işgal etmeden önce, ülkeyi 12 yıldır süren ambargoyla hayli yorup, yıpratmıştı. Irak’ın fazla dayanacak gücü kalmamıştı. Savunma, güvenlik, teknoloji, bilim, sanayi altyapısı önemli ölçüde çökertilmişti. Hava sahasının önemli bölümü yasak bölgeydi hükümet güçleri için. Çekiç Güç malum, Türkiye’nin de desteğiyle konuşlanmıştı, adım adım Kürdistan’ı kurmaktaydı. Şimdi ise İran’la uzlaşmak zorunda kalan, Irak’ta başbakan Maliki’yi deviremeyen, Suriye’de Esad karşısında yenilgiye uğramış, Mısır’da kendi adamı Mursi’yi kurtaramamış, ekonomisi zayıflayan bir ABD söz konusu. Ekonomik bunalım sonrası devreye soktuğu büyük çaplı kurtarma paketleriyle, sosyal olarak “obamacare” olarak da bilinen, tüm yurttaşları kapsayan sağlık sigortasıyla yaşadığı bunalımı atlatmaya, toplumsal yapısını güçlendirmeye, iç sorunlarını çözmeye, istihdamı artırmaya çabalıyor.

GÜÇ DENGESİ DEĞİŞİYOR

Başvekilin “bizi alın” dediği ŞİÖ’nün bugün olmasa bile, orta vadede elinde toplayacağı kuvvet, ABD’nin savunma ve güvenlik konularındaki bütçe kısıtları ve yaptığı indirimler de dikkate alınırsa, daha da önem kazanıyor. ŞİÖ’nün silahlı gücünün, sayıca NATO’yu geçmesi muhtemel. Yeraltı, yerüstü zenginlikleri, yetişmiş insan gücü, bilim- teknoloji altyapısı, pazarının büyüklüğü, toplam nüfusu göz önünde tutulursa, hem savunma ve güvenlikte, hem de ekonomide, özellikle Çin sayesinde, iddiasını artırıyor. ŞİÖ; İran, Irak ve Suriye’de mevcut rejimleri destekliyor. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, İsrail’in güvenlik endişeleri ve bölgeye dönük ilgisi, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’la yakınlaşması, Lübnan üzerinde etkili olma çabası düşünüldüğünde, büyük resim daha net görülüyor. Bizimkiler de, “AB içinde İngiltere’den sonra ABD’nin ikinci büyük Truva Atı olamadık, bari ŞİÖ içinde ABD’nin Truva Atı olalım” diye düşünüyorlar. Çok zor…

Suriye’de başarısızlık müseccel, Cenevre sonrasında Türkiye daha da yalnızlaştı. Siyasal istikrar yok. Dolar yükseliyor. Politik, ekonomik, diplomatik açıdan durum kötüye gidiyor. Kuzey Irak’taki Kürt bölgesel yönetimiyle (Barzanistan) ilişkiler, resmi çerçevede doğrudan ikili ilişkilere oturtuldu. Ona devlet muamelesi yapıldı. Bu tutum, açılımın gereğiydi aynı zamanda. Sonuçta, Türkiye’nin bütünlüğü daha çok tartışılır oldu. Terör örgütünün eli güçlendi, morali yükseldi, manevra sahası genişledi. Türkiye, federal Irak’a razı olduğunu, dahası Kuzey Irak’ın bağımsızlığını desteklediğini Barzani’ye gösterdiği muhabbetle öyle abartılı ortaya koydu ki, projenin fikir babası olan ABD bile, Türkiye’yi daha dikkatli olması yönünde uyardı. Çünkü Türkiye’nin bu tavrının, Irak hükümetini, başta İran olmak üzere, Suriye, Rusya ve Çin’le daha da yakınlaştırdığını gördü. ABD’nin kıdemli istihbaratçılarından Henri Barkey, Türkiye’nin Irak’tan sonra Suriye’de de Kürt özerk bölgesine alışması gerektiğini söylerken, Türkiye’de akıl hocalığı yaptığı hükümet, Suriye’de batağa saplanınca, ağız değiştirdi.

Neticede, ABD projesini destekleyen Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarında Kürt özerk bölgeleriyle komşu oldu. ABD ise sonraki aşamada bölgedeki 4 ülkede yaşayan Kürtlerin tek çatı altında birleşmesini, Kürt koridorunun Akdeniz’e açılmasını arzuluyor. Ama gücü yetmiyor. İran, Suriye, Irak, Rusya ve Çin’in desteğiyle direniyorlar. Türkiye ise proje kapsamında Karadeniz’de de ateşle oynuyor. Montrö’nün delinmesine göz yumuyor. Boğazların uluslararası komisyon tarafından yönetilmesi, Lozan’ın bazı maddelerinin değiştirilmesi, Fırat ve Dicle gibi sınıraşan suların uluslararası komisyon tarafından denetlenmesi gibi taleplerin önümüze geleceği günler yakındır. Kıbrıs, Ege, Ermeni açılımı, terör açılımı, malum davalar vb. bu taleplerin öncü adımlarıydı.

Ana fikir: Emperyalizmin paket programında, çoktan seçmeli şıklar olmaz. Ya hepsine toptan direnir ya da E şıkkını (Hepsi) işaretlersiniz.

Barış Doster

Odatv.com

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: