Etiket arşivi: istihbarat

İSTİHBARAT /// WWW (.) HABERDAR (.) COM : Mit’ten skandal talep !

MİT Müsteşarlığı’nın Yargıtay’da görülen ve Başbakan’ın da dinlendiği Erzincan Ergenekonu davasında, sanık üç personelinin soruşturulmaması yönünde rapor hazırladığı ortaya çıktı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın imzasıyla Başbakanlığa sunulan raporda, Ergenekon Terör Örgütü üyesi oldukları iddia edilen 3 MİT personeli için kovuşturma izni verilmemesi istendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise rapora karşın MİT’çiler hakkındaki kovuşturmanın devam etmesini istedi.

YARGITAY İZİN İSTEDİ

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nde görülen, eski 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ile eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in de yargılandığı Erzincan davasında, Başbakan Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin yasa dışı dinlendiği iddia edilmişti. MİT Kanunu’ndaki değişiklik nedeniyle Yargıtay kovuşturmayı Başbakan’dan izin alınması için durdurmuştu. Başbakan’ın izninden sonra devam eden davada, Teftiş Kurulu Raporu dikkat çekti.

‘PRENSİPLERE UYGUN’

MİT’ten Yargıtay’a gönderilen raporda şu ifadeler kullanıldı: “3 MİT mensubumuzun hedef haline getirilmesinin göz ardı edildiği, gizli tanık ifadelerindeki çok ağır suçlamalara karşın deliller yeterince araştırılmayarak personelin 6 ay boyunca tutuklu kaldığının anlaşıldığı, gizli tanığın Mart-Nisan 2009’da 4 e-posta gönderdiği, gizli tanık ile görüşmelerin plan ve prensiplere uygun gerçekleştiği, kovuşturmanın devamı için izin verilmemesi gerektiği.”

Reklamlar

İSTİHBARAT /// Çetin AGAŞE : Savaşın adı istihbarat savaşları -1-

Rotahaber

21. yüzyılda, oluşan yeni uluslar arası ortamda bütün ülkeler yarınlarda oluşacak bu yeni dünya düzeninde güçlü yer kapmak adına kendi yeni stratejilerini oluşturmaya başlamışlardır.

Yer yer istihbaratın önemi ve artık dünyada savaşların topla tüfekle değil, strateji savaşlarıyla, istihbarat savaşlarıyla gerçekleştirildiğini, o nedenle istihbarat olgusunun olmazsa olamazına hep dikkat çekmeye çalışmışımdır…

Ülkemde özellikle bunun hala hak ettiği önemi hala göremediğini düşünenlerdenim…

O nedenle yaşanan gerçekleri anlama adına bir kez daha kapsamlı bir şekilde altını kalın kalın çizerek bu alandaki araştırma ve çalışmaları paylaşacağım…

Oldukça önemli istihbarat…

Böylesi kıran kırana bir rekabetin, üstünlük kurma kavgasıyla bir yerlere gelerek en güçlü olma mücadelesinin verildiği bir dünya da istihbarat olgusu dünya devletlerinin olmazsa olmazıdır. Özellikle dünyanın en önde gelen uluslar arası istihbarat teşkilatlarına baktığınızda bağlı bulundukları ülkenin en üst düzeyde devlet bütçesi alan birkaç kurumdan biri olduğunu hemen görürsünüz…

Çünkü artık yaşadığımız yüzyılda savaşlar istihbarat savaşlarına döndü.

Bir ülkenin olmazsa olmazı istihbarat gücü oldu. Ve bu güç teknolojinin son imkânlarıyla da birleşince bambaşka bir güçler savaşına dönüştü.

Bu anlamda 2000 yılı bu savaşların taktik ve strateji, yenileyip yenilenme sürecinin de başlangıcı olmuştur. Uluslar arası ilişkilerde oldukça önemli gelişmelerin yaşandığı, yaşanacağı bir sürecinde başlangıcıdır. Tüm dünyada dengeler bu savaşlarla sağlanmaktadır artık…

ABD ile El Kaide arasındaki savaş 2000 sonrası önemli bir başka sürece girmesi, devamında Rusya’nın kendi küllerinden yeniden doğuşu, ABD’nin bu gelişmeler karşısında ürettiği yeni stratejilerle denge kurmaya uğraşması.

Yani demek istediğim, 21. yüzyılda, oluşan yeni uluslar arası ortamda bütün ülkeler yarınlarda oluşacak bu yeni dünya düzeninde güçlü yer kapmak adına kendi yeni stratejilerini oluşturmaya başlamışlardır.

Önceleri güvenlik dendiğinde yaşadığımız ülke sınırlarının sağlam ve güvenirliliği ve sınır içerisinde güçlü kalabilmek anlayışı, 21. yüz yılda çok daha geniş, sınır ötesini de algılayıp kontrol altında tutabilme kavramına dönüşmüştür.

Oysaki uluslar arası güvenlik oldukça önemli bir unsurdur. Oldukça geniş ve kapsamlı bir yelpazedir. Olası bir savaş halinde zafer kazanmanın olmazsa olmazlarındandır.

Uluslar arası güvenlikle ilgili onlarca tanım var hepsini sıralamaktan öte önemini sizlere aktarmak istiyorum bir parça.

Devlet ve toplumsal değerleri korumaktır düzgün işleyen devletlerin yaptıkları. Dış güç tehditlerine karşı güçlü kalıp daha da güçlenmeye ve açık vermemeye çalışmaktır.Aynı zamanda. Bu nedenle milli hedeflere ulaşmada engel olabilecek her türlü risk durumlarını ortadan kaldırmak durumundadır.

Bu alanda oldukça geniş ve kapsamlı çalışmalar mevcut, o nedenle amacım sadece Güvenlik kavramının önemini birkaç cümleyle vurgulayarak iç ve dış istihbarat kavramlarının güvenli yaşamada önemini aktarıp devamındaki satırları bu algı ve sorumlulukla okumanızı sağlamaktadır.

Yani ülkelerin tüm mücadelesi de budur. Daha güvende olup dışarıya açık vermemek…

Yüzyıllardır insan yaşadığı dünyadaki yerini hep sorgulamıştır. Ve hep parçası oldugu bu dünyayı kontrol altına alıp yönetme, değiştirme çabasında olmuştur, olmaya da devam edecektir.

Ve var olan dünya da ekonomi hakim olmuştur. Bilindiği üzere bugün gelinen noktada Kapitalizmdir. Bunu tetikleyen en önemli unsurda tüketimdir. Varoluşumuzdan bugüne Sosyal ve ekonomik yönden krizler çıkmıştır. Bu da toplumun tüketim yönünden ne derecede olduğunu, kırılgan yapısını tüm çıplaklığıyla bize göstermektedir. Bu çıkarlar üzerine kurulan yapının devam etmesi için buradan nemalanan büyük yöneticiler geçmişte ulus devletlerin yanında uluslararası kuruluşlar ve ulus ötesi şirketler vasıtasıyla var olan sosyal ekonomik ilişkileri koruyup geliştirme yolunu seçmişlerdir.

Bu tüketim merkezli hayat tüketim güçlerini de birbirleriyle karşı karşıya getirmiştir. Böylesi bir dünyada güvenlik kavramı ve bu kavramın önemini kavramak kaçınılmaz olmuştur. Ve güvenlik kavramının önemli olması strateji kavramını da oldukça önemli hale getirirken iki kavramın birbirlerinin kaderini de direkt etkilediklerini vurgulamak istiyorum.

Strateji Taktik’le beraber tanımlanmıştır. Bu tanıma göre strateji, muhabereleri kazandıracak taktiklerin üstünde konumlanarak koruma vazifesi görmektedir.

Strateji savaş öncesinde belirlendikten sonra savaş esnasında da kararlılıkla takip edilip olası şartlarda yaşanan değişimlere göre güncellenmesi gereken bir durumdur.

Günümüzde strateji savaş meydanlarından çıkartılarak devlet ve onun kurumlarından özel şirketlere kadar bir çok yönetici tarafından özel şirketlere kadar bir çok yönetici tarafından uygulanan bir durum halini almıştır. Strateji oluşturmak, en temel seviyede bireysel bir etkinlik olarak görülebileceği gibi uluslararası düzeyde de ele alınabilecektir.

Bu duruma devlet temelinde bakıldığında, geçmişte güç dengesi ya da caydırıcılık gibi askeri yaklaşımlar üzerine kurulu strateji oluşturma çabalarının günümüzde askeri boyutu dışına çıkan süreç ve hususları da dikkate alması gerektiği yönünde görüşlerden beslendiği görülmektedir.

Bir devlet politikasını, herhangi bir sorunu risk-tehdit olarak değerlendirmesi ya da değerlendirmemesi üzerinden eleştiren bir görüş aslında o ülkenin güvenlik stratejisini eleştirmektedir. Bu açıdan her hangi bir yönetici güç, konu özelinde devlet için strateji oluşturmak, hangi ilke ve değerlerin benimsenip hangi hedeflerin seçileceği, bunlara yönelik ne türden güvenlik sorunlarının öne çıkarılacağına dair alınan kararlara karşılık gelmektedir. Ayrıca güvenlik sorunlarıyla ne şekilde mücadele edileceği de strateji’nin bir parçası olduğundan yönetimin alacağı kararlarla şekillenecektir. Tüm bu kararların doğru alınması güvenliğin sağlanacağı koşulların belirlenmesi ise güvenlik kavramının herkes için aynı faydayı sağlayacak şekilde kurgulanmasına ve kullanılmasına bağlıdır. Bu ortak paydayı yaratabilmek içinse öncelikle kavramın muğlaklıktan kurtarılması gerekmektedir..

(Devamı var)

Çetin AGAŞE / Rotahaber
agasecetin

http://haber.rotahaber.com/savasin-adi-istihbarat-savaslari1_435280.html#ixzz2sau0Pyan

İSTİHBARAT /// MAHİR KAYNAK : ‘ÜLKEMİZDE TEMEL İSTİHBARAT YAPILMIYOR !’

"Ülkemizde temel istihbarat yapılmıyor!" Mahir Kaynak, 2 Şubat tarihli Star gazetesindeki köşesinde, istihbaratın önemini vurgulayarak "Eğer istihbarat ülke vatandaşlarına yönelik olarak yapılıyorsa güvenle değil endişe ile karşılanır" diyor, ve ekliyor

‘ÜLKEMİZDE TEMEL İSTİHBARAT YAPILMIYOR!’

"Ülkemizde temel istihbarat yapılmıyor!" Mahir Kaynak, 2 Şubat tarihli Star gazetesindeki köşesinde, istihbaratın önemini vurgulayarak "Eğer istihbarat ülke vatandaşlarına yönelik olarak yapılıyorsa güvenle değil endişe ile karşılanır" diyor, ve ekliyor… Genel olarak ülkenin güvenliğinin asker tarafından sağlandığına inanılır. Askerler güvenlikte en önemli rolü üstlenseler bile yeterli sayılmazlar. Bir insan nasıl çeşitli organlardan oluşuyorsa ve hayatı tehlikeye sokan organ hastalıklarına rastlanıyorsa, gereken tedbirler alınmamışsa tam bir sağlık kazanılamaz. İstihbarat servisleri ülke güvenliğinin en önemli yapılardan biridir. Bazı ülkeler askerin görevi dışındaki her şeyi istihbaratın görevine sığdırırlar. Mesela günümüzde mücadele ekonomik araçlarla yapılıyor ve birçok ülke bunun teşhisini ve alınması gereken tedbirlerin hazırlamasını istihbarattan istiyorlar.

Burada istihbarat alınacak tedbirlerin aracı değildir ancak ne yapılması gerektiğine karar verilirken onun değerlendirmeleri gözardı edilmez. Bugüne kadar ülkemizde temel istihbaratın yapıldığı söylenemez. Yani hangi gücün hangi araçlarla ülkemize yön verdiğinin tespitine çalışılmaz sadece kişisel eğilimlerden olumsuz sayılanların teşhisine uğraşılırdı. Mesela bugün ülkemizi yöneten güçlerle rekabet edecek derecede etkin olan cemaat izlenmemiştir. Çünkü o dini bir eylem sayılmış ve ülkenin yönetimini etkileyeceği düşünülmemiştir. Bu durumu genelleştirebiliriz ve istihbarat görevinde önemli bir eksiklik olduğunu söyleyebiliriz.

Çünkü izlenen ve değerlendirilen şey yabancıların ülkemizdeki operasyonları değil olumsuz sayılan kişilerin izlenmesidir. Bu nedenle istihbarat yabancıların faaliyetleri ve amaçları konusunda isabetli değildir. Bunun birinci sebebi analizin büyükten küçüğe doğru yönlendirilmemesidir. Ayrıca dış müdahalelerin iyi izlenmemesi ve yabancıların ülkemizdeki faaliyetlerinin bilinmemesidir. Mesela dış güçler medyada çok etkindir ama onların yönlendirdiği medyanın yazıları ve haberleri sadece halk değil devlet de bunları önemli sayar ve olayları onlara göre değerlendirir. Buradan şu sonuca varılabilirdi. Eğer istihbarat ülke vatandaşlarına yönelik olarak yapılıyorsa güvenle değil endişe ile karşılanır. Türkiye’de ciddi bir yabancı yapı vardı ve bu nedenle istediklerini yapabiliyorlardı. Mesela darbeler medyada desteklenmiş ve yapılması için ortam hazırlanmıştır. Günümüzde istihbaratın görevini yapan kadrolar tarafından yapılmasına çalışılması çok önemli bir adımdır. Başarılı olmasını dilerim.

TARİH : Sovyet dışişleri, Türklere kötü davranan istihbaratı Lenin”e şikayet etmiş

Sovyetler Birliği Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin’in, Türk diplomatlarına kötü davrandıkları gerekçesiyle VÇK (KGB’in ilk adı) istihbarat görevlilerini, dönemin SSCB lideri Vladimir Lenin’e şikayet ettiği ortaya çıktı.

Sovyetler Birliği Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin’in, Türk diplomatlarına kötü davrandıkları gerekçesiyle VÇK (KGB’in ilk adı) istihbarat görevlilerini, dönemin SSCB lideri Vladimir Lenin’e şikayet ettiği ortaya çıktı.

Rusya’nın sayılı istihbarat yazarı, tarihçi ve belgesel yapımcısı Leonid Mleçin 2011 yılında yazdığı “Dışişleri Bakanları, Rusya’nın Dış Politikası, Lenin ve Troçki’den Putin ve Medvedev’e” adlı kitabında Sovyet dışişlerini araştırdı. Arşiv belgelerine atıfta bulunan Mleçin, 1920’li yıllarda Sovyet istihbarat görevlileri ve dışişleri arasında zaman zaman anlaşmazlık ve tartışmaların yaşandığını yazdı.

Rus yazara göre, SSCB’nin Karadeniz kıyısı bölgelerinde istihbarat görevlilerinin Türk diplomatlarına kötü davrandığı gerekçesiyle Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin, Lenin’e 23 Ekim 1923 tarihli acil koduyla yazı gönderir. Yazıda, “Saygıdeğer Vladimir İliç! Karadeniz bölgesinde istihbarat görevlilerinin bugünkü faaliyetleri devam ettiği sürece Türkiye ile iyi ilişkilerin devam ettirilmesi olumlu anlamda mümkün değil. 3 Ağustos’ta VÇK ajanları, Türk Büyükelçiliği diplomatik kuryesi Feridün beyi gözaltına aldılar, onun diplomatik bavulunu açtılar, üstelik ona kabul edilemez şekilde davrandılar. Daha önce Türk Büyükelçiliği çalışanı İzzet İsmet’e de benzer şekilde davranılmış. Ben VÇK’ya resmi yazı gönderdim, yoldaş Davtyan’la defalarca bu konuyu görüştüm. Fakat henüz hiç bir yanıt alamadım.” şikayette bulundu.

SOVYET AJANLARI, TÜRK TÜCCARLARI DONUNA KADAR SOYUYOR

Türk yetkililerden çok sayıda şikayet aldıklarına dikkat çeken Sovyet Dışişleri Komiseri, “İstihbarat görevlilerinin Tuapse’de yaptığı affedilmez davranışları, askeri gemilerinin aranması, Türk gemilerine silahla ateş edilmesi, Türk görevli şahıslara kabul edilemez şekilde davranılması, özellikle Tuapse’de Türk konsolosuna yapılanlarla ilgili Türk tarafından çok sayıda şikayet alıyorum. Türk elçisi defalarca bana, Anadolu’ya dönen ve istihbarat görevlilerimiz tarafından iç elbisesine kadar soyulan Türk tüccarları, Sovyet Rusyası’nın kötü ününü yayıyor.” dedi.

Yazıya yanıt veren Lenin, “Yoldaş Çiçerin! Sizinle tamamen aynı fikirdeyim… Kötü istihbarat görevlileri tutuklanmalı, suçlular Moskova’ya getirilmeli ve kurşuna dizilmelidir. Konuyu Perşembe günü Politbüro gündemine getiriniz.” talimatını verdi.

İSTİHBARAT /// HAŞMET BABAOĞLU : İstihbarat örgütleri cemaatleri nasıl kullanıyor ?

Haşmet Babaoğlu yazdı: Arkası karanlık!

Ekim 1994’te Kanada’nın tatil yörelerinden Morin Heights’teki orman itfaiyesi bir yangın ihbarı aldı.

Olay yerine gittiklerinde bir villanın kül olduğunu gördüler.

Polis içerde "Order Of The Solar Temple" adındaki dini cemaatin lideri Joseph Di Mambro ve dört kişinin cesedini buldu. Yangından önce bıçaklanarak öldürülmüşlerdi.

Ertesi gün öğle sularında İsviçre’de Freiburg kantonundaki Solar Temple merkez binasında yangın çıktı. İçerde aralarında küçük çocukların da bulunduğu 23 ceset bulundu. Bazılarının silahla vurulduğu, bazılarının başlarında siyah plastik poşetlerle boğuldukları anlaşıldı. İki saat sonra başka evlerde çıkan yangınlarla ölü sayısı 70’i geçti.

İlginçtir, medya bütün şüpheli delillere rağmen bu ölümleri "inanç intiharları" olarak yansıttı.

Polisin ulaştığı kimi bilgiler birkaç gün önce Di Mambro’nun bir "Son akşam yemeği" düzenlediğini ve bağlılarına "deccalı engelleme görevinin kendilerinden alındığı"nı anlattığını gösteriyordu.

***

Hatırlıyorum…

1995’te Yeni Yüzyıl gazetesinin Pazar eki için bu olayı derleyip toparlamaya çalışmıştım.

Okurun ilgisini çekecek gizemli bir hikâye diye düşünüyordum. Fakat yazı işlerindekiler "Tapınak Şövalyeleri’ne özenen delibozuk ve küçük bir inanç grubunu büyütmenin âlemi yok!" deyince vazgeçmiştim.

İşin büyüklüğünü sonra anladık tabii.

2001 yılında Lüksemburg’da patlayan bir para aklama skandalının geçmişe dair izleri son derecede sofu nitelikteki masonik grubun nasıl istihbarat örgütleri tarafından kullanıldığını ortaya çıkarmıştı.

Malum, o tarihlerde Berlin Duvarı henüz yıkılmıştı ve Avrupa karanlık ilişkiler ağıyla örülüyordu. Rusya, Ukrayna ve İran’ın başını çektiği muazzam bir illegal uranyum piyasası oluşmuştu. Ortalık kirli para kaynıyordu.

Di Mambro ise "bizim ışığımız karanlığı ve kiri temizler" diyordu. İsviçre’deki banka hesabından yıllar sonra milyonlarca dolar çıktı.

Ölümlerle ilgili dosyaya gelince, 2006’daki davadan sonra kapatıldı ve bütün yaşananlar sessizliğe gömüldü.

***

Bunları niye anlattım?

Geçen gün bir arkadaşım Moon cemaati için yazdıklarımı okuyup şöyle sormuştu: "Neye inanıyor olurlarsa olsunlar, bir inanç grubu nasıl devasa bir şirket gibi çalışır? Nasıl olur da bağlılar bizim neden dünyanın dört bir yanında yatırımlarımız var diye sorgulamaz?"

Haklıydı arkadaşım. O yüzden, meraklısına bir de çok daha küçük görünen ve başına olmadık işler gelen bir "modern cult"tan örnek vereyim dedim.

Şu notu da koymak zorundayım…

Biz de artık özellikle Batı’da serpilmiş veya yerleşmiş inanç gruplarını sadece geleneksel modellere bakarak anlamaya çalışmaktan vazgeçmeliyiz.

İSTİHBARAT /// ESKİ MİT DAİRE BAŞKANI MAHİR KAYNAK : İstihbaratın önemi

Mahir KAYNAK

Genel olarak ülkenin güvenliğinin asker tarafından sağlandığına inanılır. Askerler güvenlikte en önemli rolü üstlenseler bile yeterli sayılmazlar. Bir insan nasıl çeşitli organlardan oluşuyorsa ve hayatı tehlikeye sokan organ hastalıklarına rastlanıyorsa, gereken tedbirler alınmamışsa tam bir sağlık kazanılamaz. İstihbarat servisleri ülke güvenliğinin en önemli yapılardan biridir. Bazı ülkeler askerin görevi dışındaki her şeyi istihbaratın görevine sığdırırlar. Mesela günümüzde mücadele ekonomik araçlarla yapılıyor ve birçok ülke bunun teşhisini ve alınması gereken tedbirlerin hazırlamasını istihbarattan istiyorlar. Burada istihbarat alınacak tedbirlerin aracı değildir ancak ne yapılması gerektiğine karar verilirken onun değerlendirmeleri gözardı edilmez.

Bugüne kadar ülkemizde temel istihbaratın yapıldığı söylenemez. Yani hangi gücün hangi araçlarla ülkemize yön verdiğinin tespitine çalışılmaz sadece kişisel eğilimlerden olumsuz sayılanların teşhisine uğraşılırdı. Mesela bugün ülkemizi yöneten güçlerle rekabet edecek derecede etkin olan cemaat izlenmemiştir. Çünkü o dini bir eylem sayılmış ve ülkenin yönetimini etkileyeceği düşünülmemiştir. Bu durumu genelleştirebiliriz ve istihbarat görevinde önemli bir eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü izlenen ve değerlendirilen şey yabancıların ülkemizdeki operasyonları değil olumsuz sayılan kişilerin izlenmesidir. Bu nedenle istihbarat yabancıların faaliyetleri ve amaçları konusunda isabetli değildir. Bunun birinci sebebi analizin büyükten küçüğe doğru yönlendirilmemesidir. Ayrıca dış müdahalelerin iyi izlenmemesi ve yabancıların ülkemizdeki faaliyetlerinin bilinmemesidir. Mesela dış güçler medyada çok etkindir ama onların yönlendirdiği medyanın yazıları ve haberleri sadece halk değil devlet de bunları önemli sayar ve olayları onlara göre değerlendirir.

***

Bir görevin tam yapılmadığı düşünülüp tedbir alınması istenebilir. Ancak kurum bilinçli bir biçimde görevini yanlış yapıyorsa ne yapılmalıdır? Geçmişten bir misal vererek ne demek istediğime açıklık getirebilirim. Bir gün Özal’a davet edildim ve Kürt sorunu konusundaki görüşlerimi anlattım. Ancak bulunduğumuz salondaki radyoyu rahmetli Özal yüksek sesle açmıştı yani konuşurken ciddi olarak müzik duyuluyordu. Bunun konuşmaların teybe alınmasını engellemek için yapıldığını anladım ve bu konuda görüş bildirmedim. Bir ülkede Cumhurbaşkanı bile devlet tarafından dinlendiği şüphesi taşıyorsa ve görüşlerinin sorulması yerine böyle bir yol izleniyorsa sorun büyük demektir. Dinlemenin yabancı bir servis tarafından yapıldığını düşünseydi bunun devletin organları tarafından önlenmesini ister ve radyo çalmazdı. Kamuoyunda istihbarat önemli bir devlet görevi sayılmıyor ve kendisinin izleneceğinden endişe ediyordu.

Buradan şu sonuca varılabilirdi. Eğer istihbarat ülke vatandaşlarına yönelik olarak yapılıyorsa güvenle değil endişe ile karşılanır. Türkiye’de ciddi bir yabancı yapı vardı ve bu nedenle istediklerini yapabiliyorlardı. Mesela darbeler medyada desteklenmiş ve yapılması için ortam hazırlanmıştır. Günümüzde istihbaratın görevini yapan kadrolar tarafından yapılmasına çalışılması çok önemli bir adımdır. Başarılı olmasını dilerim.

İSTİHBARAT /// DOÇ. DR. SAİT YILMAZ : Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) nereye koşuyor ?

Doç. Dr. Sait Yılmaz

Bir istihbarat teşkilatı ne bir siyasi düşünce kuruluşu ne de bir kolluk kuvvetidir. Hükümetin istediği verileri teyit etmek her zaman cazip olsa da istihbaratçı doğru olanı söylemek ve yapmakla yükümlüdür. İstihbarat analizcileri değerlendirmelerini her türlü siyasi önyargıdan yapmalıdırlar. İstihbarat teşkilatı, politikacılara ve siyasi çıkarlara değil, ulusal çıkarlara odaklanır. İstihbaratın her işi ve ürünü, siyasi ideolojik tasarruflarının ötesindeki ulusal çıkarlar çerçevesinde oluşturulan politikaları desteklemeye yöneliktir . Ulusal çıkarlar, iktidarı partisinin ötesinde devleti oluşturan tüm kurum ve kuruluşların, kuvvetler dengesinin tüm unsurlarının aktör olarak yer aldığı bir karar verme sisteminde belirlenmiş olmalıdır. Böylece istihbaratçı jargonu ile; istihbarat teşkilatı ıslanmadan yüzebilir.

Hem devlet politikasını destekler hem de tarafsız kalır ama bu kolay bir iş değildir. Öte yandan, demokratik sistemlerde istihbarat servisleri siyasi iktidarların bekçisi değildir. İktidarlar seçimle gelir ve gider, istihbarat servislerinin onların yerini sağlamlaştırmak ya da siyasilerle özel ilişkilere girerek, onların koruyucu meleği olmak gibi bir görevi yoktur. Politikacılara ve siyasi yaklaşımlara karşı istihbaratçı temkinli ve kıvrak olmalı, içerideki mayın tarlalarından uzak durmalıdır. Daha da ötesi istihbarat servisinin, siyasi iktidarların anayasa ve kanunlar aleyhine ideolojik politikalarının aktörü olmak gibi görevi de olamaz.

İstihbaratçının işi ülkenin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış politikaların ihtiyacı olan istihbaratı üretmek ve işlevleri yerine getirmektir. Bunun için öncelikle gerçekçi analitik istihbarat ürünleri sunmalı, işlevlerini yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilmelidir. Bir radyologun doktoruna sağladığı röntgen gibi, istihbaratçıda büyük resmi ve bu resim içinde noktalı ve lekeli bölümleri politika üreticilerine vermeli ama değer üretici olmamalıdır. İstihbarat ürünü siyasilere uygulayabilecekleri politika seçenekleri kadar değişmez ulusal çıkarlar konusunda farkındalık da sağlamalı ama onları önyargıya götürmemelidir. Burada asıl sorun ulusal çıkarların nasıl belirleneceğidir. Ulusal çıkarlar demokratik ülkelerde pek çok siyasi, güvenlik ve ekonomik kurumun rekabeti sonucunda belirlenir. Ulusal çıkarlar mutlak değildir, uluslararası ortamın dinamiklerine ve politika tercihlerine göre değişebilir ama bu gene ilgili tüm aktörlerin katılımı ile olur. İstihbarat, bu değişime sağladığı yeni bilgilerle öncülük eder. İstihbarat analizcileri de geleneksel olarak diğer ülkelerdeki gelişmeler ile ilgili raporlarının en son bölümünde ülke çıkarlarına yer verirler. 21. yüzyıl güvenlik ortamındaki hızlı değişimler hem belirli alanlarda daha çok uzmanlaşmayı, hem de ulusal çıkarların belirlenmesi ve önceliklendirilmesini daha acil ve zor hale getirmiştir. İstihbaratçılar bunun için gerekli veri tabanını sağlamak üzere çok daha fazla çalışmalıdır.

Türkiye’deki bugünkü iktidar, “milli irade” kavramı adı altında devletin tüm diğer aktörlerini dışlayarak, parti politikasına, parti içinde de birkaç kişiye dayanan ideolojik politikalarına meşruiyet sağlamaya çalışmaktadır. Ülke çıkarlarını bu işle sorumlu devletin en yüksek organı belirler. Bu kurum da 2004 yılına kadar Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği idi. Bu kurumun yayınladığı Milli Siyaset Belgeleri ise bu çıkarların ve buna uygun politikaların belirlendiği resmi belgelerdi. Bu hükümetin iktidara gelmesi ile sözde Avrupa Birliği ile uyum gerekçesi adı altında önce MGK Genel Sekreterliği’nin içi boşaltıldı sonra da Milli Siyaset Belgeleri yok edildi. Bunların hepsinin amacı hükümetin yaratılan kaos ortamında tek başına kalarak, istediği gibi ülke çıkarlarını tespit etmek ve politika belirlemek merakı idi. Bu da yetmezdi, işlenecek suçlar öyle büyüktü ki MGK içinde ya da basın önünde ses çıkaracak askerlerin de sesi kısılmalı, milli güçler tasfiye edilmelidi idi. 2007 yılına kadar Ergenekon, Balyoz vb. operasyonların kumpası hazırlandı. Darbe komplosu yetmeyince casusluk ve fuhuş operasyonları tezgâhlandı. Bugün Erdoğan’ın biz de aldatıldık şeklindeki sahte masumiyet duruşu aslında o dönemde cemaat ile birlikte kendi deyimi ile ilmek ilmek hazırladıkları ve dış güçlere dayanan bir projenin hayata geçirilmesi idi. Bu çarpık sistem içinde MİT Müsteşarı, hükümetin ideolojik politikaların manivelası olmuş, hükümet ile suç ortaklığında önemli bir rol üstlenmiştir. Hâlbuki2002 yılına kadar, Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı, görev sınırları içinde kalarak, saygın bir kurum olma niteliğini korumuştur.

AKP iktidarının dış politikasının geldiği aşama şudur;

– Ülke çıkarlarına göre Sünni mezhepçilik anlayışı çerçevesinde bölgede lider olmayı ve bu yolla Osmanlı ümmetçiliğini hedef alan ideolojik bir temele göre belirlenmektedir.

– Dış politika, bir devlet politikası değil iktidar partisi için de kendine “milli irade” yakıştırması yapan birkaç elitin kendi dünya anlayışlarının bir sonucudur. Bu politikanın arkasında devletin tüm kurumları yoktur.

– Önce sıfır sorun, şimdi de Osmanlıcı dış politika iflas etmiş, tüm komşu ülkelerin kuyusu kazıldığından Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Öcalan’dan başka dostu kalmamıştır.

– Yabancı ülkelerin güdümünde yürütülen politikalar Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafını terör bataklığına çevirirken, Irak’ın kuzeyinde de facto Kürt devletinin kurulmasına ve Türkmenlerin asilime edilmesine göz yumulmuştur.

– Yabancı güçlerin kurguladığı demokratik çözüm maskesi altında PKK’nın Güneydoğu Anadolu bölgesini devletleştirmesine müsaade edilmiş, eylemsizlik adı altında TSK ve diğer kolluk güçlerinin elleri bağlanmıştır.

– Uluslararası hukuka ve Anayasa’ya aykırı olarak Suriye’deki iç savaşın tarafı olunmuş, Suriye’nin bölünmesi sonucu ortaya çıkan Kürt bölgelerinin PKK ve Irak’ın kuzeyi ile bütünleşmesine aracı olunmuştur.

Ben Kürt meselesini Musa Anter’den öğrendim diyen Emre Taner’in başkanlığında MİT, daha 2005 yılında terör örgütü ve Barzani ile müzakere sürecinin manivelası olmaya başladı. Demokratik açılım diye Habur rezaleti ve İngiliz istihbaratının tezgâhladığı Oslo görüşmelerinin de başoyuncusu MİT idi. Büyük Kürdistan’ın omurgası olan içinde pek çok suça karışan MİT mensupları deşifre olunca MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kurtarmak için Başbakan Temmuz 2012’de çıkardığı bir kanun çıkardı. Başbakanın kara kutusu ve PKK’nın Türkiye’de en çok sevdiği kişi olan Hakan Fidan, sadece 2010 yılında Öcalan ile 56 görüşme yaptı. Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer alan Türkiye’nin elindeki yegâne aktör gene MİT’dir. MİT, hala Suriye’ye silah taşımaya devam ediyor ve Suriye’deki PDK ile çok iyi anlaşıyor.

Yukarıda sayılan tüm icraatlar hem iç ve uluslararası hukuka hem de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Yanlış anlaşılmasın tabii ki MİT, yurt içi ve dışında operasyon yapacak, Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak. Bizim itirazımız Türkiye’yi her geçen gün bölünmeye ve daha çok bataklığa saplanmaya götüren AKP politikalarının manivelası olması ve yapılanların hukuka aykırı olmasıdır. MİT’in işlediği hukuksuzluklar şu şekilde sıralanabilir;

– Anayasayaya aykırı şekilde terör örgütü ile görüşmeler yapmak, devletin toprak bütünlüğünü tartışmaya açmak.

– KCK teşkilat yapısı içinde Kürdistan’ın kurulmasına yardım etmek ve devlete karşı işlenen şiddet eylemleri dâhil çeşitli kriminal faaliyetlere katılmak.

– Suriye’deki iç savaşın içinde aktif olarak yer almak, terör örgütlerine silah ve malzeme aktarmak, muhalif kanadın lojistik desteğini sağlamak.

– Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına katkılı bilgi sağlamak, silahlı kuvvetlerine yönelik komplolarda etkin rol oynamak.

2937 Sayılı MİT Kanunu’nun 4. Maddesine göre MİT’in başlıca görevi; “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, milli güvenlik kurulu genel sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak” gelmektedir. 4.b. ile MİT’e “Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; … istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak” görevi verilmiştir.4.g’de ise; “Milli İstihbarat Teşkilatına görevleri dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez” ifadesi yer almaktadır. MİT’in tıpkı Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) gibi başbakanlığa bağlı olması, rejim ile sorunları olan siyasi partilerin iktidara gelmesi halinde bu kurumların sınırlarının zorlanması ve içlerinde paralel yapıların ortaya çıkması sorununu doğurmaktadır. Bu yüzden MİT ve EGM için de tıpkı Silahlı Kuvvetler’de olduğu gibi şura sisteminin getirilmesi ve siyasi istismarların ve hukuki boşlukların örtülmesi için iktidarlara göre değişmeyecek düzenlemeler yapılması gereklidir.

MİT’in bulaştığı ve yukarıda sıralanan tüm faaliyetler TCK Md. 302 (Türkiye’nin toprak bütünlüğünün görüşmeye açılamayacağı) ve Md. 306’ya (başka bir ülkede silahlı çatışmaya destek vermek) göre ağır cezalıktır. Terör örgütü ile yapılan görüşmelerde “Ülkenin bütünlüğünü tartışmıyoruz” demek, “Oslo belgelerinin resmi belge olmadığını savunmak” kimseyi kurtarmayacaktır. Şu haber bile suçun kanıtıdır; “Güney ve Kuzey Kürdistan’ı birbirine yakınlaştırmak amacı ile Barzani, Kandil, PKK ve PDK arasındaki trafiğe Öcalan’ın da katılımı MİT’ingözetiminde yapılıyor ”. Türkiye’ye gerçek bir yargı bağımsızlığı geldiğinde ve bir gözü kör-bir kulağı sağır savcı ve hâkimler gittiğinde bu ülkede çok şey değişecektir. O günler yakındır. Ülkeyi yöneten siyasiler kadar kanunsuzluğa alet olan pek çok kamu görevlisi yanında MİT mensupları da suç işlemektedir. Tabii ki kastettiğimiz tüm teşkilat değil, E ve F tipi olanlar ile onlara katılan ve göz yumanlardır. Birkaç yıl sonra pek çok MİT mensubunun yargı önüne çıktığını göreceğiz. Kendilerini “Biz verilen emirlerin gereğini yaptık” diye savunacaklar ancak görev verilmiş olsa bile suça katılmak ve görmezlikten gelmek de suçtur. MİT Müsteşarı için çıkarılan kanun da başbakan değişince kendisini koruyamayacaktır. Hiçbir kanun başka birine suç işleme yetkisi veremez.

[1][1] Namık Durukan: Öcalan, Barzani’nin talebini kabul etti: PKK ile KDP anlaştı, Milliyet Gazetesi, (28.01.2914), http://gundem.milliyet.com.tr/ocalan-barzani-nin-talebini-kabul/gundem/detay/1828687/default.htm

Doç.Dr.Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: