Etiket arşivi: KOMPLO TEORİLERİ

KOMPLO TEORİLERİ /// Hakan Albayrak : Dünyanın bütün şeytanların a karşı

1507847_797492143613159_233000412_n.jpg

Dünyanın bütün şeytanlarına karşı

Hakan Albayrak

Bırakın bu komplo teorilerini. Küresel güçlerin bu işlerle ne alâkası var?” diyorlardı.

Geçti o günler.

Ar damarını iyice çatlattılar.

Maskelerini tamamen indirdiler.

Artık açıkça itiraf ediyorlar, ülkemize küresel güçler adına operasyon çektiklerini.

Fethullah Gülen Cephesi’nin önemli bir kalemşoru, Zaman gazetesinde peş peşe yazdığı yazılarda İsrail, ABD ve diğer Batılı devletlere ‘nanik’ yapan AK Parti hükümetine bedel ödetilmesini makul karşılamak gerektiğini söyleyip duruyor.

O cephenin gazetelerinden birinin yayın yönetmeni de, Merkez Bankası’nın baskılara boyun eğerek faiz oranlarını yükseltmesi üzerine, zil takıp oynayarak, ‘küresel ekonominin zorlamasıyla bu kararı alan hükümetin dış politikada da küresel politikalara ayak uydurmak zorunda kalacağını’ müjdeliyor.

“Evet, 17 Aralık süreci küresel güçlerin Türkiye’den intikam sürecidir ve biz de onların maşasıyız, beşinci koluz” diye bas bas bağırıyorlar yani.

“Küresel politikalar”a ayak uydurmamız gerekiyormuş!

Nedir “küresel politikalar”?

Batı emperyalizminin bekasına, Filistin’in mahvına, Arap devrimlerinin bastırılmasına, Türkiye’nin yükselişinin önlenmesine vs, vs, vs yönelik politikalar değil midir?

‘Emperyalistler mevzi kazanıyor, Türkiye ve bütün İslam dünyası mevzi kaybediyor’ diye sevinebilen acayip bir Müslüman tipiyle karşı karşıyayız.

Ondan sonra, “Başbakan çok ağır konuşuyor”!

Haydi ordan!

Başbakan’ın en ağır sözleri bile çok hafif kalıyor ihanetin ağırlığı karşısında.

İnanılır gibi değil; kan banyosunu durdurduğu için Abdullah Öcalan’a diş bileyen bile var.

“Yandaş” Öcalan’la aynı fikirde olmayan PKK’lıların ülkemizi yeniden kan gölüne çevirmesini ihtiras derecesinde arzu eden alçaklar…

17 Aralık sürecini başlatanlara teşekkür borçluyuz aslında.

İçimizde nasıl korkunç bir yılan beslediğimizi bu sayede görebildik ve çok geç olmadan o yılanın başını ezme imkânını bulduk.

Yılan, giderayak ısırıyor ve son bir gayretle boğmaya yelteniyor ülkemizi.

Acı veriyor, sıkıntı çektiriyor, ama geçecek inşaallah.

Yeni Türkiye’nin son doğum sancılarıdır bunlar.

Dünyanın bütün şeytanları toplanmış, varlarını yoklarını ortaya koymuş, yükselişe geçen ülkemizi “paralel devlet” vasıtasıyla yere sermeye çalışıyorlar.

Nihai savaş gibi bir şey.

Bu badireyi de atlattığımızda ne kadar güçlü ve özgür bir ülke olacağımızın farkındasınız, değil mi?

KOMPLO TEORİLERİ /// BEKİR HAZAR : Baronlar İmparadorluğu

1271314.jpg

Baronlar imparadorluğu

Ortadoğu’da bir ülke.
O ülkenin Başbakanı davet veriyor.
Bir Türk gazeteci de davetliler arasında.

Sohbetler başlıyor, söz Türkiye’ye geliyor. Türk gazeteci "Bizim Başbakanımız" diye söze giriyor. Ortadoğu ülkesinin Başbakanı lafını kesiyor. "Yanlış bir ifadede bulundunuz" diyor.

Ve ekliyor;

"Siz Erdoğan’ı sadece sizin lideriniz mi zannediyorsunuz?" İşte Türkiye üzerine oynanan oyunların tamamının arkasında bu soru var.

Dünyayı soyan Para İmparatorlarının bankaları, medyası, düşünce kuruluşları hep bundan saldırıyor.

Tüm tezgahlar bu nedenle kuruluyor.

CFR’nin yönettiği Brookings Enstitü’sünü yazmıştım dün. O enstitü Ortadoğu ülkelerine gidiyor birkaç sene önce.
Mesela Mısır’da bir araştırma yapıyor.
Erdoğan sevgisini yerinde görüyor.

Anket sonucu ortaya konan rapor şu; "Erdoğan burada adaylığını koysa Başbakan olur."

Dünyayı sömürenlerin gitmediği ülke kalmadı. Portekiz bile yıllarca sömürge ülkelere sahipti. TÜRK SEVGİSİ Belçika’nın bile Afrika’da kolonileri vardı.
Dünya PETROL, ELMAS ve PARA Baronlarının güdümünde her yere girdiler.

Avrupa’da sömürgeleri olmayan ülke yoktu.

Gittiler, kan gölleri oluşturarak oralara BAYRAKLARINI diktiler.

Türkiye ise Osmanlı’dan kalan bir mirasa sahipti. Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslara, Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine ve Afrika’nın en ücra köşelerine kadar yaşanan SEVGİYDİ bu.

Onlar milyonlarca insanı katlederek BAYRAKLARINI DİKİYORLARDI.
Bizim ise gitmediğimiz ülkelerde insanlar TÜRK BAYRAĞINI SALLIYORDU.

Evet bayrağımız sallansa bile biz oralara gidemiyorduk tam 100 yıldır.

Çünkü Osmanlı’yı borçla, faizle, işbirlikçi masonlarla paramparça edenler bizi dar alanda kuma gömmüşlerdi.

Bizi alıyorlar, kamplara bölüyor, birbirimize düşürüyorlardı. İçeride "TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR" sloganı ile Türk’ü Türk’e kırdırıyorlardı.Kırılma sona erdiğinde Türk-
Kürt kavgası başlatıyorlardı.

Dışarıya bakacak gözümüz yoktu.

Çünkü devamlı birbirimize yumruk attırdıkları için morarmaktan kapanıyordu gözlerimiz.

İlk defa bir Başbakan çıktı, son kavga "Türk-
Kürt" kapışmasını bitirmek için kolları sıvadı. "Barış yapalım, Osmanlı’nın gittiği, Türk bayraklarının sallandığı ülkelere, kardeşlerimize gidelim, 100 yıllık hasreti sonlandırıp kucaklaşalım. Türk Bayrağını sallayan ellerinden tutalım, BÜYÜK TÜRKİYE’yi kuralım" dedi.

İşte bundan saldırıyorlar.

Sırf bu yüzden Baronların, KANDAN BESLENEN PARADORLARIN yönettiği ABD’deki düşünce kuruluşlarına Kürtleri çağırıyorlar.

"APO’yu boşverin, onu dinlemeyin, Kandil’e çıkıp savaşı sürdürün" diye çağrı yapıyorlar.

Dünyayı yöneten Musevi HANEDANLARI ve onların Kraliçesi, Osmanlı’yı yıktıkları gibi, yerine kurdukları bu ülkenin olduğu yerde kalmasını istiyor.

Birbirini kırıp, gömmesini istiyor. 767 Uluslararası şirket ve onların tepesindeki 10 aile ile bu sistemi dizayn için her yolu deniyorlar.

BARONLAR imPARAdorluğu, yeni bir Türk İmparatorluğunu istemiyor.
Onları yeni kitabımda anlattım uzun uzun.

Evet "BARONLAR İMPARADORLUĞU" adlı kitabım nihayet matbaadan çıktı.

Yeni doğan bir bebeğim var elimde.

Yeniden doğmak isteyen Türkiye’ye KÜRTAJ yapmak isteyenlerin maskesini düşürüyor.

Ne yaparlarsa yapsınlar bu çocuk doğacak.

Çünkü devirmek istedikleri Türkiye lideri sadece bu ülkenin lideri değil.

Balkon konuşmasında boşuna milyonlara söylemedi. "Bu seçimi Ramallah kazandı, Beyrut kazandı, Saraybosna kazandı, Üsküp kazandı" diye.

Ona kazandıran Türk Milleti’ydi.
Ve bu ülke artık uyandı.

NOT; Yeni kitabımı ve sevgili Ergün Diler’in "Kraliçe’nin Adamları" kitabını divanyolu.com.tr veya 0212 528 91 92 nolu telefondan temin edebilirsiniz.

BEKİR HAZAR

KOMPLO TEORİLERİ /// Bekir Hazar : Yan oda

1558458_662924410421966_1193078158_n.jpg

Yan oda

Odandan çıkmazsan, yan odayı göremezsin.
Başbakan Almanya giderken, bir gün önce birileri oralarda cami yakmaya kalkıyor.

Bu işler hep böyledir.

ABD , İsrail’e "Yeter artık" diyor.
İsrailli bir bakandan sonra ikincisi de ABD dışişleri bakanına hakaretler yağdırıyor.

Danimarka’da bir banka İsrail bankasını kara listeye alıyor.
Danimarka basını tek kare haber yapmıyor.
Putin dün "Rusya’nın tek rakibi Rusya’dır" diyor.
İçerideki ülke düşmanlarına dikkat çekiyor.
Bu bana hiç yabancı gelmiyor.
Dünyada bir şeyler oluyor.

Tüm yaşananları planlayan yan odadaki PARA’dır.

CFR’yi biliyorsunuz. "TEK DÜNYA DÜZENİ" sloganı atan Musevi Para İmparadorları’nın kurduğu o meşhur kurum.
Hanedanların para pompaladığı, İsrail’in üzerine titrediği o meşhur oluşum.

Evet Baronlar CFR’yi fonluyor, CFR de bazı düşünce kuruluşlarını.
Hedefe ulaşmak için milyar dolarlar akıtıyorlar.
İşte o CFR’nin fonladığı bir kurum var ABD’de.
Bir dönem akademisyenleri bünyesine aldı.
Eğitim projelerine daldı.

Ancak CFR’nin kontrolündeki bu kurum son yıllarda politikalarını değiştirdi.

Devrim niteliğindeki bu politikaların mimarı kuruma transfer olan Richard Haass’tı.

Richard "Ben eğitimi ikinci plana aldım" dedi.
Yeni politikayı ilan etti.

Artık ABD’de SİYASETİ DİZAYN etme işine soktu transfer olduğu kurumu.

ABD kongresinde çalışanları bünyesine aldı.
Kongreyi takip eden gazetecilere maaş bağladı.
İnanılmaz bir güç kurdu.

Birisi başkan oluyor, alt kadrosunu Richard Haass’ın kurumu ayarlıyordu artık.

BARONLARIN CFR’sinden fonlanan kurumun adı BROOKİNGS ENSTİTÜSÜ’ydü.

Ve çok ilginç Brookings Enstitüsü’ne geçen ve politikalarını değiştiren, Richard Haass CFR’nin başkanıydı.

CFR Başkanlığından Brookings Enstitüsü’ne geçerek "SİYASETİ DİZAYN DEVRİMİ"ni yapan PARALEL sistemi kurdu.

Ve dün amiral gemisi gazetemizin manşetinde bir adam vardı.
Onun adı Kemal Derviş’ti.

2009’dan itibaren Brookings Enstitüsü’nün başkan yardımcılığını yapıyor Kemal Bey…

Hürriyet gazetesinde diyor ki; "Maalesef ekonomi kırılgan olunca faiz yükseliyor.

Kırılganlık varsa, ancak yüksek faizle borçlanabilir duruma düşerse o zaman bir takım insanlara çok kolay para kazandırır veya kaybettirebilir de."

Faizleri, ekonomideki kırılganlık yükseltiyormuş.

Kemal Derviş Bey New York’ta mı yoksa Ankara’da mı yaşıyor şu an bilemiyorum.

Ancak bu ülkeye operasyon üzerine operasyon yapılıyor.

CFR’nin patronları tarafından pompalanan Musevi medyası da ABD ve İngiltere’den "Faizleri artırın" diye tam bir yıldır saldırıyor.
Operasyonlar kaos amaçlı geliyor.

Kaoslardan beslenen BARONLAR Türkiye’de dolar satın alma operasyonu başlatıyor.

Merkez Bankası saldırıyı durdurmak için piyasaya dolar sürüyor.
İngiltere’den üç banka bana mısın demiyor.
Karşı saldırıya geçiyor.

Tek amaç Erdoğan’ı devirmek, faizleri yükseltmek.

Ve Brookings Enstitüsü başkanı Kemal Derviş Bey bu saldırıları görmüyor. "Bu ülkeye saldırı var" diyemiyor.

Dünyaya ekonomimizin kırılgan olduğunu ilan ediyor.

Amiral gazetesine "Türkiye’de güven yok" diye manşet çektiriyor.

Neden Baronların saldırısını göremiyor?
Neden CFR’lerin planlarına Fransız kalıyor.

CFR’den transfer Richard Haass’a sorsa da öğreniverse.
Fazla uzakta değil.

Brookings Enstitü’nde o da başkan yardımcısı…
Ve hemen yan odada Richard.

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ : İntiharların tarikatı

Sabah yazarı Haşmet Babaoğlu’nun bugünkü yazısında söz ettiği “Solar Temple” yani “Güneş Tapınağı” Tarikatı’nın adı intihar tarikatları arasında sayılıyor.

Sabah yazarı Haşmet Babaoğlu’nun bugünkü yazısında söz ettiği "Solar Temple" yani "Güneş Tapınağı" Tarikatı’nın adı intihar tarikatları arasında sayılıyor. Böyle anılmasının nedeni de 1994 yılında İsviçre, Kanada ve Fransa’da yaşayan müritlerinin kendilerini yakarak, toplu olarak intihar etmeleriydi…

Ölenlerin boyunlarında bulunan madalyonlarda iki başlı kartal, tarikatın baş harfleri ve Mahşerin Dört Atlısını’nın (ölüm, savaş, veba, kıtlık) isimleri bulunuyordu. Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde "Yüce Kaynak" isimli tarikatın 39 üyesi topluca intihar etti. Rancho Santa Fe kentinde, bir milyon dolarlık malikânede bulunan cesetlerin hepsinde siyah pantolon ve koyu renk tenis ayakkabıları bulunuyordu. Vücutlarının üst tarafında başlarını da örten piramit biçimin mor renkli kefene benzer bir örtü vardı. Kolları açık, sırt üstü yatıyorlardı.

Tarikatın üyeleri başka bir gezegenden geldiklerine ve dünyaya melek olarak gönderildiklerine inanıyorlardı. Asla içki, sigara kullanmıyor ve birbirlerine "kardeşim" diye hitap ediyorlardı.

Peki neden intihar etmişlerdi?
Kendilerini yakarak öldüren tarikatın liderleri Dr. Luc Jouret ve Joseph Di Mambro, kıyamet günü hazırlıkları yapıyordu. Hatta ölümlerinden bir gece önce "Son akşam yemeği" tarikatın düzenlediğini ve bağlılarına "deccalı engelleme görevinin kendilerinden alındığı"nı anlattığını gösteriyordu.

Bu tarikat, aynı zamanda UFO’lar ile yakın ilişki halindeydi. Grup liderleri Proxima adlı bir gezegenden gelen uzaylı varlıklardan bilgi alıyordu. Uzaylı varlıklar yaklaşmakta olan kıyametten tarikat üyelerini kurtaracakları sözünü vermişlerdi. Yakın UFO ve uzaylı temasları yaşıyorlardı ve daha sonra ileri gelen, zengin tarikat yöneticilerinden birinin elinde Amerika’dan getirttiği çok gelişmiş hologram efektleri yaratan cihazların bulunduğu ortaya çıktı.

1989 yılında en az toplam 442 üyesi olduğu sanılan kültün yayılış alanı ise şöyleydi; İsviçre 90, Fransa 187, Kanada 86, 53 kişi ise Martinik, ABD ve İspanya’da yaşıyordu. Bunlardan 66 kişi toplu olarak 2 kez toplu olarak intihar etti.

KOMPLO TEORİLERİ /// BEKİR HAZAR : Her şey ortada

b2c14967e1eb02f9cf6ee234cf1dd07c.jpg

Her şey ortada

ABD’li profesör John L. Esposito diyor ki;
"Türkiye’nin ekonomik gücü AB’yi endişelendiriyor.
Çünkü Türkiye artık büyük ve güçlü bir ülke.
Küçük ve fakir ülkeleri bile içine alırken, Büyük Türkiye’yi sindiremiyorlar."
Evet endişeleniyorlar.

3. köprüler, 3. havaalanları gelirse Londra ve Frankfurt ağıtlar yakacak.

Onun için Almanya’nın Merkel’i istemez.

2012 sonunda saray kasasında 32 milyon STERLİN olup 2013 sonunda 1 milyon sterline düşen İngiltere kraliçesi istemez.

Hele hele yıllardır önce parçaladıkları sonra yönettikleri Ortadoğu’ya girdiğimizi görürlerse asla istemezler.

Nisan 2012’de Bard Collage Profesörlerinden Walter Russel Mead, bir röportaj veriyor.
Dünyada güç dengelerinin değiştiğini söylüyor.

Düşüşe geçen ABD’ye "Türkiye, Hindistan gibi ülkelerle ilişkilerini geliştir" çağrısı yapıyor.

AB’nin çökmek üzere olduğunu belirtiyor.
Russel Mead’a göre evet ABD hala önemli bir aktör.
Ancak artık yedi kutuplu bir dünya var.

Russel, "Dünyada söz sahibi olanlar artrık bu 7’ler" diyor.

Bunlardan birinin Türkiye olduğunu açıklıyor. "Türkiye giderek dünya siyasetinde muazzam bir güç kazandı" diye ekliyor.
Böyle bir Türkiye’yi kimler ister, kimler istemez?
Bir hafta önce Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser konuşuyor.

Kriz sonrası dönemde Türkiye’nin işgücü piyasası performansına övgüler yağdırıyor.. "Son 10-15 yılda Türkiye’de işgücü verimliliğindeki artış yüzde 4’e yakın.

Bu, yükselen tüm diğer piyasalardan daha yüksek bir oran" diyor.
Raiser, AB’nin istihdamda 2 milyonluk düşüş yaşadığını Türkiye’nin 3.5 milyona iş sahası açtığını söylüyor.
Ve dahası Türkiye’de refahın arttığını belirtiyor.

Yani dünya geriye giderken Türkiye kıskanılacak bir şekilde büyüyor.
Böyle bir Türkiye’yi kim ister?
Tabii ki bu ülkeyi yıllardır yönetenler, soyup soğana çevirenler asla istemez.

Büyüyen, kabuğunu yırtan, Ortadoğu’ya akan, enerji hatlarına inen, DÜNYA 7’LERİ arasında gösterilen bir ülkeyi nasıl soyacaklar?
Onun için ABD’de Neo-Conlar ayağa kalkıyor.
Musevi BARONLARIN gazetelerinden bize hakaret yağdırıyor.
Sonra da muhalefet üyelerimizi ağırlıyor?

Neden? Gayet basit.

Bu ülkeyi BÜYÜTEN ADAMI istemiyorlar.
Davos’tan beri istemiyorlar.
Mavi Marmara’dan beri istemiyorlar.

Çünkü hepsi "İSRAİL" diye bas bas bağırıyor. Artık görüyorlar ki Türkiye MOSSAD’ın emrinde çalışmıyor.
Deliriyorlar.

Yoshiaka SASAKİ bir Japon Profesörü.

Bu ülkeye geldi, araştırmalar yaptı, Türkiye ile ilgili bir kitap hazırladı. "Türkiye DÜNYA LİDERİ olma yolunda hızla ilerliyor" diyor.

20 Haziran 2012’de ABD’de Dünya Para İmparatorlarının fonladığı Washington İnstute adlı LOBİ merkezinde bir konferans düzenleniyor. Toplantıda sözü İsrail Başbakan yardımcısı Mofaz alıyor.
Ve diyor ki; "Türkiye ile ilişkiler çok önemli.

Özellikle İsrail’de olmak üzere hepimiz, Türkiye’nin bölgesinde bir SÜPER GÜÇ haline geldiğini anlamalıyız.

Türkiye’yi bölgemizde bir süper güç olarak görüyorum, Bunda hiçbir ŞÜPHE yok."

Bunu ne zaman söylüyor?

Tam birbuçuk yıl önce 20 Haziran 2012’de.

Yani Türkiye’ye ard arda operasyonların başladığı tarihlere yakın bir süreçte.

Kimler bizden yana dertli?

Kimler BÜYÜYEN TÜRKİYE’yi istemiyor?

Kimler içimizden aynı konumdalar?

Kimler kimlerle yanyana gelip ittifaklar yapıyor?

Alt alta koyun…

Bu memlekette neler oluyor diye anlamakta kendinizi zorlamayın!

Bekir Hazar

KOMPLO TEORİLERİ /// Tamer Korkmaz : Derin Muhabbet

Osama-bin-Laden-con-Zbigniew-Brzezinski-002.jpg

Derin Muhabbet

11 Eylül’deki kurgusal saldırıdan iki gün sonra, uçuş yasağına rağmen Ladin ailesine mensup onlarca kişi Amerika’dan ayrıldı! ABD, ‘Üsame Bin Ladin’in kellesine 50 milyon dolar ödül’ koydu!

11 Eylül’den sonraki haftalarda Başkan Dabılyu Bush, Bin Ladin’le telefon muhabbeti yaptı!

Ladin’le görüşenler arasında ‘Karanlıklar Prensi’ diye bilinen Richard Perle de vardı!

3 Şubat 1980’de Pakistan’da çekilen fotoğraflarda ise dönemin ABD Başkanı Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski’nin Bin Ladin’le ‘enseye tokat’ kıvamında silah muhabbeti yaptıkları görülüyordu.

11 Eylül’ün onuncu yılına denk gelen bir ekran söyleşisinde (MSNBC’deki Morning Joe) Zbigniew Brzezinski, ‘ABD-İsrail ikilisinin Ortadoğu’da izole edildiklerinden yakınıyor ve uzun vadede bu durumun daha da kötüleşeceğini söylüyordu. (Eylül 2011)

Sabancı Üniversitesi ve Brookings Enstitüsü işbirliği ile Washington’da sekizincisi düzenlenen Sakıp Sabancı konferans serisinin 2012 yılı konuğu Zbigniew Brzezinski idi. Brookings Enstitüsü’nün başkan yardımcısı Kemal Derviş, Brzezinski ile ‘aile fotoğrafı’ çektirdi! (2 Mayıs 2012)

Baronların, Türkiye’deki salon filmlerinde rol verdiği Kemal Derviş, Şubat 2001’de anayasa fırlatma tiyatrosuyla patlayan ekonomik krizin ardından büyük sükse ile getirilip ‘kurtarıcı’ olarak sunulmuştu.

Batı Kulübü’nün mutemet adamı Kemal Derviş, 2013’ün Ağustos ayında baronlar hesabına şöyle bir göründü ve ‘Türkiye titizlikle komşularının içişlerine karışmayan bir dış politika izlemelidir’ diye konuştu.

‘Türkiye’nin dış politikasını eskiden olduğu gibi yine ABD ve İsrail belirlesin’ demeye getiriyordu!

ABD’nin eski Savunma Bakanı ve Türkiye’deki baronların kankası olan Paul Wolfowitz, WINEP’te Kemal Derviş’le yakınlıklarını anlatırken, onun ‘Çok iyi bir memur’ olduğundan söz etmişti.

İsrail devletinin destekçisi WINEP, Neo-Conların güdümünde bir kuruluştur.

*

Kemal Derviş, 2001’in 3 Mart’ında ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapılmıştı. 2001’in 28 Haziran günü ise ‘ABD’deki İsrail’ diye tanımlanabilecek bir Yahudi örgütü olan JİNSA’nın yöneticileri ile Çevik Bir İstanbul Küçükçamlıca’daki çok özel bir yemekte buluştular.

Yemeğin baş konukları arasında İshak Alaton da vardı.

Kaşar Neo-Con’lardan Morton Abramowitz…

27 Nisan sanal bildirisinden sonra iki defa (Mayıs ve Ekim 2007) Türkiye’ye geldi. Her iki ziyaretinde de İshak Alaton’un misafiri oldu…

Abramowitz’in görüştüğü isimler arasında Can Kıraç ve Süheyl Batum da vardı…

27 Nisan e-muhtırasından iki hafta kadar sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde konuşan Abramowitz…

‘Türkiye İslam ülkelerine kayıyor, Batı’dan uzaklaşıyor’ diye yakınıyordu!

27 Nisan e-bildirisinden bir ay sonra (31 Mayıs 2007) Türkiye’ye gelen derin isimler arasında…

Henry Kissinger ve Paul Wolfowitz’le birlikte Richard Perle de yer alıyordu.

Perle’ün geldiği tarihten üç ay kadar önce…

Uzak diyarlarda, Bin Ladin ‘böbrek yetmezliği sonucu’ hayata veda etmişti!

*

Wolfowitz, 3 Haziran 2007’de Mustafa Koç’un teknesindeydi!

İtalyan otomotiv devi olan FIAT’ın üçüncü kuşak patronu John Elkann, Mustafa Koç’un kankasıdır.

Ankara’ya sistematik olarak ateş açan İngiliz The Economist dergisinin sahipleri arasında yer alan John Elkann, Kemal Derviş’in başkan yardımcısı olduğu Brookings Enstitüsü’nün de üyesidir.

*

ABD’nin eski Türkiye büyükelçilerinden Morton Abramowitz ile Eric Edelman, AK Parti Hükümeti’ni devirebilmek için fal tutmaya devam ediyorlar.

Hem Gezi Kalkışması ile hem de 17 Aralık sivil darbe girişimi ilgili ‘derin hesaba dahil’ bir konumda, ‘Pusu’ senaryolarının yazıldığı masada yer aldılar.

Birlikte yazdıkları ‘Retorikten Gerçeğe: ABD’nin Türkiye Politikasını Yeniden Çerçevelendirmek’ başlıklı raporun 2013’ün Ekim ayında yayınlandığını hatırlıyoruz:

Orada ‘Taksim protestoları sonrasında AKP yenilmez ve vazgeçilmez değil’ diyorlardı…

Hedeflerinde Erdoğan vardı.

*

Sibel Edmonds, ‘Abramowitz-Edelman-Misztal üçlüsünün’ ortaklaşa yazdıkları ‘histeri dolu’ makalelerinde ‘Erdoğan’ın hem bir despot, hem de ABD çıkarlarına büyük bir tehdit olduğunu ilan ettiklerinden’ bahsediyor ve şöyle diyor:

‘Dokuz yıl geriye gidelim ve bazı devlet sırlarını açıklayalım. Eric Edelman’ın; hükümetin devlet sırrı olarak kabul ettiği, FBI soruşturmalarına dahil olan, 1990’ların ortalarından beri Orta Asya ve Kafkasya’da CIA-NATO terör eylemlerini içeren dosyaların üzerinin örtülmesinin zanlısı olduğunu söylemiştim…’

(23 Ocak 2014)
*
Edelman, AK Parti’ye yönelik darbe planlarının yapıldığı 2003-2004 döneminde ABD’nin Ankara Büyükelçisi idi. O dönemdeki darbe girişimlerinin Eric Edelman tarafından canla başla desteklendiği biliniyor.

Tamer Korkmaz

KOMPLO TEORİLERİ : Tebrikler

absolute-power.jpg

Tebrikler

Aylardır bas bas bağırıyorlardı.

Gazetelerinde yorumlar yazdırıyorlardı. "Türkiye faizleri artırmalı" diye.
İngiliz ve ABD medyasıydı onlar.
PATRONLARININ tamamı Museviydi.
BANKERDİ, BANKACIYDI, FAİZCİYDİ.
Ve tamamı Dünya Para İmparatorlarının örgütlerine üyeydi.
HANEDANLARIN kapı kuluydu.
Ülkeleri savaştırıyorlar, batırıyorlar, 70 cente muhtaç hale getiriyorlardı.
Gerekirse kan denizine çeviriyorlardı.

Bir ülkeyi operasyonlarla bezdirmeyi, kaos planlarını devreye sokmayı çok seviyorlardı.

Sonra da gidip "Para verelim abi" diyorlardı. Hayırsever takılıyorlardı.
Borçlandırıp, operasyonla yükseltilmiş faizlerle soyuyorlardı. Ülkelerin bağımsızlıklarını ellerinden alıyorlardı.

Artık YENİ SAHİP onlar oluyorlardı.

Kazandıkça kasalarından para taşıyordu.
Taşan paraları elemanlarına veriyorlardı.

Elemanları Medya İmparatoru yapıyorlardı başka soyulacak ülkelerde.
Yüzlerce gazetenin ve televizyonun tekeli artık onlardaydı.
Ve o medya ile Türkiye’ye saldırıya geçtiler.

Operasyon üzerine operasyon düzenlediler. "Faizleri artır" diyerek hakaretler ettiler bu ülkeyi yönetenlere.
Alay ettiler, ALGI operasyonları düzenlediler.
Ne Hitler kaldı, ne de diktatörlük.

Zaten içeriden de buna çanak tutacak aktörleri vardı.
Musevi BARONLARIN medyası son olarak Obama’yı Türkiye’ye müdahaleye çağırdı.
Önce Washington Post’ta ısıtıldı bu çağrı.

Bir gün sonra NewYork Times atladı aynı olaya. 1Ertesi gün Hürriyet gazetesi 1.sayfasına taşıdı.
Dışarıda kuruluyor, içeride ısıtılıyordu.

CNNTürk’te ekonomi spikeri "Merkez Bankası bağımsız mı değil mi göstermeli" diyerek faizlerin artırılması için tellallık yapıyordu.

Soyadı TÜRK’tü ama adı CNN’di. "Hükümetin güdümünde olmak" imasıyla suçluyordu Merkez Bankası’nı.

İngiltere’deki Musevi Baron da Guardian gazetesinden önceki gün Erdoğan ile dalga geçiyordu.

Partisinin bir toplantısına kendisi değil "HOLOGRAM" tekniği kurularak görüntüsüyle katıldığı için. "HAYALET" diyerek saldırıyorlardı.

Sen misin faizleri artırmayan… O kadar operasyona hala direnen…
Ve dolar euroya saldırıp satın alıyorlardı.

Liranın değerini düşürmek, faiz artırımına götürmek için bir yerlerini yırtıyorlar, kasalarını parçalıyorlardı.

Merkez Bankası gece yarısı acil toplantı kararı aldı.

Daha toplanmadan gündüzden CNNTürk’te "Merkez Bankası faizleri artırmak için toplanıyor" diye yüzlerce alt yazı geçti.
Halbuki daha toplantı ve karar yoktu.

Ama adamlar gündüzden haber almışlardı FAİZLERİN zıplatılacağını.
Gazetecilik (!) başarısıydı bu.
Ve Merkez Bankası gece yarısı faizleri artırdı.

Dünya medyası, finans piyasaları şaşkına döndü, ŞOK geçirdi.
Onlar bile beklemiyordu bu kadar yüksek artışı.

Şaşkınlık kısa sürdü. "HURRAAA" çektiler, şampanyalar patlattılar.

"Dünya medyası bayram ediyor" diye düştü haber internet sitelerine.

ABD ve İngiltere’deki Baronlara ait gazetelerin tamamı Türkiye’deki faiz artışını FLAŞ haber olarak duyurdu. İNGİLİZ Reuters "Erdoğan’a rağmen" diyerek sevinç çığlıkları attı.

Ve en anlamlı açıklama ABD’deki Finans Baronlarından geldi. "Türkiye Merkez Bankası’nın aldığı kararın;

bugün toplanarak tahvil alımında 10 milyar dolarlık indirim yapması beklenen Amerikan Merkez Bankası Fed’in elini güçlendirdi" dediler ajanslara.

Evet FED’in eli güçlenmiş. Yani ABD Merkez Bankası’nın…

Peki kimin bu banka? Rotschild HANEDANI’nın…

Dünyayı yöneten, soyan PARA İMPARATORU’nun elini güçlendiren bir faiz artırımına girmiş Merkez Bankamız…

Çapulcular Ananascılar chp liler komünistler VAİZ VE FAİZ LOBİSİ Tebrik ederim sizi

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: