Etiket arşivi: İddia

ERGENEKON FATİHİ (!) Şamil Tayyar’dan müthiş Mustafa Sarıgül iddiası

Şamil Tayyar, "Gazetecilere ‘kendinize dikkat edin, bundan sonra Erdoğan yok ben varım’ demiş Sarıgül." dedi ve şok iddialarda bulundu.

İNTERNET HABER – ÖZEL İÇERİK Ak Parti Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar, Habertürk’te katıldığı programda hem gündeme dair soruları yorumladı hem de CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Sarıgül ile ilgili müthiş iddialarda bulundu.

"Global Ergenekon, Başbakan Erdoğansız bir Türkiye istiyor… NeoCon’lar Cemaati de kullanarak hükümete savaş açtı… Milletvekillerine istifa et baskısı yapılıyor" diyen Şamil Tayyar, "birileri Sarıgül’ün kulağına fısıldamış… Gazetecilere ‘kendinize dikkat edin, bundan sonra Erdoğan yok ben varım’ demiş Sarıgül." dedi.

İşte Şamil Tayyar’ın Habertürk’te anlattıkları:

GLOBAL ERGENEKON TÜRKİYE’YE MÜDAHALE EDİYOR

Dışarıda ve içeride büyümemizi istemeyenler Erdoğan’ı istemiyor. Global Ergenekon’un Türkiye ile problemleri devam ediyor. Başbakan Cumhurbaşkanlığı düşüncesinden vazgeçene kadar bu durum devam eder. AK Parti içinde de bazı arkadaşlarımızın kafasını bulandırıyorlar. Gerginlikten kurtulmanın yolu tekrar eski sisteme dönmek, anayasayı değiştirip, cumhurbaşkanını parlamento seçsin diyorlar… Allah korusun parlamentoda bir milletvekili borsası kurulur, 28 Şubat’tan daha ağır bir süreci yaşarız.

BANA DA GELDİLER, BAŞKA ARKADAŞLARA DA…

Ocak ayında yeni bir hükümet kurulması için baskı yapılıyordu. Bana da baskı yapılıyor. Herkese farklı şeyler söyleniyor. Bu hükümet gidecek, kavganın içinde olmayın, savaşın dışında kalırsanız sizin için iyi olur diyorlar. Bana allah var, kaset video filan gibi bir şeylerle gelmediler. Ama ekonomik krizde olanlara borçlarını ödemek önerisiyle ya da telefon konuşmalarıyla filan gidiliyor.

İSİM VERMEYEYİM AMA GELENLER CEMAATTEN Dİ

İsim vermeme doğru olmaz ama Hizmet hareketine yakın bazı isimler geldi teklif ve tehditler. Ben paralel yapı ile cemaatin kastedilmediğini düşünüyorum. NeoCon çetesi demiştim bu yüzden. Cemaat ile ilişkilendirme nedeni NeoCon çetesinin cemaatin de içine sızmış olmasına bağlıyorum. Türkiye ve dünyada bağlantılı olduğu isimler var. NeoCon çetesi de cemaatin üzerinden saldırıyor hükümete. Cemaat çete ile arasına mesafe koyamadığı için saldırının bir parçası haline geldi. Ben cemaat adına söz söyleyenlere yanlış bilgi verildiğini sanıyorum. Eğer Türkiye ve dünyayı doğru düzgün okuyabilirlerse araya mesafe koyarlar.

16 YIL ABD’DE YAŞAMANIN BİR BEDELİ VARDIR

Hocaefendi 16 yıldır ABD’de yaşıyor. Herkes bilir ki bu kadar süre orada kalıyorsanız, bir bedeli vardır. ABD ve İsrail’in esiri olduğunu söyleyenler de var kamuoyunda. Ben de en iyi yanıtın Türkiye’ye gelmesi olduğunu düşünüyorum. Başbakanımız da öyle düşünüyor bence.

17 ARALIK HÜKÜMETİ DE CEMAATİ DE TASFİYE ETMEK İÇİNDİ

Ben başından beri şunu söyledim. 17 aralık bir darbe girişimi ama cemaati de tasfiye etmek istiyorlar. Bunu yaparken de hizmet ile ak parti arasında bir çatışma yaratmak, Hizmet Hareketini tasfiye etmek, Ak Parti’yi de etkisizleştirmek… Bu kavga NeoCon çetesi üzerinden yürüdüğü için cemaat de tuzağa düştü. Bence İpler koptu, 30 mart’a kadar da bir barış, çözüm ortamı olmaz.

OCAK SONU, OLMADI ŞUBAT, O DA OLMADI MART

Kitlesel ölümlerin olduğu bir takım eylemler olabilir derken ben 2013 Mayıs ayıydı. 5. darbe koymuştum ismini. Arkasından Gezi Olayları patladı. Elimdeki bilgilerden ziyade Türkiye’yi okuduk. Zaman da bizi haklı çıkardı. Erdoğansız Türkiye projesini hayata geçirmek için her türlü enstrümanı kullanabilirler. 28 aralık’ta hükümetin istifası bekleniyordu. Şubat sonuna kadar benzer bir beklenti var. Seçimler öncesi Mart ayında sokaklar hareketlenecek. Olmazsa nisan ayında… Devleti de uyarıyorum. Çok önemli şahıslara yönelik suikastler yapılabilir. Malatya misyonerler cinayeti Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi yapılmıştı. Siyasetçi, sanatçı, devlet adamı olabilir. toplumda kaos oluşturacak her isim risk altında olabilir. Reyhanlı gibi sınır illerimizde bombalı eylemler planlanabilir. Herkesin dikkati olması gerekir. Geçmişte denendi. Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar kaotik ortam yaratmak isteyenler devam edecek. Temel hedef sayın başbakanı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmemesi ve mümkünse siyaseti bırakması.

SARIGÜL GAZETECİLERE DEMİŞ Kİ

Onun yerine kimin geleceğini anlatan pek çok senaryo var. Değişik bir takım senaryolardan söz ediliyor ama bunları konuşmak erken. 30 marttan sonra iki önemli isim üzerinden neler yapılmak istendiğini göreceğiz. İsim söylemeyeyim. Ama Erdoğansız türkiye için sahaya sayın Cumhurbaşkanımızın ismi sahaya sürülmek isteniyor. Ama o bu operasyonun parçasıdır demek istemiyorum. Sen olabilirsin Türkiye’nin geleceğinde diyorlar. Siyasetçi olarak iki önemli aktör, Kılıçdaroğlu ve Sarıgül. Gazeteci arkadaşlarımıza "kendinize dikkat edin, bundan sonra Erdoğan yok ben varım" demiş Sarıgül. 2003 Ocak ayında 6 ay sonra biz geliyoruz demişti Bahçeli. 3 Kasımdan 2 ay sonra Baykal seçim geliyor demişti. Sonra darbe planları ortaya çıktı. Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun kulağına birileri sanırım bir şey fısıldamış.

BAYRAKTAR’IN İSTİFASI DA ÖZRÜ DE…

Erdoğan Bayraktar, tez canlı bir isim. Milletvekilliği adaylığı zamanında da enteresan çıkışlar yapmıştı. CHP lideri kahraman demişti istifa edince. Ben karadenizli olarak heyecanlı davrandığını düşünüyorum.

Reklamlar

PARİS KATLİAMI DOSYASI : Taraf’ın o iddiası asılsız çıktı !

Mehmet Eymür: ‘Bu gerçek bir operasyonel faaliyet olsa idi ismi olur, konu kısmına ‘Sara Kod Sakine Cansız’ yerine operasyonun ismi yazılırdı. Yani operasyonun hedefi belli edilmezdi.’

MİT tarafından yazıldığı iddia edilen belge ile ilgili SON TV muhabiri Ömer Adıyaman’a konuşan Milli İstihbarat Teşkilatı Kontrterör Dairesi Eski Başkanı Mehmet Eymür, belgenin MİT çalışma prensiplerine aykırı olduğunu ifade etti.

"SAHTE BELGE PROFESYONELCE HAZIRLANMIŞ"

Belgenin ise sahte bir şekilde profesyonelce hazırlandığını kaydeden Eymür konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:

"Ömer Güney ile ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait "Arz Notu" ortaya çıkınca biraz inceledim. Bu bilgi notunda okudukça hatalar olduğunu gördüm.

1. Yazı dış makamlara yollanan ve çoğaltıldığında küçük kare lekeler (filigram) bırakan kağıda yazılmıştı. İç yazışmalarda bu tip kağıtlar kullanılmıyordu. (Dikkatle bakılırsa Küçük kare lekeler gözüküyor.)

2. Bu gerçek bir operasyonel faaliyet olsa idi ismi olur, konu kısmına "Sara Kod Sakine Cansız" yerine operasyonun ismi yazılırdı. Yani operasyonun hedefi belli edilmezdi.

3. "Lejyoner" adı verdikleri elemanın e-posta ile bilgi yolladığı belirtilmiş. Bu da teşkilatın çalışma metotlarına uymuyor.

4. Yine hiçbir operasyonel faaliyette açıkça saldırı, sabotaj, suikast kelimeleri kullanıldığını hatırlamıyorum. Genelde "pasifize etme", "enterne etme" gibi terimler kullanılır.

5. Ayrıca PKK ile en şiddetli çatıştığımız zamanlarda dahi tek bir kadını bile hedef aldığımızı hatırlamıyorum. Zaten teşkilatın genel prensibi insanları yok etmek değil, kazanmaktır.

6. Bu arz notunu ilk imza ona ait olduğuna göre Şube Müdürü O. YÜRET yazmıştır. Böyle bir kişi var mıdır bilmiyorum. Esasında Şube Müdürü’nün altında bir operasyon sorumlusu personel olması gerekir.

7. Yazıda Daire Başkanı’nın parafı ve görüşü yoktur. Ayrıca el yazılı notta, Başkan Yardımcısının elemana (Lejyoner) talimat verilmesine gerek yoktur dediği şerhi yer almış. Bu da anlaşılmaz ve tuhaf bir emir. Yani elemana ya şunu-bunu yap, denilir, ya da bu işlerden uzak dursun, istihbari faaliyet göstersin denilir.

8. MİT Merkezi bir teşkilattır. Hiçbir Başkan Yardımcısı planlı bir faaliyeti kesemez. Ancak görüşünü belirtir. Kararları Müsteşar verir.

Bu bakımdan, bu yazının orijinal bir yazı olmadığını düşünüyor ve başarısız bir sahte belge olarak niteliyorum."

MİT’TEN DE KONUYA İLİŞKİN YALANLAMA GELMİŞTİ!

Milli İstihbarat Teşkilatından yapılan açıklamada, Paris cinayetleriyle teşkilatın ilgisinin olmadığı, söz konusu yayınların, çözüm sürecinde aktif rol alan teşkilatı yıpratmaya ve bu süreçte görev alan personeli deşifre ederek görevlerini yapamaz hale getirmeye yönelik operasyon olduğu belirtildi.

İşte MİT’ten yapılan o açıklama;

"Son günlerde basın yayın organları ve sosyal medyada yer alan bazı ses kayıtları ve belgeler aracılığı ile Teşkilatımızın Paris’te öldürülen PKK’lılar konusu ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Söz konusu yayınların, Çözüm Süreci’nde aktif rol üstlenen Teşkilatımızı yıpratmaya ve bu süreçte görev alan personeli deşifre ederek görevlerini yapamaz hâle getirmeye yönelik bir operasyon olduğu değerlendirilmektedir. Sakine CANSIZ, Leyla ŞAYLEMEZ ve Fidan DOĞAN cinayetleriyle Teşkilatımızın kesinlikle bir ilgisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte söz konusu iddialar ile ilgili iç bünyemizde gerekli idari soruşturma başlatılmıştır. Teşkilatımız 2937 sayılı yasa ile kendisine verilen görevi kanunlar çerçevesinde yerine getirmekte olup, bundan sonra da görevini bu çerçevede sürdürmeye kararlılıkla devam edecektir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Takvim’de yer alan haberin devamını okumak için tıklayınız…

MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI /// Çarpıcı iddia : ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüm listesinde adı var!’

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatına ilişkin önemli gelişmeler yaşanıyor.

Ergenekon davası sanığı Erkut Ersoy , bir suikast listesi nden bahsetti.

Bu listede Hrant Dink ile birlikte merhum Muhsin Yazıcıoğlu ‘nun da adının olduğunu iddia etti.

Yazıcıoğlu’nun ailesi Ersoy’un iddiaları için savcılığa başvurdu.

Büyük Birlik Partisi ‘nin (BBP) merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili önemli bir iddia daha ortaya atıldı. İddia; bir suikast listesi olduğu ve Yazıcoğlu’nun adının da o listede bulunduğuydu. İddianın sahibi Ergenekon sanığı Erkut Ersoy.

Ersoy, Ergenekon davasından 15 yıl 5 ay hapis cezası aldı. Sır dolu yılları bir gazeteye anlatan Ersoy, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şüpheli ölümü ve 2007 yılında suikasta kurban giden Gazeteci Hrant Dink hakkında çarpıcı bilgiler paylaşmıştı. Tutuklanmadan önce kendisine bir liste gönderildiğini iddia eden Ersoy o listede önemli isimlerin bulunduğunu söyledi.

Erkut Ersoy, "Bana gönderdikleri mesajlarda operasyon yapılacağını söylediler. Gönderdikleri listeyi inceledim. Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink ve birkaç kişi daha vardı. Alevi kanaat önderlerinden bazı insanlar vardı. Yahudi ve Hristiyan din mensupları listedeydi." şeklinde açıklamalar yapmıştı.

Ersoy, "Kalabalık bir liste, çoğunu tanımıyorum zaten. Beni bir operasyonda kullanmak üzere rezerve ediyorlardı ve devamlı takip ediyorlardı. İstihbaratçı geçmişim vardı. Her yere sızabilirdim. Belki de bundan faydalanmak istediler." sözleriyle listenin kabarık olduğunu vurguladı. İddiayla birlikte şüpheli ölüm üzerindeki soru işaretleri arttı.

Yazıcıoğlu’nun ailesi Ersoy’un iddiaları sonrası harekete geçti. Avukatları aracılığıyla Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran aile Ersoy’un ifadesinin alınmasını talep etti.

Yazıcıoğlu’nun şüpheli ölümüne dair soruşturma 4 yıldır sürüyor. Ancak iddianame daha hazırlanamadı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatıyla inceleme yapan Devlet Denetleme Kurulu’nun hazırladığı raporda helikopter kazasının suikast olabileceğine dair çok önemli bulgu ve belgeler ortaya çıkmıştı.

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : ‘MİT, paralel devletin adını ‘PDY’ olarak koydu’ iddiası

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın imzasıyla tüm teşkilata gönderilen bir yazıda ‘Paralel Devlet Yapılanması’ adı verilen örgüte karşı faaliyete öncelik verilmesinin istendiği öne sürüldü

17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP çevrelerinde dile getirilen Fetullah Gülen cemaatine yönelik, ‘devlet içinde çete’, ‘paralel devlet yapılanması’, ‘darbeci çete’ gibi iddialarına yönelik olarak MİT’in harekete geçtiği belirtiliyor. Buna göre 15 Ocak tarihi itibarıyla, Başbakan’ın talimatı üzerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan tüm teşkilat birimlerine bir yazı göndererek ‘Paralel Devlet Yapılanması’na karşı istihbarat faaliyetlerinin öncelikli olduğunu duyurdu. Yazıda, iddia olunan yapının ilk kez "PDY" kısaltmasıyla anılması da dikkat çekti.

Taraf gazetesinin haberine göre, Başbakanlık ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), yolsuzluk operasyonlarının ardından hükümet çevreleri tarafından çok sık dile getirilen ‘Paralel Devlet Yapılanması’ iddiasına karşı harekete geçtiği ve bizzat MİT tarafından ‘PDY’ kısaltmasıyla anılan ‘örgüt’ün 2014 için ‘öncelikli’ hedef olarak tanımlandığı iddia edildi.

Haberde Fidan’ın, MİT’in takip ettiği örgütlere, espiyonaj/kontrespiyonaj faaliyetleri ve diğer organize suç örgütlerine ait çalışmaların sonlandırılmasını emrederken, “2014 yılı Hedef Öncelikleri ve Planlı İstekleri” kapsamında yeni hedef olarak “Paralel Devlet” kapsamında dini fraksiyonları hedef gösterdi. MİT’in “Paralel Devlet Yapılanmaları” kapsamındaki yurt içi ve yurt dışı kaynaklı her türlü dini vs. yapılanmayı hassasiyetle takip etmesi istendi. MİT’in talimatında “Gülen Cemaati”nin ismi geçmezken, “Yurt içi ve yurt dışı kaynaklı tüm dini fraksiyonlar” göndermesi yapıldı.

MİT’in tüm teşkilata gönderdiği yazıda, bu yapıların içinden eleman temini dahil her türlü teknik vb. çalışmaların yürütülmesini, takiplerin yapılmasını, devlet kurumlarına girmiş cemaat mensuplarının tespitini ve bildirilmesi, konunun ‘terör örgütlerinden de öncelikli’ bir konumda ele alınması emredildi.

PDY kısaltması ilk kez kullanıldı

İlgili emir yazısında; “Paralel Devlet Yapılanmaları” “PDY” olarak kısaltmış. MİT’in tüm teşkilata gönderdiği öne sürülen yazıda şöyle denildi:

“2014 yılı hedef Öncelikleri ve Planlı İstekleri kapsamında; Yurtiçi/yurtdışı kaynaklı yapılardan beslenen ve kamu kurum/kuruluşlarında illegal faaliyet yürüten Paralel Devlet yapılanmaları/PDY (Her türlü fraksiyon vb.) birinci derecede hedef önceliğinde izlenecektir.

Yaşanan konjonktürel gelişmeler bağlamında; hedef önceliklerinde yeralan / almayan bir takım grup/oluşumların (yerli /yabancı radikal dini örgütleri ile yerli/yabancı dini akımlar), Yargı ve Güvenlik Güçleri başta olmak üzere devlet içerisinde illegal yapılanma faaliyetlerinde bulundukları görülmüştür. Bundan böyle bu ve benzeri yerli / yabancı mahreçli oluşumların takip ve kontrolü önem taşımaktadır.”

/// YOK ARTIK !!! YANDAŞ MEDYADAN İNANILMAZ BİR İDDİA DAHA /// Erdoğan’ı ameliyat masasında kim öldürmek istedi ? ///

113875.jpg

Erdoğan’ı ameliyat masasında kim öldürmek istedi?

Gazeteci Yazar Hüdaverdi Allahverdi, Başbakan Erdoğan’la ilgili çok çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Erdoğan’ı ameliyat masasında kim öldürmek istedi?

Başbakan Erdoğan’da ameliyat masasında kaldırılmayacaktı. Birileri bunu uygulamaya koymak için ellerinden geleni yaptılar.

Şimdi söyleyeceklerimi eminim ki sizde “Yok canım” tarzından değerlendireceksiniz… Ama emin olun bu söylediklerimin hepsi gerçek ve bunlar bu ülkede yaşandı… Bugün olanları anlama noktasında biraz eskilere gitmek gerekiyor…”kefen, ölüm, ameliyat”ın neden Erdoğan tarafından sık sık kullanıldığını o zaman anlarız

Bu ülkenin Başbakanı bir araç içerisinde kaldı, kapılar kitlendi ve balyozlarla araç kırıldı….2006 yılında rahatsızlanan Erdoğan’ı hastaneye getiren korumalar, aracın anahtarının içerde kalması ve kapıların otomatik olarak kilitlenmesi üzerine panik yaşadı. Korumalar, hastanenin yanında çalışan inşaat işçilerinden alınan balyoz ve kesici aletlerle aracın sol ön kapı camını kırarak Erdoğan’ı sedye ile Güven hastanesine kaldırdılar. Bilinci kapalı bir şekilde hastaneye kaldırılan Erdoğan, “Üşüyorum üstümü örtün” diyordu…

Bu örneği niye verdim, bu ülkenin Başbakanlarını siyasetten koparmanın en iyi yoludur, hasta yatağından onu kaldırmamak. Rahmetli Ecevit ile ilgili bugün hastane tedavisinde söylenenler hala ortada…Bir hastane tedavisi sonrası Ecevit ülkeyi yönetemeyecek hale getirildi…

Başbakan Erdoğan’da ameliyat masasında kaldırılmayacaktı. Birileri bunu uygulamaya koymak için ellerinden geleni yaptılar.

Başbakan iki defa ameliyat geçirdi…Birinci operasyonda ters giden bir şeyler fark edildi. Başbakan Erdoğan’ın önce hastanesi değiştirildi daha sonra da onu ameliyata alacak olan ekip Sağlık Bakanlığı tarafından haber verilmeden Türkiye’nin farklı yerlerinden toplandı ve hastaneye getirildi. Onlara önemli bir ameliyata girecekleri ifade edildi ve hastaneye gelene kadar Başbakan Erdoğan’ın ameliyatına gireceklerini bilmiyorlardı. Ameliyatı yapan ekip güvenlik gerekçesi ile değiştirilmişti. Başbakan Erdoğan’ın ameliyat masasından kaldırılmayacağı ile ilgili alınan istihbarat üzerine çalışma yapılmıştı. Birileri Başbakan Erdoğan’ı ameliyat masasında öldürmeye kararlıydı.

Başbakan Erdoğan’ın bu istihbarat sonrası getirildiği hastanede operasyonu yapacak ekipteki doktorlar Başbakan Erdoğan’ın kılına zarar gelmesin diye adeta göğüslerini siper ettiler. Ameliyatta kullanılacak olan malzemeler başında saatlerce nöbet tuttular. Malzemelere dışarıdan bir şey karıştırılmaması için azami özen gösterdiler.

Başbakan Erdoğan ameliyat edildi ve ameliyat başarılı gerçekleşti. Daha sonra yapılan açıklamada "Sayın Başbakanımız 26 Kasım 2011 tarihinde laparoskopik yöntemle başarılı bir sindirim sistemi ameliyatı geçirmişlerdir. Ameliyat Sayın Başbakanımızın programının müsait olması nedeniyle 26 Kasım tarihinde gerçekleşmiştir. Sayın Başbakanımızın sağlık durumu yerindedir. Doktorların gerekli gördüğü istirahatin ardından, Sayın Başbakanımız çalışmalarına başlayacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." Dendi.

Başbakan daha sonra iyileşme sürecinde tedavisinin devamı olarak ikinci bir ameliyat geçirdi. Erdoğan’ın vücudundan daha önceki ameliyatında takılan ve kanının temizlenmesine yardımcı olan bir cihaz çıkarıldı. Ameliyat bölgesindeki dikişleri alındı.

Başbakan ölüm kalım mücadelesinde bulunurken birileri MİT krizini çıkardı ve Başbakan Erdoğan o ameliyatlı haliyle bir de bunlarla uğraşmak zorunda kaldı…
Başbakan Erdoğan, defalarca suikasttan kurtuldu ve bunları bu millete anlatmadı. İçeride hainleri çok fazla deşifre etmedi, tedbirini aldı Allah’a havale etti. Dışarıdan özellikle su içmemeye özen gösterdi. Suyunu sürekli olarak arabanın bagajında taşımaya özen gösterdi. Hatta Mahmut Efendi Hazretlerini hastalığından sonra ziyaret ettiğinde yanındakilere aynen şunu söyledi: “Efendi hazretlerine açık su içirmeyin”

Başbakan’ın bugünlerde kefenden musalla taşına kadar ölümü hatırlatıcı birçok beyanı tekrar dillendiriyorsa, “Bu can bu bedende olduğu sürece korkmayın” diyorsa, sürekli olarak kendi ameliyat masasını hatırlayıp, “Bu ülkede ameliyat yapılmasına izin vermeyiz” diyorsa siz Fetih Süresini okumayı sıklaştırın, günde 500 defa ya Settar çekmeye devam edin….Başbakan Erdoğan 10 yıl içerisinde 30’dan fazla suikasttan kurtulduysa bunda yaptığınız ve yapacağınız duaların etkisi çok fazladır…Allah dualarınızı kabul etsin…

Acizane olarak şunu rica etmek istiyoruz; seçimlere kadar Eyüp Sultan Hazretlerinin Türbesinin açılması manevi dünyadan isteniyorsa biz de bunu Başbakan Erdoğan’dan rica ediyoruz…Seçimlere kadar Eyüp Sultan türbesinin sürekli açık tutulması önemlidir…Unutulmamalı ki Bedir’de 3 bin melek, Uhud’da beş bin melek yardıma gelmişti…Ne kadar çok büyük sıkıntı o kadar yardıma ihtiyaç var…

YOLSUZLUK DOSYASI : Savcı Öz’ün kaldığı otel iddialara ne diyor ?

Sabah gazetesinin Dubai’de 5 yıldızlı bir otelde bir hafta tatil yaptığı ve 37 bin dolar ödediği (77 bin TL) iddiasına; Zaman gazetesinden çarpıcı bir yanıt geldi.

Savcı Öz’ün kaldığı otel iddialara ne diyor?

Savcı Öz’ün kaldığı otel iddialara ne diyor? Savcı Öz’ün kaldığı otel iddialara ne diyor? Savcı Öz’ün kaldığı otel iddialara ne diyor?

Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu sonrasında eleştiri oklarının hedefi olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili görevinden alınarak Bakırköy’e Başsavcı Vekili olarak atanan Zekeriya Öz hakkındaki iddialar bir medya savaşına yol açtı.

Sabah gazetesinin Dubai’de 5 yıldızlı bir otelde bir hafta tatil yaptığı ve 37 bin dolar ödediği (77 bin TL) iddiasına; Zaman gazetesinden çarpıcı bir yanıt geldi.

Zaman, Savcı Öz’ün kaldığı söylenen Jumeirah Zabeel Saray Oteli yetkililerine ulaştı. Otele göre, haberlerdeki rakamlar çarpıtma. Otel yetkilisi Muhammed Ali, Jumeirah Zabeel Saray’da en lüks odasında bile 4 gün boyunca 4 kişinin ödeyebileceği fiyatın maksimum 4 bin dolar olacağını söyledi.

İşte Zaman gazetesinde Kamil Arlı imzasıyla yayınlanan o haber:

OTEL O HABERLER İÇİN DAVA AÇACAK

Zekeriya Öz ve kendi otelleri hakkında çıkan haberlerden haberdar olmadıklarını söyleyen otel yetkilisi, otelleri hakkında çıkan manipülasyon ve yalan haberler için dava açabileceklerini belirtti.

AĞAOĞLU ZEKERİYA ÖZ GERÇEĞİNİ AÇIKLADI

Zekeriya Öz, 77 bin liralık Dubai tatilinin parasını cebinden verdiğini söylemişti. Peki öyle mi? Ağaoğlu’nun açıklaması soğuk duş etkisi yaptı. (TIKLA OKU)

"MÜŞTERİLERİMİZİN ÖZEL BİLGİLERİNİ PAYLAŞMAYIZ"

Kişilerin şahsi bilgileri konusunda açıklama yapamayacaklarını belirten otel yetkilisi Muhammed Ali, 4 kişinin 4 gün boyunca ödeyebileceği rakamın 37 bin dolar olmasının mümkün olmadığını ifade etti.

ZEKERİYA ÖZ 4 BİN LİRALIK YEMEK FATURASI

Zekeriya Öz’ün tatil faturaları da ortaya çıktı. Bir yemek için sadece 4 bin lira ödemiş. Peki 4 bin liralık yemekte neler yemiş? İşte yemek menüsü! (TIKLA OKU)

SAVCI ÖZ DE 4 BİN 250 DOLAR ÖDEDİM DEMİŞTİ

Savcı Öz, dün Dubai’deki faturanın 4 bin 250 dolar olduğunu ve hepsini kendisinin ödediğini aktarmıştı. Dubai seyahatine geçen yıl 17-20 Ekim günlerinde ailesiyle birlikte gittiği, uçak biletlerinin ve otel masraflarının kendisi tarafından karşılandığı ve bunun toplamda 4 bin 250 dolar olduğunu kaydetmişti.

ZEKERİYA ÖZ ELİNDEKİ BELGELERİ AÇIKLAYACAK!

Tatil masraflarını kendisi ödemediği için eleştiren Savcı Zekeriya Öz açıklama yaptı, faturaların sonradan düzenlendiğini iddia etti.

SABAH İDDİA ETMİŞ, AĞAOĞLU ‘AĞIRLADIK’ DEMİŞTİ

Sabah gazetesinde yer alan haberde Savcı Öz’ün bir inşaat şirketinin parasıyla, Dubai’de tatil yaptığı ileri sürülmüştü. Yanındaki 8 kişiyle birlikte Dubai’ye giden Savcı Zekeriya Öz’ün bir haftalık tatilinin bedeli olan 77 bin liranın da inşaat şirketi tarafından ödendiği iddia edilmişti. İşadamı Ali Ağaoğlu da herhangi bir rakam vermese de yaptığı yazılı açıklamayla Zekeriya Öz’ü kendilerinin karşıladığını iddia etmişti.

SAVCI ÖZ’ÜN FATURASINDA ŞAŞIRTAN TARİH

Sabah gazetesinin Zekeriya Öz’ün Dubai tatilinde yaptığı harcamalarla ilgili yayınladığı faturada Türkçe tarihlerin işi ne? (TIKLA OKU)

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI : Şoke eden Cemaat iddiası !

Hatay’daki derin operasyonun hedefindeki İHH Başkanı Yıldırım, yargı ve emniyette bir cuntanın kendilerini suça itmeye çalıştığını söyledi.

Hatay’daki derin operasyonun hedefindeki İHH Başkanı Yıldırım, yargı ve emniyette bir cuntanın kendilerini suça itmeye çalıştığını söyledi. Yıldırım’a göre, İHH ve El Kaide bağlantısı olduğu iddialarıyla ilgili bir dosya da Pensilvanya’ya gönderildi.

İHH Başkanı Yıldırım Akşam’dan Şenay Yıldız’a çarpıcı açıklamalarda bulundu:

Satır arası…

Mavi Marmara olayı nedeniyle adını tüm dünyanın duyduğu İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) Başkanı Bülent Yıldırım 17 Aralık’ta gerçekleştirilen yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan beri "Bana ve İHH’ya saldırı olacak" diye açıklamalar yapıyordu. Tam bunların ardından 1 Ocak gecesi Hatay’da İHH’ ya ait silah taşıyan bir TIR’ın durdurulduğu haberleri sosyal medyayı çalkaladı. Fotoğraflar, İHH’nın El Kaide bağlantısı ve Suriye’ye silah sevkıyatı yaptığının zaten bilindiği yorumları aldı başını yürüdü… TIR’ın İHH’yla hiçbir ilgisi olmadığını artık biliyoruz. Ama bu durum Yıldırım’ın açıklamalarını daha da ilginç hale getirdiği için bu hafta kendisiyle konuştum. Yıldırım AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in bir işadamıyla ilgili dosyanın Pensilvanya’ya gönderildiğini açıklamasının ardından, İHH’yı El Kaide ile bağlantılayan soruşturma dosyasının da aynı adrese gönderildiği iddiasını dile getirdi.

El Kaide dosyası da Pensilvanya’ya gitmiş

İHH Başkanı Bülent Yıldırım: "Mavi Marmara sorgusu sırasında İsrail bize Türkiye’deki 3 medya grubu üzerinden propaganda yapacağını söyledi. El Kaide ile İHH bağlantısını iddia eden dosya Pensilvanya’ya gönderilmiş. Yargı ve emniyetin içindeki bir cunta şu anda bizi suça itmeye çalışıyor. Böylece Türkiye’yi teröre destek veren ülke konumuna sokmaya uğraşıyorlar."

Son iki haftadır yaptığınız konuşmalarda sürekli olarak "İHH’ ya saldırı olacak" diyordunuz. En son olarak İHH’ya ait bir TIR’ın Suriye’ye silah taşıdığı haberi yayıldı 1 Ocak gecesi ama haber doğru çıkmadı. Bunu nasıl yorumladınız?

Bu olay bize yapılacak saldırının bir parçası ama daha saldırılar olacağını düşünüyoruz. Çünkü biz bir risk analizi yaptık. İsrail’in aldığı en büyük darbenin Mavi Marmara olduğunu gördük ve bizi yalnızlaştırmak üzere harekete geçeceğini fark ettik.

ÜÇ MEDYA GRUBU

Nasıl yalnızlaştırılacaktı İsrail İHH’yı sizce?

Bu ülkede artık İsrail’in söylediği her şey ters tepki oluşturuyor. Artık halk bu ülkedeki cinayetlerin yüzde 80’inin arkasında İsrail olduğunun farkında. Bizi de İsrail’in hukuksuzluklarını deşifre eden bir yapı olarak gördüğü için bize itibarsızlaştırma ve imaj suikastı yapması gerekiyordu. Bunu da Müslüman gruplar üzerinden yapacağını tahmin ettik. İsrailli yetkililer Mavi Marmara olayı sonrasındaki sorguda tansiyon yükseldiği zaman bize "Türkiye’de üç medya grubu üzerinden propagandaya başlayacağız" dedi…

Hangi medya grupları bunlar?

Şu anda isim vermek istemiyorum. Tavırlarından belli olan 3 medya grubu. İsrail bunu bize söylediği zaman Müslüman kimliği olan insanlar içinde bir dedikodu mekanizmasıyla beni ve İHH’yı yalnızlaştırmaya çalışacağını tespit ettik.

Cemaatten mi bahsediyorsunuz?

Biliyorsunuz, 4 yıldır bize denilmedik kalmadı. Gitmeden önce cemaatin önemli isimleriyle görüştüğümüz ve destek gördüğümüz halde Hoca Efendi’nin Wall Street Journal’a verdiği açıklama malum. Bu açıklama sırasında sessizliğimizi koruduk ama "Devlet içindeki abilerinize söyleyin, üzerimize gelmesinler" dedik… Mesela bu TIR olayında Emre Uslu ve Radikal’deki Fatih Yağmur’un büyük etkisi oldu. Emre Uslu bizim sitemizden başka illerdeki TIR’larımızın görüntülerini göstererek, bu konu edilen TIR’la birleştirip bir algı oluşturmaya çalışmış… Buna çocuk bile güler! Fatih Yağmur için de cemaatten olduğu ve operasyonel olarak kullanıldığı söylendi. Ama ortada bir gerçek var: Basın etik kurallarına uymadan, bize dahi sormadan suçlayıcı bir iddia yayımlayarak bu iftira operasyonunun algısını yöneten aktörü oldu. Cemaate ait kurumlar ve kişiler de onu kaynak alarak karalamaya devam ettiler.

HABERTÜRK DEŞİFRE ETTİ

İHH’nın El Kaide ile bağlantısı uzun zamandır konuşuluyor. Size yönelik bir soruşturma olduğu ve önünüze bunun cemaat mensubu savcılar tarafından tehdit olarak önünüze konulduğunu açıkladınız zaten. Ne oldu o dosya peki? Neden soruşturma başlamadı?

Habertürk’ten Hilal Öztürk bunu deşifre etti. Çünkü savcıların hazırladığı bu dosyadan, üst makamların haberi yoktu… Haberleri olunca, açamadılar. Neden? Çünkü bunların hedefi algı oluşturmak. Dosyanın içinde ileri sürdüklerinin hiçbiri delillendirilebilecek şeyler değil. Şimdilerde bize bu dosyanın çalındığı, ABD’ye gönderildiği söyleniyor…

İHH’yı El Kaide ile bağlantılayan gizli soruşturma dosyası Pensilvanya’ya mı gönderildi diyorsunuz?

Bize gelen bilgi böyle. Buyursunlar, hodri meydan. Eğer yargıda bunu yapamıyorlarsa, basına versinler. Eğer iddiaları gerçekse, halk kararını verir zaten. Ama ikide bir "El Kaide dosyası var" demek, Müslümanlığa yakışmıyor…

Bir dosya hazırlamak için de bağlantı lazım… İHH ile El Kaide arasında nasıl bir ilişki var peki?

Bu İHH’yı durdurmak için uluslararası bir komplo. Bunu İsrail, İranlı Fars haber ajansı, cemaat ve PKK’ya yakın kaynaklar söyledi. Bu denklemi bir düşünün. Her taraftan saldırı oldu bir anda. PKK’ya yakın kaynakların bu haberleri bitirmesi için, belki bir imkân bulabilir düşüncesiyle Sayın Selahattin Demirtaş’la görüştük. Arkasından Fars haber ajansı için İranlı yetkililerle görüştük. Bunları İHH’yı terör listesine dâhil etmek isteyen planı bozmak adına yaptık. Tabii buradaki sözde terör bağlantısını savaş ve kriz bölgelerinde çalışan bir kurum olarak ve insani diplomasi faaliyetleri esnasında da bölgelerdeki yapılarla temaslarımızla üzerinden kurmaya çalışıyorlar. Biz hiçbir görüşmemizi gizli saklı yapmıyor, açık her şeyi ilan ediyoruz. Biz insani diplomasi yaparken örgütlerle görüşüyoruz…

AYGÜN İÇİN DEVREYE GİRDİK

Terör örgütleri de buna dâhil mi?

Hepsi! Bütün gruplarla örgütlerle insani diploması kapsamında görüşebiliriz. Suriye’de kaçırılan Bünyamin Aygün oradaki bir grubun elindeydi, bu gruba terörist diyenler var mesela. Biz, Bünyamin’in özgür kalması için insani diplomasi yürütüyoruz ve görüşmeler yaptık. Yarın öbür gün bunu önümüze mi çıkaracaksınız? Biz her türlü örgütle görüşebilen bir yapıyız. İHH bu tecrübeleriyle bu ülkenin, İslam dünyası ve insanlığın kazanımıdır. Ama yargı ve emniyetin içindeki bir cunta çarpıtmalarla şu anda suç oluşturup bizle bağlantılamaya çalışıyor.

Sizi nasıl suça itebilirler? Anlamadım…

Mesela Suriye’ye giriyoruz yardım için. Bölgeye nasıl gireceksiniz? Hiç kimsenin giremediği kimsenin ulaşamadığı muhtaç insanlara risk alarak ulaşıyoruz. O bölge kimin denetimindeyse, gidip onlarla görüşüyoruz. Onlar da kabul ederlerse, yanımıza korumalarını veriyorlar. Savaş bölgesi, bu korumalar silahlı. Bizi korumakla görevlendirilmiş kişilerle İHH personelinin fotoğraflarını çekip, dosyalara koyup, bize suç oluşturmaya ve Türkiye’yi teröre destek veren ülke konumuna sokmaya çalışıyorlar.

Operasyon 4. Dünya Savaşı’nın parçası

Yıldırım "17 Aralık Operasyonu’nu sadece hükümete karşı görmek çok masum ve romantik olur. Şu anda İslam topraklarında Dördüncü Dünya Savaşı oluyor. Türkiye’deki de Müslümanların birbirlerine saldırdığı bir medeniyet içi çatışma" diyor.

17 Aralık’a kadar bunları hiç konuşmadınız. Neden?

17 Aralık Operasyonu’nu sadece hükümete karşı bir operasyon olarak görmek çok masum ve romantik bir düşünce olur…

Öyle mi, siz ne düşünüyorsunuz?

Şu anda İslam topraklarında Dördüncü Dünya Savaşı oluyor. Önce Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, ardından Soğuk Savaş ve şu anda da Türkiye’nin de içine çekildiği Dördüncü Dünya Savaşı oluyor.

Kimle kim arasında bu savaş?

Bu dünya savaşını medeniyetler arası çatışma olarak nitelemek yetersiz. Daha kirli bir oyun oynanıyor. Hem medeniyetler arası hem medeniyetler içi çatışmalar görüyoruz. Medeniyetler içi çatışma Şii-Sünni, Sufi-Selefi ve etnik çatışma olarak 3 alanda gerçekleştiriliyor. Böylece bu topraklardaki Müslümanların bütün kazanımları birbirlerine karşı harcanır hale getiriliyor.

Türkiye’de şu anda AK Parti ile cemaat arasında yaşananlar medeniyet içi çatışma mı yani?

Evet. Türkiye’de de, Mısır’da da, Suriye’de de bu oluyor. Yani Müslüman kimlikli insanların tüm güçlerini kullanarak birbirlerine saldırmaları sağlanıyor. Şii dünyayı temsil eden bir İran var, Sünni dünyanın ayakta duran, gerektiğinde herkesin sığınıp, akıl alabildiği yer ise Türkiye’dir. Sünni dünyanın refleksleri tarih boyunca Batı’yla mücadeleye kodlanmıştır. Bu nedenle bu Sünni dünyanın merkezileşmemesi ve güçlenmemesi gerekiyor. O nedenle Türkiye’nin bir yara alması gerekiyordu. İsrail ve ABD’li neo-conlar bunu istediği için 17 Aralık operasyonu geldi.

Yolsuzluk nedeniyle başlamış ve yargıya taşınmış bir operasyonu nasıl tümüyle böyle Batı-İslam eksenine oturtabiliyorsunuz?

İngiltere’de de 2 milyar dolarlık bir yolsuzluk operasyonu oldu ama ülke buna bulaşanları derdest etti ve bizdeki gibi kriz falan çıkmadı.

YARGI BAĞIMSIZ DEĞİL

Gerçi biz pek kimseyi derdest etmedik şimdilik… Hükümet tümüyle kendini koruma refleksiyle hareket ettiği için…
Ben de olsam kendimi koruma refleksiyle hareket ederim. Zaten sizinle yaptığım bu konuşmanın sebebi de yargıya olan güvenimi kaybetmemdir. Türkiye’de yargı bağımsızlığını kaybetmiştir. Biz bunu Kayseri’deki Furkan Doğan davasından da biliyoruz. Tazminat davasına bakan hâkim "İsrail yargılanamaz. Bize sorarak mı gittiniz?" dedi… Bakın, yolsuzluğa bulaşanların canı çıksın. Ama kalkıp bir yolsuzluk adına ülkede bu kadar ekonomik kayba sebep olup, fakir insanın ekmeğinden çalmak da ayrı bir yolsuzluktur.

Furkan Doğan Davası’na bakan hâkim cemaat mensubu mu, biliyor musunuz?

Öyle diyorlar.

Cemaat de tasfiye edilecek

Tüm bu kavgada cemaatle karşı karşıya geldiğinizi söylüyorsunuz ama cemaat de aynı gemide. Neden Türkiye’nin terör listesine alınmasını istesin?

Aslında bunu cemaate biz de soruyoruz. Evler bölündü yahu, olacak iş mi? Ben cemaatin de tasfiye edildiği kanaatindeyim. Cemaatin dünyaya bu kadar yaygınlaşması ister istemez pek çok yerin tepkisini çekti. Cemaat şu anda belki çok da farkında olmadan emperyal güçlerin isteğini yapıyor ve bu satranç tahtasında 10’uncu, 20’nci hamlelerde onları da tasfiye ederler. Bakın, bir ülkeden suikast timi geldi. Örgütleyenlerden birinin Yahudi olduğunu bildiğimiz bir yapılanma. Rahmetli Medet Ünlü’yü öldürenlerle aynı yapılanma. Bana suikast için gelen tim deşifre oldu ama başkalarına da gelmiş olabilir… Bunu şunun için söylüyorum: Kaos ortamlarında suikastlar, patlamalar, faili meçhuller olur, herkesin dikkatli olması, siyasi partilerin bir araya gelip ülkeyi kaosa sürüklenmekten kurtaracak adımlar atması lazım.

Gülerce sözlerini düzeltsin

ZAMAN Yazarı Hüseyin Gülerce Twitter’da "Herkes Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar, bu topraklar Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntı ve savrulmalara hazır olun" yazdı. Nasıl okursunuz bu sözleri?

Eğer bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar olan bir planın ifşasıysa bundan vazgeçsinler. Gülerce sözlerini düzeltsin. Ama eğer burada "Cemaat mensuplarına operasyon yapılacak" diye çıkan dedikodular nedeniyle bir savunma dili kullanılıyorsa, kimse kendi kendini kandırmasın. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Cemaatin içinde azınlık bir yapı var. Cemaatin tasfiyesinde de bunlar kullanılıyor. Cemaatin içindeki bu azınlık ya kendine gelecek ya da cemaat onları kendi temizleyecek. Aksi takdirde cemaat kendisi tasfiye oluyor. Ancak şunu da açıkça ifade edelim ki samimiyetle insanlığa hizmet eden hangi kişi ve kurum haksızlığa uğrarsa da biz bunun karşısında oluruz.

Türkiye’nin kriptosunu açtık

Bu anlattıklarınız çok ilginç ama 17 Aralık öncesi neden sustuğunuzu hâlâ anlamadım…

Çünkü önce bu saldırı sadece bize karşıydı, göğüsleyelim dedik ama 17 Aralık’ta İslam coğrafyasına saldırı hissettik. Bir de bize de operasyon yapacaklardı…17 Aralık sonrası bize de hem yolsuzluk imajı verip hem de El Kaide işini araya katıp, uluslararası ceza mahkemesine başvuracaklardı teröre destek veriyoruz diye. Direkt İHH’ya El Kaide deseler bizi hiç yıpratmaz, çünkü millet inanmaz. Ama Yolsuzluk Operasyonu’nun içinde aynı dönemde yaparlarsa, milletin kafasında başka bir şey oluşurdu. İHH’yı neden bitirmeye çalışıyorlar? Buradaki mesele şu: Biz Türkiye’nin kriptosunu açtık.

Nasıl bir kripto bu?

Dedik ki, Türkiye’deki bazı Yahudi vatandaşlar İsrail’de askerlik yapıyorlar ve bunların bazıları Mavi Marmara saldırısında bulundular. Biz de bunu yargıya taşıdık ve dedik ki "Bu ailelerin çocukları bu saldırıdan dolayı yargılansın". Zaten ne olduysa, ondan sonra oldu… Yazabilirseniz, asıl yer burası. (Kaynak: Akşam)

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: