BELEDİYELER DOSYASI : Ya Kanal ya İstanbul !

Kanal İstanbul projesinin kamuoyundan sır gibi saklanması bilim adamlarını harekete geçirdi. İklime, çevreye ve İstanbul’a büyük hasarlar vereceği iddia edilen projenin dayatıldığına dikkat çekiliyor. Müelliflerinin ortaya çıkarak savunma yapmaları isteniyor.

Dünya çapında etkileri olacak Kanal İstanbul projesinin, kamuoyuna duyurulduğu 2011 seçimleri öncesinden bu yana gizli yürütülmesi kamuoyunda büyük rahatsızlık oluşturuyor. Bu tür projelerde her fırsatta ‘millî egemenlikten’ bahseden hükümet şeffaflık, katılım, hesap verebilirlik ilkelerini hiçe sayıyor. Hatta projelere geniş kanuni muafiyetler getirmenin akla hayale gelmedik yollarını buluyor. Çevre, iklim, coğrafya, şehir ve uluslararası ilişkiler konularında büyük etkileri olacak Kanal İstanbul’da da benzer bir süreç yaşanıyor.

28 Ocak 2014’te Bilgi Üniversitesi’nde “Hukuki, Kentsel ve Ekolojik Yönleriyle Kanal İstanbul” başlıklı bir panel düzenlendi. Katılımcı bilim adamları sahalarının en yetkin isimleriydi. Panelin moderatörlüğünü yapan Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Kanal İstanbul’u, tartışmadan uzak, karanlık bir mega proje olarak niteledi. Sonraki sözleri, sivil ve akademik sorumluluk hisseden akademisyenlerin adam yerine konulmamalarına tepkisiydi: “Muhatabın olmadığı bir ortamda kendi kendimize konuşuyormuşuz gibi hissediyoruz.” Tarhanlı, demokrasinin gereğinin emirler vererek iş yaptırmak olmadığını da vurguladı.

ODTÜ Deniz Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Özsoy, Türk Boğazları üzerine uygulamalı olarak çalışan araştırma gemilerinde tabir yerindeyse ‘elini suya sokan’ bilim adamlarından. Popüler söylemlere girmeyen bir akademik sima olan Özsoy, Kanal İstanbul için kendini tutamayıp sert konuştu. Özsoy’a göre Kanal İstanbul, insan eliyle ortaya çıkacak bir felaket. Kanal İstanbul’u ‘Çatlak Proje’ olarak niteleyen Özsoy, yaptığı karşılaştırmayla kanaldan Marmara’ya akacak su miktarı hakkında bir fikir verdi. Sakarya Nehri’nden akan suyun miktarı saniyede ortalama 100 metreküp. Oysa Kanal İstanbul’dan Marmara’ya akacak su miktarı saniyede 600-800 metreküp. İşte bu rakam, projenin iklimi değiştirme ihtimalini güçlü hâle getiriyor. Ayrıca, Kanal İstanbul’da oluşacak su hareketleri, Marmara ve Karadeniz’deki su dolaşımını da değiştirebilir. Görüşlerine dünya çapında itibar edilen Özsoy, bu noktada tüm bu etkilerin araştırılması gerektiğini belirtiyor. Aksi hâlde tüm iklim ve deniz dengeleri ile ekolojik dengenin bozulacağına dikkat çekiyor. ‘Hodri meydan’ diyen Özsoy, projenin arkasında olan bilim adamlarının ortaya çıkarak dayandıkları verileri açıklamalarını istiyor.

Kanalın denizleri karıştıracağını anladıktan sonra WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem’in sunumu, endişelerimizi İstanbul’un kara coğrafyasına çevirdi. Kalem, öncelikle İstanbul’un Akdeniz, Karadeniz ve kara iklimi arasında bir buluşma koridoru olmasıyla dünya üzerinde tek olduğunu detaylıca anlattı. Yani burada olabilecek bir değişim, kapsamlı bir ekolojik yıkıma yol açma potansiyeli taşıyor. Kalem’e göre Kanal İstanbul, bugüne kadar İstanbul doğasının karşı karşıya bulunduğu en büyük mühendislik operasyonu. 3. havaalanı, 3. köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve yeni şehirle birlikte tüm Çatalca Yarımadası şantiye alanına dönüşecek. Kalem’in tehlikeye dikkat çeken en ağır sözü, “Ya kanal, ya İstanbul!” O da hükümetten, çok boyutlu, fiziksel, ekolojik, sosyo-ekonomik, siyasal ve hukuki etkileri olan böyle bir konuyla ilgili karar sürecinin kamuoyuna açık olmasını istedi.

1999 depremlerinden sonra kamuoyunun yakından tanıdığı İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür de feryat edenler kervanına katıldı. Görür, Türkiye’de depremle ilgili konuşan akademisyenlerin aksine yerinde inceleme yapan nadir bilim insanlarından biri. O, 1999 depreminden sonra Marmara’da 8’i yabancı, 2’si millî toplamda 10 araştırma gemisiyle sismik araştırma yapan heyetlere başkanlık etti. Görür’e göre proje, büyük bir çevre felaketi ve doğa tahribatı ile İstanbul’daki deprem riskini artırmak pahasına gündeme getiriliyor. Kanalla ilgili sunumlarda etrafında yeni yerleşimler ile Anadolu ve Avrupa yakasında yeni şehirler kurulacağı açıklanmıştı. Görür’e göre deprem riski bulunan şehirlerde yapılacak en büyük yanlış şehri büyütmek. Yer bilimci olan Görür, projenin Doğu Trakya’nın drenaj sistemini tümüyle etkileyerek yer altı su kaybı ile İstanbul’u yaşanmaz hâle getirebileceği uyarısında bulunuyor. Kanal, kırılması beklenen Marmara Denizi’ndeki fayın tam karşısında olacak. Görür’ün açıklamalarına göre muhtemel bir sarsıntıdan en az 10 ve üzerinde şiddetle etkilenecek. Görür, gelişen inşaat teknikleriyle kanalın yapılabileceği ancak maliyetinin çok yüksek olacağı kanaatinde.

Prof. Görür’ün inşaat sırasında ortaya çıkacak hafriyatla ilgili de ilginç bir hesabı var: “Kanal İstanbul için tercih edilecek en kısa güzergâhtaki (Yeniköy-Küçükçekmece) hafriyat yaklaşık 20 metreküplük kamyonlarla 18 milyon seferde kaldırılabilecek. Günde bin kamyon çalıştırıp her kamyona 10 sefer yaptırsanız, çıkacak hafriyatı ancak 5 senede taşıyabilirsiniz.”

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Ataman, bazı değerlerin para karşılığının olmadığını düşünen iktisatçılardan. Ataman, Kanal İstanbul’da farklı disiplinlerde tahmin edilmesi zor sonuçlar ortaya çıkacağını söylüyor. Bu durumda eli vicdana koyarak ihtiyatla hareket etmek gerektiği görüşünde. Ataman, bir yıkım olursa bunun gelecek nesillere miras bırakılacağı uyarısında bulunuyor. Ataman’ın Türkiye’de çevreye bakışı özetleyen görüşünü de dikkate almak geriyor. Ona göre memlekette çevre ikinci plana atılıyor. Önce bir büyüyelim. Çevremiz bozulur ama sonra temizleriz anlayışı ağır basıyor. Ataman’ın ‘fetişizm’ olarak nitelediği kabul tüm partiler için geçerli.

İki boğaz, üç yaka

Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hürriyet Öğdül, emlak sitelerinden aldığı arsa ve arazi ilanlarıyla Kanal İstanbul’un bir rant projesi olduğu yönündeki görüşünü destekledi. Öğdül, Kanal İstanbul ve 3. havalimanı projelerinin birbiriyle ilişkili olduğunu söyledi. İlişki hafriyatla başlayacak. Kanal İstanbul’dan çıkacak hafriyat havaalanı arazisindeki sulak alanlara doldurulacak. Böylece tarım toprağı ile sulak alan doldurmak dünyada bir ilk olacak. Büyük bir çevre rezaleti olarak tarihe geçecek. Öğdül’ün sunumunda ortaya çıkan bir gerçek de 31 Mayıs 2012 tarihli 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un bir bakıma Kanal İstanbul için çıkarılmış olması.

8.9.2012 tarihli 3573 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen Küçükçekmece-Başakşehir-Arnavutköy’ü kapsayan 38 bin 500 hektarlık rezerv alana sözde afetten etkilenecek konutlar taşınacak. Bu arazi aynı zamanda kanalın güzergâhını belirliyor. Ancak bu rezerv alanındaki tüm yapılaşmalarda doğa ve kültürel varlıkları koruma mevzuatı devre dışı. Çünkü Afet Riski Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 9. maddesine göre rezerv alanlarında tüm koruma kanunları uygulanmıyor. Hürriyet Öğdül; 3. havalimanı, Bioİstanbul, Sağlıkkent, Mıknatıskent, Temapark gibi projeleri slaytlarla göstererek şehrin kuzeye doğru genişleyip nüfusun 23 milyona çıkacağı uyarısında bulundu.

Moderatör Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Öğdül’den sonra söz alarak Kanal İstanbul gibi mega projelerde yaşananları hukuki bakış açısıyla yorumladı. Tarhanlı’ya göre, karar alma süreçlerini elinde bulunduranların hukuku yüksek bir menfaat güdüsüyle askıya aldığı dönemler, hukukta istisna hâli olarak ele alınıyor. 20. yüzyılın başında Nazizm ile sonuçlanan bu anlayış, bu tür proje ve son aylardaki gelişmeleri açıklamak için kullanılabilir.

Panelde projenin Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla uygunluğu da ele alındı. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Nilüfer Oral’a göre proje, 1992’de imzalanan Bükreş Sözleşmesi ve 2011’de yürürlüğe giren ‘Karadeniz Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunmasına İlişkin Protokol’ başta olmak üzere Türkiye’nin imzaladığı pek çok anlaşmayla ters düşüyor. 1997-98 döneminde yeni Boğazlar Tüzüğü konusunda Rusya ile yapılan müzakerelerde Türk heyetinde bulunan Turgut Tarhanlı da Türkiye’nin boğazlar konusunda Kanal İstanbul gibi alternatif bir külfet yüklenmesinin konuyla ilgili olarak savunduğu tezlere aykırı olduğunu vurguluyor.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: