Etiket arşivi: Dershane

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// ALİ KARAHASANOĞLU : Husumeti derinleştiren dershane mi, 17 Aralık mı ?

Veya tam karşı cepheden dile getirilen, aynı itirazın değişik versiyonu: “Şimdiye kadar övdüğünüz AK Parti iktidarını, şimdi birden bire niye yerden yere vuruyorsunuz?”

Bu iki söylemin de altını dolduracak, o kadar bol malzeme var ki..

Çok eski yıllara gitmeye gerek yok..

Fetullah Gülen’in, daha Ekim ayı sonunda, rahatsızlığı sebebi ile kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunanlar için yayınlattığı “teşekkür”de söyledikleri..

Bunlara baktığınızda…

“Ortada iki ayrı grup var.. Bunlar birbirine hasım insanlar.. Birbiri ile kavgalı, hatta düşman haline gelmiş yapılanmalar..”

Diyebilir miydiniz?

Aynı şekilde..

O günlerde. Başbakan’ın, Fetullah Gülen’e yönelik sözlerini dinlediğinizde, “Kısa süre sonra, bu insanlarla kavgalı hale gelebileceği”ni tahmin edebilir miydiniz?

Mümkün değil..

Her iki tarafın da, birbirleri lehine yaptıkları konuşmalar, hepimize çok doğal, çok tabii geliyordu..

Dolayısı ile..

Kimse “Ama 4 ay önce bak sen ne diyordun. Hocamızı nasıl övüyordun” diyerek karşı tarafı susturacağını sanmasın..

Çünkü aynısını, karşı taraf da size söyleyebilir: “4 ay önce bakın sizin Hocanız, Başbakanımızı nasıl övüyordu!”

O zaman sorunu çözmek için..

İplerin koparıldığı olayı tespit etmemiz lazım..

Hem o olayı tespit etmemiz lazım..

Hem de “birbirine gülücükler yollayan iki grubun düşman haline gelmesine sebep olan tarafı/atağı” belirlememiz lazım..

Olay, “dershaneler” mi?

“Dershanelerin kapatılmak istenmesi” mi?

Öyle gibi görünüyor.. Gösterilmek isteniyor..

Ve dolayısı ile, kavgada ilk hamlenin AK Parti’den geldiği izlenimi doğuyor..

Olayın biraz arka planını irdelediğinizde ise..

Dershanelerin kapatılması ile ilgili vaadin, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana yapılageldiğini..

Seçmene verilen taahhüdün hayata geçirilmesi için atakta bulunulduğunu..

Özellikle de, dershanelerin kapanmasında tek muhatabın Gülen grubu olmadığı, onların sadece % 25 paya sahip oldukları, gerçeği karşısında..

AK Parti’nin, Gülen grubuna yönelik kasti bir hamlesinden bahsedebilmek, hayli zor.

Kaldı ki.. Dershaneler kapatılırken, özel okula dönüşmeden tutun, akademik liseye kadar onlarca alternatif çözüm teklif edildi.

Dershanelerin kapatılma sürecine girilmesinin, Gülen grubunu kızdıran bir gelişme (haklı olmasalar da) olduğunu söyleyebiliriz ama.. Sadece kızdıran bir atak..

Hepsi o kadar..

Tümü ile Gülen grubuna yönelik bir atak olmamasının.. Esnek tekliflerle ve zamana yayılan çözüm önerilerinin varlığının altını çizip..

Buraya bir nokta koyalım..

Bir de karşı cenah açısından olaya bakalım..

Tartışmanın başlangıcını, 17 Aralık karanlık operasyonuna bağlayanların penceresinden bakalım…

İşte tam bu noktada.. Dershane konusundaki yaklaşımın tam aksine.. Ne esneklik görüyoruz. Ne alternatif bir teklif.. Ne zamana yayılan bir süreç..

Olduğundan çok çok abartılı..

Direkt devirmeye yönelik..

Anında götürmeyi amaçlayan bir hamle söz konusu..

Dershanede, tüm grupların okula dönüşmesi teklif ediliyor.

17 Aralık’taki karşı atağın hedefinde ise, tüm siyasi partiler değil, sadece AK parti hedefte.Hatta sadece Başbakan hedefte…

Dershanelerde, hükümetin esnek ve farklı teklifleri var..

17 Aralık operasyonunda ise, acımasızca, gaddarca, haince bir saldırı var..

Dershanelerde, zamana yayılan bir süreç var.. 10 senedir beklenmiş. Şimdi de “1-2 yıl içinde süreç tamamlansın” deniyor.

17 Aralık karşı atağında ise, ansızın geliştirilmiş, hatta hızlandırılmış, üç ayrı tarihte yapılması gereken operasyonun birleştirildiği bir hinoğluhinlik var!

Dershane tartışmasında, farklı teklifler dinleniyor. “Ne yapabiliriz”in arayışı yapılıyor..

17 Aralık hıyanetinde ise, “Ben vurdum mu, deviririm. Kimse benim önümde duramaz” mantığı ile hareket ediliyor..

Sonuçta, herkes kendi penceresinden olaya bakacaktır..

Ama objektif göz, “dershane” ile “17 Aralık operasyonu” arasındaki farkları rahatlıkla görecektir..

CEMAAT – AKP SAVAŞLARI : Dershaneye bozuldu, Obama’ya yüklendi

Zaman gazetesinin Washington Temsilcisi Ali Aslan, cemaatin dershane üzerinden hükümete yönelik “darbe girişimi”ne destek vermediği için Obama yönetimine tepki gösterdi.

Aslan yazısında Neo-Con ekipten ve 28 Şubat darbesinin Amerikalı ayağında yer alan Martin Abramowitz’den"duyarlı Amerikan aydını" diye söz etti.

Obama yönetimi cemaat lehine davranıp hükümeti Gezi olaylarında yaptığı gibi sıkışturmadığıı için, kendi ülkesinin meşru ve sivil hükümetine ABD’nin tepki vermesini isteyecek kadar "gayrimilli kaygılar" Zaman yazarının satırlarına şöyle yansıdı:

"Bu arada, Washington’un Türkiye gibi çıkar ilişkisi kurduğu dost ülkelerin hükümetlerini insan hakları konularında fazla eleştirmekten kaçınma geleneği Obama döneminde iyice pekişti. Hele çok yakın hissetmedikleri toplumsal kesimlerin hak talepleri söz konusu olunca, iyice ketumlaşıyorlar sanki. Mesela Gezi göstericilerinden desteğini esirgemeyen Amerikan yönetimi, teşebbüs ve öğrenim hürriyetine aykırı dershane kapatma kararını şiddete tevessül etmeksizin Twitter üzerinden protesto eden yüz binlerin kaygılarını açıktan paylaşmamayı tercih etti.

ABD Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki, bu konuda bir Türk gazetecinin sorusunu içişleri muamelesi yaparak geçiştirdi. Gazeteci Mustafa Balbay’ın tahliyesini ‘memnuniyetle’ karşıladıklarını ifade eden Sözcü Psaki, 2004 MGK belgelerini yayınlayan Taraf’a basın özgürlüğü açısından sorunlu şekilde soruşturma açılmasıyla ilgili bir soruyu ise ‘Türk hükümeti’ne yönlendirerek taca attı. Son olaylar bir kez daha teyit etti ki, herc-ü mercin arttığı şu dünyada kimseden kimseye doğru dürüst fayda yok. Uluslararası sistemde hak ve adalet gibi prensipleri ön plana çıkaran liderlik boşluğu var. Tüm iyi niyetine rağmen, Türkiye bu bozuk düzeni değiştiremez. Şimdilik tek yapabileceğimiz, gücümüz elverdiğince sorunların değil hayırlı çözümlerin parçası olmaya çalışmak. Özellikle iç meselelerimizi mümkün mertebe kendi başımıza çözme yetisini kazanmak."

EĞİTİM DOSYASI : Dershanelerin asıl amacı gözetlemek

Dünyanın sayılı bilim adamları ve düşünürleri dershanelerin farklı amaçlarla kurulduklarını ve buna göre eğitim verdiklerini söylüyor. Neticede ortaya çıkan tablo tam olarak şu: Amaç eğitim değil, kendilerine fayda yaratacak kitleler oluşturmak.

Dershaneler ile en önemli açıklamalardan birine en son olarak Levent Şentürk Mimarlığın Bio-Politikka Sözlüğü kitabında yer vermiş. Şentürk’e göre dershane sözcüğü her ne kadar okul çağırışımı yapsa da aslında pek de kelime anlamını karşılar bir yapı ve içeriğe sahip değil. İşte Levent Şentürk’ün kaleminden dershane notları;

"Dershaneler günümüzde Türkiye nüfusunun merkezi ölçüm yöntemleri ile eğitmenin deneysel sahasına dönüşmüş durumda."

Aslına bakarsanız zaten öğrenilmiş bilgiyi pekiştirmek için var olan dershanelerin sistemi eğitimin amacına uygun hareket ettiği söylenemez.

Levent Şentürk’e göre genç nüfus dershane sistemi ile birlikte uzmanlaşmış bir kodlama sistemine dahil olur. Belirlenen doğru şıklar ile öğrenciler var olan bilgiyi pekiştirmek amacı taşıyan dershanelerde pek de amacına uygun hizmet vermeyen, bilimsellikten uzak bir öğrenim süzgecinden geçer.

Doğruları "şıklar" ile gösteren dershaneler, düşünerek öğrenmeyi bir yandan yok sayarken diğer yandan da kazandıkları ekonomik güç ile sınav sisteminin başlıca destekleyicisi haline gelir. Bu şekilde dershaneler kendisine mensup genç nüfusu da niceliksel araçlar ile denetim altında tutar.

Foucault’nun bio-iktidar kavramı ile belirttiği gibi disipliner mekanlar olarak belirlenen dershaneler, ilk olarak "okul ismi" ile birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Neden? Çünkü okul dediğiniz zaman insanların kafasında oluşacak aldı daha saf ve eğitim yuvası şeklinde olacaktır. Oysa derhaneler içerisinde oluşturulan sistem okuldaki öğreciler arasındaki eşitlik sisteminin yakınından bile geçmemektedir.

Dershaneler kendi içlerinde kapalı bir sistemde kendilerine özgü bir hayat oluşturmuş ve kentlerde bir arada gelmişlerdir. Yani hizmet anlayışlarında "eğitim" amacından çok "zengin nüfus" kavramı daha ön plana çıkmıştır. Önemli olan öğrencilere hizmet değil, kendilerine fayda sağlayacak kitleleri bulabilmektir.

Foucault’nun yerleştirme / parselleme tekniği ile öğrenciler dershanelerde başarılarına göre yerleştirilip gruplandırılmışlar ve başarılı öğrenciler ile tembel öğrenciler daha temelde birbirinden ayrılarak, öğrenciler arasında hiyerarşik bir ayrım ve sınıflandırma söz konusu olmuştur.

Kişi başına elde edilen gelir aynı iken, sınıf mevcutları ve öğrencilerin birlikte eğitim göreceği kişiler herkesin başarılı olmasını sağlayabilmek için değil; daha başarılı öğrencileri kodlama sistemi ile eğiterek diğerlerinden ayrıştırmak ve kendi kapalı hayat sistemini empoze etmek için kullanılmıştır.

Test tekniğindeki güç, hız, beceri ve süreklilikleri dershane yönetimi tarafından gözlemlenip, başarılarına göre gruplara ayırdıkları öğrenciler ile dershaneler aslında kendi başarı listesini ve önümüzdeki sene daha fazla ekonomik güç elde edebilmek için talep yaratabilmeyi öncelik olarak almışlardır.

Kendisine fayda sağlayan öğrencileri de daha sonra "Gurur Tablosu" adı altında binaların cephelerinde reklam amacı ile kullanmış ve binaların üzerinde inşa edilen Foucault’nun deyimi ile bio-politik sistemin bir parçası haline getirmişlerdir.

Nedir bu bio-politik sistem?

18. yüzyılda yaşayan insanların nüfus olarak tanımlanması ve bu nüfusun kontrolü ve düzenlenmeleri bio-politika olarak geçer. Burada önemli olan oluşturulan disipliner yapı ile aynı dershanelerin yaptığı gibi çocukların kontrol altına alınacak birer nüfus olarak görünmesi ve hem ekonomik hem de düşünsel yönden denetime alınmak istenmesidir.

Bu şekilde eleştirel bakış açısı ya da derinlemesine öğrenmeden uzak olarak, sorgulamadan hangi cevabın doğru olduğu öğrencilere kodlama sistemi ile öğretilirken, öğrenciler de dershaneye sağlayacağı faydaya göre hiyerarşik bir düzende kodlanarak sınıflandırılmaktadır.

Bu durum da öğrenci psikolojisini doğrudan olumsuz olarak etkilemektedir. Çünkü oluşturulan gurur tabloları ile kalabalıkları düzenli çocuklar haline dönüştüren canlı tablolar oluşturmak, bitki ve hayvan düzenlemeleri yapmak, canlı varlıkların rasyonel sınıflandırmalarını yapmak ile aynı noktaya gelmektedir.

Yani "kalabalık" ya da "nüfus" olarak görülen kitlenin disipliner sistem içinde kontrol altına alınması söz konusu olmuştur. Bu sistemin devamı da bilindiği üzere üniversite sınavları ve bu sınavlar ile faaliyetin denetiminin sağlanmasıdır.

Dershanelerde belirli bir düzenlemeye tabii tutulan bu öğrenciler, daha sonra askeri bir sistemi andıran sınav işleyişi ile dershanelerin öğrenciler üzerinde faaliyet denetimlerini gerçekleştirdikleri deneye tabii tutulmuştur.

Öğrenciler askeri bir disipline tabii olarak belirli kurallar çerçevesinde kendilerine verilen zaman dilimini kullanarak en fazla soruyu doğru cevaplamaya çalışırken, dershaneler de aldıkları sonuçlara göre öğrencileri başarıyı en doğru nasıl yakalayacaklarını gösteren birer denek haline getirmiştir.

Başarısız öğrencileri sınıflandırma sistemi ile işaretleyip, ayaklar altına alan dershane sistemi ile bilginin fazlalık olarak görüldüğü bir sistem öğrencilere yerleştirilmeye çalışılmakta, öğretmenler ise soğukkanlı ama müşfik bir teknokrat olarak, bu kişisel servet büyütme mekanizması olan dershanelere hizmet vermektedir.

Aynı zamanda dershaneler öğrencilerini de yine Foucault’nun örneklediği gibi bir gözetleme kulesinden izleyerek, başarı sınıflandırmasına göre hücre şeklinde oluşturduğu sınıflarda gözetlemesine, başarısızlığın korku olarak öğrenci üzerinde baskı oluşturmasına neden olmuştur.

Öğrenciler daha sonraki ekonomi-politikte kullanabilinecek bir "veri" olarak görülerek, bu hücrelerde doğru şıkkı seçmesi için yaratılan kapalı hayatlarda stres ve baskı altında, bilimsellikten uzak, pazara hizmet eden, servet avcılarına hizmet eder hale gelmiştir.

EĞİTİM DOSYASI /// TURGAY GÜLER : ‘Dershaneler füruattır’

Turgay GÜLER
turgayguler

O günlerin Hürriyet Gazetesi’ni arşivlerden bir tarayın.

Kan donduran manşetler, köşe yazıları, iftiralar ve dahası…

İstisnasız her gün.

Başörtüsü düşmanlığı zirvede.

Ertuğrul Özkök bayraktarlığını yapıyor!

En kesif eleştirilerini, her biri kurşun gibi kelimeler ve dahi uydurduğu kavramlarla tedavüle sokuyor.

Sadece Hürriyet de değil!

Neredeyse tüm medya!

En ağır hakaret ve en çirkin yaftalamalar, laiklik müdafaası kılıfıyla dindarlar üzerine boca ediliyor.

Haysiyet cellatları, başörtüsü mücadelesi veren yüz binlerce genç kıza en ağır küfürleri edecek kadar iğrençleşiyor.

Başörtülü kızlar, el ele tutuşup eylem yaptıkları için idamla yargılanıyor, coplanıyor, gözaltına alınıp hakarete uğruyor.

Hürriyet dahil o günün “Ergenekon” medyası, sessiz bir eylemi dahi “Şeriat ayaklanması” olarak nitelendiriyor.

Gerdikçe, geriyor.

Ama her şeye rağmen hiçbir şey, bu mücadeleyi veren Anadolu insanını yıldıramıyor.

Ancak başörtüsüne özgürlük mücadelesi verenler o gün Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan bir röportajla adeta yıkılıyor.

Dahası kahroluyor!

Yanlış hatırlamıyorsam, 27 Ocak 1995 günü.

Ertuğrul Özkök, Fethullah Gülen Hocaefendi ile bir röportaj yapıyor.

O röportajda Hocaefendi, “başörtüsü teferruattır” diyor.

Yani; bu genç kızlar başlarını açabilirler diyor.

Ocak ayının o soğuğunda içeri alınmadıkları için üniversite önlerinde tir tir titreyerek bekleşen genç kızlar donup kalıyor.

Beklenmedik bir anda, beklenmedik birinden, beklenmedik bir açıklama.

Zira onlardan bazıları Hocefendi’nin daha önceki çok net açıklamaları nedeniyle bu mücadeleyi yürütüyorlardı.

Hocaefendi, bu sözlerinin ardından başta Bediüzzaman’ın talebeleri olmak üzere en sert eleştirilere maruz kaldı.

Dahası reddiyeler hazırlanıp dağıtıldı.

Hocaefendi’nin daha önceki açıklamaları ortaya konarak bu dönüşümün nedeni sorgulandı.

Tepkiler o kadar büyüdü ki; Hocaefendi bir açıklama yapmak zorunda kaldı.

“Teferruat demedim, füruat dedim” diye.

Füruatın öyküsü budur.

Ve bugün.

Hocaefendi, füruat açıklamasını bir “içtihat meselesi” olarak değerlendirdi.

Peki biri de çıkıp, “dershaneler füruattır” derse.

Tartışmalar son bulur mu acep?

Bu içtihada saygı duyulur mu?

VİDEO : DERSHANELER KAPATILMASIN :)

VİDEO LİNK :

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=xFeKLomsUw8

DERSHANELER DOSYASI : Pakistan’da her yer dershane

Türkiye’dekine benzer üniversite sınav sistemine sahip olan Pakistan’da dershaneler büyük rağbet görüyor. Dar gelirli ailelerin çocuklarına da gönüllü öğretmenler park ve bahçelerde ek ders veriyor.

Dershaneler, Pakistan’da da eğitim sisteminin bir parçası. Eğitimciler, üniversiteye giriş sınavının özel dershaneleri zorunlu kıldığına inanıyor. Tution Center’lara (özel ders merkezleri) yoğun talep olan Pakistan’da devlet okulu öğrencilerinin yüzde 90’ı, özel okul öğrencilerinin ise yüzde 70’i dershaneye gidiyor. Alınan bilgilere göre, 1 milyon nüfuslu başkent İslamabad’da özel ders merkezlerinin sayısı bini aşıyor ve buna rağmen talep karşılanamıyor. Dershaneye gidemeyen dar gelirli ailelerin çocuklarına da gönüllü öğretmenler parklarda ücretsiz ders veriyor. Pakistan’da dershaneler 9’uncu sınıftan lise sona kadar olan genel sınavlar için de ek ders desteği veriyor.

İslamabad’da faaliyet gösteren özel ders merkezi yöneticisi Şezad Gayyur, daha başarılı olma isteğinin öğrencileri ek ve özel ders almaya yönelttiğini ifade ediyor. Gayyur, “Her öğrenci özel veya ek ders almak zorunda. Her okul iyi eğitim verebilir; ancak bir adım öne geçebilmek için ek çaba şart. Ek ders merkezleri öğrencinin eğitimine yön veriyor, yardımcı oluyor.” diye konuşuyor.

Bir özel okulda biyoloji öğretmeni olarak çalışan İrfan Firdevs, kendisinin de özel ders alarak üniversiteye girebildiğini söylüyor. Sistemin öğrencilerin önüne koyduğu sınavlardan dolayı eğitimin bir yarış hâlini aldığını kaydeden Firdevs, şunları söylüyor: “Yarışın olduğu yerde öğrenciler birbirini geçmeye çalışıyor; ancak okul eşit şartlarda eğitim vermiyor. Öğrenciler geri kalmamak veya öne geçmek için ek ders almaya yöneliyor.”

Aynı okulda kimya öğretmenliği yapan Muhammed İrfan, okulda belli bir müfredata göre eğitim verdiklerini, her öğrenciye eşit mesafede durmaya çalıştıklarını; yine de birçok öğrenci için yeterli olamadığını dile getiriyor. İrfan, “Çoğu öğrenci iyi üniversitelere girmek için özel ders merkezlerine yöneliyor. Hedefler çeşitlilik gösterdiği için bazen ders merkezleri bile yeterli olmuyor. Bazı aileler özel öğretmenler tutarak çocuklarının ilerlemesini sağlıyor.” diyor.

Pakistan’da ülke dışında eğitim görme talebinin de yaygın olduğunu ifade eden eğitimciler, yurtdışındaki üniversitelere giriş için donanımlı olunması gerektiğini; ama bunu okulların tek başına sağlamasının imkânsız olduğunu vurguluyor.

Pakistan’da öğrencilerini ders hanelere gönderemeyen dar gelirli ailelerin çocukları için gönüllü öğretmenler var. Bu tür ek dersler için açık alanlar, meydanlar ve parklar seçiliyor. İslamabad’da dershaneye gidemeyen öğrencilere gönüllü olarak parkta ders veren İslamabad Acil Afet Yönetimi yangın sorumlusu Muhammed Eyüp, 1’inci sınıftan 10’uncu sınıfa kadar öğrencileri olduğunu belirtiyor. Özel ders almamaları hâlinde çocukların eğitim hayatının ancak birkaç yıl süreceğini ifade eden Eyüp, lise ve üniversite öğrencilerinin de ders vermek için kendilerine katıldığını anlatıyor.

Öğrenciler ise ücretsiz eğitim için hocalarına teşekkür ediyor. Aksi takdirde eğitim hayatlarının biteceğini söyleyen öğrenciler, sınavlarda bu sayede başarılı olabildiklerini vurguluyor. Devlet desteği olmadan ancak bu şartlarda eğitim verebildiğini ifade eden Muhammed Eyüp, devletten bina ve kitap yardımı talep ettiklerini ve cevabını beklediklerini aktarıyor.

TERÖR : Hizbullah dershaneler için harekete geçti

Dershaneler ve etüt merkezlerinin kapatılması halinde sadece PKK/KCK terör örgütünün değil Hizbullah/İlim Grubu’nun da oluşacak boşluktan gençleri kapmayı planladığı güvenlik birimlerince tespit edildi.

Hiz­bul­la­h’­ın yurt­dı­şın­da­ki fi­ra­ri yö­ne­ti­ci­le­ri ile İs­tan­bu­l’­da­ki yö­ne­ti­ci­le­ri­nin, tas­lak da­ha ka­mu­oyu­na yan­sı­ma­dan hü­kü­me­tin ders­ha­ne­ ve etüt mer­kez­le­ri­ni ka­pa­ta­ca­ğı ve üc­ret­siz oku­ma sa­lon­la­rı­na izin vereceğini bil­dik­le­ri or­ta­ya çık­tı.

Ka­sım ayı içe­ri­sin­de gü­ven­lik bi­rim­le­ri­nin el­de et­ti­ği yurtdı­şın­da­ki fi­ra­ri Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu li­der­le­ri Ha­cı İnan ve/ve­ya Edip Gü­müş ile İs­tan­bu­l’da­ki ör­güt yö­ne­ti­ci­le­ri ara­sın­da­ki in­ter­net gö­rüş­me­si­ne da­ir is­tih­ba­rat şo­ke et­ti. Gü­ven­lik bi­rim­le­ri­ne ula­şan is­tih­ba­ra­ta gö­re, te­rör ör­gü­tü Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu, ders­ha­ne­le­rin ka­pa­tıl­ma­sı ile il­gi­li bil­gi­ler ka­mu­oyu­na düş­me­den ön­ce ya­pı­lan ça­lış­ma­lar­dan ha­ber­dar ol­muş.

Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu’nun fi­ra­ri yö­ne­ti­ci­le­ri, ta­ban­la­rı­na ders­ha­ne­le­rin ka­pa­tıl­ma­sı ha­lin­de böl­ge­de genç­le­rin ‘or­ta­da ka­la­cak­la­rı­’nı ifa­de ede­rek, “boş­ta ka­lan genç­ler­le ev­le­ri­ne/okul­la­rı­na gi­di­le­rek bi­rebir il­gi­le­nil­me­si ge­rek­ti­ği­” ta­li­ma­tı ve­ri­yor. Olu­şa­cak boş­lu­ğu da ken­di­le­rin­den (Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu -HÜ­DA-PAR) da­ha iyi kim­se­ni­n dol­du­ra­ma­ya­ca­ğı ile­ri sü­rü­lü­yor.

Hiz­bul­la­h’­ın hü­kü­me­tin 3 ay ka­dar ön­ce baş­lat­tı­ğı ve giz­li yü­rü­tü­len tas­lak ça­lış­ma­sın­dan, ka­mu­oyu­na sız­ma­dan na­sıl ha­ber­dar ol­du­ğu me­rak uyan­dı­rır­ken, “Hü­kü­met ta­ra­fın­dan ka­pa­tı­lan ders­ha­ne­le­rin ye­ri­ne üc­ret­siz oku­ma/etüt sa­lon­la­rı­nın fa­ali­ye­te ge­çi­ril­me­si­nin plan­lan­dı­ğı­nı­n” bi­lin­me­si ve bu du­ru­mun ken­di­le­ri­ne ya­ra­ya­ca­ğı­nın he­sap­lan­ma­sı is­tih­ba­rat yet­ki­li­le­ri­ni de şo­ke et­ti. İş­te Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu­’nun yurtdı­şın­da­ki ve İs­tan­bu­l’­da­ki yö­ne­ti­ci­le­ri ara­sın­da­ki ya­zış­ma­la­rı, gü­ven­lik bi­rim­le­ri­ne ula­şan is­tih­ba­rat ra­por­la­rı­na ay­nen şu sa­tır­lar­la yan­sı­dı:

“Hü­kü­me­t­in ders­ha­ne­le­ri ka­pat­mak is­te­me­si­nin ken­di­le­ri (Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu) için fır­sat ol­du­ğu­nu, ders­ha­ne­le­rin ka­pan­ma­sı so­nu­cu or­ta­da ka­la­cak genç­ler­le ev­le­ri­ne/okul­la­rı­na gi­di­le­rek bi­rebir il­gi­le­nil­me­si ge­rek­ti­ği­ni, hü­kü­met ta­ra­fın­dan ka­pa­tı­lan ders­ha­ne­le­rin ye­ri­ne üc­ret­siz oku­ma/etüt sa­lon­la­rı­nın fa­ali­ye­te ge­çi­ril­me­si­nin plan­lan­dı­ğı­nı, bu işi Do­ğu ve Gü­ney­do­ğu Ana­do­lu Böl­ge­si­’n­de ken­di­le­rin­den (Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu -HÜ­DA-PAR) da­ha iyi kim­se­nin ya­pa­ma­ya­ca­ğı­nı, boş­ta ka­la­cak genç­le­re ken­di­le­rin­ce sa­hip çı­kıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni.”

Gü­ven­lik bi­rim­le­ri­nin el­de et­ti­ği bir ay ka­dar ön­ce­ki gö­rüş­me­ler­de, Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu­’nun da çö­züm sü­re­cin­de yer edin­me­si ve PKK/KCK ile

hü­kü­met ara­sın­da ye­ni­den bir ça­tış­ma çık­ma­sı ha­lin­de, dev­le­tin ken­di­le­ri ile tek­rar­dan iş­bir­li­ği­ne gi­de­bi­le­ce­ği ile­ri sü­rü­lü­yor.

Çö­züm sü­re­ci­nin önün­de­ki en bü­yük en­ge­lin Ese­d’­e ya­kın olan Ba­hoz Er­dal kod ad­lı Feh­man Hü­se­yi­n’­in teh­dit­le­ri ol­du­ğu ile­ri sü­rü­lür­ken, sü­re­cin so­nun­da bir ge­nel af çık­ma­sı du­ru­mun­da yurtdı­şın­da­ki tüm fi­ra­ri Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu men­sup­la­rı­nın tes­lim ola­rak bun­dan is­ti­fa­de et­me­le­ri plan­la­nı­yor. Şok ra­por­da, Hiz­bul­lah/İlim Gru­bu­’nun, BDP’­nin Gül­tan Kı­şa­nak ya da bir baş­ka ka­dı­nı Di­yar­ba­kı­r’­da aday gös­ter­me­si ha­lin­de, ta­ba­nın bu­na sı­cak bak­ma­ya­ca­ğı, ken­di aday­la­rı­nın da bu du­rum­da ka­zan­ma ih­ti­ma­li­nin be­li­re­ce­ği ile­ri sü­rü­lü­yor.

Kim bu Hizbullah

Hiz­bul­lah, Tür­ki­ye­’de ilk ola­rak 1979’da or­ta­ya çık­tı. İran İs­lam Dev­ri­mi­’n­den et­ki­le­nen Ab­dul­va­hap Ekin­ci ta­ra­fın­dan Di­yar­ba­kı­r’­da ku­ru­lan Hiz­bul­lah, da­ha so­nra ken­di için­de bö­lün­dü. Hü­se­yin Ve­li­oğ­lu, İlim Gru­bu­’nu kur­du ve ba­şı­na geç­ti. 1990 yıl­la­rı­nın so­nun­da sa­de­ce İs­tan­bu­l’­da bin ki­şi­ye ya­kın mi­li­tan top­la­dı. Za­man­la İlim Gru­bu güç­len­di, son­ra da hem Vah­det, hem Men­zil Gru­bu­’nu tas­fi­ye et­ti.

17 Ocak 2000’de İs­tan­bul Bey­ko­z’­da ger­çek­leş­ti­ri­len ope­ras­yon­da, Hü­se­yin Ve­li­oğ­lu ölü, üst dü­zey so­rum­lu­lar­dan Edip Gü­müş ve Ce­mal Tu­tar sağ ola­rak ya­ka­lan­dı. Ope­ras­yon­da ev­le­rin giz­li böl­me­le­ri­ne do­muz ba­ğıy­la öl­dü­rü­le­rek gö­mül­müş 70 ce­set bu­lun­du. Dev­le­tin gü­ven­lik bi­rim­le­ri­nin ha­zır­la­dık­la­rı ra­por­lar­da is­mi ge­çen ör­gü­te ba­zı dev­let adam­la­rı­nın da des­tek ver­di­ği ve ey­lem­le­ri­ni yön­len­dir­di­ği id­di­a edil­di. Özel­lik­le Tür­ki­ye­’nin do­ğu böl­ge­sin­de güç­le­nen ör­gü­tün is­mi 24 Ocak 2001’de Di­yar­ba­kır Em­ni­yet Mü­dü­rü Gaf­far Ok­kan ve 5 po­lis me­mu­runun öl­dü­rül­me­si ola­yın­da da geç­ti.

SİYASİ PARTİ KURDU

Ör­güt li­der­le­rin­den İsa Alt­soy ope­ras­yon­lar ne­de­niy­le Al­man­ya­’ya kaç­tı. Alt­so­y’­un kul­lan­dı­ğı pa­sa­por­tun İran ma­kam­la­rın­ca ve­ril­di­ği or­ta­ya çık­tı. Ope­ras­yon­la­rın ar­dın­dan Hiz­bul­lah İlim G­ru­bu’nun stra­te­ji de­ğiş­ti­re­rek ken­di­le­ri­ni Nur­cu ve Sü­ley­man­cı ola­rak ta­nı­tıp giz­le­me­ye ça­lış­tı­ğı yö­nün­de­ki bil­gi­ler dev­le­tin is­tih­ba­rat ra­por­la­rın­da yer al­dı. Do­ğu­’da PKK ile gi­ri­len güç mü­ca­de­le­sin­de da­ha çok ken­di­ni his­set­tir­me­ye baş­la­yan Hiz­bul­lah, bu­gü­ne ka­dar çok sa­yı­da ci­na­ye­tin per­de ar­ka­sın­da­ki isim ola­rak ha­fı­za­lar­da kal­dı. Hiz­bul­lah ör­gü­tü, si­ya­sal­la­şa­rak Ara­lık 2012’de Hür Da­va Par­ti­si­’ni (HÜ­DA-PAR) kur­du. Par­ti­nin baş­kan­lı­ğı­nı ha­len avu­kat olan Ze­ke­ri­ya Ya­pı­cı­oğ­lu yü­rü­tü­yor.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: