Etiket arşivi: FETULLAH GÜLEN DOSYASI

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// YENİ ŞAFAK’TAN MÜTHİŞ İDDİA : Türk Solu dergisinin paralel yapı bağlantısı deşifre oldu !

Türk Solu dergisi ile paralel yapılanmaya bağlı polislerin bağlantısı deşifre oldu. 17 Aralık komplosunun ardından görevden alınan polisler ile dergi yöneticileri Skype üzerinden temas kuruyor. Görüşmelerde paralel yapılanmanın Türk Solu’na talimatla yazı yazdırdığı belirlendi

Ergenekon soruşturması sırasında Ankara’da ‘Ordu Göreve’ pankartı açarak kamuoyu algısı oluşturan Türk Solu Dergisi ekibinin paralel yapıyla ilişkisi deşifre oldu. İstihbarat birimleri paralel yapıya mensup polisler ile Türk Solu yöneticilerinin ’22 kezden fazla olmak üzere’ Skype üzerinden defalarca iletişime geçtiği belirlendi. Bu temaslara paralel olarak Türk Solu yayın politikasında değişikliğe gitti. Dergi, hükümet darbesini hedef alan yolsuzluk kılıflı operasyonlarda paralel yapıya destek vermeye başladı.

ÇULHAOĞLU’NA SAVCI DESTEĞİ

Aydınlık grubundan ayrılarak ulusalcı solda yeni bir akım oluşturmaya çabalayan Gökçe Fırat Çulhaoğlu yaptığı sansasyonel, hakaret içerikli ve ırkçı yayınlara rağmen şu ana kadar herhangi bir hukuki yaptırıma maruz kalmadı. Ergenekon soruşturması sürecinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a silah hedefi doğrultulmuş bir kapak yayınlayan dergi özellikle Türkiye’de yaşayan Kürtlere de ırkçı propogandalara imza atmıştı. Son olarak 2013 Ekim’inde Başbakan’a ‘PKK Eşbaşkanı’ diyen ve Erdoğan’ı PKK yönetici olarak resmeden Türk Solu hakkında Başbakan’ın avukatları tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yayını düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirerek soruşturmaya takipsizlik verdiği öğrenildi.

YENİDEN YARGILAMAYA DA KARŞI

‘Ulusalcı-Sosyalist-Kemalist br çizgide’ olduğunu iddia eden dergi son günlerde Eegenekon ve Balyoz yargılamaları ile ilgili gündeme gelen yeniden yargılama konusunda açık bir karşı duruş sergilemeye başladı. Tayyip Erdoğan’ın Doğu Perinçek’e görev verdiğini iddia eden dergi, Perinçek’in dışarı çıkarılıp CHP’yi bölmek için görevlendirildiğini öne sürdü.

Talimatlar Skype’tan

Paralel devlet bağlantılı polis şeflerine yönelik yürütülen soruşturmada polisler ile Çulhaoğlu’nun irtibatları deşifre oldu. Güvenli olduğu gerekçesiyle Skype üzerinden yapışan çok sayıda görüşmede paralel yapılanmanın Türk Solu’na talimatla yazı yazdırdığı belirlendi.

İşçi Partisi içinde siyasi çalışmalar yapan Çulhaoğlu, MİT ajanı olduğu gerekçesiyle partiden kovulmuştu. İP macerasının ardından Türksolu isimli dergiyi çıkarmaya başlayan Çulhaoğlu, CHP’den de ‘teklif’ aldı. Çulhaoğlu bir dönem CHP içinde de bulunmuştu.

Cemaate destek istedi

Derginin sahibi Gökçe Fırat Çulhaoğlu son yaşananlarla ilgili ilginç bir yazı yazarak okuyucularına açıkça cemaatten yana tavır almalarını istedi. ‘AKP ile Cemaat’in savaşı, bu savaşın dışındaki güçleri taraf tutmak zorunda bırakıyor’ diyen, Çulhaoğlu şu ifadeleri kullandı: ‘Aslında tablo çok net. Türkiye’de iktidar devrilecek. Tayyip Erdoğan ne kadar dirense de, ne kadar hukuku ortadan kaldırsa da, baskı yapsa da, hile yapsa da yıkılacak! Çünkü ABD artık Tayyip’i istemiyor. Ergenekon tertibinde Türk Ordusu tek bir kurşun atmadan teslim oldu! Ama Cemaat gördünüz Tayyip’e savaşacak cesareti gösterdi. Ve neyi gösterdi bize? Demek ki bir savcı bile pek çok şeyi başarabilirmiş.’Alışverişimi Türk’ten yapıyorum param PKK’ya gitmiyor’ adında bir kampanya başlatan Çulhaoğlu’nun sahibi olduğu derginin eski Genel Yayın Müdürü Erkin Yurdakul 2003 yılında evinin penceresinden atlayarak intihar etmişti.

Cihat Arpacık / Yeni Şafak

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : SGK’nın kayıp kamyonları paralel yapıya para taşımış

İstanbul SGK’da geçen yıl yaşanan ‘kayıp kamyon’ skandalının sırrı çözüldü. İstanbul depolarındaki 180 kamyon hurda, Cemaat’e yakın SGK yöneticilerinin döneminde satılmış. 7 aydır ise soruşturma başlatılamadı

Skandal, SGK İstanbul İl Müdürlüğü’nün Mart 2013’teki zimmet devir-teslim sırasında ortaya çıktı. İstanbul depolarında bulunan 5 milyon TL değerindeki 180 kamyon hurda kağıt ve bilgisayar el altından satılmaş, deponun güvenlik kayıtları silinmişti. Bağ-Kur’dan SGK’ya devredilen 17 kamyonun da izine ise hiç rastlanmadı.

SGK, Temmuz 2013’te eski İl Müdürü R.Y. hakkında inceleme başlattı. Ancak aradan 7 ay geçmesine rağmen paralel yapının memur-yönetici yapılanması olan Marmara Yöneticiler Federesyonu(MAYFED) yöneticisi R.Y. müdür yardımcıları M.Y, M.K, E.U. ile ihale komisyonu üyeleri hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

İstanbul Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü’nde geçtiğimiz yaz ortasında yaşanan ‘kayıp kamyonlar’la ilgili skandalın ucu ‘paralel yapı’ya uzandı. İddialara göre İstanbul ile birlikte Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ iline ait İstanbul’daki depolarda muhafaza edilen ve ihale ile satılması gereken 180 kadar kamyon ve TIR’lık hurda kağıt, hurda bilgisayar ve malzeme ihale yapılmadan el altından satıldı.

Bağ-Kur’dan SGK’ya devredilen 17 adet kamyon demirbaş da bulunamadı. Bu çarpıcı iddia, İstanbul İl Müdürlüğü’nden, SGK Başkanlığı’na geçtiğimiz 11 Temmuz’da bir yazı ile de bildirildi. Yazıda yolsuzluğa dönemin 3 il müdür yardımcısı M.Y., M.K. ve E.U. ile bazı ihale komisyonu üyeleri ve depo görevlilerinin de karıştığı iddia edildi. Ortaya çıkan yolsuzluk, SGK İstanbul İl yönetiminde Mart 2013’te yaşanan üst yönetim değişikliği sonrası zimmet devir-teslimi sırasında ortaya çıktı. Yaklaşık 5 milyon lirayı bulan el altından satışın organize şekilde yapıldığı ve suçu örtmek için söz konusu depolarda tutulan güvenlik ve araç giriş-çıkış kayıtlarının da yok edildiği belirtiliyor. Yolsuzluğun Cemaat’in memur-yönetici yapılanması olarak bilinen bir iş örgütünde yönetim kurulu üyesi olan SGK İstanbul İl Müdürü R.Y. döneminde yaşanması dikkat çekerken, iddialar bununla da bitmiyor. Konuyu araştırmak için görevlendirilen müfettişin de olayın üzerinden 7 ay geçmesine rağmen halen soruşturmaya başlamaması dikkat çekiyor.

Müfettiş soruştur(m)uyor!

YOLSUZLUKLA ilgili 7 ay kadar önce bir müfettiş görevlendirdi. Ancak sıradan işlerde bile olaya hemen el konulurken bu çapta bir yolsuzluk soruşturması ile görevlendirilen müfettişin hâlâ elindeki daha önemli işleri bitirmek için çalıştığı ve bu konuya başlayamadığı belirtiliyor. Oysa bu çapta organize yolsuzluklarda müfettişlerin doğrudan Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunması gerektiği halde bugüne kadar soruşturmanın başlamamış olması, ‘paralel yapı’nın SGK’ya da uzandığı ve bu yolsuzluğun kapatılacağı kuşkularını artırıyor.

Kayıp mallar DEVİR-teslim sırasında ORTAYA ÇIKTI

STAR’ın elde ettiği ve konuyla ilgili İstanbul İl Müdürlüğü’nce hazırlanan ve 11 Temmuz’da SGK Başkanlığı’na gönderilen resmi yazıda İstanbul’da bir süre önce il müdür yardımcısı olarak görev yapan M.Y, M.K ve E.U. ile bazı ihale komisyonu üyeleri ve bir kısım depo memurunun karıştığı iddia edilen olaylar dizisi şöyle yaşandı: SGK’nın yeni İstanbul İl Müdür ve yardımcıları Mart 2013’te sonunda göreve geldi. Yeni yönetimle birlikte kurum görevlileri, eski, reçete, faturave demirbaşların kaldırıldığı depolarda incelemede bulundu. Amaç ise Şişli’deki iki deponun boşaltılacak olmasıydı. Zira eski SSK ilaç Fabrikası ve Bomonti’deki deponun Ocak 2014’e kadar devredilmesi gerekiyordu. İlk gidilen yer Kadıköy Göztepe’deki depo oldu. 12 Haziran’da gidilen depoda karşılaşılan tablo, yaşanan skandalın ilk halkası oldu. Buradaki defterler üzerinde yapılan incelemede, depodan 15 Aralık’ta hurda yüklü iki kamyonun çıkış yaptığı belirlendi. Araçların plakası üzerinde yapılan sorgulamada C.K. firmasına ait oldukları belirlendi. Ancak kurum kayıtlarına giren herhangi bir para görünmüyordu.

Talimat yönetimden

Ziyaretçi defteri üzerinde yapılan incelemede, bu iki araç dışında 14 Kasım-2 Aralık arasında hurda yüklü 11 aracın daha çıkış yaptığı belirlendi. İncelemede, söz konusu araçlara, eski il müdür yardımcıları M.Y ve E. U.’nun talimatı ile çıkış yaptırıldığı belirlendi. Kurtköy’deki depoya bakıldığında ise 16 Kasım 2012’de hurda yüklü 5 aracın çıkış yaptığı, talimatın ise M.Y. tarafından verildiği belirlendi.

ARAÇ KAYIT DEFTERLERİ TEK TEK YOK EDİLDİ

Göztepe ve Kurtköy’deki incelemeden bir gün sonra da Bayrampaşa’daki depoya bakıldı. Bu depodaki ziyaretçi defteri kaydının ise 9 Nisan 2013’ten itibaren başladığı görüldü. Durum güvenlik görevlilerine soruldu. Alınan yanıt, eski defterin M.Y. tarafından alındığı, bir daha da geri verilmediği şeklinde oldu. Söz konusu depoda elde edilen 8 ayrı hurda çıkış tutanağından 7’sinin resmi satışlarda görülmediği belirlendi. Süreyyapaşa, Cibali, Tuzla’daki depolarda yapılan incelemelerde de benzer durumların yaşandığı, araç giriş-çıkışlarını gösteren defter ve kayıtların il müdür yardımcıları M.Y, M.K. ve eczacı M.E.K. tarafından belli tarihlerde alındığı tespit edildi.

Yapılan incelemelerde Bomonti’deki depoda, 13 Mart-27 Mart tarihleri arasında 85 TIR veya kamyonun çıkış yaptığı belirlendi. Ancak söz konusu hurdaların satışına ilişkin de hiçbir kayda rastlanmadı. Yine aynı depoda Mart-Haziran 2012 döneminde 31 adet, eski SSK İlaç Fabrikası’ndan ise 38 hurda yüklü kamyon veya TIR’ın çıkış yaptığı belirlendi. Ancak sadece 10 araçlık hurdanın satışı kayıtlarda ortaya çıktı. Yine Tuzla OSB’deki depodan çıkış yapan 9 TIR hurda kâğıda ilişkin de satış kaydına rastlanmadı. Yapılan ön incelemede, sadece göstermelik birkaç ihale yapıldığı, hatta bu ihalelerin bazılarında da önce ihaleye konu malların satıldığı, daha sonra ihale yapıldığı belirlendi. Suçlanan isimlerden üçü 9 ay kadar öncesine kadar İstanbul’da il müdür yardımcısı konumundaydı. Söz konusu isimlerden bugün halen birkaçı başka illerde SGK il müdürü, il müdür yardımcısı ve hatta müfettiş olarak görev yapıyor.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Merkel’den Gülen jesti !

Prof. Dr. Faruk Şen, Almanya Federal Bürosu’nun cemaat ile ilgili dikkat çekici raporunu Der Spiegel gibi bir dergiye vermesini Merkel’in Erdoğan’a jesti olarak yorumladı.

Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen, A Haber ‘de yayınlanan Mehmet Ali Önel yönetimindeki "60 dakika"programına konuk oldu…

Prof. Şen programda Alman İstihbaratı’nın Gülen Cemaati hakkında hazırladığı ve Der Spiegel’de de yayınlanan raporun detaylarını ilk kez 60 Dakika programında açıkladı…

Gülen Cemaati hakkında geçtiğimiz günlerde yayınlanan raporu oldukça manidar bulduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Şen "Almanya Federal Bürosu cemaat ile ilgili dikkat çekici bu raporu Der Spiegel gibi bir dergiye verdi. Bu rapor Angela Merkel’in Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’a yaptığı bir jesttir. Bu raporla Almanya Başbakanı Merkel tavrını Başbakan Erdoğan’dan yana koymuş, bu raporla Gülen’e karşıyım Başbakan Erdoğan’ın yanındayım demiştir." Şeklinde konuştu.

"AVRUPA BAŞBAKAN ERDOĞAN’I DESTEKLİYOR"

Prof. Dr. Faruk Şen raporun detaylarını şöyle açıkladı:Türklerin en çok yaşadığı 2.eyalette bir mahkeme Gülen cemaati Alman demokrasisi için bir tehdittir raporu hazırladı.Okullarında öğrencilere sertlik uyguluyor ve Türkiye’de de İslami bir devlet kurmak istiyor sonucu çıkardığı bir rapor hazırladı. 6 milyon elit’in okuduğu Der Spiegel bu yazı içinde önceden bültenler hazırladı. Bu rapor Başbakan Erdoğan’ın geldiği gün de yayınladı.Bu yazı Angela Merkel’in Başbakana yaptığı bir jesttir. Bu operasyonlardan sonra diğer ülkelerde de örneğin Avusturya’da da destekler başlayacaktır. Bu da Avrupa’nın desteği demektir. Dedi…

ALMANYA’DAN TÜRKİYE’YE TERSİNE GÖÇ BAŞLADI

Son yıllarda ekonomik gelişmeler ve Nazi cinayetlerinin de etkisiyle Almanya’dan Türkiye’ye tersine bir göçün başladığına işaret eden Şen " Son 4 yılda 195bin kalifiye genç Türk geri döndü.Hem buraya geliyorlar hem de burada iş kuruyorlar.Bunlar 25 ila 40 yaşları arasında. Bu gençlere hem ırkçılık yüzünden iş verilmiyor hem de islamofobi olması sebebiyle. Eskiden kaliteli gençlerimiz Almanya’ya veriyorduk şimdi orada doğup büyüyen gençlerimiz bile geri dönüyor." Dedi…

"ALMANYA’DA CİDDİ BİR DERİN DEVLET VAR"

Almanya’da 8 türkü öldürmekle suçlanan baş sanık Beate Zschaepe’i cezaevinden çıktıktan sonra Nazi partisinin başına geçirirlerse şaşırmayın diyen Prof. Dr. Şen Nazi cinayetlerinin çok planlı cinayetler olduğunun altını çizdi.

Şen sözlerini şöyle sürdürdü:

"8 Türkü özellikle seçtiler. Çok gariban insanlardı öldürülen insanlar. Bu cinayetleri işleyenlerden kendileriyle anlaşamayanı öldürdüler ama şu anda bir kız var 29 yaşında ve kahramanmış gibi yargılanıyor ve en fazla 5-6 sene ceza alacağı öngörülüyor. 35 Yaşında hapisten çıktığında da Nazi Partisi’nin başına geçerse şaşırmayın.

Esas istedikleri Almanya’daki Türkleri korkutup ülkelerine geri göndermekti. Aslında amaç ülkenize geri dönün demekti. Almanya’da ciddi bir derin devlet var. Nazi cinayetleri Almanya’da çok hafife alındı."

"ALMANYA’DAKİ TÜRKLERİN SEÇİMLERDE OY KULLANMASI ÇOK İYİ, ANCAK YETMEZ"

Başbakan Erdoğan’ın Almanya’daki Türklerin Türkiye seçimlerinde oy kullanması müjdesini de değerlendiren Prof.Dr.Faruk Şen, "Şu anda Almanya’daki seçmen sayımız İzmir’e eşittir. Türkiye doğru bir adım attı ve konsolosluklarında oy verme hakkı tanıyacak. Ancak Almanya’da ki seçmenlerimizin seçme hakkı var seçilme hakkı yok.Dünyada ilk defa büyük bir ülkede başka bir ülkenin seçimleri için oy kullanılacak.Bunu Amerika ve Hırvatlarda yapmıştı ama oran olarak bu kadar büyük bir organizasyon yapılmamıştı.Türkiye büyük bir adım atmıştır." diye konuştu.

"ALMANYA ÇİFTE STANDART UYGULADI"

Gezi Olaylarına destek veren Almanya’yı da eleştiren Prof. Dr. Şen sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hamburg’taki olayları kamuoyuna yansıtan TRT’nin Almanya’daki kablo yayınından kaldırılması olacak iş değildi. Buna Türkiye’de gereken tepki verilmedi. Aslında büyük tepki verilmesi gereken bir olaydı. Hamburg’ta olaylar 21 Aralık’ta başladı. Eylemler büyük bir bölgeyi yani buradaki Taksim’den Maslak’a kadar bir bölümü kapatmıştı. Almanya kendi TV Kanallarına da yayın yasağı koydurttu. Bu eylemler Türkiye’deki hiç bir özel kanalda yayınlanmadı. Olayları yalnızca ilk 2 gün sadece TRT yayınladı. Gezi’ye demokratik hak diyen Almanya’nın Hamburg’da sansür uygulaması çifte standarttır."

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Gülen’in ipliği pazara çıkarıldı

Bir zamanlar tüm dünyada saygı duyulan bir isim olarak ön plana çıkan Fethullah Gülen’in imajı 17 Aralık’taki darbe girişiminden sonra sergilediği tutum nedeniyle yerle bir oldu.

Ilımlı İslam’ın liberal yüzü olarak tanımlanan ve bir zamanlar tüm dünyada diyalog yanlısı duruşuyla ön plana çıkarılan Fethullah Gülen’in imajı 17 Aralık operasyonunun ardından uluslararası basında büyük bir darbe yedi. İngiliz The Guardian, Gülen’i Katolik dünyasının aşırı sağcı tartışmalı örgütü Opus Dei’nin "İslami bir versiyonunu" kurmakla suçlarken, muhafazakâr yayınlarıyla bilinen Christian Science Monitor, Gülen hareketi için "Kilise" tabirini kullanıyor. 2008-2010 yılları arasında ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği’ni yapan James Jeffrey bir Amerikan gazetesine yaptığı açıklamada, "Gülen, yargı ve emniyetteki gücünü politik amaçlar için kullanıyor. Ortada bir yolsuzluk varsa bile bunu bu şekilde kullanmak yanlış" diyerek hareketin politik bir yapılanma olduğunu söyledi.

İşte dış basındaki Gülen yorumları:

The Economist: Devlet organları içerisine sızmış gölge bir biraderlik grubu.

The Huffington Post: Gülen "Hizmet" adı verilen iş imparatorluğu Türkiye’de ve yurtdışında büyük holdingleri elinde tutuyor. Hareketin okulları, üniversiteleri, medyası ve diğer endüstrilerde iştirakleri var.

Los Angeles Times: Hizmet, doğası gereği gizli. Yaşamak için belirsiz bir yöntemle hareket etmesi gerekiyor.

Foreign Policy: Gülenciler gizli bir topluluk. Hareket 1990’li yıllarda Türkiye’den kaçan 70’li yaşlarda Fethullah Gülen tarafından yönetiliyor.

BBC: Şeffaf bir hareket değil; finansal güçlerinin sınırını kimse bilmiyor, kaç milyon takipçisi var, devletin önemli kademelerinde ne kadar etkileri var, daha fazla güç kazanırlarsa ne yapacaklar bilinmiyor.

Reuters: Gülen’in milyonlarca takipçisi bulunuyor. On yıllar içinde kurduğu ağ ise polis ve yargıda büyük bir etkiye sahip.

New Yorker: Dünya’nın en büyük İslami hareketlerinden biri fakat çok ama çok gizli.

Alman ARD kanalı: Gülen hareketi okullarını yeni destekçiler devşirmek ve kült bir İslami grubun yöneticileri haline getirmek için kullanıyor. Gülen’in düşünceleri temel demokratik düzene aykırı. Amacı din devleti kurmak.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Kim bu Süleyman Müftigil ?

Mahmut Övür yazısında cemaatin deşifre olunca ilişkiyi reddedip, bir de linç ettiği “Süleyman Abi”yi anlattı.

Son dönemde siyasi mücadele ne yazık ki daha çok operasyonlar ve yasadışı ses kayıtları üzerinden yürüyor. İlginçtir bu yöntemi bir siyaset aracı olarak kullananlar da o yöntemle vurulmaya başlandı ve ortaya birbirinden çarpıcı bilgiler döküldü.

O çarpıcı bilgiler arasında biri var ki gerçekten insanın kanını donduruyor. Bakın işadamı Süleyman Hamit Müftigil, Sözcü gazetesinden bir muhabirle konuşurken neler diyor:
"Bu kongre sonrası İmralı (Öcalan) bertaraf edilecek, artık tekrar silahlı ve çatışmalı bir dönem geliyor, Barzani de bertaraf edilecek, Erdoğan da bertaraf edilecek."
Tam anlamıyla bir darbeden söz ediyor. Başbakan Erdoğan indirilecek, Öcalan ve Barzani devre dışı bırakılacak, çatışma yaşanacak ve onlar kendi iktidarlarını kuracak.

Peki, kim bu işadamı? Doğrusu bu işadamını kamuoyu fazla bilmiyor ama bilen de çok iyi biliyor. En başta da Gülen Cemaati ve iş dünyası iyi biliyor. Bir de İsrail’in devlet erkânıyla Yahudi cemaatleri…

Müftigil, Erzurumlu bir işadamı. Gülen’in hemşerisi… İstanbul Sarıyer Demirciköy’de inşaat yapan, Kazakistan ve Ukrayna’da iş ilişkileri olan bir işadamı.

Çevresine göre girişken, tuttuğunu koparan, çok konuşan ve ilişkileriyle övünen bir işadamı…

En yoğun ilişkisi de İsrail devleti ve ABD’deki Yahudi lobisiyle. Bu ilişkinin en somut göstergesi de bürosuna gelen herkese gösterdiği İsrail ve ABD’den aldığı madalya ve nişanlar.
Boşuna değil "Güneydeki sevdiğim ülke" demesi… İsrail’i kastettiği çok açık. Bu yüzden kimse Avukatı Mahmut Tanrısever’in "Suudi Arabistan’dır" demesini ciddiye almadı. Alamazdı çünkü Suudi Arabistan’ı sevmediği de biliniyor.

Müftigil, Kanada’da oturuyor ve tam bir Pensilvanya-Washington müdavimi. Tabii şu sözleri Pensilvanya ile ilişkisinin daha ileri bir boyutta olduğunu gösteriyor: "Ben onunla (Gülen) her an beraberim.

Günde 3 defa görüşüyoruz. Onun evinde (Pensilvanya’daki ev) benim payım var."

Bu yakınlıkta hemşerilikten daha çok İsrail ve ABD’deki lobilerle ilişkisinin etkisi olduğu söyleniyor. Türkiye’deki yakın dostu da bilinen bir isim; Türkiye Yahudileri Cemaati Onursal Başkanı Bensiyon Pinto. Müftigil’i tanıyan bir işadamı şöyle diyor: "Cemaatte hiç kimsenin İsrail’le bu kadar yakın ilişkisi yok. Sesini iyi tanıyorum. Akıcı konuşur. Bu kadar bilgiyi rastgele biri bilemez.

Baksanıza daha 17 Aralık olmadan olacakları söylüyor."

Sıradan biri olmadığı için de söyledikleri "Paralel Devlet" tartışmalarında bir dönüm noktası. Çünkü ilk defa devlet içindeki paralel yapının, iç ve dış ilişkileri, hedefi net biçimde ortaya çıktı.

17 -25 Aralık operasyonlarıyla Başbakan Erdoğan bertaraf edilecek, Kürt siyaseti çatışmaya sürüklenecek, Genç Parti hazırlanacak, büyük işadamlarıyla ilişki kurulacak ve AK Partili 78 milletvekili istifa ettirilerek darbe tamamlanmış olacak.

Tıpkı 28 Şubat darbesi gibi diyeceğim ama ondan daha tehlikeli. Bu da darbeci zihniyetin virüs gibi mutasyona uğradığını gösteriyor. Ama başaramayacaklar çünkü Türkiye toplumu da artık darbelere karşı aşılı.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI /// ‘Saha Ajanı’ İrfan Erbarıştıran : Paralel yapı beni kullandı

Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü’nün ayağının kaydırılması için paralel yapının kendisini kullandığını söyleyen muhbir İrfan Erbarıştıran, “İfademe onları ekleyerek suçlama yaptılar” dedi.

17 Aralık’ta hükümete yönelik darbe girişimiyle deşifre olan ‘Paralel Yapı’nın bir dönem emniyet teşkilatı içinde yapılanmak için sahte deliller, asılsız ihbar mektupları ve hukuksuz yargılamalarla nasıl kumpaslar kurduğu bir bir ortaya çıkıyor. Emniyet Genel Müdür yardımcıları Emin Arslan, Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Orhan Özdemir ve Sabri Uzun paralel yapının kumpasıyla makamlarından edildiler. 2009’da Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya’ya oynanan oyunun düğmesine de basıldı. Bunlar için önce isimsiz bir ihbar mektubu gönderildi.

Dosyaya monte edildiler

Mektupta, kendisini "saha ajanı" olarak tanımlayan ve o dönem İzmir’de çalışan İrfan Erbarıştıran’ın dolandırıcılık yaptığı ve Gülcü ile Uzunkaya’nın da kendisine destek olduğu iddia ediliyordu. Bunun üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü iki müfettiş görevlendirdi ve mektuptaki iddialar araştırıldı. İhbar mektubundaki iddiaların asılsız olduğu tespit edildi ve rapor şeklinde adli makamlara sunuldu. Ancak izmir Valiliği’ne de gönderilen bu ihbar mektubuyla ilgili olarak o dönem özel yetkili Cumhuriyet savcısı olan Fatih Genç, soruşturma başlatarak İrfan Erbarıştıran’ı emniyette 25 saat sorguladıktan sonra tutukladı. İki ay sonra da Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya asılsız delillerle açılan soruşturma dosyasına monte edildi.

İyi niyetim istismar edildi

STAR’a konuşan İrfan Erbarıştıran, paralel yapının oyunuyla asıl hedef olan Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya’nın makamlarından edildiklerini ve bunun da kendisi üzerinden yapıldığını söyledi. 2009 yılında Gülcü ve Uzunkaya ile olan diyaloğunun Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun bulunmasıyla ilgili olduğunu söyleyen Erbarıştıran olayı şöyle anlattı: "Benden Cem Garipoğlu ile ilgili Mustafa Gülcü rica etti. Cem Garipoğlu’nun Belçika pasaportuyla kaçacağına dair bilgileri verdim. Cem’i İstanbul’dan Gürcistan’a, oradan Ermenistan üzerinden İsrail’e götüreceklerdi. Bu planı benim verdiğim bilgilerle Mustafa Gülcü bozdu. İsrail planının bozulmasıyla Garipoğlu’nu teslim etmek zorunda kaldılar. O dönem ödenek olarak sadece yol parası aldım ve faturalarıyla da masrafları beyan ettim."

Ailemi ve çocuklarımı elimden aldılar

Erbarıştıran, Emniyetteki paralel yapının kendisine ve emniyet müdürlerine oynadıkları oyuna dair detayları şöyle anlattı: "Bir ihbar mektubuyla Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya’nın da bana yardım ettiğini ve benim nitelikli dolandırıcılık yaptığım iddia edildi. Ben o dönem geçimimi sağlamak için tabela şirketleri satıyordum. Bunun yasalar önünde de bir sakıncası yoktu. Bununla suçlandım ama dosyada delil anlamında hiçbirşey yoktu."

İfademi değiştirdiler

"Mahkemede ilk duruşmadan sonra zaten tahliye edildim. Suçum dolandırıcılık ise, ticaret mahkemesinde yargılanırdım. Savcı, 25 saatlik ifademi CD’ye aldı ama bana 39 sayfa okutulmayan ifadem imzalatıldı. İfademe, Celal Uzunkaya’nın bana, ‘Seni takip ediyorlar’ dediğini eklemişler. Böyle oyunlar oynadılar. Ben kızlarımı ve eşimi kaybettim. Çocuklarım soyisimlerini utanarak söylüyorlar. Hayatımı aldılar elimden."

Delil üretmek için her yolu deniyorlar

Saha Ajanı İrfan Erbarıştıran, asıl hedefin Emniyet İstihbaratı ele geçirmek olduğunu belirterek, şunları söylüyor: "Hedefleri Emniyet istihbaratı ele geçirmekti. Onlar da şekil değiştirdiler. Kısa saç yerine uzun saç, bıyık yerine küpe taktılar. Yavaş yavaş istihbarat daire başkanlığını ellerine aldılar. Herkesi bir böcek ile dinlemeye başladılar. Telefon birleştirmesi yapıyorlar. İstanbul’da olan ve İzmir’de olan iki farklı kişiyi bir biriyle bağlantılı olmadıkları, görüşmedikleri halde bu iki kişiyi aynı anda aynı yerde gösterebiliyorlar."

Hedef itibarsızlaştırmak

"Hiç görüşmediğim kişilerle sanki bağlantım varmış gibi gösterdiler. Evlere CD yerleştiriyorlar. Operasyon yapıp bu CD’ler için paraf attırıyorlar sana. Laptopları alıp içine suç unsuru bilgiler atıyorlar. Bu analizler çözülene kadar zaten iki yıl yatıyorsun. Onlar için önemli olan itibarsızlaştırmak."

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Çalıntı soru itirafı !

23 yıl önce, kaldığım Gülen cemaati yurdunda 22 matematik sorusunu ezberlettiler. ‘Nereden buldunuz’ deyince de ‘Hoca rüyasında’ görmüş dediler. ODTÜ’yü kazandım ama vicdanım rahat etmedi, bıraktım.

Ankara’da bir lisede matematik öğretmenliği yapan H.Ç., 23 yıl önce Fethullah Gülen cemaatinin yurtlarında kalırken, üniversite sınavına girecekleri sabah 22 matematik sorusu ve yanıtlarının kendilerine ezberlettirildiğini itiraf etti. Gülen’in soruları rüyasında gördüğünün söylendiğini ifade eden H.Ç. bu şekilde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni (ODTÜ) kazandığını ancak bir müddet burada eğitim gördükten sonra yapılan hırsızlığın kendisini rahatsız etmesi nedeniyle vicdan azabından dolayı okuldan ayrıldığını anlattı.

Ankara’daki bir Anadolu lisesinde lise öğretmenliği yapan H.Ç., 1990-1991 eğitim sezonunda sınav sorularının çalınmasının tanığı olduğunu söyledi. Gazetemizi arayarak ihbarda bulunan H.Ç. o yıl Ankara Maltepe’de Cebeci semtinde Fethullah Gülen cemaatinin dershanelerine bağlı olan Tunca erkek öğrenci yurdunda kaldığını belirterek, "Sınav sabahı yurt müdürümüz Bahattin Ö. ve belletmenimiz Mevlüt U., bize 22 matematik sorusu ve cevaplarını ezberlettirdiler. Bunların nereden geldiğini sorduğumda ise ‘Fethullah Gülen Hocaefendi rüyasında görmüş’ dediler. Sınavda tüm bu sorular çıktı ve ben ODTÜ Matematik Bölümü’nü kazandım" dedi."

Bir çok arkadaşı gibi kazandıkları okullarda eğitime başladıklarını ifade eden H.Ç., "Bu sırada cemaatin Bahçelievler 2. Cadde’deki evinde kalıyordum. Ancak yapılan hırsızlık beni sürekli rahatsız ediyordu. Bazı başka nedenler de beni olumsuz etkilediği için 1-2 ay sonra okuldan ayrıldım" diye konuştu. H.Ç. daha sonra yine cemaatin yurtlarında kalarak gelecek sene yapılacak üniversite sınavlarına hazırlandığını belirterek yaşadıklarını şöyle anlattı: "Sınava ikinci girişimde İTÜ İnşaat Fakültesi’ni istiyordum. Sınava 3-5 gün kala Fethullah Gülen Samanyolu Koleji’ne geldi. Yüzlerce öğrenciyi oraya topladılar. 1-2 saat süren konuşmasında bizden tercihlerimizi eğitim fakülteleri yönünde kullanmamızı istedi. Bu sınavda sorular verilmedi. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ni birinci tercih olarak yazmam istendi. Ama ben tıp okumayı hiç istemiyordum. Biyolojim sıfırdı. İkinci tercihimi kendim yapmak istedim. ‘Hakkımızı helal etmeyiz şefkat tokadı yersin’ diyerek beni korkuttular. Ben de onların istediği Dokuz Eylül Üniversitesi matematik öğretmenliğini yazdım ve eğitimimi burada tamamladım."

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: