Etiket arşivi: İRAN DOSYASI

İRAN DOSYASI : RADİKAL CAFERİ DİN ADAMININ SÜNNİ MEZHEBİ KORKUSU !

İRAN ANALİZ / Hamaney’in Huzistan (Arabistan) eyaletindeki temsilcisi Caferi din adamı Muhammed Ali Musavi Cezairi yaptığı açıklamasında tarihi olarak Sünni olan bu bölgede Sünni Mezhebinin yaygınlaştığını, bunun tehlikeli hal aldığını söyleyerek uyarılarda bulundu.

Radikal Şii din adamı Cezairi Vakıflar Dairesine yeni gelenler ve eskilerin ayrılması nedeniyle yapılan bir törende gerçekleştirdiği konuşmasında Müslümanlara yönelik bakış açısını ortaya koydu. İslam’ın bölgede yayılmasını bir tehdit olarak gören Caferi mollası konuşmasında ‘Vehhabi düşüncesi’ olarak tanımladığı bir akımın bölgede yayıldığını, bunun da müstekbir güçlerini stratejileri çerçevesindeki bir proje olduğunu öne sürdü! İran içinde veya dışındaki Müslümanları Vehhabi, tekfirci, selefi diye isimlendirerek hedef tahtasına oturtan İran rejimi böylece sözde Sünnileri hedef almadığı şeklinde bir propapagan yapıyor.

Ahvaz’ın merkez şehri, gerçek ismi Arabistan olan ve 1925 İran işgalinden sonra ismi Huzistan olarak değiştirilen bölge yoğun şekilde Farslılaştırma ve Şiileştirme, asimilasyon faaliyetlerine maruz kalıyor.

İRAN DOSYASI : 8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantısı İstanbul’da

İran Dışişleri Bakanlığı Politik ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü IPIS ve Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM iş birliğinde başlatılan Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantıları’nın sekizincisi 07 Şubat 2014 tarihinde İstanbul Gönen Hotel’de saat 09:30’da gerçekleştirilecek.

İlki 12 Kasım 2008 tarihinde TASAM’ın ev sahipliğinde İstanbul’da yapılan Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantıları o tarihten beri İstanbul ve Tahran’da dönüşümlü olarak icra ediliyor.

“Yeni Dönem Türkiye – İran İlişkileri Fırsatlar ve Riskler” ana teması ile yapılacak 8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantısı’na İran tarafı Dışişleri Bakan Yardımcısı, Uluslararası Eğitim ve Araştırma Merkezi (Center for International Research and Education ICRE) Başkanı ve Büyükelçi Dr. Hadi Soleimanpour başkanlığında aralarında eski Dışişleri Bakanı Manouchehr Mottaki, Büyükelçi (E) Ebrahim Taherianbir, Büyükelçi (E) Mohammad Irani, gibi önemli isimlerin olduğu geniş bir heyetle katılacak.

Türkiye tarafında ise toplantıya TASAM Başkanı Süleyman Şensoy başkanlığında TASAM Başkan Yardımcısı (E) Büyükelçi Murat Bilhan, Büyükelçi (E) Selim Karaosmanoğlu, Büyükelçi (E) Ümit Pamir, Büyükelçi (E) Oğuz Çelikkol, Büyükelçi Suha Umar, Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu, Prof. Dr. Nurşin A. Güney, TASAM Orta Doğu Uzmanı ve İ.Ü. Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Muharrem Hilmi Özev, TASAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Nükleer Fizikçi Dr. Necmi Dayday, DEİK Ortadoğu ve Körfez Bölge Koordinatörü Suzan Cailiaou ve Koordinatör Akın Dıblan, Euronews’den Dr. Bora Bayraktar, NTV’den Can Ertuna, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Bilgehan Alagöz, C4 Savunma Dergisi Editörü Bahadır Tokgöz, TASAM Uzmanı Hazar Vural ve Uzman Yardımcısı Ahmet İşçan iştirak edecekler.

8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Toplantısı’nda ele alınacak alt konu başlıkları “Ekonomik İlişkiler: Fırsatlar ve Güçlükler”, “Enerji Politikaları: Jeopolitik ve Güvenlik Sonuçları”, “P5+1 – İran Nükleer Anlaşması ve Çok Boyutlu Perspektifler”, “Teknoloji Paylaşımı, Akademik ve Kültürel İş Birliği”, “Sosyal, Ekonomik ve Politik Gelişmeler”, “Akdeniz, Ortadoğu (Suriye – Irak), Afrika, Orta Asya Ülkeleri ve Türkiye – İran”, “ŞİÖ, CICA, D8, AB ve Yeni Ortaklarla İlişkiler ile Bölgesel Stratejiler” ve “Çok Kutuplu Dünyada Yükselen Güçler ve Küresel Yönetim Yapılarına Adaptasyon” olarak belirlenmiş.

İran ve Türkiye’den katılacak önemli konuşmacı isimler dışında uzman, akademisyen, gazeteci, bürokrat ve diplomatların izleyici veya müzakereci olarak katılacağı 8. Türkiye-İran Yuvarlak Masa Toplantısı İstanbul Gönen Hotel’de 7 Şubat Perşembe günü saat 09:30’da başlayacak.

TASAM Başkanı Süleyman Şensoy toplantı ile ilgili yaptığı açıklamada “8. Türkiye – İran Yuvarlak Masa Ülke Toplantısı; sorun alanlarını ihmal etmeden P5+1 Ülkeleri ile İran’ın vardığı anlaşma, Suriye ile ilgili devam eden Cenevre Süreci gibi parametrelerin belirleyici olacağı “yeni dönemde” Türkiye – İran ilişkilerindeki fırsatlar ve tamamlayıcılık ilişkisini stratejik bir bakış açısı ile Türkiye ve İran kamuoyları nezdinde ortaya koyarak, kurumsal ve entelektüel zemin inşasına dönemsel stratejik katkı sağlayacaktır” dedi.

DETAYLI BİLGİ EK’TEDİRİ.

8. Trkiye – ran Yuvarlak Masa Toplants stanbul’da.pdf

İRAN DOSYASI /// SELİM SAVAŞ GENÇ : Türkiye-İran ilişkilerinin sınırlarını Tahran belirliyor

İran, tarihinin hiçbir devresinde olmadığı kadar rahat, mutlu ve kendini garanti altında hissettiği bir dönemin tadını çıkartıyor. Ortadoğu’da vuku bulan neredeyse tüm hadiseler hemen her gün Tahran’ın gücüne güç katarken; Irak, Suriye, Lübnan ve Gazze’de bölgesel rakiplerini yanına yaklaştırmayacak pozisyonlar alabiliyor.

‘Baş düşmanı’ olarak kimlik oluşumunda basamak niyetine kullandığı ABD ile konuşabilen ve İsrail’in gönlüne su serpecek şekilde nükleer programının önemli bir kısmından vazgeçen İran, başarı için sınır ve prensip tanımayan bir aktör görünümünde. Batıya yaklaşırken de, batıdan uzaklaşırken de bir yere gittiği yok İran’ın. Ortadoğu planlarını gergef ile işler gibi ilmek ilmek şekillendirirken ne acele ediyor ne de telaş…

Anlaşılan Türkiye ‘kendisini ikinci evinde hissettiği’ İran ile kurduğu ilişkilerde Suriye sorununu yok sayıyor. Ya da anlaşılan İran, Türkiye ile konuşurken Suriye meselesini konuşmayacağız ön şartı ile Ankara’yı lütfedip kabul ediyor. Başbakan ve neredeyse küçük bir kabineden oluşan heyetinin Tahran ziyaretinde düzenlenen tek basın toplantısında gazetecilerin soru sormasına müsaade edilmiyor. Zira bir an boş bulunup gazetecilik görevini ifa etme refleksi gösteren bir basın mensubunun “55 bin Suriyelinin işkence altında can verdiği son bulgular hakkında Tahran ne düşünüyor?” gibi can alıcı bir soruyu sorması gezinin tüm ‘ihtişamını’ altüst edebilirdi.

Suriye konusunda İran farklı bir taktik uyguluyor. Başbakan Erdoğan’a yönelik mevki ve meslektaşları kesinlikle sert ikazlar yapmıyor, hatta Türkiye’nin Suriye politikalarını öncelikli olarak dış politika argümanlarında kullanmıyorlar. Lakin kritik dönemlerde daha alt seviyeden bir görevli bürokrat ya da askerî makamların temsilcileri gibi görevli adamlar vasıtası ile Türkiye ve Başbakan Erdoğan’ı en sert üslupla ve bazen de ağza alınmayacak hakaretlerle eleştiriyorlar. Tahran âdeta ‘Senin hakkındaki düşüncelerimiz bunlardan ibarettir. Bunu bilmeni istiyoruz lakin korkma, yüz yüze geldiğimizde sana gülümseyip canını sıkacak bir şey yapmayacağız’ tavrında.

Son İran ziyareti öncesinde de böyle oldu. Hamaney’in Devrim Muhafızları Yardımcı Temsilcisi Abdullah Hacı Sadıki’nin Erdoğan’ın ziyareti öncesi “Türkiye Başbakanı, son zamanlara kadar Suriye krizinde daha çok İsrail’in kuklası gibi hareket ediyordu. Fakat son zamanlarda artık uyandığını görüyoruz.” ifadelerini kullanabiliyor. Kendimizi tam anlamı ile ‘ikinci evimizde’ hissedebileceğimiz bir karşılama! Yeryüzünde Erdoğan’ın ziyaretinden birkaç saat önce bu açıklamayı yaptırtıp ajanslara servis edebilecek kaç ülke vardır?

Türkiye’yi bölgede radikal unsurların yanında, İran’ı ise makul, tutarlı ve Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasında konuşulabilecek bir partner olarak lanse ettiren süreç, birkaç doktora tezi konusu olabilecek hacimdedir. Bir sene önce demokratikleşme eğiliminde olan Ortadoğu’nun tek kaybedeni ve telaşe içindeki aktörü görüntüsü veren İran, bu rolünü nefes kesen hamleler neticesinde nasıl Ankara’ya devrettiğini uzun zaman konuşacağız. ‘Arap Uyanışı’ sürecinde varını yoğunu hipodromda koşmayan bir ata yatıranların ne iç ne de dış politikada manevra alanlarının kalmadığını görmeye başladılar. İran’ın diplomatik aklının, Türkiye Cumhuriyeti başbakanına ‘bölgesel ve küresel güç olma hedefinin olmadığı’ itirafını yaptırtmış olması hemen her şeyi özetler mahiyettedir. Dün İran’ı uluslararası arenada savunan ve Tahran’ı merkeze çekmeye çalışan Türkiye, bugün Ortadoğu’da uluslararası sistemle birlikte hareket eden, enerji bağımlısı olduğumuz ve nükleer silah elde etmesinden endişe duyduğumuz İran ile karşılaşmanın şoku içindedir. Böyle bir tablo karşısında hangi siyasi, gazetecilerin soru sormasına izin verebilirdi ki?

İRAN DOSYASI : MALİKİ IRAK HALKINA AÇTIĞI SAVAŞTA İRAN’DAN SİLAH DESTEĞİ ALACAK

İRAN ANALİZ / İran rejiminin tıpkı Esed diktasına olduğu gibi Nuri el-Maliki yönetimine de Irak halkına ve özellikle Sünnilere karşı açtığı savaşta kullanmak üzere ciddi miktarda silah ve askeri malzeme desteği vereceği bildirildi. İran’ın Tesnim Haber Ajansı, gelişmeyi Maliki’nin Tahran’dan silah satın alacağı şeklinde servis ederken, uzmanlar Esed rejimine olduğu gibi İran’ın bu noktada elindeki tüm imkanları seferber edeceğini vurguladı.

Ajans, Maliki’nin Irak milli servetini kullanarak İran’dan yeni askeri malzemeler ve silahlar satın alma niyetinde olduğunu yazdı. Bu silahları Enbar’daki Sünnilere karşı kullanacak Maliki’nin Tahran’daki büyükelçisi Muhammed Mecid eş-Şeyh’in bu noktada silah ve mühimmat alınması için bir emir aldığını doğruladı. Maliki’nin satın alacağı askeri silahların çeşidi ve niteliğinin dahi belirtildiği iddia edildi.

Öte yandan uzmanlar İran Devrim Muhafızları, Kudüs Güçlerinin 2003 işgalinden bu yana fiilen Irak’ı yönettiklerine dikkat çekerek Nuri Maliki ve diğer siyasi sürece katılan Şii grupların birçoğunun İran’dan talimat ile hareket ettiklerini vurguluyor.

İRAN DOSYASI /// İRANLI YAZARDAN HAMANEY’E : YAPAMIYORSUN BIRAK GİT !

İRAN ANALİZ / İranlı yazar ve siyasi aktivist Muhammed Nurizad ülkenin lideri konumunu bırakması, halkın yapacağı çok yönlü bir seçim için alan açması için İranlı Şiilerden bazılarının dini lider kabul ettiği Ali Hamaney’e işgal ettiği makamı bırakması çağrısında bulundu.

Hamaney’i ve ülkenin liderlik konumunu eleştiren Nurizad’ın kaleme aldığı mektubun 13.sü olduğu belirtildi. Bu muhtevadaki mektupları kaleme almasından ötürü Nurizad ciddi koğuşturmalara ve cezalara maruz kalması, rejimin tasfiye etmeye çalıştığı herkesi yaftaladığı dini lidere hakaret ve rejime karşı propaganda yapma gibi suçlamalara maruz kalmıştı.

2009 yılında hileli sonuçlarla değiştirildiği ve Ahmedinecat’ın cumhurbaşkanlığı seçildiği seçimlere kadar İran rejiminin önde gelen savunucularından birisi olan Nurizad bu tarihten sonra bir değişim yaşamıştı. Ülkedeki radikal Şii dini kesimler, devlet kurumlarını elinde bulunduran kanat ile kısmen reformcu kesimler arasında bir kırılma noktası olarak değerlendirilen 2009 hileli cumhurbaşkanlı seçimleri sonrasındaki gelişmeler Nurizad için de bir milat olmuştu.

Bu tür mektupları korkmadan yazması ve hatta kamuoyu ile paylaşması nedeniyle Nurizad tutuklandığı ve mahkum tutulduğu cezaevinde çok ciddi kötü muamelelere maruz bırakılmış ve yalıtılmıştı.

Hamaney’e halkın affına sığınması, onlardan af dilemesi çağrısında bulunan Nurizad, Hamaney’in İran’ı yönetebilecek bir kabiliyette olmadığını, buna uygun olmadığını belirtmişti.

İRAN DOSYASI /// MAKYAVALİST VE İLKESİZ IRAKLI SİYASİLER : RAFİ EL-İSAVİ ÖRNEĞİ

İRAN ANALİZ / Amerikan ve İran ittifakının neticesinde yürürlüğe konulan, içinde Türkiye’nin de yer aldığı bazı ülkelerin desteklediği Irak’taki siyasi sürece katılan tarafların neredeyse tamamının Irak halkının çıkarlarına, ülkenin birlik ve beraberliği, kalkınması ve refahına değil tam aksine şahsi, partizan veya mezhepsel çıkarları, kendilerine sponsor olan ülkelerin siyasetlerine uygun bir şekilde çalıştıkları yönünde Irak’ta genel bir kanaat hakim. Aralık 2012 tarihinde kitlesel gösterilerin patlak vermesine neden olan, korumaları tutuklanan, kendisi kaçan Maliye Bakanı Rafi el-İsavi’nin sözde Maliki karşıtlığına rağmen son haftalarda gizli şekilde Maliki ile temaslarda bulunduğuna dikkat çekildi.

Siyasi sürecin önemli isimlerinden, Maliki hükümetinde Maliye Bakanı olan Sünni kökenli Rafi el-İsavi’nin Aralık 2012 tarihinde korumaları tutuklanmış, bakanlık binası ve bazı yerler basılmış, kendisi Enbar’a kaçmıştı. Ülkede yaşanan devlet terörüne, tüm resmi kurumlarda dışlama, rastgele tutuklamalar, sokak ortasında infazlar ve aşırı Şii mezhepçi siyasete muhatap olan Sünniler, bu olayla birlikte 6 önemli şehirde barışçıl gösteriler düzenledi. Bu büyük gösterileri fırsat bilerek kendi çıkarları için kullanan el-İsavi, aşırı bir şekilde Maliki karşıtı dil kullandı, elinde gerek Maliki gerekse diğer milletvekilleriyle ilgili birçok videolar bulunduğunu, gerekli yerlere ileteceği tehdidinde bulundu.

Göstericiler sözde Sünni olduğu iddiasıyla kendileri üzerinden meşruiyet devşirmeye çalışan siyasiler ve siyasi partilerin bir faydasının dokunmadığını, aksine aşırı Şii Nuri Maliki’nin başbakanlığını ve devlet terörünü, bu Sünni siyasilerin siyasi süreçte yer alarak daha güçlendirdiklerini vurguluyor. Bunlardan birisi olan ve Maliye Bakanlığı gibi önemli bir koltukta bulunmasına rağmen hiçbir ciddi hizmet sunmayan veya sunamayan el-İsavi’yi hedef alan saldırı Sünni bölgelerde bardağı taşıran bir damla oldu. Bir bakanın dahi istendiği an Şii milislerce görevden alınıp, tutuklanarak ortadan kaldırılabildiğine işaret eden Iraklılar sıradan Sünninin ne halde olduğunu, hiçbir koruması, hakkı ve hukukunun itibarının bulunmadığını dile getirme fırsatı buldu.

Felluce, Ramadi, Tikrit gibi birçok şehirde ve ilçe merkezlerinde kurulan bir meydanda binler, onbinler ve yüzbinlerce insan toplandı, ortak cuma namazları kılarak 14 farklı maddeyi içeren taleplerini dile getirdi. Bunların başında Sünnileri hedef alan, rastgele ve istendiği zaman güvenlik güçlerinin tutuklayıp, içeri tıktığı veya öldürdüğü sözde 4. anti terör maddesi, kadınlar ve çocuklar dahil masum tutukluların serbest bırakılması gibi talepler gelmekteydi. Bu gösterilerin yapıldığı meydanlara giden, hamaset kokan konuşmalar yapan milletvekili el-İsavi, Ürdün ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında mekik dokudu. Buradaki ticari şirketleri üzerinden işlerini yürüttü, ama Sünnilerin dile getirdiği taleplerin hiçbirisini yerine getirmek için harekete geçmedi, geçmiş olsa bile hiçbir şey yapamayacağı bilinmekteydi. Tıpkı Tarık el-Haşimi örneğinde olduğu gibi.

Elinde Maliki ve bazı milletvekillerine ait olan gayri ahlaki kasetler olduğunu söyleyen el-İsavi bunları Sünnilerin itibar ettiği önemli alimlerden Prof. Dr. Abdulmelik es-Saadi’ye değil de işgale karşı direnişe fetva vermeyen, Irak’ı etnik, mezhepsel ve dini temellerde ayrıştıracak, Şiileri ülkede söz sahibi kılacak Anayasa ve siyasi süreci destekleyen Şii din adamı Ali Sistani’ye vermekle tehdit edecekti. Bununla da kalmayacak tıpkı diğer Sünni sıfatını kullanan siyasiler, milletvekillerin yaptığı gibi eli kanlıymış gibi görüntü verdiklerinin tam aksine kısa bir süre sonra Maliki ile, hiçbir toplumsal hizmete katkı sağlamadıkları, ama şahsi/parti çıkarları için milyon dolarlık kazanımlar elde ettikleri meclise, siyasi sürece geri dönecekler, en radikal Şii Maliki’yi ve diğerlerini destekleyeceklerdi. İşte bunlardan birisinin de Rafi el-İsavi olduğu son gelişmelerle ilgili olarak önemli detaylar paylaşan Iraklı internet sitelerinde ortaya çıkıyor.

İhvan kökenli Irak İslam Partisi’nin dışarıdaki sözcüsü Usame Tikriti ve beraberindeki bir heyet Amerika’ya gönderilecekti. el-Enbar eyaleti ve diğer yerlerdeki barışçıl gösterilerin birinci yılını doldurmasına rağmen devam etmesi, buradaki halkın ısrarlı ve hak talebinden vazgeçmemesi, yaklaşan seçimler ve içeride gittikçe köşeye sıkışan Nusayri Beşşar Esed diktasındaki Suriye’de hızlanan gelişmeler, İran’dan gelen baskılar gibi sebeplerle Maliki rejimi bir adım atmaya karar verdi. Göstericileri tehdit etmesine, bazı yerlerde baskınlar yapıp halkı katletmesine rağmen halk intidasını durdurmayan Maliki rejimi bu sefer ordu birliklerini ve Şii milisleri savaş açtığı Enbar’a gönderdi. Ancak Maliki ve Şii milisler ile Amerikalıların bir projesi olan, bazı Sünni aşiretlerin ve direnişten ayrılanların kurduğu Sahveler (Awakening Council – Uyanış Konseyleri) Enbar’da aniden patlak veren silahlı aşiret güçleri karşısında ağır zayiatlar verdi.

İsavi’nin gönderdiği Tikriti başkanlığındaki sözde Sünni siyasi heyet, ABD yönetimi ile Enbar’daki silahlı aşiret devrimcilerini ortadan kaldırmak için Sahveleri yeniden canlandırma projesini konuştu. Karşılığında Amerika, İslami Parti’ye iktidar ortaklığını verecekti! Ki bu sözde Sünniliği kullanan İhvan kökenli İslami Parti’den seçilen Enbar’daki eyalet meclisi ve yetkililer tüm aşiretlere, direniş örgütlerine ihanet ederek Maliki hükümetine çağrı yapacak, sözde Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD-Kaide) ile mücadele için ordu birliklerini buraya göndermesini isteyecek, Sahve militanlarını Şii milislere destek vermek için harekete geçirecekti! Amerika da füze, savaş helikopteri, istihbarat ve diğer teknik desteği Maliki hükümetine vereceğini ilan edecek, İran tüm gücüyle Şii iktidarın yanında duracaktı.

Türkiye ise kendi halkına, aşiretlere ve Irak’ın birlik-beraberliğinin teminatı olan işgal-siyasi süreç karşıtı milli-aşiret-dini güçlere karşı olan, bunların aksi yönde hareket eden, sahadakilerin şiddetle eleştirdiği el-İsavi benzeri siyasilere destek vermeyi sürdürecekti. Böylece Türkiye sahada rahat hareket eden, dengeleri değiştirebilen ve söz sahibi olan güçlerden uzak, kendi elini oldukça zayıflatan, çok yönlü ilişkiler geliştirmesini engelleyen, hatta kendisine zarar veren tek yönlü ilişkiler çıkmazındaki dış politikasında değişikliğe gitmeyecekti.

İRAN DOSYASI : HİZBULLAH TERÖRİSTLERİ FELLUCE’DE IRAKLILARA KARŞI SAVAŞIYOR

Kuveyt el-Vatan Gazetesi, Irak içinden güvenilir kaynaklara dayandırdığını söylediği haberinde Lübnanlı radikal Şii Hizbullah örgütü militanlarının Felluce şehrine yönelik saldırı yürüten Maliki güçlerine destek verdiğini, bizzat burada sivil halka yönelik çatışmalara katıldığını belirtti.

Gazete haberinde Felluce şehrindeki aşiretlere bağlı silahlı devrimcilerin, Maliki’ye bağlı özel kuvvetlerle birlikte savaşan 3 Hizbullah militanını esir aldığını iddia etti. Bunu Felluce’deki aşiret devrimcilerinin kurduğu askeri meclise dayandıran gazete, esir alınan Hizbullah militanlarının gizli bir yere nakledildiğini kaydetti.

İstihbarat bilgilerine dayanarak harekete geçen Felluce’deki devrimcilerin Bağdat Havalimanı aracılığıyla Irak’a gelen Hizbullah teröristlerinin Felluce ve Enbardaki saldırılara destek verdiği ifade edildi.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: