Etiket arşivi: Amerika

YABANCI BASIN /// Vali Nasr : Amerika Suudileri Yatıştırmalı

rtx14zm2.jpg?itok=y0viBDzn

İsviçre’nin Davos ve Münih kentlerinde geçen ay dünya liderlerini biraraya getiren konferanslar boyunca süren müzakerelerde benim için netleşen nokta ABD’nin Ortadoğu’da karşılaştığı en büyük zorluğun nükleer görüşmelerde İran ile olan beklenmedik açılıma Suudi Arabistan’ın gösterdiği tepkinin yönetilmesi oldu.

Suudiler sinirli ve onlar nükleer anlaşmanın ABD’yi Ortadoğu’yu ötelemesine ve tüm dikkatini Çin ve geri kalan Asya’ya çevirmesine neden olacağından korkuyorlar. Bu hal ekonomik müeyyidelerin yoksunluğunda İran’ı tesir alanlarını genişletmekte serbest bırakacaktır.

Dışişleri Bakanı John Kerry’nin ısrarlı bir şekilde hem Davos’taki Dünya Ekonomik Forum’unda hem de Münih Güvenlik Konferansı’nda Amerika’nın tümüyle Ortadoğu ile ilgilenmeye devam edeceğini söylediğinden emin olabilirsiniz. Fakat Arap takipçiler Başkan Obama’yı ölçü alıyorlar ve o da Amerika’yı Ortadoğu’nun kavgalarından kurtarma isteğini gizlemiyor.

Bu amaç anlaşılabilir; ama dikkatsiz bir pozisyon alış bu kurtarma işini beter hale getirebilir. Amerika’nın zorluğu o halde dünyanın bu iki bölümü arasında dikkatini ikna edici bir şekilde bölmesidir. Her ikisinde de istikrarsızlık fena bir şekilde temel Amerikan menfaatlerini tehdit edebilir.

Ortadoğu Arap Baharı’nın kaotik sarhoşluğundan uyanıyor. Davos ve Münih’te İranlılar ve Araplılar Suriye iç savaşının yayılacağı ve bölgeyi Şii-Sünni hatlarına ayıracağı ile ilgili olarak endişeliydiler. Fakat bu renksiz bir Amerikan kaygısı oluşturdu ve pek çok Arap ilgisizliği Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın ayakta kalmasını istemeye yordu.

Bu Sünni Arap liderlerin gözünde olabildiğince kötü; fakat şimdi bu İran ile tansiyonu düşürmenin Amerika’nın tüm dikkatini Asya’ya çevirmeden önce yapacağı bölgedeki son işi olduğu korkusu ile de daha da güçlendirilmiş vaziyette. Hususen Suudiler Irak ve Afganistan’dan sonra Pers Körfezi’nden bütünüyle çekilişin “sıfır seçenek” denilen bir Amerikan söylemine dönüşebileceğinin artık imkansız olmadığına inanıyorlar.

Bu düşünceyi takip ettiğimizde bir çelişkiyle karşılaşırız: Amerika Suudi endişelerine cevap vermedikçe İran politikası Ortadoğu için gerginlikleri düşüren bir ana vuruş olmaktan ziyade istikrarsızlık temin edici olabilir. Bu muazzam bir şekilde ters sonuçlar üretebilir: Pers Körfezi’nin petrol zengini kavşak yollarında ortaya çıkacak yeni kriz riskleri Amerika’nın Asya’ya odaklanmasını çok daha güç yapabilir.

Suudi Arabistan ve İran daha şimdiden tesir alanları için ölümcül bir mücadeleye girişmiş vaziyetteler. Suriye çatışmasını bir vekalet savaşına dönüştürdükten sonra bu rekabet şimdi aynısının Lübnan, Yemen ve Bahreyn’de oluşma tehdidini taşıyor.

Bahreyn’de 2011’de Suudiler aslında geniş bir Şii isyanını engellediler. Bu düşünüldüğünde onlar kendilerinin İran sorununun Tahran Batı ile bir yakınlaşmaya girmeyi gerçekleştirirse patlama noktasına geleceğinden korkabilirler. İş böyle olunca Suudiler Sünni mezhepçiliğini İran’a karşı bir cephe oluşturmak için körükleme çabalarını ikiye katladılar. Vekalet aracılığıyla yapılan bu ihtarla biz halihazırda Suriye ve Irak’taki El Kaide bağlantılı militanların tehlikeli yükselişine şahit oluyoruz.

Obama’nın meselesi Ortadoğu’daki bu ne olacağı belli olmayan hallerin Amerikan yönetiminin tüm dikkatini sarfetme noktasında hassas olduğu Asya’daki eşit düzeyde kaygı verici gerginliklere rastlamasıdır.

Kuzey Kore’nin hanedan entrikaları zaten kaygan ve nükleer silahları olan bir rejim ile ilgili olarak daha büyük belirsizlikler yaratıyor. Daha rahatsız edici olan uzun zamandır hareketsiz haldeki milliyetçi duyguların ve toprak anlaşmazlıklarının Güney Çin Denizi’nde ve Çin, Kore Yarımadası, Rusya ve Japonya ile teması olan Japon Denizi’nde Çin ve komşuları arasında çatışma tehdidi olarak baş göstermesidir. Çin ve Japonya arasında yükselen kendine güven ekonomik geleceğin altını oyarak bölgenin geri kalan kısmını istikrarsızlaştırabilir.

Asya’ya dönmenin temel amacı –ki Obama’nın ilk Başkanlık devresinin başlarında ifade edilmiştir- derin Amerikan menfaatlerinin korunmasıdır. Şimdi Asya ayrıca Amerikan diplomasisinin küresel ekonomi üzerinde tahribat oluşturacak ve ABD’yi müttefiki Japonya’yı savunmaya zorlayacak bir krizden muhafaza etmek için harekete geçmesini talep ediyor.

Çinli takipçiler arasında sık duyulan bir şaka her ne zaman Çin’in başı belaya girse Ortadoğu’nun ısınmaya başladığı ile ilgilidir.

Kerry’nin konuşmalarında Asya’ya kıt kanaat atfı herhangi bir işaret ise pozisyon alma ile ilgili şüphecilerin haklı bir nedeni olabilir. Arapların İran nükleer anlaşması ile ilgili endişelerini yönetmek, Suriye iç savaşının kötü sonuçlarını sınırlamak ve benzer şekilde İsrail ve Filistinlileri barışa dönük düşünmeye sevketmek yoğun bir Amerikan dikkatini gerektirmektedir. Bu zamanda Amerika Ortadoğu’ya ne fazla ne de az dikkat kesbetmeyi kaldıramaz.

Aslında endişelerin iki alanı kesişmektedir. Asya’nın sınırsız iktisadi potansiyeli Ortadoğu’nun dipsiz enerji rezervlerine ihtiyaç duymaktadır. Çin Suudi Arabistan’ın en büyük müşterisi olup Suudi Arabistan Çin’in en büyük petrol tedarikçisidir. Amerika Asya’nın zenginleşmesine ihtiyaç duyuyor ve Asya’nın zenginleşmesi Ortadoğu’nun istikrarlı oluşunu gerekli kılıyor.

Ortadoğu ve Asya’da Amerika korkutucu krizlerle karşı karşıyadır. Başarının anahtarı ikisinden birini tercih etme zorunlulukları ile ilgili şikayet etmekten ziyade her ikisine de ilgi göstermede yatmaktadır. Hiçbir yerde bu gereklilik Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizde olduğu kadar kritik değildir.

ABD İran açılımını ve Asya’ya olan dikkat arttırışını Arap dünyası için önemli olan meselelerle ilgili daha derin angajmanlar ile birleştirmelidir. Arap liderlerin Amerika’nın İran angajmanını ülkenin nükleer tehdidini ortadan kaldırmadan daha fazla işler yapacağını görmeye ihtiyacı var. Ayrıca bu İran’ın bölgesel siyasetini değiştiren bir yolun açılmasını İran’ı tamamen bölgeye entegre etmeye müsaade edişin bir şartı haline getirmelidir.

İyi bir ilk adım Suudi Arabistan ve İran’ı Suriye krizini çözmek için aynı masa etrafında bir araya getirmek olacaktır. Amerika’nın Asya’daki kriz yönetimi için bu iyi pratik de olacaktır.

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Vali Nasr, America Must Assuage Saudi Anxiety, 5 Şubat 2014)

Reklamlar

AMERİKA : ABD’yi koşan SÜPER Türk

ABD’de 104 maratonda 4 bin 389 kilometre koşan Sadık Tokgöz (45), MS hastaları için 15 bin dolar topladı.

ABD’de yaşayan bilgisayar mühendisi Sadık Tokgöz (45), ABD ve Kanada’da bugüne kadar 104 maratonda 4 bin 389 kilometre koştu. 24 yıldır ABD’de yaşayan ve 8 yıldır bir tür nörolojik hastalık olan ‘Multipl Skleroz’ (MS) hastaları yararına koşan Tokgöz, toplam 15 bin dolar bağış topladı. Geçen yıl Boston Maratonu’nda düzenlenen terör saldırısından kıl payı kurtulan Tokgöz, nisanda Boston’da 105’inci maratonunu koşacak. Tokgöz, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra 24 yıl önce yüksek lisans için ABD’ye gitti. Boston Üniversitesi’nde "Bilgisayar Bilimleri" alanında yüksek lisans, Kanada ve ABD’deki çeşitli firmalarda mühendislik, borsa ve finans danışmanlığı ve siber saldırı danışmanlığı yaptı. Çocukluğundan beri Olimpiyat Oyunları’ndaki maratonlara ilgi duyan Tokgöz, ABD’nin en prestijli maratonunu düzenleyen Boston’a geldiğinde, bu ilgisini gerçeğe dönüştürmeye karar verdi. 1996’da ilk kez maratona katılan Tokgöz, daha sonra tam bir maraton tutkunu oldu.

Çoğunluğu ABD ve Kanada’da, biri İrlanda’da olmak üzere bugüne kadar 104 maratona katılan Tokgöz, koşarken ayaklarına kızları Melis ile Deniz’in isimlerini yazıyor. Yılda 5 ile 8 maratona katılan Tokgöz, geçen yıl mayısta Kanada’da 100’üncü maratonunu koştuktan sonra bir hesap yapmış. 18 yılda hazırlık koşuları dahil 63 bin kilometre koşmuş. Katıldığı 104 maratonda ise yaklaşık 4 bin 389 kilometre kat etmiş. Maratonlarda koştuğu toplam süre ise 13 gün, 12 saat, 13 dakika ve 6 saniye olmuş. Tokgöz, 2006’dan bu yana maraton koşularına sosyal bir amaç da eklemiş. MS hastalar yararına koşan Tokgöz, katıldığı her Boston Maratonu’nda MS hastaları için ortalama 2 bin 500 dolar bağış topluyor. Tokgöz, "Zaten yarışı koşacağım. Bu vesile ile bir bağış kurumuna yardımcı olmak istedim ve MS grubu ile irtibata geçtim. Hem onlar memnun, hem de ben" diyor.

Tokgöz, geçen yıl Boston Maratonu’nda yapılan terör saldırısından kıl payı kurtuldu. Tokgöz’ün bitiş çizgisini geçmesinden iki saat sonra iki patlama oldu. Patlamalarda 3 kişi hayatını kaybetti, 200’ü aşkın kişi yaralandı. Tokgöz, 17’ncisini koştuğu Boston Maratonu’nda meydana gelen bu feci olaya rağmen, bu yıl da maratona katılacağını söylüyor. Tokgöz, "Terörün acısını yakından biliyoruz kendi ülkemizde. Terör yüzünden hayatımızda zevk aldığımız olaylardan ödün vermek, bana terörü yaratanların isteklerine boyun eğmek gibi geliyor. Hayatımıza devam etmek açısından katılmayı uygun görüyorum" diyor. Daha uzun yıllar koşmak istediğini belirten Tokgöz, "Koşarken kendimle uyanık bir şekilde baş başa kaldığımı hissediyorum. Düşüncelerim net, karışan kimse yok, öz bir karar verme olanağına sahip oluyorsunuz Yarışırken çoğu zaman, kendimi koşabildiğim için şükreder bir vaziyette buluyorum. Çok şükür hayattayım ve böyle bir olayda yer alıyorum’ diye hep aklımdan geçer. Nerdeyse her yarışta ilginçtir, vefat edip hayatta olmayan tanıdıklarım aklıma gelir" diye konuşuyor. Türkiye’de bir maratona katılmayı çok istediğini kaydeden Tokgöz, yakın zamanda Antalya veya Avrasya maratonlarından birine katılmak istediğini ekliyor.

/// AMERİKA’NIN TÜRKİYE RAPORU /// Suriye’deki teröristler, Cemaat, PKK, AKP o raporda nasıl anl atılıyor ///

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI)’nün, her yılın başında Kongre’ye sunduğu, ABD’nin ulusal güvenliğine yönelik küresel tehdit değerlendirmesi raporu Kongre’nin İstihbarat Komitesi’ne verildi.

27 sayfalık bu raporda Küresel Tehditler; siber, karşı istihbarat, terörizm, kitle imha silahları ve yayılmaları, uzay silahlanması, uluslararası organize suçlar, ekonomik trendler, doğal kaynaklar, sağlık riskleri ve kitlesel vahşetler başlıkları altında değerlendirilirken, Bölgesel Tehditler bölümünde de ülke ülke son gelişmelerin analizine yer verildi.

Üç yıl önce başlayan Arap Baharı’nın, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı hareketlendirdiği, bu ülkelerdeki rejimlerin zayıflaması nedeniyle de etnik ve mezhepsel ayrılıkların getirdiği şiddetin yaygınlaştığı ifade edilen raporda, 2014’te de bölgedeki şiddet ve siyasal istikrarsızlıkların artarak devam edeceğinin tahmin edildiği görüşüne yer verildi. Bölgede yaşananların, ABD çıkarlarına üç alanda tehdit oluşturduğu değerlendirilirken, bunlar; yönetilemeyen boşluklar, ekonomik bunalım ve Amerika hakkında olumsuz kamuoyu oluşması olarak sıralandı.

Suriye ile ilgili olarak, önümüzdeki altı ay içerisinde hem rejim, hem de rejim muhalifleri için; tarafların kararlılıkları, yetenekleri ve dış desteklere de bağlı olarak çatışmanın seyrini değiştirecek gelişmeler yaşanabileceği, söz konusu altı ayın her iki taraf için de zor geçeceği tahminine yer verildi.

TÜRKİYE TRANSİT ÜLKE

Raporda, Avrupa başlığı altında yalnızca Türkiye’deki gelişmelerin tehdit olarak ele alınması dikkat çekerken, Türkiye ilgili paragrafta yer alan “Suriye’deki çatışmalara katılmak için yol arayan yabancı militanlar için ana transit ülke” tanımlaması, ‘sınırlarını kontrol edemeyen ülke’ gibi ağır bir eleştiri olarak değerlendiriliyor.DNI’ın Türkiye ile ilgili analizinin* yer aldığı paragraf şu şekilde:

“Türkiye’nin güvenlik ve dış politikası, iç olaylarla; özellikle de devam eden yolsuzluk skandalı ile şekillenecektir. Ayrıca, iktidarda olan Başbakan Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2014 yılında belediye ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 yılındaki parlamento seçimleri nedeniyle, seçim modunda olacaktır. Din adamı Fethullah Gülen’e yakın kişilerce başlatıldığı iddia edilen, 2013 Aralık’ında patlak veren yolsuzluk iddiaları, Erdoğan’ın önündeki en büyük sorun olarak görülmektedir. Ankara, Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını maksimize etmeyi hedefleyen bir dış politika izlemeyi sürdürürken, ülkedeki milliyetçi seçmenleri uzaklaştıracak bazı konularda da daha dikkatli ilerleyecektir. Erdoğan, Türk-Kürt terör örgütü Kürdistan Halk Kongresi (KGK, eski PKK) ile girdiği bir barış anlaşması nedeniyle, Türk milliyetçilerini ve komşu ülkeleri karşısına alma riskine girmiştir. Erdoğan iç reformları sürdürmek ve Kürtleri KGK’nın silahlı isyanını sona erdirmeye yönlendirmek için çok yönlü bir strateji izlemektedir. Suriye’deki uzatmalı çatışma, Suriye’de savaşa katılmak isteyen yabancı militanlar için birincil transit ülke haline gelen Türkiye’de de aşırı grupların varlığının artmasına neden oluyor. Bu ayrıca, Beşar Esad rejiminin destekçileri tarafından onaylanmamış ya da fırsatçı saldırıları için potansiyel yaratmaktadır.”

ORJİNAL RAPOR EK’TEDİR.

2014 WWTA SFR_SSCI_29_Jan.pdf

Abdurrahman Dilipak : Amerika’nın şemsiyesi altında gölgelenirke n

630749.jpg

Amerika’nın şemsiyesi altında gölgelenirken

Hani derler ya, “Borç alan emir de alır” diye. “Kimin ekmeğini yiyorsanız, onun kılıcını çalarsınız” diye de bir söz vardır. Amerika’nın şemsiyesi altında gölgelenerek yapacağınız İslamcılık, ABD’nin çizdiği çerçevenin dışına çıkmaz.. Çıkamaz! “Zalimlere yardım etmeyin, sonra ateş size de dokunur” denmiştir.. Laden’i hatırlayın!

Üsame b. Laden, ABD’ye gidip gelmiyor mu idi! Hatta Afgan cihadına, Stringerleri ABD’den alıp gelen Üsame b. Laden değil mi idi! Usame b. Laden ailesi hem de Neoconların kalesi sayılan Cumhuriyetçi Parti’nin seçtiği başkan G. Bush değil mi idi? Peki ne oldu da, Sovyetlere karşı Afgan direnişine destek veren ABD, hem de Demokratların iktidara gelmesinden sonra düşman ilan edildi..

Dönelim şu Yasin El Kadı hikayesine. Hani şu başbakanın kefil olduğu kişi!. Suçunun büyüklüğü anlaşılıyor. Kadı ailesi Muhammed Kutup ve Seyyid Kutup’un ailesine de sahip çıkmış.. Ama Usame b. Laden Sovyetlere karşı Afgan cihadına karşı destek için Stringerleri nereden ve kimden almıştı: G. Bush, yani ABD devletinden..

Peki ABD bu silahları hayrına mı verdi! Hayır! Usame bu füzelerin parasını, Suudi Arabistan’dan Afgan cihadına destek için kendisine verilen paralardan ödedi.. O paraların arasında Yasin El Kadı’nın çekleri de vardı. Ama daha sonra ABD Laden’i El Kaide olarak yaftaladı; ki, başlangıçta Afganistan mücahidlerine karşı Taliban’ı desteklemişti. Yani Laden’i desteklediler.. Laden’in desteklediği mücahid ofisinin bütün donanım parasını alarak Laden’e teslim eden de ABD idi. Sonradan öğrendik ki, dış ülkelerden gelen bütün mücahidlerin listeleri bu bilgisayarlardan klonlanmış ve bunların çoğu bir şekilde kendini Guantanamo’da buldu.

Yani demem o ki, G.Bush’un ipiyle kuyuya inenler ya kuyuda buldular ya da dışarı çıkarıldıklarında o ip ellerine ayaklarına, boyunlarına dolandı..

Yasin el Kadı, BİM’de ABD’nin “özel” şirketlerinden Merrill Lynch’in ortağı değil mi idi? Peki ne oldu. Merrill Lynch, ABD istihbaratından bilgi almadan dış bir ülkede bir başka yabancı ile ortaklık kurar mı? Cüneyt Zabsu gibi bu işleri bilen biri böyle bir yanlış yapar mı?

Cemaate derim ki, Yasin el Kadı’ya bak, kendi geleceğini tahmin et. Ya da Laden/El Kaide hareketi de buna bir başka örnek..

Bugün birileri hâlâ Yasin El Kadı üzerinden iktidarı ve Fatih Saraç’ı vurmaya çalışıyor. Benim bildiğim BİM olayından sonra Fatih Saraç ile Yasin El Kadı arasında hiçbir ticari ilişki olmadı.. Fatih Saraç şimdi Cinerlerle başka bir projede işbirliği yapıyor..

Fatih Saraç’ın Yasin El Kadı ile ortak olduğu döneme ilişkin bütün mali ve hukuki işlemler yargı denetiminden ve idari denetimden geçti ve hiçbir suç bulunmadı. Takipsizlik kararı verildi ve on yıldır da Fatih Saraç’la Yasin El Kadı arasında hiçbir ticari ilişki kalmadı. Yasin El Kadı, BM tarafından da takibe alınmış, incelenmiş ve aklanmıştır.

Fatih Saraç’a sordum diyor ki; “Ben hayatım boyunca, ortağı bulunduğum şirketler dahil, merkezi hükümetten ya da belediyelerden iş almadık, ihaleye de girmedik. Açık, şeffaf ve net bir iş hayatımız oldu..”

Bunları niye anlatıyorum biliyor musunuz, birilerine diyorum ki, eski dostlarınıza ihanet etmeyin, yeni dostlarınıza güvenmeyin! Sonra geri döndüğünüzde, peşinizden kovalanırken sığınacak kapı bulamazsınız! Ebu Müslim-i Horasanî (718-755). Asıl adı Abdurrahman’dır. Ebu Müslim künyesi ile tanınmış ve meşhur olmuştur. Şu sözler ona aittir: “Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”

El ekmeği aş olmaz, alemin kızı eş olmaz! Kimileri Tanrıyı kıyamete zorlarken, kimileri, o da bizimkiler olsa gerek, Tanrı’yı iktidara zorluyorlar.. Aralarında çelişki yok aslında. Tencere-Kapak ilişkisi. Hepsi o kadar! Timur, “Benim katlanmak zorunda olduğum güçlükler, benden sonrakiler için baht kaynağı olsun” der..

Aslında ABD’nin Paralel devlet projesi yanlış bir proje idi. Onlar da başlarına iş aldı. “Baba hırsız tuttum”, “bırak oğlum”, “Baba hırsız beni bırakmıyor”.. Paralel devlet ABD’nin paçasını zor bırakır!

Koca bir İslam dünyasını, İslam dünyasında dışlanmış bir cemaat organizasyonuna mahkum edeceksin, buna da büyük siyaset diyeceksin! Amerika gelinen noktada deşifre olan planı ile, zavallı konuma düştü. Aynı yanlışı tezkerede yaptılar. Bugün gelinen nokta ise daha acınası bir durum!

ABD ve Paralel yapı, başkalarına kızacaklarına, nerede yanlış yaptık diye düşünseler daha iyi ederler.. Çelik ağlarla ördüklerini zannettikleri dünya meğer pamuk ipliği de değil, örümcek ağı imiş..

Şimdi, ileriye gitme çabasından vazgeçip geri dönüş yolunu arasalar daha iyi ederler. Çünki yarın bu iş Türkiye sınırları içinde kalan bir kriz olmayacak, ABD, AB, İsrail, Vatikan’ı da içine alacak bir krize dönüşecek.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Zararın neresinden dönerseniz o kadar kârlı çıkarsınız.

Ama yine de siz bilirsiniz tabii. Durmak yok, yola devam.

Amerikan şemsiyesi altında gölgelenerek İslam dünyasına istikamet veremezsiniz.. Bu kadarcık olsa keşke ne söylediğiniz ya da ne yaptığınız kadar, söylediklerinizin ve yaptıklarınızın dışarıdan bakıldığında nasıl anlaşıldığını da düşünebilseydiniz. Kendiniz çalar kendiniz oynarsanız gün gelir işte böyle zor durumlarla karşı karşıya kalırsınız..

Selâm ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak

ARAŞTIRMA DOSYASI : AMERİKANIN DÜNYA DIŞI YAŞAM ARAŞTIRMALARI İLE İLGİLİ GİZLİ RAPORLAR

NOT : DÖKÜMANLAR İNGİLİZCEDİR.

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

YABANCI BASIN /// David Ignatius : Amerika Düşüşte mi ?

20120121_ldp001_0.jpg?itok=-DQMoafe

Küresel Ekonomik trendlerin bazı şaşırtıcı yeni değerlendirmeleri son yıllardaki Amerika’nın “gerilediği” şeklindeki yaklaşıma kafadan vuruyor. Revizyonistler Amerikan ekonomik temellerin şimdi daha önce göründüğünden daha güçlü olduğunu tartışıyorlar ve BRIC ülkelerinin –gelişen devler Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin- daha zayıf olduğunu söylüyorlar.

Etkili bir revizyonist ve ekonomist olan Antoine van Agtmael 1981 yılında ünlü umut vaat eden terim olan “gelişen piyasalar”ı terminolojiye kazandırmıştı. Van Agtmael son zamanlarda en son yükselen süper yıldızlar hakkında bazı yoğun değerlendirmeler içeren makaleler yazdı.

Haziran 2012’de Van Agtmael Foreign Policy’de “Birkaç yıl önce gelişmiş dünyanın yolunu kaybettiğine dair yaygın bir hissiyat vardı. Hatta Asya’nın yalnızca küresel finansal krizden kendini kurtarmadığı ve dahası sisteminin bir şekilde daha üstün olduğu düşünüyordu. Bu fazla güven şimdi gitmiş gibi gözüküyor. Onun yerine bir kırılganlık hissi var. Birleşik Devletler’de pek çok kişinin hissettiği umutsuzluk ve korku hatalıydı. Aslında Amerika’nın imalat sanayinde kaybettiği bazı rekabet gücünü yeniden kazanabileceğine ve Çin’in de bazı alan kaybına uğradığına dair erken emareler mevcuttu” diye yazmıştı. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WP, David Ignatius, An emerging market problem, 23 Ocak 2014)

ARAŞTIRMA DOSYASI : AMERİKANIN GİZLİ PSİKOLOJİK OPERASYONLARI İLE İLGİLİ KAYITLAR

NOT : DÖKÜMANLAR İNGİLİZCEDİR.

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: