Etiket arşivi: ESKİ

ESKİ TSK DÜŞMANI YENİ TSK YALAKASI RASİM OZAN KÜTAHYALI : Aydın Doğan ve paralel örgüt

Rasim Ozan Kütahyalı: Aydın Doğan’ın medyası ama özellikle de Hürriyet paralel örgütle ilgili gerçeklere gözünü kapatmaya devam ediyor.

Aydın Doğan hâlâ bu meseleyi AKP-Cemaat kavgası basitliğinde görüyorsa körlük içinde demektir. Doğan Yayın Holding’in içinde paralel örgüt noktasında şu an tüm devlet nazarında oluşan kararı hiç kimse göremiyorsa ve patronlarına anlatamıyorlarsa zaten sözün bittiği yerdeyiz demektir. O zaman görüntüde var olan Aydın Doğan imparatorluğunun Sovyet imparatorluğundan farkı olmadığını söyleyenler haklı maalesef.

O zaman biz hem Doğan’a hem de gözü kör olan başkalarına bir iyilik daha yapalım ve olayı tüm netliğiyle anlatalım. Paralel örgüt artık AKP ile ilgili bir mesele değildir; bir devlet meselesidir. Devletin hiyerarşisinden değil kendi imamlar hiyerarşisinden talimat alan paralel örgüt Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve demokratik anayasal rejim için bir tehdittir. Anayasasında demokratik bir hukuk devleti olduğu yazan Türkiye Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla paralel örgütün tasfiyesine karar vermiştir. Türkiye’nin son dönem tarihinde devlet içindeki tüm unsurların milli mutabakat şeklinde aldıkları böyle bir karar daha vardı. Bu çapta bir devlet kararı 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ilk çıkarmasında alınmıştı. Evet şu an aynen durum budur. Paralel örgüt tasfiyesi kararı işte böyle bir karardır ve milletin çok büyük çoğunluğu da bu kararı desteklemektedir. İşte o yüzden Türkiye içinde yapayalnız kalmış bu paralel örgüt dış devletlerden ve istihbarat teşkilatlarından güç devşirmeye çalışmaktadır.

***

Şu an Cumhurbaşkanlığı’ndan Başbakanlığı’na, TSK’dan, Emniyet’e, MİT’ten Hariciye ve Maliye’ye, tüm kurumlar ittifak halindedir. Yargı kurumunun yüzde 90’ı da devletin bu kararının arkasındadır. 30 Mart seçimleri yaklaştığı için siyasi arenada parti kavgası görüntüsü olabilir ama devletin içinde CHP ve MHP çizgisinde olan nerdeyse tüm personel de bu devlet kararının arkasındadır. Çünkü paralel örgütün ne yöntemlerle iş gördüğünü en iyi bu teşkilatların kadroları bilmektedir.

Yakın tarihte hiçbir devlet politikası devletin içinde bu kadar taraftar bulmadı. Bu devlet kararına karşı olanlar sadece paralel örgüt mensuplarıdır. Onlara da tavsiyem cemaat hiyerarşisinden bir an önce koparak içinde oldukları imamlar düzeneğini itiraf etmeleridir. İyi niyetle ve meşru devletten yana davrananlar noktasında hukuk herkesin hakkını koruyacaktır.

Manzara bu kadar açıkken, Hürriyet’in devletin gazetesi olduğunu ve devletin kararlarına bağlı olduğunu defalarca ifade etmiş Aydın Doğan ne yapmaya çalışıyor? Niye Hürriyet’i paralel örgütün istediği şekilde çıkartıyor? Hürriyet’in yıllardır temsilcisi olmakla övündüğü devletin o kısmı da bu kararı destekliyor. Aynı şey millet bazında da geçerli. AKP’nin en sert muhalifleri de paralel örgütün tasfiyesine tam destek veriyor. Aydın Doğan bu konuda bilimsel anket yaptırsın aynı sonuçları alacaktır. CHP, MHP ve BDP tabanı da -bu konuda mutabık. Çünkü konu AKP meselesi değil. AKP hür ve adil seçimlerle geldi. Bir gün de aynı demokratik usullerle gidecek. Bizim SABAH olarak itirazımız Doğan’ın AKP’ye muhalefet etmesine değil. AKP’ye dilediğiniz gibi muhalefet edin. Bizim meselemiz paralel örgütle ilgili tüm Türkiye’nin konuştuğu gerçekleri Doğan Medya’nın ısrarla karartması ve okurdan saklaması meselesidir. Aydın Doğan neden millet ve devletin bu ortak demokratik kararına karşı kendi ayağına da sıkan böyle bir tavır içinde?

Aydın Doğan iki kritik davada beraat kararlarını kasten bozan yargı imamlarından mı korkuyor? O davalar nasıl seyir izlemişti ve sonrasında Doğan’ı kafeslemek için paralel yargı hangi kararları aldı? Bu konuda Aydın Doğan’la da uzun uzun konuşmuştum ben… Hepsi yarına…

Reklamlar

ERGENEKON DAVASI /// VİDEO : Eski Ergenekon Hakimi Köksal Şengün’den çok önemli açıklamalar

VİDEO LİNK :

KİTAP TAVSİYESİ /// AHMET AKGÜL : ESKİ BAŞBAKAN NECMETTİN ERBAKAN’IN FARKI

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

İSTİHBARAT /// ESKİ MİT DAİRE BAŞKANI MAHİR KAYNAK : İstihbaratın önemi

Mahir KAYNAK

Genel olarak ülkenin güvenliğinin asker tarafından sağlandığına inanılır. Askerler güvenlikte en önemli rolü üstlenseler bile yeterli sayılmazlar. Bir insan nasıl çeşitli organlardan oluşuyorsa ve hayatı tehlikeye sokan organ hastalıklarına rastlanıyorsa, gereken tedbirler alınmamışsa tam bir sağlık kazanılamaz. İstihbarat servisleri ülke güvenliğinin en önemli yapılardan biridir. Bazı ülkeler askerin görevi dışındaki her şeyi istihbaratın görevine sığdırırlar. Mesela günümüzde mücadele ekonomik araçlarla yapılıyor ve birçok ülke bunun teşhisini ve alınması gereken tedbirlerin hazırlamasını istihbarattan istiyorlar. Burada istihbarat alınacak tedbirlerin aracı değildir ancak ne yapılması gerektiğine karar verilirken onun değerlendirmeleri gözardı edilmez.

Bugüne kadar ülkemizde temel istihbaratın yapıldığı söylenemez. Yani hangi gücün hangi araçlarla ülkemize yön verdiğinin tespitine çalışılmaz sadece kişisel eğilimlerden olumsuz sayılanların teşhisine uğraşılırdı. Mesela bugün ülkemizi yöneten güçlerle rekabet edecek derecede etkin olan cemaat izlenmemiştir. Çünkü o dini bir eylem sayılmış ve ülkenin yönetimini etkileyeceği düşünülmemiştir. Bu durumu genelleştirebiliriz ve istihbarat görevinde önemli bir eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü izlenen ve değerlendirilen şey yabancıların ülkemizdeki operasyonları değil olumsuz sayılan kişilerin izlenmesidir. Bu nedenle istihbarat yabancıların faaliyetleri ve amaçları konusunda isabetli değildir. Bunun birinci sebebi analizin büyükten küçüğe doğru yönlendirilmemesidir. Ayrıca dış müdahalelerin iyi izlenmemesi ve yabancıların ülkemizdeki faaliyetlerinin bilinmemesidir. Mesela dış güçler medyada çok etkindir ama onların yönlendirdiği medyanın yazıları ve haberleri sadece halk değil devlet de bunları önemli sayar ve olayları onlara göre değerlendirir.

***

Bir görevin tam yapılmadığı düşünülüp tedbir alınması istenebilir. Ancak kurum bilinçli bir biçimde görevini yanlış yapıyorsa ne yapılmalıdır? Geçmişten bir misal vererek ne demek istediğime açıklık getirebilirim. Bir gün Özal’a davet edildim ve Kürt sorunu konusundaki görüşlerimi anlattım. Ancak bulunduğumuz salondaki radyoyu rahmetli Özal yüksek sesle açmıştı yani konuşurken ciddi olarak müzik duyuluyordu. Bunun konuşmaların teybe alınmasını engellemek için yapıldığını anladım ve bu konuda görüş bildirmedim. Bir ülkede Cumhurbaşkanı bile devlet tarafından dinlendiği şüphesi taşıyorsa ve görüşlerinin sorulması yerine böyle bir yol izleniyorsa sorun büyük demektir. Dinlemenin yabancı bir servis tarafından yapıldığını düşünseydi bunun devletin organları tarafından önlenmesini ister ve radyo çalmazdı. Kamuoyunda istihbarat önemli bir devlet görevi sayılmıyor ve kendisinin izleneceğinden endişe ediyordu.

Buradan şu sonuca varılabilirdi. Eğer istihbarat ülke vatandaşlarına yönelik olarak yapılıyorsa güvenle değil endişe ile karşılanır. Türkiye’de ciddi bir yabancı yapı vardı ve bu nedenle istediklerini yapabiliyorlardı. Mesela darbeler medyada desteklenmiş ve yapılması için ortam hazırlanmıştır. Günümüzde istihbaratın görevini yapan kadrolar tarafından yapılmasına çalışılması çok önemli bir adımdır. Başarılı olmasını dilerim.

TIR OPERASYONU /// MİT eski Daire Başkanı Mahir Kaynak : ‘SALDIRININ HEDEFİ BAŞBAKAN’

"Saldırının hedefi Başbakan" MİT eski Daire Başkanı Kaynak, ‘TIR krizi ile başlayan kampanyanın hedefi Başbakan Erdoğan’ dedi

"Saldırının hedefi Başbakan" MİT eski Daire Başkanı Kaynak, ‘TIR krizi ile başlayan kampanyanın hedefi Başbakan Erdoğan’ dedi. Kaynak, dun ‘İran yanlısı’ diyenlerin, bugün MİT Müsteşarı Fidan’ı Suriye’de muhaliflere silah göndermekle suçlamalarının çelişki olduğunu söyledi. Seçim odaklı derin operasyonla birlikte Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) yönelik başlatılan karalama kampanyası da hız kazandı. Son dönemde MİT’in korumasındaki bazı TIR’ların savcılar tarafından yetki aşımı pahasına durdurularak aranması, kuruma yönelik yürütülen kampanyanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Yaşanan son gelişmeleri AKŞAM’a değerlendiren MİT eski Daire Başkanı Prof. Dr. Mahir Kaynak, bugüne kadar kuruma karşı bu çapta bir saldırının görülmediğini söyledi. Kaynak, saldırının hedefinin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve onun üzerinden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti.

GÜÇLENMEMİZİ İSTEMİYORLAR

"Türkiye bölgesinde önemli bir güç" diyen Kaynak, "Küresel güçler Türkiye’nin bölgesel güç olmasını istemiyorlar. Başbakan MİT’in başına Fidan’ı getirdiği gün, kuruma yönelik saldırılar başladı. Bugünlerde ise, bu saldırılar ve karalama kampanyaları iyice artırılmış durumda" ifadelerini kullandı. Fidan’ın görevden alınması için Başbakan’a çeşitli yollardan baskı kurmaya çalışıldığını belirten Kaynak, "Daha dün ‘Fidan İran yanlısıdır’ diyenler, şimdilerde ise, MİT kontrolündeki TIR’lara baskınlar yaparak, kurumun Suriye’de Beşşar Esad’a karşı savaşan muhalif gruplara silah taşıdığını iddia ediyorlar. Peki, hani Fidan Iran yanlısıydı. İran yanlısı olan biri nasıl oluyor da İran’ın açık şekilde desteklediği Esad’a karşı savaşan gruplara el altından silah götürebilir" dedi.

http://www.haberyurdum.com/saldirinin-hedefi-basbakan-290145-yerel-basin.html#ixzz2rjiQUpiE

ESKİ EMNİYET İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANI HANEFİ AVCI’DAN FETULLAH CEMAATİ ANALİZİ

Hanefi Avcı’dan bomba açıklamalar

Paralel devleti anlattığı kitabı Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat, yüzünden mahkum olan eski emniyet Müdürü Hanefi Avcı son günlerde yapılmak istenen darbeyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Avcı, cemaatin yönetici kadrolarının emniyet ve yargıyı koordine ettiğini ve söz konusu yapının devletin tüm gizli bilgilerine sahip olduğunu ileri sürdü.

Emniyet ve yargıdaki cemaat yapılanmasını anlattığı kitabı yüzünden tutuklanan Hanefi Avcı cezaevinde Yeni Şafak’tan Ali Bayramoğlu’na çarpıcı açıklamalarda bulundu. Avcı, "Cemaat tüm bilgilere hakim. MİT’in, Emniyet’in, Maliye’nin bilgileri ellerinde. Polisle adliyeyi cemaatin yönetici kadroları koordine ediyor." dedi.

Hükümet-cemaat kavgası, özellikle cemaatin yargı üzerinden yaptığı salvolar pek çok adli süreçle ilgili soru ve kuşkuları tekrar akla getirdi.

Cemaatin emniyet ve yargı içinde keyfi ve kendi hesabına girişimleriyle ilgili pek çok ciddi kanıt, şüphe var ve bu işin pek çok mağduru var.

Şüphe yok ki Hanefi Avcı bunların başında geliyor. 2010’da yayınladığı ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar, Dün Devlet, Bugün Cemaat’ başlıklı, cemaati sorguladığı, pek çok yönüyle teşhir ettiği kitabı onu bir anda cemaatin ‘hedef’i yapmıştı.

Fethullah Gülen, Avcı için o günlerde, ‘Son günlerde emniyet teşkilatından birisinin ‘falan yerde kadrolaşma’ gibi çok yakışıksız iddiaları oldu. Allah taksirâtını affetsin, Allah insanları cehenneme gitme yoluna düşürmesin…’ diyordu.

Tutuklandı Avcı. Solcu ve Ergenekoncu ilan edildi. Kitabı delil oldu.

Avcı tutuklandığı zaman bu köşede şunları söylemiştim:

‘Bir emniyet müdürü ‘teşkilat içinde, özellikle istihbaratta cemaat örgütlenmesi var, beni bile dinliyorlar’ diyen bir kitap yazmakta, bir süre sonra, ‘bir kadınla ilişkisi olduğuna ve bu yüzden izlendiğine dair bilgiler gazetelere servis edilmekte’, ardından ‘silahlı bir sol örgütle dolaylı teması olduğu iddiasıyla tutuklanmakta’… Avcı’nın tutuklanması her yönüyle izaha muhtaçtır…’

Kimi basın organlarında uğradığı itibarsızlaştırma ve kişilik katli girişimlerine, ‘solculara işkence yaptığı günlerle özdeş kılınma’ çalışmalarına rağmen Avcı, bu tarihten itibaren cemaatin adli imkanları kendi hesabına kullanmasını ve bunun mağduriyetini simgelemeye başladı.

Susurluk döneminde çeteler düzenini ifşa eden, TBMM Araştırma Komisyonu’nda, PKK’nın ve destekçilerinin imhası için yasadışı operasyon birimlerinin Emniyet, MİT ve ordu içerisinde aynı kollardan kurulduğunu ortaya koyan adam, emniyet içinde yeni kuşak için idol haline gelmiş, doğruculuğuyla bilenen muhafazakar bir polis, Hanefi Avcı, 2013 Temmuz’unda Devrimci Karargah davasından, solculuktan 15 yıla mahkum edildi.

O ceza bana şu satırları yazdırmıştı:

‘Susurluk devletinin egemen olduğu o dönemde bile bugün olduğu gibi ‘ödüllendirilme’ye yeltenilmedi Avcı. Kendi ifadesiyle ‘devlet dönemi’nde dahi bu türlü cezalandırılmadı. Devletle cemaat arasındaki usül ve güç farkı mı diyelim?’

Geçen hafta salı günü, Adalet Bakanı’nın verdiği izinle, Silivri’ye Hanefi Avcı’yı görmeye gittim. Konuşmak, son olayları değerlendirmek, duygu ve kanaatlarını aktarmak için… Aşağıda okuyacağınız satırlar onunla yaptığım görüşme ve daha sonra onun bana yolladığı kimi notlarla ortaya çıktı.

Açık görüş yaptık Avcı’yla. İki ayrı koridorda iki ayrı kapısı olan, dar camekanlı bir odada, odayı ikiye kesecek şekilde monte edilmiş ince bir masaya benzeyen sabit bir rafta karşı karşıya oturduk. Kapılar üzerimize kitlendikten sonra 1 saatimiz vardı. Benim geldiğimi 10 dakika önce öğrenmişti, kaptığı kimi dosyalarla gelmişti görüşe. Anlatacağı, anlatmak istediği çok şey vardı doğal olarak, kendi davası üzerinden haksızlık ve hukuksuzluklar görülsün istiyordu. Anlatıyor, anlatıyordu. Olaylar, kişiler, dosyalar, kanun maddeleri…

Bir ara durdurdum Hanefi Avcı’yı… ‘Şu an yaşananlar karşısında ne hissediyorsunuz, haklı çıktınız, haklı çıktığınızı hükümet de gördü’ dedim. Şöyle cevapladı beni:

Haklı çıktım diye gram kadar sevindiğim yok. Bilinen, görünen bir şeydi. Bugün yaşananlar ülke için, insanlar için sıkıntılı bir durum. Bundan herkes zarar görecek. Hükümet de cemaat de, özellikle cemaat. Ama olumlu düşünecek olursak, bunun sayesinde belki bazı şeyler yerli yerine oturur. İnsanlar zamanla başka gerçekleri görüyor. Eskiden ben ve çevrem cemaatin verdiği eğitim hizmetini her şeyden değerli, her şeyden önemli görürdük.. İstihbarat için, telefon dinlemeler için de aynı şey oldu. Ben bunları suç takip için çok önemli görürdüm. Ancak yeri geldiği zaman bunun ne kadar sorun yaratabileceğini, nasıl kötüye kullanabileceğini, nasıl haksızlığa yol açabileceğini de gördüm…

HİÇ KİMSE MÜSAADE ETMEZ

Yaşanan büyük gerilimi nasıl değerlendirdiğini sordum Avcı’ya. Yanıtı şu oldu:

Bu olayın adı ne, nasıl tanımlamak lazım ve kim haklı? Bu sorulara cevap vermek için önce şu anki durum ne, onu bir tam tespit etmek gerek. Geçmişime bakıldığında her iki tarafa da en yakın kişiyim, samimi, içten, onlarla gönül bağı olan, aynı değerlere inanan, özel dünyamda aynı yaşam biçimini arzulayan biriyim. Bu yetiştiğim çevremden, özel yaşamımdan, yakınlarımdan bilinen, anlaşılan bir halimdir. Bugün ise her ikisinden de ağır cezalar gördüm. Cemaat uydurma iddialar, iftiralar ile bana ceza davaları açılmasında etkin oldu, hükümet ise haksız yere birkaç defa meslekten, memuriyetten ihraç ve onlarca disiplin cezası verdi. Ama bugün durum şu: Hiçbir ülkede hiçbir iktidar kendi kurumlarının dışarıdan birilerince yönetilmesine ve kendi menfaatleri için kullanmasına müsaade edemez. Hatta cemaatin kendi elemanlarının kurduğu bir iktidar bile olsa, kendi kurumlarını ve memurlarını kendisi yönetmek ister. Dışarıdan kendi cemaatinden birilerinin karışmasına razı olmaz. Hangi iktidar olursa olsun bu mücadeleyi yapmak zorunda.

YORUM FARKI YOK HEPSİ DE AYNI

Bugünkü noktaya gelineceğini bekliyor muydu Hanefi Avcı?

Üç yıldır hapisteyim. Uzaktan bakmak bazen iyi olabiliyor. Az bilgiyi iyi kullanabiliyorsunuz mesela. Bazı gelişmeleri baştan gördüm. Özel Yetkili Mahkemelerin buraya kadar geleceğini görüyordum. 2012’ye kadar tüm önemli soruşturmaların tüm tutuklama kararları aynı mahkemenin nöbetçi olduğu gün veriliyor. O gün başlıyor süreç. Hep aynı mahkeme, 10. Ağır Ceza Mahkemesi. Böyle bir tesadüf olabilir mi? Bunu görüyordum. Mahkeme heyetlerinde yargıçlar arası yorum farkları olur. Ama Özel Mahkemelere bakıyorsun, hiç yok. Hep aynı görüş, hepsi aynı fikirde. Böyle bir şey olamaz. Bunu görüyordum. Her soruşturmaya gizlilik kararı veriyor ve sonuna kadar kaldırılmıyor. Örneğin bir kez kaldırılması için başvurdum. Bir hakim, ‘mevzuatta yoktur, gizlilik kararı kaldırılamaz’ kararı verdi. Daha sonra itiraz edince mahkeme heyeti, bu kararın yanlış olduğunu söyledi ama, o kararı veren hakim, Ömer Diken, 10. Ağır Ceza Reisi yapıldı…

İPLERİ TUTAN EL DIŞARIDA

Bu ‘organizasyon’, bu ‘mekanizma’ nasıl işliyor? ‘Polisle adliye birlikte çalışmıyor. Her ikisini de dışarıda cemaatin yönetici kadroları koordine ediyor, her ikisi de dışarıda cemaat yöneticilerinin emir ve talimatıyla iş yapıyor’ diyor Avcı. Şöyle devam ediyor:

Kamu kurumunda çalışan her kişi kendi elde ettiği bilgileri, cemaate aktarıyor. Bu yukarıda birleştiriliyor. Büyük bir havuz oluşturuyorlar. Sonra kime dava açılacak, kim tutuklanacak yukarıda karar veriyorlar. Önce olayı kendileri yakın medya üzerinden sızdırıyorlar. Sonra polis savcının işini yapıyor. Tespit tutanağı fezlekeye geçiyor. Fezleke iddianayeme dönüyor. Örneğin bir dilekçe veriyorsun ya da soruşturma başlıyor. Öne arkaya kaydırarak belli kişi ve makama denk getiriliyor. Savcılar şikayet dilekçilerini dikkate almıyor. Tanık üretiliyor. Bu adamların çalışma biçiminin gösterilmesi lazım. Binlerce insan dinlenmiş kimsenin haberi yok.

HSYK’DA İŞLEM YOK!

Şu örnekle bugün tartışılan HSYK’da gönderme yapıyordu:

Ben bir şikayetimi HSYK’ya gönderdim. Gülersin, cevap iki sene sonra geldi. Bir yargıca havale etmişler, o da reddetmiş başvurumu. Ama vahim olan şu: Yargıcın verdiği dosya numarası benimki değil, bir başka numara. Dosyaya bile bakmadan reddetmiş talebi… Polis-savcının ve hakimin yaptığı hukuka aykırılıklar HSYK’ya şikayet ediliyor ama aylar yıllar geçiyor hiçbir işlem yapılmıyor. Suç olduğu sabit belgeli hususlarda bile iki yıldan önce HSYK cevap vermiyor.

ONLARI BEN YETİŞTİRDİM GÖRÜR GÖRMEZ ANLARIM

Aslında nereden nereye gelindi. Silivri’ye gitmeden önce fikrini almak istediğim Ruşen Çakır, ‘Beşir Atalay’ın İçişleri Bakanlığı zamanında Avcı’nın Emniyet Genel Müdür Yardımcısı yapılacağı söyleniyordu’ diye bir hatırlatma yaptı. Sordum bunu Avcı’ya.

Bakan Eskişehir’den beni Ankara’ya almak istedi. Daire başkanlığı önerdiler ama o zaman bu uygun olmazdı. Bakanın yanında olmam için bir formül aranıyordu. Bulunamadı. Ama o esnada cemaat haber gönderdi. Ankara dışına çıksın da nereye giderse gitsin diye…

Bakanla konuşmalarını anlatırken aslında cemaatle ilgili derinlik meselesini de anlatıyordu.

Bakana anlattım o zaman, ‘cemaat yapılanması sizin tahmininizden çok derin’ diye. Cemaat tüm bilgilere hakim. MİT’in, Emniyet’in, Maliyenin bilgileri ellerinde. Bu, büyük bir güçtür dedim. Bunun üzerine gidilmesini, denetim yapılmasını, yoksa büyük sorunlar doğabileceğini söyledim. Temelde istihbarat dairesi vardır. Sizin haberiniz olmadan, dinleyen kim adına dinliyor. Buna kim karar vermiş. Şube müdürü olabilir mi? Olmaz. Dışarıdan birileri talimat veriyor. İşte bunlardan birisi Kozanlı Ömer…

Hükümetin sorumluluğunu her fırsatta hissettiriyordu Avcı…

Bir hüsn-ü niyet var bunlara karşı. O yüzden ‘her şeyi yapabiliriz’ havasına girdiler. Hükümetin hoşgörüsüyle, görmezden gelmesiyle, bir iki ihlale göz yummasıyla iyi cesaretlendiler, ciddi hukuksuzluklar üretmeye kadar gittiler. Sahte delil üretmeye başladılar.

En iyi bildiği konuyu emniyet istihbaratın altını özellikle çiziyordu:

İşin çapı büyük. Cemaat kendi parasıyla dinleme cihazı alıp bunları Emniyet İstihbarat’ta tutup kullanıyor, TİB’de kendi kanallarıyla dinleme yapıyorlar. Sahtecilik operasyonunu onlar yapıyor. İzmir (casusluk) süreci bir rezilliktir. Cemaatin istihbarattaki adamları, istihbaratın kendi fişleri, kendileri için hazırladıkları fişleri seçip subayların bilgisayarına koymuşlar. Bir istihbaratçı olarak, bu adamları yetiştirmiş biri olarak, bunu görür görmez anlarım.

Ne yapmalı?

Siz dışarıda olsanız ve işin başına getirilseniz, nasıl temizlerdiniz bu işi?

İşin yüzde 90’lık kısmı tehlikeyi görmektir. Hükümet zamanında bunu görmedi ve büyük hata yaptı. Epey süredir Türkiye, resmi kurumları dışarıdan yönlendirilerek yapılan vahim olaylar yaşıyor. Polis-yargı bu sahada en hayati kurumlar. Kasıtlı hukuk ihlalleri yapıyorlar; insanlar, bu anormalliği normalleştirmeye, kanıksamaya, kabullenmeye itiliyor. Sanki polisi-yargıyı dışarıdan yönetmek, sahte deliller uydurmak, keyfi kararlar normalleştiriliyor. Bugün en önemli safha, olayın boyutunun yönetimce iyi algılanmasıdır; bunun da gerçekleştiği kanaatindeyim. Keşke kitabı yazdığım zaman müdahil olunsa idi, o zamandan bu yana bu yapı çok genişledi, emniyette tüm istihbaratta, KOM’da (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele) nerdeyse ‘ful’ denecek hale geldi, hemen hemen tüm istihbarat ve KOM şubelerinde cemaat kadroları hakim oldu, tahribat arttı, cemaatin tayin terfi vs etkisini gören çok kişi de menfaati için o tarafa kaydı…

GÖRMESEM İNANMAZDIM

Tehlikenin görüldüğü artık açık, şimdi ne yapmalı?

Evet, şimdi olayın halka anlatılması gerekir. Ben yaşamasam inanmazdım devletin kendi insanını sahte delil yaratarak suçlayacağına… Göstermek lazım, karşımızda görevini yapmaya çalışan bir polis-yargı düzeni yok. Hukuku tanımayan, ülkeyi ve devleti nereye getireceğini göremeyen, devleti devlet olmaktan çıkaran, devlete, yargıya-polise güveni yok eden bir çalışma biçimi ve yapı var. Gerçek yaşanan hukuksuzlukları halk tam bilmiyor, onun için öncelikle bu konuda yapılan hukuksuzlukların ortaya konması gerekiyor. Bunu özellikle cemaatin tabanının görmesini sağlamak lazım. Cemaat polisleri, savcıları yaptıklarını devlet için yapmıyorlarsa, ‘kimin için yapıyorlar’, ‘neden yapıyorlar’ sorusuyla anlatmak çok önemli. Özellikle cemaat tabanının bunları görmesi, soru sorması sağlanmalı.

TEŞHİR EDİLMELİLER

Yöntemi ne olacak bunun?

Bence yöntem, sahtecileri ve sahtekarlıkları ortaya çıkarmaktır. Onları kendi evraklarıyla, işlemleriyle kıstırmaktır ve teşhir etmektir. Bu mümkün. Oda TV davası bende olsa, davayı ters çevirsek, ben bizi suçlayanların hepsinin sahtekar olduklarını ispat ederim, mahkum olmalarını sağlarım. İzmir soruşturması, casusluk davası bir rezilliktir. Cemaat polisi kendi topladığı istihbarat bilgilerini almış, askerlerin bilgisayarlarına koymuş… Bunu teşhir etmek lazım…

Temizlemem

‘Bu sorunu çözmek için işin başına getirilseniz’ dediğim zaman Avcı’nın girizgahı ruh halini göstermesi bakımından önemliydi. Bunca ağır siyasi mesele içinde bir ayrıntı gibi görünse de, bu ruh hali, haklılığı tescil edilmiş bir kamu görevlisinin iç dünyasına ve beklentilerine işaret ediyordu. Avcı böyle bir görevi neden almayacağını anlatırken, hapisteki bir tutukluyla değil, görev başındaki ya da göreve kısa ara vermiş bir emniyet müdürüyle koşuyor gibi hissediyordunuz kendinizi…

Böyle bir olayda birkaç sebepten görev almak istemem. Birincisi ben açıktan bu işe karşı biliniyorum, her yaptığım önyargıyla taraflı anlaşılır halbuki bu mücadele herkesçe adil kabul edilecek şekilde olmalı. İkincisi bu işte karşıya çıkacak insanların çoğunu tanıyorum bir kısmı yanımda çalışmış kişilerdir ben eskide bir kişiyi dost kabul etmiş isem bu gün o bana kötülük de yapsa ben ona karşı hiçbir zaman zarar verecek işte bulunmak istemem. Üçüncüsü benim birikimim, görev anlayışım hep devleti açıkça hedef alan terör gruplarına karşı olmuş; bu tür gruplara karşı personel tahkikatları konusunda uzmanlaşmış insanlara ihtiyaç vardır.

Vatanını seven Başbakan’a destek versin

Gülen cemaatiyle ilgili fiilleri nedeniyle Devrimci Karargah Örgütü’ne üye olmakla suçlanarak cezaevine konulan Emniyet eski Müdürü Hanefi Avcı, Silivri Cezaevi’nde Sevilay Yükselir’e konuştu.

Aralık operasyonlarının perde arkasını değerlendiren Avcı yaşananları şu sözlerle anlattı: Eskiden dindarları fişliyorlar diye onlara kucak açtım. İşinden gücünden başka bir şey düşünmeyen insanların görevlerini başka amaçlar için kullanacakları aklıma gelmezdi. Devlet içinde bir devlet kurmaya çalışan bir örgütle karşı karşıya olduğumuzu anladım ve ‘eyvah’ dedim; Biz kimlere el vermişiz? Kimlerin önünü açmışız!

BU İŞİN ŞAKASI YOK

‘Emniyette Ergenekon yapılanması yok dedi’ diye Mustafa Gülcü’nün fişini çektiler… Hükümet fotoğrafı net olarak gördü artık. Şu anda herkes, iktidarı muhalefeti, Türk’ü Kürt’ü dindarı dinsizi… Bu ülkeye aidiyet duygusu hisseden herkes Tayyip Erdoğan’ın yanında tavır almak zorundadır. Bu bir fırsattır ve bu fırsat değerlendirilmelidir. Balyoz ve Ergenekon Davaları’ndan yargılananlar bile şu anda hükümetin yanında tavır alınması gerektiğine inanıyorlar ve muhalefetin tavrına da çok kızıyorlar. Çünkü biz hepimiz onların mağduruyuz. MİT bir şey sevk ediyorsa savcı buna bakamaz. Bu işin şaka kaldırır yanı yok. Bu bir devlet politikasıdır. Ben hükümetin iki adımını destekliyorum. Birincisi 17 Aralık operasyonu üzerine hükümetin başlattığı çalışmalar. İkincisi çözüm süreci. Çözüm süreci bu ülke için çok hayati, çok önemli..

Hizmet ağı

Emniyetin eski patronu Hanefi Avcı, paralel yapının nasıl işlediğini anlattı.

Bakan Mehmet Ali Şahin’in de açıklamalarıyla fikir verdiği hizmet ağını TAKVİM adım adım ve kademe kademe tablolaştırdı

1) Yapı bünyesinde özellikle kamuda çalışan doktor, öğretmen, memur, belediye elemanı gibi isimler topladıkları bilgileri ortak havuza aktarıyor. Bu havuz TİB, MİT, Emniyet gibi kritik görevlerde bulunanlardan akan bilgilerle de besleniyor.

2) Veri havuzundaki bilgiler ayıklanıp Konsey’e sunuluyor. Konsey ise kendilerine tehdit oluşturacak isimleri belirliyor. Bu isimler Emniyet Abisi’ne veriliyor. Kozanlı Ömer lakaplı Osman Hilmi Özdil’in talimatıyla isimler hakkında dosya açılıyor.

3) Paralel yapının emniyet birimlerindeki elemanları gerekli hazırlığı yaparken, bilgiler paralel yapının medya uzantılarına sızdırılıyor. Paralel medya hedef kişiler hakkında haberler yaparak, itibarsızlaştırma operasyonunu gerçekleştiriyor.

4) Şube müdürü, emniyet amiri gibi yapının polisteki rütbeli elemanları, aldıkları görev üzerine gizlice dinleme ve takipler yapıyor. Gerektiğinde sahte deliller titizlikle üretiliyor ve soruşturmada paralel yapı adına konuşacak gizli tanıklar bulunuyor.

5) Emniyetteki isimler bu süreçte dinleme ve takip yapmak için cep telefonlarının IMEI numaraları üzerinden yetkililerden talepte bulunuyor. Ya da sahte isimler kullanılarak, dinleme ve takibin yapıldığı şahıslar gizli tutuluyor. Bu bilgiler ışığında toplanan verilerle polisin tespit tutanakları adeta bir fezleke gibi detaylı hazırlanıyor.

6) Gizlice yürütülüp ince ince işlenen tutanaklar dosya haline getirilerek paralel yapının temasta olduğu savcılara gönderiliyor. Dosyalar o kadar ayrıntılı hazırlanıyor ki savcılar suç duyurusunda bulunur bulunmaz, yüzlerce sayfalık iddianameleri saatler içinde kolayca hazırlayabiliyor.

7) Yargı içindeki yapılanma, kritik bulduğu bazı isimler hakkında karar almakta zorlanınca, dosyayı Pensilvanya’ya gönderiyor. Polis ve yargıdaki yapının benzeri Adli Tıp’ta da işliyor. Delillerle ilgili itirazlar raporla çürütülüyor.

8) Savcılar ellerindeki dosyaları kendi adamlarının bulunduğu mahkemelere götürüyor. Böylelikle gözaltı ve tutuklama kararları rahatlıkla çıkıyor. Gerektiğinde bu mahkemelerin nöbetçi olduğu günler özellikle bekleniyor.

9) Soruşturma ve yargılama aşamasında paralel yapının yargı içindeki isimleri tutuklu sanıkların her türlü itirazını yok sayıyor. Hatta yargıçlar hemen gizlilik kararı alarak delillerin tanık avukatlarıyla paylaşılmasını bile önlüyor.

‘Başbakan’ı aldattılar’

Sabah Gazetesi, yazdığı kitapta paralel yapıyı deşifre ettiği için cemaat polisinin ve yargısının hedefine oturan, sahte belge ve komplolarla tutuklanıp cezaevine konulan Hanefi Avcı ile röportajın bugün ikinci bölümünü yayınladı.

Hanefi Avcı: Binlerce insanı dinleyip evrak biriktirdiler ve şantaj malzemesi yaptılar. Baykal ve MHP’lilerin kaset olayı da en net örnek. Emniyet ve istihbarat istese bunları çözerdi. Polis eğer bir olayı çözmek istemiyorsa, o işte parmağı vardır.

Bu derin yapıyla mücadelede HSYK yasa değişikliğinin çok kritik bir hamle olduğu söyleniyor.

Kesinlikle doğru! Klasik bir hukuk düzeni yok orada. Bunu halkın görmesi lazım. Ben bizzat yaşadığım hikâyelerden biliyorum. 3 günde işleme konulması gereken evrak 1 ayda işleme konmuyor. Bir hâkimin önüne gitmemesi gereken evrak bir şekilde ayarlanarak onun önüne gidiyor. Dosyadaki evrakla onun önündeki evrakın numaraları birbirinden farklı, tutmuyor. Mesela bir davamda hakim Ömer Diken aynı gün hem mahkeme üyesi hem de mahkeme başkanı görünüyordu. Şikâyet ettim. Hâkim inceledi, "Ben suç görmedim" dedi. Sonra onu (Ali Alçık) Yargıtay üyeliğine terfi ettirdiler. Benim yaptığım başvuru ile başvuru sonucunda verilen ret kararındaki evrak numaraları birbiri ile örtüşmüyor. Bu durum yapılan başvuruların esasına hiç girilmediği ve sonucun önceden belli olduğunu göstermektedir.

‘YENİ SPONSORLARA BAKIN’

Bazı işadamlarına bağış için baskı yapıldığı iddiaları da var.

Fethullah Gülen’in internete düşen ses kayıtlarından -ki bende basından takip ettim – iş adamları ile anormal bir ilişki kurduğu anlaşılıyor. Bu ilişkilerin ortaya çıkması için kayda gerek yok aslında. Türkçe olimpiyatlarının sponsorlarına bakmak yeterli. Ben de birkaç kez gittim o organizasyonlara. O zamanlar sadece cemaat gönüllüsü esnaf ve işadamlarından destek alırlardı. Son dönemlerindeki sponsorlar ise Türkiye’nin devler liginde olan patronlar. Daha önceki sponsorlarına bakın, bir de şimdiki sponsorlarına bakın. Baskı yapılıp yapılmadığını anlarsınız.

Özel hayat ve iletişim özgürlüğü de elden gitti!

O çoktan gitmişti zaten. Binlerce insanı dinleyip, izleyip kaydetti bunlar. Evrak biriktirdiler. Ve sonra bunları şantaj malzemesi yaptılar. Baykal ve MHP’lilerin kaset olayı bu işin bariz bir örneğidir.

‘BAŞBAKAN’I ALDATTILAR’

7 Şubat olmasaydı Başbakan bu yapının farkına varamaz mıydı?

Orda bir yanılgı var. Herkes Başbakan’ın bu örgütün farkına 7 Şubat’ta vardığını düşünüyor ama değil. Ondan daha önce oldu bu. Oda TV davasında. Zekeriya Öz’ün niyeti sahte delil üreterek Oda TV davasını Malatya’daki Zirve davasıyla birleştirip sansasyon yaratmaktı. 100 klasör evrak hazırlanmıştı. Bu sayede ayrı bir toplama operasyonu yapılacak ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile başka kurumlardan, üniversitelerden ve medyadan onlarca insan tutuklanacaktı. Bu olacak şey değildi. Operasyonu genişletecek, büyük dalgalarla gözaltı operasyonları yapılacaktı. Ancak bunun bilgisi gitti Başbakan’a. Sanırım bu bilgiyi MİT verdi.

Başbakan işte orda anladı olayın vehametini ve hemen harekete geçti. Önce İstanbul Emniyeti’nden bu yapının en önemli ismi olarak bilinen Ali Fuat Yılmazer’i aldı görevden sonra Zekeriya Öz’ü. Dananın kuyruğu orada koptu tabii. Bu son sansasyonel operasyonları engellenince hem MİT hem de Başbakan bitti onlar için. Sonrasını biliyorsunuz zaten.7 Şubat darbesi devreye sokuldu ki bana göre korkunç bir saldırıydı. Aslında bu yapıyı bitirmek için 7 Şubat bir şanstı ama Başbakan ile hükümet bu şansı kullanamadı. Orada alenen devletin politikalarına kafa tutan bir suikast söz konusuydu. O gün bugünkü gibi kararlı bir tavır göstermiş olsaydı yine çok daha avantajlı olacaktı devlet. Sanırım cemaate yakın bazı çalışma arkadaşları olayın 7 Şubat’la dondurulacağını söyleyip aldattılar Başbakan’ı.

‘ASKERİN DE İÇİNDELER’

Adana ve Hatay’da MİT’in TIR’ları durdurulup aranıyor. Sizce neler oluyor?

Devletin bir kurumunun yaptığına diğer kurumu mani olamaz. MİT bir şey sevk ediyorsa savcı buna bakamaz. Bu işin şaka kaldırır yanı yok. Bu bir devlet politikasıdır. Devlet isterse silah isterse başka şey nakleder. Eğer devlet bu benim malım bana ait diyorsa orada kimsenin müdahalesi söz konusu olamaz. Adana ve Hatay’da yaşananlar skandal ötesi, Türkiye’nin dış dünyada itibarını sarsamaya dönük bir tutum. Çoğu insan sanıyor ki bunların tek amaçları Türkiye’yle ilgili dünyada teröre yardım ve yataklık eden bir ülke algısı yaratmak. Bir amaçları da Türkiye Devleti’nin istihbaratının nasıl bir zaafiyet içerisinde olduğunu göstermek. Dünyanın bütün gizli servisleri hayretle izliyordur olanı biteni.

Bu durumda bu yapının MİT içerisine de sızmış olduklarını söylemek mümkün mü o zaman!

TIR olayları bu örgütün sadece MİT’te değil aynı zamanda askerde de olduğunu ortaya koyuyor. O TIR’ları durduran polis değil, jandarmadır. Hiç kimse bilmese bile asker devletin milli istihbaratının kontrolünde olan TIR’ları durduramayacağını bilir. Asker bunu bile bile durduruyorsa durup düşünmek lazım.

‘HER YOL MUBAH DİYORLAR’

Mehmet Ali Şahin paralel yapının Yargıtay imamıyla ilgili bir iddia ortaya attı ve konuyla ilgili hukuki işlem başladı. Görev yaptığınız dönemde Yargıtay imamının kim olduğuna ilişkin her hangi bir bilgiye rastladınız mı?

Yargıtay imamının kim olduğunu bilmiyorum. Ancak Yargıtay’a bakan imam Yargıtay’ın içinden değildir. Kurumlara bakan imamlar kurum dışından seçiliyor. Emniyet ve yargıdan farklı değil. Sızan belgeler, durdurulan TIR’lar… Paralel yapının bu kurumlara bakan imamları da var. MİT ve Genelkurmay imamlarının ismini savcıya verdim. Bu imamlar da tıpkı Yargıtay imamı gibi kurum içinden değil kurum dışından.

Sahte delil üretme, haksız tutuklamalar, dezenformasyon… Peki alnımız secdeden kalkmıyor diyen insanlar bu "günah"ları nasıl içselleştiriyor?

Çok doğru bir soru. Bir yandan Allah diyerek bir yandan da bu hukuksuzlukları nasıl içselleştiriyorlar? Nasıl haksız tutuklamalar yapıyorlar. Ve günahsız masum insanları sırf onların karşısında diye içeri tıkıyorlar? Çünkü bunlar meseleye tipik bir örgütçülük anlayışıyla bakıyor ve örgütünün hedefine ulaşması için de her yol mubah anlayışını benimsiyor. Sahte belgeler, atılan iftiralar ve haksız tutuklamalar onlara göre verdikleri savaşın bir parçası. Ve o talimatların kutsal bir yerden geldiğine inanıyorlar.

"ÖYM’LER İSTEDİĞİNİ ALIP İÇERİ ATTI"

Cemaat uygulamaları nasıl bir Türkiye yarattı?

Öyle bir ortam yaratıldı ki herkes "bir numara" yapılmaktan korktu. O güce biat etti. Özel Yetkili Mahkemeler istediğini alıp içeri attı. Burada tabii hükümetinde çok büyük hatası oldu. Özel yetkili savcılıklar ve mahkemelerle çift başlı bir hukuk oluşmasına olanak tanındı. Bu çift başlılığı da paralel yapı çok güzel kullandı. Bu yolla da Türkiye’de resmen bir istibdat yaratıldı. Fiilen ayrı bir paralel hukuk yapısı üretildi. Düşünün… Cemaati eleştirmek suç haline getirildi. Eleştiren herkes bir şekilde bertaraf edildi. Ahmet Şık yayımlanmayan kitaptan cezaevine girdi. Nedim Şener aynı şekilde. Benim durumum zaten ortada. Yazarlar, gazeteciler itibarsızlaştırılarak sindirilmeye çalışıldı. Hal böyle olunca tabii vatandaşın devlete güveni sarsıldı.

ÇÖZÜM SÜRECİ HAYATİ

Birileri vatandaşı arıyor, "Ergenekon’a üye olduğunuza ilişkin dosya hazırlanıyor. Şu kadar para verin" diyor vatandaş kanıyor. Çünkü birilerinin sahte delil üretebileceğine inanıyor. Cemaatin pratikleri devlete güven sarstı.

Bu arada bu yapının çözüm sürecine de bir karşı duruşu olduğu görülüyor. Yorumunuz nedir?

Cemaat bu hükümetin bütün politikalarına karşı. Ben hükümetin iki adımını destekliyorum. Birincisi 17 Aralık operasyonu üzerine başlatılan çalışmalar. İkincisi çözüm süreci. Çözüm süreci bu ülke için çok hayati, çok önemli… Hükümetin çözüm sürecini ileriye götürme konusunda temkinli olduğunu görüyorum bence böyle olmamalı. Hükümet bir an önce çözüm sürecini başarıya ulaştırmak zorunda. Çözüm süreci olmazsa savaş yeniden başlar. Allah korusun. İşte o zaman felaketi olur bu ülkenin!

‘POLİS İSTESE KASETLERİ ÇÖZERDİ’

Deniz Baykal ve MHP’lilere yönelik kaset skandallarının arkasında paralel yapının yattığına işaret eden Hanefi Avcı, "Emniyet’in İstihbarat’ın elindeki imkânları bilerek söylüyorum. Eğer isteseydiler kasetlerin kim ya da kimler tarafından yapıldığını çözerlerdi. Polis eğer bir olayı çözmek istemiyorsa o zaman bu işin içindedir ve parmağı vardır" diyor.

POLİSLERDEN, BAĞIŞ DİYE YÜZDE 10 KESİNTİ

Sevilay Yükselir, Yahya Bostan (en sağda) ve Abdurrahman Şimşek’e konuşan Hanefi Avcı: "Emniyet personelinde bu yapıya bağlı polislerin maaşlarından her ay yüzde 10 civarında kesinti yapıldığını tahmin ediyorum. Bu paralar bağış adı altında cemaate aktarılıyor." (SABAH)

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// ESKİ EMNİYET MÜDÜRÜ HANEFİ AVCI : Vatanını seven Başbakan’a destek ve rsin

Gülen cemaatiyle ilgili fiilleri nedeniyle Devrimci Karargah Örgütü’ne üye olmakla suçlanarak cezaevine konulan Emniyet eski Müdürü Hanefi Avcı, Silivri Cezaevi’nde Sevilay Yükselir’e konuştu.

Aralık operasyonlarının perde arkasını değerlendiren Avcı yaşananları şu sözlerle anlattı: Eskiden dindarları fişliyorlar diye onlara kucak açtım. İşinden gücünden başka bir şey düşünmeyen insanların görevlerini başka amaçlar için kullanacakları aklıma gelmezdi. Devlet içinde bir devlet kurmaya çalışan bir örgütle karşı karşıya olduğumuzu anladım ve ‘eyvah’ dedim; Biz kimlere el vermişiz? Kimlerin önünü açmışız!

BU İŞİN ŞAKASI YOK

‘Emniyette Ergenekon yapılanması yok dedi’ diye Mustafa Gülcü’nün fişini çektiler… Hükümet fotoğrafı net olarak gördü artık. Şu anda herkes, iktidarı muhalefeti, Türk’ü Kürt’ü dindarı dinsizi… Bu ülkeye aidiyet duygusu hisseden herkes Tayyip Erdoğan’ın yanında tavır almak zorundadır. Bu bir fırsattır ve bu fırsat değerlendirilmelidir. Balyoz ve Ergenekon Davaları’ndan yargılananlar bile şu anda hükümetin yanında tavır alınması gerektiğine inanıyorlar ve muhalefetin tavrına da çok kızıyorlar. Çünkü biz hepimiz onların mağduruyuz. MİT bir şey sevk ediyorsa savcı buna bakamaz. Bu işin şaka kaldırır yanı yok. Bu bir devlet politikasıdır. Ben hükümetin iki adımını destekliyorum. Birincisi 17 Aralık operasyonu üzerine hükümetin başlattığı çalışmalar. İkincisi çözüm süreci. Çözüm süreci bu ülke için çok hayati, çok önemli…

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: