Etiket arşivi: cemaat

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// ALİ KARAHASANOĞLU : Husumeti derinleştiren dershane mi, 17 Aralık mı ?

Veya tam karşı cepheden dile getirilen, aynı itirazın değişik versiyonu: “Şimdiye kadar övdüğünüz AK Parti iktidarını, şimdi birden bire niye yerden yere vuruyorsunuz?”

Bu iki söylemin de altını dolduracak, o kadar bol malzeme var ki..

Çok eski yıllara gitmeye gerek yok..

Fetullah Gülen’in, daha Ekim ayı sonunda, rahatsızlığı sebebi ile kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunanlar için yayınlattığı “teşekkür”de söyledikleri..

Bunlara baktığınızda…

“Ortada iki ayrı grup var.. Bunlar birbirine hasım insanlar.. Birbiri ile kavgalı, hatta düşman haline gelmiş yapılanmalar..”

Diyebilir miydiniz?

Aynı şekilde..

O günlerde. Başbakan’ın, Fetullah Gülen’e yönelik sözlerini dinlediğinizde, “Kısa süre sonra, bu insanlarla kavgalı hale gelebileceği”ni tahmin edebilir miydiniz?

Mümkün değil..

Her iki tarafın da, birbirleri lehine yaptıkları konuşmalar, hepimize çok doğal, çok tabii geliyordu..

Dolayısı ile..

Kimse “Ama 4 ay önce bak sen ne diyordun. Hocamızı nasıl övüyordun” diyerek karşı tarafı susturacağını sanmasın..

Çünkü aynısını, karşı taraf da size söyleyebilir: “4 ay önce bakın sizin Hocanız, Başbakanımızı nasıl övüyordu!”

O zaman sorunu çözmek için..

İplerin koparıldığı olayı tespit etmemiz lazım..

Hem o olayı tespit etmemiz lazım..

Hem de “birbirine gülücükler yollayan iki grubun düşman haline gelmesine sebep olan tarafı/atağı” belirlememiz lazım..

Olay, “dershaneler” mi?

“Dershanelerin kapatılmak istenmesi” mi?

Öyle gibi görünüyor.. Gösterilmek isteniyor..

Ve dolayısı ile, kavgada ilk hamlenin AK Parti’den geldiği izlenimi doğuyor..

Olayın biraz arka planını irdelediğinizde ise..

Dershanelerin kapatılması ile ilgili vaadin, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana yapılageldiğini..

Seçmene verilen taahhüdün hayata geçirilmesi için atakta bulunulduğunu..

Özellikle de, dershanelerin kapanmasında tek muhatabın Gülen grubu olmadığı, onların sadece % 25 paya sahip oldukları, gerçeği karşısında..

AK Parti’nin, Gülen grubuna yönelik kasti bir hamlesinden bahsedebilmek, hayli zor.

Kaldı ki.. Dershaneler kapatılırken, özel okula dönüşmeden tutun, akademik liseye kadar onlarca alternatif çözüm teklif edildi.

Dershanelerin kapatılma sürecine girilmesinin, Gülen grubunu kızdıran bir gelişme (haklı olmasalar da) olduğunu söyleyebiliriz ama.. Sadece kızdıran bir atak..

Hepsi o kadar..

Tümü ile Gülen grubuna yönelik bir atak olmamasının.. Esnek tekliflerle ve zamana yayılan çözüm önerilerinin varlığının altını çizip..

Buraya bir nokta koyalım..

Bir de karşı cenah açısından olaya bakalım..

Tartışmanın başlangıcını, 17 Aralık karanlık operasyonuna bağlayanların penceresinden bakalım…

İşte tam bu noktada.. Dershane konusundaki yaklaşımın tam aksine.. Ne esneklik görüyoruz. Ne alternatif bir teklif.. Ne zamana yayılan bir süreç..

Olduğundan çok çok abartılı..

Direkt devirmeye yönelik..

Anında götürmeyi amaçlayan bir hamle söz konusu..

Dershanede, tüm grupların okula dönüşmesi teklif ediliyor.

17 Aralık’taki karşı atağın hedefinde ise, tüm siyasi partiler değil, sadece AK parti hedefte.Hatta sadece Başbakan hedefte…

Dershanelerde, hükümetin esnek ve farklı teklifleri var..

17 Aralık operasyonunda ise, acımasızca, gaddarca, haince bir saldırı var..

Dershanelerde, zamana yayılan bir süreç var.. 10 senedir beklenmiş. Şimdi de “1-2 yıl içinde süreç tamamlansın” deniyor.

17 Aralık karşı atağında ise, ansızın geliştirilmiş, hatta hızlandırılmış, üç ayrı tarihte yapılması gereken operasyonun birleştirildiği bir hinoğluhinlik var!

Dershane tartışmasında, farklı teklifler dinleniyor. “Ne yapabiliriz”in arayışı yapılıyor..

17 Aralık hıyanetinde ise, “Ben vurdum mu, deviririm. Kimse benim önümde duramaz” mantığı ile hareket ediliyor..

Sonuçta, herkes kendi penceresinden olaya bakacaktır..

Ama objektif göz, “dershane” ile “17 Aralık operasyonu” arasındaki farkları rahatlıkla görecektir..

Reklamlar

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// ASLAN DEĞİRMENCİ : Neo-con’ların yeni Gladiosu

facebook-kapak-resimleri.jpg

Neo-con’ların yeni gladiosu

Neo-Con’ların yeni gladiosu milletin iradesine silah doğrultacak kadar ileri gitti.

12 Eylül’de olduğu gibi namlu bağrımıza döndü.

Yazıklar olsun!

CIA’nın ideolojik temelini hazırladığı, NATO’nun paralel yapısı uyuyan hücreleri uyandırdı.

Hiçbir zaman tek bir ideoloji üzerine örgütlenmemişlerdi.

Yedeklemeleri hep vardı.

Ve bunu bir kez daha net bir şekilde TIR operasyonu ile görmemizi sağladılar.

Faaliyet listesi tam anlamıyla deşifre olmayan Gladio’nun makyajlanmış yeni yüzü karşımızda…

Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi faaliyetlerine 7 Şubat’tan bu yana aralıksız devam ediyor.

2004 yılına kadar gücü elinde tutan Gladio, 2005’te karanlık planlarını sahneye koyacakken suçüstü yakalanmıştı. Panikle harekete geçmiş 2010 yılına kadar eylemlerini sürdürmüştü. Milli irade dik durunca inine çekilmişti.

Doğru zamanlama için fırsat bekleyen Gladio, dirilişe geçen Anadolu’yu durdurmanın hazırlığını yapıyordu.

Yılan gibi saldırmak için pusuya yatan yapı, hücre faaliyetlerini de aralıksız sürdürüyordu.

Kardeşleri ise Suriye’yi çoktan kan gölüne döndürmüş, yüzlerini Türkiye’ye çevirmişti.

Türkiye’de yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.

Denemeler başarısızlıkla sonuçlanıyordu.

Alevi-Sünni gerilimi tutmuyor, Türk-Kürt çatışması başlatılamıyordu.

Ne devlet eski devlet ne de halk o eski halk değildi.

Sisteme müdahaleleri yetmiyor, toplum mühendislikleri tutmuyordu.

Halk ise Çözüm Sürecine göğsünü siper etmişti. Gladio kullanacak adam bulamıyor, kıpırdayacak halleri de kalmamıştı.

Eski bekçileri çaresiz, değişim ve dönüşüm devam ediyordu.

Ancak bu değişim ve dönüşüm tamamlanırsa sonları gelecekti.

Yeni maskeler takıldı. Hücrelere talimat verildi.

Oslo…

7 Şubat…

Silahlı propaganda: Roboski…

Reyhanlı saldırısı…

Bingöl pususu (İkinci 33 er denemesi)

Gezi Kalkışması…

Maskeli grupların Güneydoğu’da eylemleri…

Derken algı çalışması: 17 Aralık, 25 Aralık ve 16 Ocak…

Hedef: Statükoyu yerle bir eden Yeni Türkiye…

Son çare suikast!

Deneyim: Hrant Dink, Muhsin Yazıcıoğlu suikastı ve Danıştay saldırısı…

Referans: Hamit Fendoğlu, Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Ceyhun Can, Fikret Ünsal, Mürsel Karataş, Cevat Yurdakul, İlhan Egemen Darendelioğlu, Ümit Doğançay, Kemal Fedai Coşkuner, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Gün Sazak, Ali Rıza Altınok, Abdurrahman Köksaloğlu, Nihat Erim, Kemal Türkler, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Gaffar Okan, Necip Hablemitoğlu, İzzettin Yıldırım, Bayram Ali Öztürk…

Boz bu oyunu Türkiye…

İradene sahip çık!

www.twitter.com/aslandegirmenci

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// Süleyman özışık : Cemaat söyleyince i yi, Erdoğan söyleyince kötü !

23514.jpg

Cemaat söyleyince iyi, Erdoğan söyleyince kötü!

2013 yılının ortalarına kadar ben de müzmin muhalifler gibi Erdoğan’ın üslubundan son derece rahatsızlık duyuyor ve zaman zaman dert yanıyordum. Her işi takip etme sevdası, her konuda mutlaka bir iki açıklama yapması herkes gibi bana da tuhaf geliyordu.

Hatta 19 Nisan 2013 tarihinde kaleme aldığım, "T.C tartışması ve Erdoğan’ın yaralayıcı dili" başlıklı yazımda, "Siz bu üslupla devam ederseniz önümüzdeki dönemlerde ne olacağını söyleyeyim. İlkbahar bitti bitiyor. Yaz ayındayız artık. Sonbahar yaklaşıyor ve hepimiz sonbaharı neyin takip ettiğini iyi biliyoruz" diyerek bir felakete gittiğini söylemiştim.

Bu sözlerden 10 gün sonra Gezi olayları patlak verdi. Şehir iblisleri öyle öyle bir dil kullandılar ki, daha eylemlerin birinci haftasında Erdoğan’ın üslubu hemen herkese ninni gibi gelmeye başladı.

O gün Erdoğan’ın dilini bahane ederek diliyle adeta terör estirenlerin yerini bugün cemaatin medyası aldı. Gazetelerinden birini alıp okumanız veya TV’lerinden birini 10 dakika izlemeniz bile yeterli bu gerçeği görmeniz için…

Tam bir akıl tutulması, tam bir çıldırmışlık hali var hemen hepsinde. Öyle bir çıldırmışlık hali ki, üslubunu birazcık yumuşak tutan Hüseyin Gülerce bile bir anda ayaklar altına alınabiliyor.

Bir yandan, "Erdoğan nefret dili kullanıyor" diyenler, diğer yandan nefret tohumlarının filizlenmesi için adeta seferber oluyor.

Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, İhsan Dağı, Şahin Alpay, Ekrem Dumanlı, İbrahim Öztürk, Mahir Zeylanov, Bülent Keneş ve daha onlarcası… Kendileri yetmezmiş gibi ekrana çıkardıkları konuklar da bir o kadar nefret saçıyor.

Zaten kala kala bu kadar kaldılar!

Nazlı Ilıcak’ı gece yatağından aldıran, parti kapatmalarla, 367 garabetiyle ünlenen yargı mensuplarını can simidi olarak görecek hale geldiler.

İkide bir atılan "Yargı ve siyaset dünyası ayakta" manşetlerinden ve TV’lerdeki alt yazılardan gına geldi artık.

Milletin siyaset sahnesinden defettiği eski bir siyasetçi ile hukuk tanımamazlığı ile nam salmış eski bir yargı mensubu AK Parti aleyhine konuştu mu?

Hemmen çek bir altyazı: "Yargı ve siyaset dünyası ayakta!"

Zekeriya Öz, Muammer Akkaş, Özcan Şişman ve Celal Kara’yı eski görevlerine geri getirin. Görev yerleri değiştirilen birkaç önemli polis müdürüne de eski görevlerini iade edin. Geride kalan savcı, hakim ve polisleri isterseniz fizana sürün.

İnanın tek kelime etmezler!

Çünkü yargı dedikleri, kendi elemanlarından oluşan kitle. O elemanları sabaha karşı insanları evlerinden aldıkça, Türkiye’nin dev projelerine imza atan işadamları hakkında tutuklama kararları çıkardıkça yargı kusursuz işlemiş olacak onlar için…

Yardım tırlarını basan, MİT mensuplarına siper alıp namlu doğrultan, yerlerde sürükleyenler oldukça, Erdoğan’ı dünyanın gözünde "Teröristlere yardım ve yataklık eden adam" konumuna düşürecek elemanlar oldukça yargıda problem yok!

Tamamen gizli kalması gereken telefon tapelerini yayınlamak onlara hak! Ama onlarla ilgili bir telefon kaydı mı yayınladın mı…

Başlık hazır:

"Hukuk ayaklar altına alındı, yargı ayakta"

En büyük hakaretleri, en korkunç tehditleri ardı ardına köşe yazılarında sıralamak serbest. "Yezit, Ebu Cehil, Münafık. Firavun" demekte bir sıkıntı yok.

Ama, "İnlerinize gireceğiz" dedin mi, "Haşhaşiler gibi" dedin mi, "Ananas" dedin mi.

Altyazı devreye girer: "Yargı ayakta!"

Dünyaya, "Erdoğan ve Türkiye El Kaide’ye yardım yapıyor. Terörist ülke ilan edin bunları" diye mesaj geçmek de serbest. BBC’ye savcı ve hakim edasında söyleşi verip, "Yolsuzluk yapılmış bu kesin ve net" diye konuşmak, hükümeti şikayet etmek pek güzel. Ama büyükelçilere, "Gidin bu paralel yapıyı dünyaya anlatın" dedin mi, manşet devrede:

"Bu nefret dilidir. Yargı ayakta…"

AK Parti’yi ihale yolsuzlukları ile, rüşvetle ile suçlamak tamamen hak. Ama Cemaat’in bazı ihaleleri birilerine sponsorluk karşılığında peşkeş çektiğini söyledin mi suç!

Erdoğan’ın ölmüş annesine, karısına küfür edenleri, "Alın bu paraları Erdoğan’ın annesine küfredin" diyen vekilleri "Gezi haklıydı" diyerek desteklemek özgürlük! Fethullah Gülen’e "Emekli vaiz" demek, dershaneler hakkında tek kelime etmek haram!

AK Parti seçmenine, "Makarnayı fazla kaçırmışsın" demekte bir beis yok. Ama o seçmen sana "Maklube’yi fazla kaçırmışsın" dedi mi olmaz!

Sen istersen bedduanın adını mübahale diye değiştirebilirsin ama karşındaki sana cevap verdi mi direk Gayretullah’a dokunur!

AK Parti ile uzaktan yakından alakası olmayan seçmenler ve yazarlar seni eleştirince yalaka, senin emrindeki paralı yazarların seni savunduğunda demokrat!

Sen Hazreti peygamberi rüyalarına alet edip twit attırınca, Türkçe olimpiyatlarına cismen getirip Emel Sayın’ı izletince normal, birileri "Allah sizin oyununuzu bozacak" dediğinde dini kullanan oluyor ve manşet atılıyor:

"Bu bir linç kampanyasıdır. Yargı ayakta!"

Tamam yargı ayakta, anladık da…

İzan, vicdan, iman ve ahlak nerede?

Süleyman özışık

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// CELAL KAZDAĞLI : Kusursuz plan neden işlemedi ?

headline.jpg

Kusursuz plan neden işlemedi?

Bir değil, iki değil tam 5 bakan…

Çocukları…

En büyük kamu bankasının genel müdürü…

Türkiye’de en fazla konut yapan ve yabancıya satan iş adamı…

Bir belediye başkanı…

Ünlü bir sanatçının komşu ülkelerle ticaret yapan eşi…

Hepsine aynı anda operasyon yapılacak, evlerinden sabaha karşı alınacaklar…

Yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazançla suçlanacaklar…

Ayakkabı kutusunda para bulacaklar…

Odada yatağın üzerinde bir para sayma makinesi ve ortalığa saçılmış paralar olacak…

Bu manzaradan daha etkileyici ne olabilir?

Doğrusu plan kusursuzdu…

Her şey düşünülmüş, en ayrıntısına kadar yapılacak işler planlanmıştı…

İşin medya ayağı unutulmamış halkı galeyana getirecek her tür fotoğraf ve haber servis edilmişti…

Tık çıkmadı… Millet bir film izler gibi olup biteni seyretmekle yetindi.

İnsanlar neden ortalığa dökülmedi?

Yolsuzluk ve rüşvet milletin en hassas olduğu konular değil miydi?

Kampanya tutmadı. Çünkü…

Millet neden bu kadar sessiz…

Planı yapanlar bunu hiç anlayamadı.

Neden diye sormadılar… üzerinde düşünmediler… Operasyonun ikinci kademesine geçtiler…

Bu defa 100 milyar dolar ihale alan şirketler hedef alındı.

Mallarına el konuldu…

Başbakan’ın çocuklarının üzerine gidildi.

Bilal Erdoğan gözaltına alınmak istendi.

Türkiye uçurumun kenarından döndü.

Halk sokağa dökülmedi, “Tayyip istifa” diye bağırmadı.

Neden acaba?

Bu millet parasının çalınmasını ses çıkarmayacak kadar aptal mı?

Kimileri öyle söylüyor.

Kabahati Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da buluyor.

“Polisleri sürdün” diyor… “Yargıyı dağıttın…”

Hükümet üyeleri yolsuzlukla suçlanacak… Çocukları tutuklanacak…

En büyük işadamları gözaltına alınacak… mallarına tedbir konacak…

Hatta doğrudan Başbakan’ın oğlu suçlanacak…

Ana muhalefet partisi Başbakan için “Baş çalan” diyecek millet ayaklanmayacak…

Şöyle usulen bile sokağa dökülüp “Hükümet istifa” diye bağırmayacak…

Olacak iş değil.

Türkiye’de oldu…

Hangisi daha tehlikeli

Onca çabaya, medyanın çağrısına, Fethullah Gülen’in ABD’den ettiği bedduaya rağmen millet harekete geçmedi…

80 yıllık bir hikaye bu…

Millet 80 yıl boyunca dışlandı, kenarda, köşede tutuldu…

Hiçbir zaman işbaşına getirilmedi…

Ne zaman iş başına geçmeye yeltense hemen darbe ile uzaklaştırıldı…

Eli, kolu kırıldı; kanadı kopartıldı… sesini bile çıkartamadı…

Şimdi ilk kez, bu millet 80 yıl sonra kendi içinden birilerini seçip iş başına getirdi…

İktidarın ne olduğunu gördü…

Yapılan saldırıyı, operasyonları kendilerine yapılmış sayıyor…

80 yıl sonra geldikleri iktidardan 80 günde gönderilmeyi içlerine sindiremiyorlar…

Kendi iktidarlarına sahip çıkıyorlar…

Yolsuzluğun farkındalar…

Birileri evden para çalıyor…

Bunu biliyorlar…

Arınmayı, hesap görmeyi, ceza kesmeyi istiyorlar…

Bunu yapacaklar… Şimdi değil… sonra…

Öncelikleri kendilerini iktidardan atmaya çalışanlar.

Milletin gözünde en büyük hırsız darbeci. Darbe yapan yolsuzluk yapandan daha tehlikeli…

Millet hele şu tehlikeyi bir defetsin; işte o zaman “kendi evinin hırsızı” kim ise ondan hesap soracak…

Epeyce pataklayacak…

celalkazdagli

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// ABDÜLKADİR SELVİ : Pensilvanya Partis i

hakan_sukur_lig_tvden_kovuldu_h58030.jpg

Pensilvanya Partisi’

Sen sen ol, bu sosyal medyanın diline düşme.

Twitter alemi çarpar insanı. Facebook ise insanın düzünü tersine çevirir.

Hakan Şükür ne zaman ki, ’25 yıl futbol oynadım 4.5 milyon dolarım yok’ dedi, bizim twitter alemi aldı eline defteri kalemi, oturdu hesaba.

Hükün Şükür’ün transferlerden aldığı parayı ortaya çıkardılar.

Zenginin malı züğürdün çenesini yorar hesabı. Çıka çıka 26 milyon dolarlık bir hesap çıktı.

Onun üzerine milli takımdan alınan paralar, teşvik primleri ve dahi hem milletvekili hem yorumcu olarak TRT’den aldıkları da eklenmedi.

Hatta bir arkadaşı ile şirket kurup, sonra birbirlerini dolandırdıkları iddiasıyla mahkemeye verdikleri de hesaba dahil edilmedi.

Kaç lira batırdıkları faslından olarak.

Ama twitter alemi bir hesaba daha oturdu. Milletvekili seçilip 3 yıl boyunca Meclis’te görev yapan Hakan Şükür’ün kaç kez kürsüye çıkıp, ülke sorunları hakkında görüş açıkladığını araştırdılar.

Parlak bir tablo çıkmadı ortaya.

Daha doğrusu bir tablo çıkmadı.

Beyefendi Federasyon Başkanı olacakmış, bunu engellemek için milletvekili yapılmış.

Haklı.

Vallahi de haklı, billahi de haklı.

Sokak sokak, cadde cadde çalışıp ter döken adam Meclis’e gelemez de bu beyler ter dökmeden milletvekili olursa, böyle olur.

Herkes karakterinin gereğini yapar.

Bir insan milletvekili olabilir.

Bir insan meşhur da olabilir.

Bir insan bir dönemler ünlü bir futbolcu da olabilir.

Her şey olabilir.

Ama insan, önce insan olmalı.

Milletvekili rozetiyle 1 milyon dolara TRT’de program yaparken iyiydi. O zaman sorulduğunda, ‘Beyefendiden izin aldık’ derken, beyefendi ismi ağzından neredeyse iki kez dökülüyordu.

Şimdi aynı beyefendi Federasyon Başkanlığını engellemek için mi seni milletvekili yaptı.

Senin iraden yok mu?

Milletvekilliği için niye başvuruda bulundun?

Bu şahsın AK Parti’den istifası da problemli.

Meclis, Dopingi Araştırma Komisyonu’na futbolcu arkadaşı Hasan Şaş’ı getiriyor. Hatta Şaş’la bir anısını paylaşıyor. Çok keyifli bir ortam. Komisyonda ileriki günlerde getireceği futbolcu arkadaşlarıyla ilgili takvimi konuşuyor.

Az sonra…

Hakan Şükür istifa ediyor.

Hem de zehir zemberek bir açıklama ile…

İstifa metnine bakıyorsunuz, hangi gazetecinin elinden çıktığı belli değil.

Ama okuyanlar, bu cümlelerin Hakan Şükür’e ait olmadığını söylüyorlar.

Komisyonda birlikte görev yaptığı arkadaşları, ‘İstifa edecek bir hali yoktu’ diye konuşuyorlar.

Kulislere, telefonla gelen bir talimat üzerine istifa ettiği haberleri yayılıyor.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil ise Fethullah Gülen’in, ‘Hakan Şükür’e, asla ayrılma diye ısrar ettiğine şahidiz’ diyor.

Daha önce Hakan Şükür’e kalması için ısrar eden irade bu kez ayrılması için talimat mı verdi sorusu burada önem kazanıyor.

Hocaefendi’nin yapmadığı iş değil ki, ne diyordu ses kaydında; ‘İdris Bal gibi yapsınlar.’

Twitter dünyası bir alem doğrusu. Dün de Hakan Şükür’ün, İstanbul-Ankara uçağında iki işadamına, ‘Parti kuracağız’ dediğini yazdılar.

Bir şey daha dediğini yazdılar.

‘Kimse bizi durduramaz.’

Kimse sizi durduramaz.

Koş Torinolu Şaban koş.

Bence de tez elden bir parti kurmanız gerekiyor.

Genel Başkanlığı’na da Hakan Şükür’ü getirin.

İdris Bal bu işe küsüp, orada da muhalefet yapabilir ama bugünün sorunu değil.

Partinin adını sakın ‘Cemaat Partisi’ yapmayın.

Bu isim yerli olur.

Şöyle uluslararası bir havası olsun.

Bence, ‘Pensilvanya Partisi’ iyi gider.

Amerikan bayrağını amblemi yapmazsanız hatırım kalır.

Girin seçimlere, alın boyunuzun ölçüsünü.

Şimdiye kadar sağından soluna kim iktidar olduysa onun kanatları altında semirdiniz de semirdiniz.

Sonra size nimet verenlere ihanet ettiniz.

En büyük ihaneti de size tarihi imkanlar sunan Tayyip Bey’e yaptınız.

İkinci ihaneti de Kılıçdaroğlu’na yapacağınızdan şüphem yoktur.

Çünkü o da şu günlerde kollarını paralel bir şekilde size açmış durumda.

Hiçbir inayet ihanetsiz kalmamalı…

Herşey iyi de bir şey takıldı aklıma.

Pensilvanya Partisi’nin genel merkezi nerede olacak?

Merak işte…

ABDÜLKADİR SELVİ

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// Cem Küçük : Bumerang etkisi

bumerang+f%C4%B1rlatan+c%CC%A7ocuk.jpeg

Bumerang etkisi!

Paralel yapı iki polis üç savcıyla meşru hükümeti yıkacağını düşündü. Buna inandı. Geçtiğimiz Ekim ayında Frankfurt Kitap Fuarı’nda karşılaştığım cemaatin kitap yayıncılığına yakın bazı isimleri, ‘İstesek hükümeti hemen yıkarız’ diyorlardı. O kadar güveniyorlardı kendilerine. Bu tür şeyleri açıktan söylemekten bile çekinmiyorlardı.

Kazın ayağının öyle olmadığını gördüler. Doğrulttukları silah olduğu gibi kendilerine yöneldi. Şimdi soruşturma kendilerine uzandı. Başbakanlık Teftiş Kurulu kayıtları savcılara iletildi. Manşetlerini polis şeflerinin attığı gazete hakkında soruşturma başlatıldı.

Paralel yapı bir şekilde kontrolüne aldığı yazar, akademisyen, işadamları ve medya patronları üzerinden hedefine ulaşacağını sandı. Fena halde yanıldı. O isimleri burada çok yazdım. Türkiye’de en çok darbeci ne yazık ki medyadan çıkıyor. Cuntadan talimatla yazı yazan, kitap yayınlayanlar var. Bunların hepsi biliniyor. Seçilmiş hükümeti devirmek isteyenlere bunların hesabının sorulmasından daha doğal ne olabilir, merak ediyorum. Tabii geçmişte bunların hesabı sorulmadığı, 28 Şubat medyası elini kolunu sallayarak gezdiği için yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını sandılar.

Öte yandan tam da Cenevre II görüşmeleri öncesi ‘Türkiye El Kaide’ye yardım ediyor’ havası yaratarak Türkiye’yi uluslararası arenada zor durumda bırakmayı denediler. Ama bu da ters tepti. Şimdi uluslararası medya cemaati sorguluyor. Almanya’nın en ünlü dergilerinden Der Spiegel bu hafta başı ‘Soldaten des Lichts’ (Işığın Askerleri) başlıklı bir haber yayınladı. Gülen’in Almanya’da yüzlerce kurs ve okul işlettiğini yazan Der Spiegel çok sayıda öğrenci velisinin Gülen’e ait okullarda ‘beyin yıkandığı’ ve ‘şiddet kullanıldığını’ belirterek şikâyetçi olduğu bilgisine de yer verdi. Ayrıca hareketin Almanya’da da ‘paralel bir yapı’ oluşturduğu tespitinde bulundu.

Başlayan soruşturmalarla ilgili yurtdışında Gülen Cemaati’ne yönelik bu tarz haberlerin özellikle ABD ve İngiltere’de daha çok çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü yurtdışı her zaman meşru olanın, seçilmişin yanında yer alır. Bürokrasi içinde yer etmiş, vesayetçi bir anlayışla iş yapamayacağı için hükümetlerin dediğine kulak verir.

İşin bir de itirafnameler bölümü var. Şu an Başbakan’ın önünde yargı mensupları, polis ve diğer devlet kademelerinde görev yapan onlarca memurun mektupları duruyor. Hepsi yaptıklarının yanlış olduğunu, pişmanlık duyduklarını söyleyip, bu yapıyla ilgili kritik bilgileri Başbakan Erdoğan’a verdiler. Özellikle yargı mensupları ve polisler konuşmaya hazır olduklarını belirtiyorlar.

Emniyette üst düzey görev yapan iki polis şefi şahsıma da yaptıklarının yanlış olduğunu içeren mektuplar gönderdiler. Paralel yapının 17 Aralık’ta hükümeti yıkmaya kendilerini inandırdıklarını söyleyen polis şefleri, kendi hiyerarşik konumlarını da belirtmişler. Anadolu’da hemen her yerde paralel yapının varlığını artık herkes kabul ediyor. Yapılanın bir yolsuzluk operasyonu değil, hükümeti yıkma girişimi olduğuna inanıyor.

Önce 7 Şubat 2012’de sonra 17 Aralık 2013’de hükümeti düşürmenin hesaplarını yaptılar. Kendilerini çok güçlü gördüler. Esas hedefleri örgütte bir numara olarak suçladıkları ve iddianameye bile yazdıkları Tayyip Erdoğan’dı. Hedeflerine giden yolda Erdoğan en büyük engeldi. O yüzden, etrafından başlayarak Erdoğan’a uzanacaklarını ve onu indireceklerini hesapladılar. Nisan ayından sonra bakanları kendilerinin atayacaklarını düşündüler. Tıpkı 27 Mayıs gibi bir sistem kurma hayalleri vardı. Yani iktidara kim gelirse gelsin devletin kilit noktaları ellerinde olursa sorun yoktu.

Paralel yapının bu girişimi bana II. Dünya Savaşı Almanyası’nda Hitler’e suikast yapmak için harekete geçen Yarbay Claus von Stauffenberg ve arkadaşlarının giriştiği Operasyon Valkyrie’yi hatırlattı. Operasyonun iki amacı vardı. İlkinde Hitler bombalı bir suikastla öldürülecek, ikincide rezerv askerler devreye sokularak Hitler’e karşı bir darbe yapılıyor bahanesiyle SS’ler ve üst düzey ordu mensupları devre dışı bırakılacaktı. Planın başarılı olmasındaki en büyük sorumluluk rezerv askerlerin başında olduğu için Hitler ile birlikte toplantıya katılacak ve bombayı ayarlayacak, daha sonra da rezerv askerleri devreye sokacak Yarbay Stauffenberg’e aitti. Stauffenberg yaptığı planla bombayı patlattı ama Hitler ölmedi.

Hitler’in hayatta olduğu anlaşılınca darbeci olmayan ama Stauffenberg ve arkadaşlarından çekinen askerlerin konuşmaya başlamasıyla darbecilere karşı mücadele etmeye başladılar. Her başarısız darbe girişiminde olduğu gibi Hitler, Operasyon Valkyrie’yi yapanlara acımadı.

Bugün de devlet içinde paralel yapının canını yaktığı, haksız ithamlar yaptığı, sindirdiği insanlar artık konuşuyor. Paralel yapı şu anda bumerang etkisiyle karşılaşmış durumda ve çaresiz. O yüzden Erdoğan’dan randevu istiyorlar. Araya aracılar koyuyorlar, bir kere de olsa Erdoğan’la görüşmek istiyorlar ama nafile. Tarihten ders almak diye bir şey var! Tekerrür edince acı sonuçları oluyor çünkü.

Cem Küçük

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay : Elimizde ayrıntılı bilgiler var

Başbakan Yardımcısı Atalay, Adana’da durdurulan tırlarla ilgili, ellerinde örgütlü bir şekilde yürütüldüğü yönünde ayrıntılı bilgilerin olduğunu söyledi.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Adana’da durdurulan tırlarla ilgili, "Bu olayda Başbakanımızın ileri ifadeler kullanmasının altında yatan epeyce kapsamlı bilgi var. Bunun o şekilde bu yapı tarafından örgütlü bir şekilde yürütüldüğü yönünde elde çok ileri, ayrıntılı bilgiler var" dedi.

Atalay, Kanal 24’te katıldığı programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Adana’da durdurulan tırlarla ilgili ortaya çıkan fotoğrafların sorulması üzerine Atalay, kendisinin söz konusu görüntüleri daha önce de gördüğünü söyledi.

Atalay, Adana’daki tırlarla ilgili gelişmeyi ve müdahaleyi baştan sona bildiğini belirterek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında bütün tarafların bir araya geldiği bir değerlendirmenin yapıldığını kaydetti.

Olayla ilgili Ankara’dan Adana’ya telefon zincirleri ve geniş kapsamlı bir çalışma yapıldığını bildiren, çalışmaların bunun nasıl bir kurgu olduğunun hiç öyle görüldüğü gibi masum bir şey olmadığının altını çizen Atalay, şunları söyledi:

"Yani oradaki jandarmanın tesadüfen farkında olup da arama yapmadığını orada görüyorsunuz. Daha çok önceden planlanmış, ankesörlü telefonla yürütülmüş ilk başlangıcı. Orada savcıyla bir görevlinin gece vakti görüşmeleri vesaire var. İşin çok kurgulandığını ve o şekilde yürütüldüğünü biz, orada zaten gördük. Birçok ayrıntı kamuoyuna bazen açıklanmıyor. Kurumlarımızı gözetiyorsunuz, insanları gözetiyorsunuz ama bu olayda Başbakanımızın ileri ifadeler kullanmasının altında yatan epeyce kapsamlı bilgi var. Bunun o şekilde bu yapı tarafından örgütlü bir şekilde yürütüldüğü yönünde elde çok ileri, ayrıntılı bilgiler var."

-"İşbirliği yapan ekipler var"-

Bunun bir devlet krizi tarifi olup olmadığının sorulması üzerine Atalay, "Tabii doğrudur. Şu günler geçtikçe bu konularda daha çok şey ortaya çıkıyor. Kurumların hepsini kapsamıyla dahil etmemek lazım ama kurumlar içinde organize olmuş unsurların birbiriyle irtibatı söz konusu. Yani başından beri ‘paralel yapı’ denilirken ifade edilmek istenen de bu. Devlet kurumları içinde, kurumun hedefleri ve faaliyetleri dışında yahut da kurumun ilkeleri ve prensipleri dışında değil kendilerinin hedefleri doğrultusunda işbirliği yapan ekipler var. Bu da onların örneklerinden birisi. Tamamında haklısınız. Bu bir güvenlik meselesi, devletin içindeki bütünlük meselesi. Bu manada isimlendirilebilir. "

-"Bu defa da dostları kullandılar"-

Diğer siyasi partilerin bu konuları eleştiri meselesi haline neden getirmediklerinin sorulması üzerine Atalay, konulara çok boyutlu bakmak gerektiğini dile getirdi.

Atalay, genelde insanların konjonktürü, günlük gelişmeleri ön plana aldığını, en son gelişen olaylar üzerinde durarak analizler yaptıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Baştan beri biz biraz geniş kapsam içinde bakıyoruz bu konunun değişik boyutlarına. Burada büyük bir koalisyon var. Uluslararası boyutu olan Türkiye’de değişik koalisyonun tarafları var. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisinin ben, bu koalisyonun tabii bir parçası olarak şu anda görüyorum. Bunlarla ilgili bir sürü gelişmeleri birbiriyle irtibatlayarak normal göz bile bunları çıkarabilir. Burada sadece bir paralel yapı, bir cemaat gibi değerlendirmenin ötesinde üzücü tabii. Ama genelde AK Parti’ye karşı oluşmuş, bir anlamda Türkiye’ye karşı oluşmuş ama daha çok Türkiye’deki bu iktidarı artık miadını doldurmak anlamında büyük bir koalisyon var. Bu koalisyonlar tabii değişik enstrümanları kullanırlar. Biz de Türkiye’de daha önceleri terörü çok kullandılar bu manada.

Bu defa da dostları kullandılar bana göre. Bunun içinde Cumhuriyet Halk Partisi, son zamanlarda belediye başkan adaylıkları İstanbul, Ankara baktığınızda bunun başka boyutları olduğunu görüyorsunuz. Diyelim ki Ankara’da CHP başkan adayı kolay kolay oradan aday olacak birisi değildir, benim çok yakından bildiğim birisi ama gitti oradan aday oldu. Bunların kendiliğinden normal akış içinde gelişen şeyler olmadığını tahmin etmek zor değil. Ama yani kısmen bilgiler de var bizde. Dolayısıyla bu şeye biraz büyük bakmak gerekiyor, o manada bakmak gerekiyor. Sizin stratejinizi de bu analizler çerçevesinde oluşturmanız gerekiyor."

-"Bir vakıf çıkıyor hükümete, partiye meydan okuyor"-

"17 Aralık’tan bugüne baktığınız zaman şaşırdığınız veya hayal kırıklığına uğradığınızı düşünüyor mu" sorusunu Atalay, "Bu çapta hiç kimse bir şey beklemiyordu. İşin doğrusu bizler için Başbakanımız için de hepimiz için de konuşmanın da zor olduğu alandır. Konuşmalara bakıyorum Türkiye’de hiç kimse kalmamış bu hükümete ve bu partiye karşı savaş ilan ediyorsun. Bir vakıf çıkıyor hükümete, partiye meydan okuyor, bu koalisyonun sözcülüğünü yapıyor. Vakfın görevi midir bu? Cumhurbaşkanını göreve çağırıyor" diye yanıtladı.

Atalay, bütün bu gelişmeler içinde kullanılan üslupların, herkesi hayretler içinde bıraktığını belirtti.

-"Senin vicdanın kapkara"-

AK Partili bir milletvekilinin istifa ettiğini ve bunun meclisle ilgili boyutu olduğuna işaret eden Atalay, şunları kaydetti:

"Çok yakın tanıdığımız bir milletvekili, arkadaşım değildi. ‘AK Parti kapkara oldu’ diyor. Kendisi çıkınca hepimiz kapkara olduk. Buraya oy veren 22 milyon, bu kadar teşkilat Türkiye’nin her yerinde AK Parti’nin teşkilatı vardır. Biz Türkiye’nin partisiyiz. Hiçbir partinin giremediği yerlerde varız. İlk defa bu kadar büyük kesimleri birleştiren bir partiyiz, adeta Türkiye’nin çimentosuyuz biz, Olmazları bir araya getirdik. Çıkıyor böyle diyor, daha yeni içindesiniz ayrılıyorsunuz kapkara oldu diyorsunuz. Bunları normal insan hali, normal psikoloji olarak düşünmemek lazım. Ben de ona diyorum ki ‘senin vicdanın kapkara’ diyorum. Bizler kara değiliz. Sen bu partinin milletvekili oyunu almışsın, seçilmiş ondan sonra bu tavrı koyuyorsun ortaya. Kapkara olan senin ahlak anlayışın şu anda. Demek ki bu arkadaşlar Türkiye’de, bu partinin ilkelerine hedeflerine bağlı değil. Sadakati bunlara değil sadakati başka yerlere. Başka yerler ‘ayrıl’ diyor, şu beyanatları da ‘ver’ diyor veriyor."

-"Etik olan şu anda susmaktır"-

AK Parti milletvekili Muhammed Çetin hakkında da disiplin soruşturulması olduğu hatırlatılarak bununla ilgili gelişmelerin sorulduğu Atalay, "Dosyanın içeriği parti mekanizmalarında yürüyen bir şey. Kendisi tabii oradaki bazı çalışmalarında dolayı zaten ihraç istemiyle disiplin kuruluna verilmişti. Ama o, disiplin kurulunun kararını beklemeden kendisi istifa etti. İstifa ederken de o açıklamaları yaptı. Bunu ben diğer istifalar için de söylüyorum: 2 dönemdir partimizde milletvekilliği yapmış, çok da değer görmüş, bakanlık yapmış arkadaşlarımız… Etik olan şu anda en azından susmaktır. Ama çok uzun birlikteliğin, dostlukların olmuş, ‘ben artık sizin kardeşinizim’ dediğiniz ifadeleriniz var. Böyle bir siyaset tarzı olamaz" yanıtını verdi.

"Bütün bir meşruiyetini dinden, dini kavramlardan alan bir cemaat, niye Türkiye’de 200 yıllık özlemlerin sonucu olarak iktidara gelen bir partiyi zayıflatmak için harekete geçsin" sorusunu Atalay, "Gerekçesini, sebebini çok etkili, isabetli açıklayamayabiliriz ama bir dini hareketin ötesine giden, siyasetin içinde olan, siyaset hedefleyen bir yapı burada. İslami gelenekte Hz. Peygamber’in yönteminden başlayarak İslami çalışmalarda usul ve esas çok önemlidir yani birbiriyle irtibatı. Hatta Mecelle usulü, esastan öne alır bilirsiniz. Yani usul de İslami olmak durumunda. İslami çalışmalarda, başkaları yapıyor diye siz iftira atamazsınız, yalan söyleyemezsiniz, taki yapamazsınız, İslami olmayan yöntemler kullanamazsınız" diye yanıtladı.

"Bu toplumun bir bireyi olarak İslami anlamda değerlendirildiğinde, AK Parti dönemi bütün önceki dönemlere göre Müslümanların, her dini yaşayacak insanların, her cemaatin, her grubun, kesimin rahat ettiği bir dönem" diyen Atalay, 2013 yılının, acısı çekilen pek çok sorunun çözüldüğü bir yıl olduğunu belirtti.

Atalay, yaşananlara pek çok yorum getirilebileceğini ifade ederek "Nedir bunun sebebi dediğinizde orada çok şey konuşulabilir. Bu bir güç mücadelesi denilebilir. Uluslararası alanla irtibatlanabilir, pek çok yorumlar tabii getirebilirsiniz" dedi.

-"Yerel seçimde düşüş beklemiyoruz"-

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, "Yerel seçimde düşüş beklemiyoruz, aksine daha da yükseliş olabilir. 50 bandını kastediyorum, bir iki puan aşağı da yukarı da olabilir. Ben 45’in altında bir şeyi yerel seçimde de beklemiyorum. Elimizdeki veriler onu gösteriyor" dedi.

Atalay, Kanal 24’te canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "İrancı, Caferi ve Şia" olduğu yönündeki iddialara yönelik Atalay, "Bu tür şeyler çok ürettiler. Tetikçi gazeteciler var bu konularda biliyorsunuz onlar aleyhimde çok şeyler… Hiçbirini ne tekzip ettim ne cevap verdim. O tetikçi gazetecilerin yabancı istihbaratla da bağlantıları olabilir diye parantez içinde ifade ediyorum bir kısmının" diye konuştu.

Hükümet olarak İran ile ilgili politikalarının çok açık olduğunu dile getiren Atalay, "O zaman da tesadüfen baktım. Gitmiş miyim, kaç defa gittim? Ben şu 12 yıllık dönemde hiç gitmemişim. Hiç gitmediğim ülkelerden biri İran. Mesela Irak’a gitmişim 5-6 defa ama İran’a hiç gitmemişim. Böyle baktığınızda tabii tuhaf şeyler. İran ile ilgili bizim bakışımız hükümet olarak belli" değerlendirmesini yaptı.

Hiçbir cemaate mensup olmadığını, özgür bir insan olduğunu anlatan Atalay, "Şia ile ilgili hele, herkes, benim yakın çevrem benim bir katı Hanefi olduğumu bilir" ifadesini kullandı.

Atalay, "Ben edep ederim çıkıp da falanca ırktanım, falanca ırktan değilim demeye bile çünkü ben ömür boyu bu konuda ilkeli yaşadım. Irkçılığın her türlüsüne karşı oldum, zerre kadar ırkçılığı yanıma yaklaştırmadım. Ama o tetikçiler bu tür şeyler çıkardılar. Ne olacak bunları çıkarınca anlamıyorum. Kürt olsan, Türk olsan ne yazar yani insan kalitesi, insan, değerleri önemli. Bütün bunlar niye oluyor ben bilmiyorum" diye konuştu.

-"Ailemin içine kadar dinlendi"-

Söz konusu iddiaların çocuklarına yansıdığını da bildiren Atalay, "Çocuklarım başka yerlerden başka şeyler duydular bana getirdiler falan. O dinlemeyle ilgili şeyler… Doğrusu ailemin içine kadar dinlendi. Böyle şeyler oldu. Benim aile hayatımla ilgili olduğunu öğrendim sonunda bir şekilde. CD’si bir yerlere ulaştı" bilgisini verdi.

Atalay, CD’nin şantaj amacıyla kullanılmadığını ancak konuşmadaki ilgili kişiye verildiğini söyledi.

Yasa dışı dinlemelerin artık Türkiye’de adeta günlük hayatın içinde bir endişe konusu olduğuna işaret eden Atalay, şunları kaydetti:

"Yargı kararını bile çok zorlaştıran bir dinleme prosedürü getiriyoruz çok özel şartlarda, çok somut delillere dayalı. Yani güçlü, somut deliler olacak şüphe değil. Mevcut yasada şüphe diyor, biz onlara delil diyoruz ancak mevcut durumda çok kuvvetli suç işlediğine dair deliller varsa somut ve başka şekilde tespit edemiyorsanız, takip edemiyorsanız çok zorunlu hallerde ancak başvurulabilir bir şey olarak."

-"45’in altında beklemiyorum"-

Atalay, "yerel seçimlerde bekledikleri oy oranının" sorulması üzerine, genel olarak partilerine desteğin devam ettiğini belirterek "Yerel seçimde düşüş beklemiyoruz, aksine daha da yükseliş olabilir. 50 bandını kastediyorum, bir iki puan aşağı da yukarı da olabilir. Ben 45’in altında bir şeyi yerel seçimde de beklemiyorum. Elimizdeki veriler onu gösteriyor" yanıtını verdi.

"Karşınızdaki bir büyük koalisyon, İstanbul ve Ankara’da yükleniyor. Bu iki ilde sıkıntınız olur mu" sorusunu yanıtlayan Atalay, büyük sıkıntılar görmediğini ifade etti.

Atalay, "HSYK Kanunu’na" ilişkin soru üzerine, Adalet Akademisiyle ilgili kısmı mutlaka yakın zamanda yasalaştırmak istediklerini söyledi. Atalay, "HSYK ile ilgili diğer maddelerden de onlar tam seçilmedi ama o zaman da açıklanmıştı orada da belki 4, 5 madde Meclis’te yasalaştırılacak. Diğer maddeler belki geri çekilecek" diye konuştu.

"30 Eylül’de açıklanan demokratikleşme paketine yapılacak yeni eklerin" sorulması üzerine de Atalay, gözaltı, tutuklamanın zorlaştırılması, tutukluluk süresinin düşürülmesi, dinlemeyle ilgili düzenlemelerin yeni pakette yer aldığını anlattı.

Pakette yer alan "tutukluluk süresinin 10 yıldan 5 yıla indirilmesine" ilişkin soruyu yanıtlayan Atalay, ciddi bir yargı sisteminde, adaletin işlediği bir yerde mümkün olduğunca davaların çabuk yürümesi ve çabuk karar verilmesi gerektiğini belirtti.

Tedbir mahiyetindeki tutukluluğun ilanihaye sürmemesi gerektiğini vurgulayan Atalay, "Eksik adalet, geç adalet, bunun hepsi zulümdür. İnsanları bundan kurtarmak lazım" dedi. Atalay, "Dışarıya, 5 yıla indirildiğinde şu çıkarmış, bu çıkarmış, kişilere göre bu tür kararlar alamazsınız, adalet herkes için olmalı. Dolayısıyla böyle bir kararı verdik. Bu Türkiye’de çok ileri bir adımdır" ifadesini kullandı.

Gözaltı ve tutuklamada ise daha güçlü, somut deliller aranacağını dile getiren Atalay, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına da değindi.

-Adli kollukla ilgili düzenleme-

"Adli kollukla ilgili düzenlemeye ilişkin kafanızda bir taslak oluştu mu" sorusunu Atalay, "Aşağı yukarı oluştu" diye yanıtladı. Atalay, şöyle devam etti:

"Bazı ülkelerde sadece adli kolluk için kurulmuş birimler var. Bu Adalet Bakanlığına bağlı olabilir, yine İçişleri Bakanlığına bağlı olabilir güvenlik orada olduğu için. Ama uzmanlık alanı sadece adli kol. Başka işe bakmaz o. Bu konudaki iyi hassasiyetleri, insani boyutları vs. iyi eğitimini alırlar ve adli kolluk da daha iyi ve başarılı olur. Böyle bir şeyi kurmak, yeni bir birim kurma kararını verdik aslında. Başbakanımız Almanya’ya giderken açıkladı: yepyeni personel alınacak, eğitilecek ve sıfırdan adli kolluk birimi kurulacak. Bu Adalet Bakanlığında mı olur İçişleri Bakanlığında mı onun yeriyle ilgili bir karar verilmedi ama bu çalışma hızla yürütülecek."

-"Siyaset girdiği yeri sanki kirletir"-

Başka bir soru üzerine Atalay, anamuhalefet partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’un "yargının yakasında parti rozeti olmasın" dediğini hatırlattı.

Atalay, şunları söyledi:

"Biz parti rozeti falan takalım demiyoruz. Parlamentoya bu görevi verdiğinizde bunu belirlemenin en az 15 alternatif yolunu bulursunuz. ‘Siyaset kötü, siyaset oraya girmesin, buraya girmesin’, siyaset girdiği yeri sanki kirletir. Hayır, öyle değil kardeşim. Siyasettir bütün bu kararları verecek, milletin iradesiyle gelmiş, milletin rehberliğinde yürüyen siyasettir. İnsanların tamam yakasında parti rozeti olmaz ama kafasında daha fazlası olur. Yani insanların kendi görüşlerin belli olması belki bir anlamda şeydir de daha tedbirli olur o zaman."

Atalay, "yeniden yargılamaya" ilişkin soru üzerine, tutukluluğun süresinin sınırlanması, özel yetkili mahkemelerdeki dava dosyalarının ağır ceza mahkemelerine gitmesi gibi düzenlemelerin bu konuda rahatlama getireceğini bildirdi. Atalay, "Direkt yeniden yargılamayla ilgili alınacak kararlar şu ortamda belki çok rahat olmayabilir, biraz zaman isteyebilir ama Adalet Bakanlığının başka alternatif çalışmaları da var, o konu da bir kenara bırakılmış değil" dedi.

Soru üzerine, oluşturdukları komisyonun son 12 yılda saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadele konusunda yürüttüğü birçok çalışma olduğunu ifade eden Atalay, şunları belirtti:

"Son 2 yıldır görevlendirdiğimiz bürokratlarımız vardı, bir çalışma yürütüyorlardı. Uzun bir çalışma yaptılar, kasımda bitirdiler. Mevcut yasalarda, saydamlığı artıran, yolsuzlukla mücadele anlamında daha fazla neler yapılabilir? Biz komisyon olarak toplandık, bu çalışmayı gözden geçirdik, iki toplantı yaptık ve orada tamamen onayladık. Şimdi bunu kendi aramızda çalışıyoruz. Başbakanımızla bunu bir defa daha gözden geçireceğiz. Bunu da paket olarak Meclise göndermeyi düşünüyoruz. Bu hem bürokratlar hem siyasi etik, siyasetin finansmanı gibi çok da gündemde olan konular, bunların hepsini toparlayacağız. Mal beyanı, memurların ayrıldığı kurumlarla ilgili daha sonra yapamayacağı işler. Biraz daha açıklık, şeffaflığı artıran, denetimi artıran bir şeyi getirmek istiyoruz. Yolsuzlukla mücadele ve demokratikleşme hususunda saydamlığın artırılması en önemli yollardan birisi."

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: