Etiket arşivi: İsrail

İSRAİL : İsrail hangi Arap ülkeleriyle işbirliği yapıyor ?

İsrail ordusu, Ortadoğu’da hangi ülkelerle istihbarat konusunda işbirliği yaptığını açıkladı. Bu ülkeler arasında Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Afganistan ve Azerbaycan yer alıyor.

(soL – Dış Haberler) İsrail ordusu, resmi internet sitesinden Mossad’ın Arap ve Müslüman ülkelerle yaptığı istihbarat, güvenlik ve askeri ihracat işbirliği ile ilgili bir haber yayımladı.

Buna göre İsrail’in işbirliği yaptığı Arap ve Müslüman ülkeler arasında Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Afganistan ve Azerbaycan yer alıyor. Bahreyn’in İsrail’e İran ve Filistinli direniş örgütleri hakkında istihbarat sağladığı belirtiliyor. Suudi Arabistan’ın ise, İran’ın nükleer programı hususunda Mossad ile doğrudan iletişim halinde olduğu iddia ediliyor. Mossad’ın eski şefi Meir Dagan’ın 2010 yılında Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiği söylenmişti.

İsrail’in BAE ile olan ilişkileri ise askeri ekipman satışı ile sürüyor. Bunlar arasında geliştirilmiş pilot kaskları, insansız hava aracı ekipmanları da yer alıyor.

Reklamlar

İsrail pes etti : ABD’deki güçlü İsrail lobisi AIPAC, Başkan Obama’nın veto tehdidi üzerine İran yaptırımlarından vazgeçti.

ABD’deki güçlü İsrail lobisi AIPAC, Başkan Obama’nın veto tehdidi üzerine 33 yıldır ilk kez geri adım atarak Kongre’den çıkarmak istediği İran yaptırımlarından vazgeçti.

Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) aylardır ABD Kongresi’nde sürdürdüğü İran karşıtı kampanya ABD Başkanı Barack Obama’nın Birliğin Durumu konuşmasında savurduğu veto tehdidi ile sona erdi. Obama’nın İran yönetimi ile yürürlüğe koyduğu nükleer anlaşmaya güvenmeyen AIPAC, güçlü bağları ile Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti’den toplamda 59 senatörün desteğini alarak Kongre’den yeni yaptırım paketi çıkarmasını istiyordu. Yaptırım yanlısı Demokrat senatörlerden Richard Blumenthal, AIPAC’ın geri adımını kanıtlarcasına aniden fikir değiştirerek, "Obama’nın diplomatik adımlarına zaman tanınmalı" açıklaması yaptı.

New York Times ise dünkü haberinde AIPAC’in Demokrat senatörlere de baskı yapmayı bıraktığını bildirdi. Uzmanlara göre AIPAC’in "istediğini alamadığı" son büyük olay 1981’de ABD Başkanı Ronald Reagan’ın İsrail’in tüm itirazlarını yok sayarak Suudi Arabistan’a Awacs uçaklarının satışıyla gerçekleşmişti. O tarihten bu yana AIPAC istediği yasaları özellikle Senato’da çoğunlukla her iki partinin desteğini alarak oybirliği ile geçirmeyi başarmıştı. Yıllık kongresinde 14 bin destekçi, Beyaz Saray ve Kongre’den konuşmacılar çeken ve İsrail için her yıl 3,1 milyar dolar yardım sağlayan AIPAC’in Obama’ya rağmen sert bir yaptırım paketi için uğraşması ABD’deki Yahudi liderler arasında da tartışma yarattı. İsrailli gruplar 1951’de kurulan AIPAC’in sert ve baskıcı taktiklerine destek vermediklerini belirtirken, Karalama Karşıtı Birlik (ADL) Başkanı Abraham Foxman da, "Hedef İran olmalı. Burada Obama’yı hedef almak için bulunmuyoruz" dedi.

ARAŞTIRMA DOSYASI : İsrail-AB İlişkilerinde Yahudi Yerleşim Yerleri İnşası Krizi

Firuze Yağmur Gökler

ORSAM Uzman Yardımcısı

firuzegokler

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria Yahudi yerleşim inşaları Altı Gün Savaşlarından (1967) sonra artmıştır. Filistin topraklarında dört ana bölgede İsrail’in toplam 600 bine yakın yerleşimcisi bulunmaktadır. Bu dört ana bölge Gazze Şeridi, Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Golan Tepeleridir. (1) Bu dört ana bölgeden olan Gazze Şeridi 2005 yılındı boşaltılmıştır, ama diğer üç bölgeye yerleşim yerleri inşaları uluslararası arenada tepkilere, bu konuyla ilgili alınan kararlara ve yaptırımlara rağmen artarak devam etmiş ve etmektedir.

Avrupa Birliği İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği yerleşim yerleri ile ilgili İsrail tarafı ile birçok kez görüşmüş ve bu konuyla ilgili rahatsızlıklarını ve yapılması gerekenleri her fırsatta dile getirmiştir. İki taraf arasında yapılan görüşmelere ve uluslararası tepkilere rağmen İsrail bu bölgelerde Yahudi yerleşim yerleri inşaatına devam etmektedir. Bu durumun devam etmesinden dolayı Avrupa Birliği’nden ve Birliğin üye ülkelerinden tepkiler gelmeye başlamıştır. Birlik İsrail’in bu tutumuna karşı tepkilerini ise birçok yönden göstermekte ve bu tutumundan vazgeçmesi için İsrail’e baskı yapmaktadır. 2001 yılında AB-İsrail Gümrük Birliği Komitesi toplantısında; AB tarafından tanınan vergi muafiyetinden Filistin’in işgal edilen topraklarında üretilen İsrail ürünlerinin yararlanamayacağı açıklanmış ve konuyla ilgili çözüm bulunamazsa kararın yürürlüğe gireceğine değinilmiştir. Böyle bir kararın alınması İsrail’i yılda 250-300 milyon dolar zarara uğratmaktadır.

Avrupa Birliği 2013’ün Temmuz ayında Yahudi yerleşimleri ile ilgili bir başka kararla ile İsrail’in konu ile ilgili devam eden tutumuna tepkilerini koymaktadırlar. Avrupa Birliği’nin bu yeni kararında İsrail AB’nin verdiği fonları bu bölgedeki yerleşim yerlerinin inşasında kullanmama zorunluluğu getirmektedir. Başka bir deyişle AB İsrail’e kullandıracağı fonları ancak 1967 öncesi sınırlarında kullanım şartını getirmektedir. Yönetmelik Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün İsrail Devleti sınırları dışında olduğunu söylemekte, 2020’ye kadar Avrupa Birliği ve İsrail arasında 1975’te imzalanan işbirliği anlaşması dahilinde Birlik tarafından İsrail’e sağlanacak fonları belirlemektedir.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Maja Kocijancic yaptığı açıklamada Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinin kanunsuzluğuna dikkat çekmiş ve konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir: “Konuyu takip edenler için bu uzun zamandır devam eden AB pozisyonu ile ilgili. Yahudi yerleşimleri uluslararası kanunlara göre yasadışıdır. Aynı zamanda daha önce belirttiğim gibi Avrupa Birliği İsrail’in işgal ettiği topraklardaki hakimiyetini tanımamaktadır.” (2)

Son olarak geçtiğimiz haftalarda Avrupa Birliği ülkeleri İngiltere, İspanya, Fransa ve İtalya kendi ülkelerindeki İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırarak İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki kanunsuz inşaatlarını protesto etmişler ve büyükelçilere kaygılarını iletmişlerdir. Bu dört ülke İsrail’in bu tutumunun İsrail- Filistin barış sürecini sekteye uğratacağını ve büyük zarar vereceğini dile getirmişlerdir. Avrupa’nın yerleşim kararına vermeyi planladıkları diğer tepkiler arasında İsrail’le yapılan stratejik diyalog toplantılarının askıya alınması, buralarda üretilen tüketim ürünlerinin etiketlenmesi hatta Yahudi yerleşimlerine bazı yaptırımlar uygulanması öngörülmektedir.

İsrail ise AB’nin bütün bu tutumlarını her defasında sert bir dille eleştirmiş, AB’yi yanlı ve kısasa kısas bir tutum takınmakla suçlamıştır. AB ve İsrail arasında yaşanan bu gelişmeler, iki taraf arasında gerginliğin artmasına neden olmuş ve ilişkileri zedelemiştir. Oysaki Avrupa Birliği her fırsatta İsrail’e yerleşim yerleri ile ilgili kaygılarını dile getirmiş ve İsrail’in bu konuyla ilgili daha dikkatli davranması gerektiğini dile getirmiştir. Ayrıca Avrupa Birliği, İsrail’in atacağı adımların barış sürecini olumsuz yönde etkilememesi gerektiğini vurgulamıştır. Bütün bu uyarılara ve yaptırımlara rağmen İsrail bu bölgelerdeki yerleşim yerlerine devam etmektedir ve bu durum hem İsrail- Filistin barış sürecini sekteye uğratmakta hem de AB ile olan ilişkileri ciddi bir boyutta yıpratmaktadır.

(1) Al Jazeera Türk, “Kronoloji: İsrail’in işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetleri”, http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-israilin-isgal-altindaki-topraklarda-yerlesim-faaliyetleri , Erişim: 01 Şubat 2014

(2) Euronews, “AB’den Yahudi yerleşimleri dolayısıyla İsrail’e boykot”, http://tr.euronews.com/2013/07/16/ab-den-yahudi-yerlesimleri-dolayisiyla-israil-e-boykot/, Erişim: 01 Şubat 2014

ARAŞTIRMA DOSYASI : Kerry’nin Arabuluculuğunda İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri ve Kerry’ni n Ürdün ve Suudi Arabistan Ziyaretleri

Firuze Yağmur Gökler

ORSAM Uzman Yardımcısı

firuzegokler

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry, geçtiğimiz hafta İsrail–Filistin barış müzakereleri için Ortadoğu’ya onuncu kez ziyaret düzenledi. Kerry bu ziyaretinde İsrail ile Filistin arasında yaşanan anlaşmazlıkları çözmede desteklerini almak için Ürdün ve Suudi Arabistan Kralları ile görüştü. Kerry ilk olarak Ürdün Kralı Kral Abdullah’ı daha sonra Suudi Arabistan Kral’ını ziyaret etti.

İsrail-Filistin arasındaki doğrudan görüşmeler, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry’nin girişimleri ile 29 Temmuz 2013’te başladı. Böylece iki ülke arasındaki barış süreci Kerry’nin teşebbüs ile yeniden başlamıştır. İsrail- Filistin arasındaki anlaşmazlığında nihai bir karara ulaşmak için 2014 yılının Nisan ayına kadar dokuz aylık müzakere süreci planlanmıştır. Görüşmeler başlamadan önce, 1993 Oslo I Anlaşmasının öncesinden beri İsrail hapishanelerinde tutuklu olan 104 Filistinli mahkum İsrail tarafından serbest bırakılmıştır. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki barış görüşmeleri Dışişleri Bakanı Kerry’nin öncülüğünde ilk olarak Washington’da başlamıştır. İki ülke arasında çözülmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır ve barış görüşmelerinin yeniden başlamasından sonra hala devam eden sorunlar da bulunmaktadır. İki taraf arasındaki sınır ve bu sınırın hangi noktalara göre belirleneceği, bağımsız bir devlet olarak Filistin’in tanınması, Kudüs’ün statüsü ve İsrail’in hala devam ettirmekte olduğu Batı Şeria’da yerleşim yeri inşaatları çözülmesi beklenen ve istenen önemli sorunlardır.

Mahmud Abbas görüşmelerin ilk gününde kendi topraklarında sivil ya da asker İsrailli istemediklerini dile getirmiştir. Bu görüşü İsrailli makamlar tarafından Yahudilere karşı yapılan ayrımcılık olarak dile getirilmiştir. Abbas daha sonraki görüşmelerde bu söyleminde işgalin tarafında olan İsraillileri kastettiğini, işgal kuvvetleri olmadıkları sürece İsraillilerin ya da Yahudilerin Filistin’e turizm ya da iş sebebiyle gelmelerinde hiçbir probleminin olmadığını dile getirmiştir. İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını (Palestinian Right of Return) reddettiklerini ve Kudüs bölünmeden kalmalıdır şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Ayrıca İsrailli müzakereciler 1967 sınırlarına dayalı bir devlet olmayacağını ve Separation Wall’ın sınır olacağını dile getirmişlerdir.

Kerry, İsrail-Filistin barış sürecini görüşmek ve iki ülke arasında yaşanan anlaşmazlıkları çözmek için Ürdün ve Suudi Arabistan Kralları ile görüştü. İlk olarak Ürdün Kralı Kral Abdullah ile görüşen Kerry, bu görüşmede konu ile ilgili Ürdün Kralı’nın desteğini aldı. Ürdün Kralı Abdullah, İsrail- Filistin anlaşmazlığına çözüm olacak ya da sona erdirecek barış çabalarına destek vereceklerini Kerry’e yenilemiştir. Kral Abdullah; iki ülke arasındaki sorunun adil bir şekilde çözülmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Ürdün Kralı bu noktada İsrail-Filistin barış görüşmelerinde Kerry’nin arabuluculuk çabalarını da desteklediklerini dile getirmiştir. Kerry ise Ürdün Kralı’na iki ülke arasındaki sorunların çözülmesi için adil ve eşit çözümler bulunacağı sözünü vermiştir.

Kerry Ürdün ziyareti sonrası Suudi Arabistan’a gitti ve burada Suudi Arabistan Kralı Kral Abdullah bin Abdülaziz ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud El-Faysal ile görüştü. Kral Abdullah da Ürdün Kralı gibi Kerry’nin İsrail-Filistin barış müzakerelerindeki çabalarını desteklediklerini dile getirdi. Dışişleri Bakanı Prens Faysal, Filistin-İsrail anlaşmazlığını ele aldıkları Kerry ile görüşmesinde "uluslararası kararlar ve meşruiyetin esaslarına dayalı adil, kapsamlı ve kalıcı barışın sağlanmasının zorunluluğu, toprak karşılığı barış ilkesi ve Arap barış girişimi" konularında aynı fikirde olduklarını dile getirmiştir. Kerry bu iki ülkenin desteğinin barış görüşmelerinde önemli rol oynayacağına ve seyrini olumlu yönde değiştireceğine inandığını söylemiştir.

İsrail–Filistin barış görüşmelerinde bölge ülkelerinin desteği önemlidir, ama asıl görev İsrail ve Filistin taraflarına düşmektedir. İsrail’in son zamanlardaki Filistin politikalarına baktığımız zaman barış görüşmelerinin sekteye uğrayacağını ve sürecin uzun bir zaman alacağını söylememiz mümkün.

ARAŞTIRMA DOSYASI : İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri ve Şeria Nehri Vadisinde İsrail Varlığı

Dr. Seyfi Kılıç

ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı

seyfikilic

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin inisiyatifi ile yeniden ivme kazanan İsrail ile Filistin arasındaki barış görüşmelerinde İsrail’in Ürdün nehri olarak da bilinen Şeria nehri vadisinde askeri varlığını korumak istemesi diğer birçok sorunun yanında yeni bir ihtilaf alanı olarak ortaya çıkmaktadır. İsrail’in bu konudaki ısrarı güvenlik gibi tartışmalı bir kavrama dayandırılmakla birlikte başka nedenleri olduğu da dikkate alınmalıdır. Konuya ilişkin yapılan bazı değerlendirmelerde İsrail’in geri çekilme yolunu açması durumunda bunun sonunun olmayacağı ve İsrail devletinin varlığının tehlikeye gireceği ileri sürülmektedir. Ancak tarihsel açıdan bakıldığında İsrail’in Sina, Lübnan ve Gazze Şeridi olmak üzere üç defa geri çekildiği bilinmektedir. Bu geri çekilmelerin ise askeri olarak herhangi bir soruna yol açtığı söylenemez.

İsrail’in Şeria nehri vadisinde askeri olarak varlığını sürdürme isteğini, iç savaş içindeki Suriye, ABD işgalinden henüz çıkmış ve etnik ve mezhepsel çatışma içindeki Irak ya da askeri olarak bir anlam ifade etmeyen Ürdün kaynaklı tehdit(ler)le açıklamak mümkün görünmemektedir. Tek bir sebep ile açıklanamasa da İsrail’in bu talebi Batı Şeria’daki işgalini devam ettirme ve bu yolla da gerek Şeria nehrinin kontrolünü sağlama, gerek Batı Şeria’da bulunan ve İsrail’in hukuka aykırı bir şekilde ana kaynaklarından biri olarak su çektiği dağ akiferleri üzerindeki hakimiyetini devam ettirme isteği olarak değerlendirilebilir.

Şeria nehri taşıdığı küçük su miktarına rağmen uluslararası su politikasında ve uluslararası politikada oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Nehir havzasında Ürdün, İsrail, Suriye, Lübnan ve Filistin yer almakta ve İsrail ve Ürdün için ana yer üstü su kaynağını oluşturmaktadır. Filistinliler için şu anda bu kaynaktan su tüketim faaliyeti bulunmamaktadır.

Şeria Nehri, İsrail’in temel yerüstü su kaynağı durumundadır. Yıllık ortalama 1527 milyon m3 su taşıyan nehrin kaynağı durumunda olan üç kolu bulunmaktadır. Bunlar Dan, Hasbani ve Banyas kollarıdır. Dan kolu 1967 öncesi İsrail sınırları içinde yer alırken, Hasbani Lübnan, Banyas ise Suriye toprakları içinde yer almaktadır. Bununla birlikte Hasbani ve Banyas kolları da 1967 savaşından bu yana İsrail kontrolü altında yer almaktadır. İsrail toprakları içinde birleşen bu üç kol, 1950’li yıllarda ilk olarak Yahudi yerleşimciler tarafından başlanan çalışmalarla kurutulmaya başlanan Huleh bataklıklarından geçerek Tiberya gölüne (Galile Denizi) dökülür. Tiberya gölüne kadar olan kısım Yukarı Ürdün nehri olarak anılır. İsrail’in Ulusal Su Taşıyıcısı olarak bilinen ana su yapısı, sularını bu gölden alarak nüfusun yoğun olduğu kıyı bölgesi ile Necef çölündeki tarımsal alanlara su taşımaktadır.

Tiberya gölünün güneyinden Ölü Deniz’e kadar olan kısım ise Aşağı Şeria nehri olarak anılır. Nehrin bu kısmında Yarmuk, Zarka ve bazı küçük kollar katılır. Aşağı Şeria nehrinin en önemli yan kolu Yarmuk nehridir. Bu nehrin kaynağı Suriye’dedir ve Suriye’nin güneyinde bir yay çizdikten sonra Ürdün ile sınır oluşturur ve daha sonra Ürdün topraklarına girer ve Tiberya gölünün güneyinden Şeria nehrine karışır. İsrail Yarmuk nehrinden yılda 70 ile 100 milyon m3 suyu Tiberya gölüne pompalamaktadır.

İsrail’in Suriye ve Lübnan’a ait toprakları elinde tutması Yukarı Şeria nehrine dair kontrolün tümüyle İsrail’in elinde olması anlamına gelirken, Batı Şeria’daki işgal durumu da buradaki yeraltı sularını tek taraflı olarak çekmesini sağlamaktadır. Batı Şeria’daki İsrail işgali Filistinlilerin sadece yeraltı su kaynaklarını kullanmasını engellemekle kalmamakta aynı zamanda Filistinlilerin Şeria nehrine kıyıdaş olmalarını da engellemektedir.

Barış görüşmelerinde her zaman önemli bir yer tutan su kaynaklarının durumu küresel iklim değişikliği dolayısıyla daha da önemli hale gelmektedir. Bunun farkında olan İsrail’in de klasik söylem olan güvenlik kaygısını ileri sürerek Filistinlileri Şeria nehrine kıyıdaş olmaktan alıkoymayı amaçlayan bir müzakere süreci yürüttüğü değerlendirilmektedir. İsrail basınında da Filistinlilerin 1967 sınırları ötesinde istekleri olduğu yönünde haberler çıkmaya başlamıştır. Kastedilenin İsrail’in en büyük su kaynağı durumundaki Galile gölünden Filistin’in su talep etmesidir. Şeria nehrine kıyıdaş olan bir ülkenin de bu talebi doğal olacaktır.

VİDEO : OLACAK İŞ DEĞİL /// HAVA KUVVETLERİ İSRAİL CASUS UÇAĞINI GÖRMEZDEN GELDİ ///

Bu konu yeni değil. 28 ay önceki bu olay defalarca basında yer almıştır. Bu kez farkı, daha süslü püslü bir şekilde video halinde verilmesidir.
Ben konuşmalarda İsrail İHA’sı olduğuna dair birşey duymadım. Madem çıplak gözle görülecek kadar yakınmış, ‘bırakın uçağın kamerasını’ insan cep telefonunu çıkarıp görüntüler :-))
Neyse kimseyi yalancılıkla suçlamayalım, varsayalım ki tahmin doğru. Sanırım 3-4 yıl öncesine kadar Türkiye ve İsrail’in, Suriye’yi adım adım takip ettiğini ve bilgi paylaştığını çok çabuk unuttuk. Sonradan El-Kaide ve El-Nusra’nın ne mal/lar olduğu ve AKP’nin bunlara ettiği yardım ve (İsrail için en önemlisi) MIT’in İran işbirliği gün ışığına çıkınca istihbarat alış-verişi de bitti.
Bu İHA’nın menşei ne olursa olsun, Suriye’yi gözetlediği anlaşılıyor. Paranoyaya gerek yok.
Menteş Azuz

21 Ocak 2014 20:35 tarihinde DIGI SECURITY (İŞNET) <Digi.Security> yazdı:

VİDEO LİNK :

Ses kaydında, bir grup subay ve astsubay sınırlarımızdan içeri giren İsrail heronlarını vurmak için yalvarırken, Diyarbakır BHHM’nin kayıtsızlığını ve bilinçli bir şekilde sistemleri kapattırdığı ifade ediliyor.

İlk olarak dailymotion.com‘da yayına konulan bu ses kaydındaki kişilerin Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi(BHHM) Amiri Albay Ahmet Kazdal ile 2. Hava Kuvveti Komutanı Korgeneral Veysi Ağar olduğu iddia ediliyor.

Korgeneral Veysi Ağar yönetimindeki 2. Hava Kuvveti Komutanlığı sorumluluğunda olan güney sınırımızın, İsrail heronları (insansız hava araçları) tarafından sürekli ihlal edildiği yönünde basında çokça haber çıkmış; ancak Genelkurmay Başkanlığı bu iddiaları hep yalanlamıştı.

İşte ilk olarak dailymotion.com‘da yayına konulan şok ses kaydı, bu iddiaları net bir biçimde doğrularken, "ihanete varan" emri de gün yüzüne çıkarıyor.

Bu ses kayıtları, İsrail heronlarının girdiği gece Diyarbakır BHHM’de gerçekleşen dahili telefon ve telsiz konuşmalarını içeriyor.

Füze sistemleri ve F-16’lar hedefi yakalamalarına ve hedefe kilit atmalarına rağmen BHHM Amiri Albay Ahmet Kazdal ile 2.Hava Kuvveti Komutanı Korgeneral Veysi Ağar, bakın ne yapıyor…

Bir grup subay ve astsubay sınırlarımızdan içeri giren İsrail heronlarını vurmak için yalvarırken, iki komutan, "vur" emri verilmediği gibi "tüm sistemlerinizi kapatın" diyor.

YABANCI BASIN : İsrail ‘Kale’sine Çekiliyor

israel-master675.jpg?itok=tkCovfIb

Lübnan’dan ateşlenen bir Katyuşa roketi geçen ay İsrail’e indiği zaman Başbakan Benyamin Netanyahu Şii milis gücü olan Hizbullah’ı ve İranlı destekçilerini suçlamıştı. Fakat İsrail güvenlik yetkilileri saldırıyı Ağustos ayında olduğu gibi El Kaide bağlantılı Sünni bir cihatçı gruba atfettiler. Bu bağlantısızlık İsrail’in Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizebilecek mezhep çatışmalarına gömülen bölgede karşılaştığı derinleşen bir dilemmaya işaret ediyor.

İsrail’in ulusal güvenlik danışmanı görevinden son zamanlarda ayrılan Yaakov Amidror “bizim anlamamız gereken şey her şeyin değişeceğidir; ve neye değişeceğini ben de bilmiyorum” diyor: “Fakat biz mücadelede bir yer işgal etmemeye çok çok dikkat etmeliyiz. Şu an gördüğümüz şey tarihi bir sistemin, ulusal Arap devleti fikrinin, çökmesidir. Bunun anlamı günün sonunda hiç kimsenin kontrol etmediği bir bölge tarafından bizim kuşatılacağımızdır.” Ordu istihbaratında görev yapmış eski bir orgeneral olan Bay Amidror İsrail’in stratejisini şöyle özetliyor: “Bekle ve kalene çekil.” Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Region Boiling, Israel Takes Up Castle Strategy, 18 Ocak 2014)

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: