Etiket arşivi: MEDYA DOSYASI

MEDYA DOSYASI /// KEREM ALTAN : Haydi Yıldıray, daha yüksek sesle: ‘Ordu göreve’

Yok, henüz “ordu göreve” diye ortaya çıkmadı ama yakındır. Yaşadığı düşüşün arkasından böyle bir çığlık atması da muhtemeldir.

Başbakanı’nın hukuksuzluklarını kapatmak için dört elle sarıldığı Kemal Kerinçsizler’le birlikte yakında görürüz kendisini meydanlarda.

Yıllarca çalıştığı Taraf Gazetesi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunanlara “cephane” sağlayan yazılar yazdıktan, “o belgeyi yayınlamak suçtur” diye yol gösterdikten sonra artık her şey mümkün.

PKK itirafçılarını hatırlarsınız…

Ergenekon terör örgütünün tetikçiliğini yaptılar yıllarca. Kendileri de Kürt olmalarına rağmen “aldatıldık, kandırıldık” diyerek Ergenekon’un emrine girip yüzlerce Kürdün canına kıydılar, faili meçhul cinayetlerin tetikçiliğini üstlendiler.

Yıldıray Oğur da sonunda onlara benzedi. “Kandırıldım, kullanıldım” diyerek “milli orduya kumpas” yalanının arkasına takıldı. Bir zamanlar “askeri vesayete” birlikte karşı çıktıklarına pusu kurmaya uğraşıyor şimdilerde.

“Milli ordunun” tertemiz olduğuna inanmamızı bekliyor. Darbe planlarını, darbeleri, faili meçhulleri, öldürülen vatandaşlarımızı, suikastları unutmamızı istiyor “kullanışlı aptal”.

Kendisine “kullanışlı aptal” dememin sebebi yukarıda saydığım anlaşılmaz beklentisi değil tabii ki.

“Kullanışlı bir aptal” olduğunu kendisi yazdı. Gazete yazısından ziyade “kullanışlı eleman” arayanlar için yayınlanmış bir ilan metni gibiydi yazdıkları.

“Bir insanın, göğsünü gere gere kullanışlı olduğunu itiraf edebilmesi için acaba ne kadar kullanışlı olması gerekir?” sorusunu şimdilik bir kenara bırakıp devam edelim.

Yıldıray “kullanışlı bir aptal” olduğunu öyle durup dururken keşfetmedi.

Yaşam koçu, akıl hocası, hatta belki de işvereni olan Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın, yolsuzlukların üstünü örtmek ve iktidarın kaybettiği önemli bir ortaklığın yerini kirli bir ittifakla doldurmak adına “milli orduya kumpas” lafını ortaya atmasından sonra, “Hakikaten amma da kullanışlı aptalmışız” diye ani bir aydınlanma yaşadı.

Galiba zamanlama bu defa gerçekten manidar oldu.

Akdoğan bu sinsi yola sapar sapmaz Yıldıray bir anda “kullanışlılığını” ilan etme ihtiyacı duydu.

Akdoğan’ın o manevrası Yıldıray’ın birdenbire kendisiyle ilgili “gerçeği” keşfetmesini sağladı.

Akdoğan’ın gücünü de takdir etmek gerekir, bir insanı bir cümleyle değiştirebilecek bir kudrete sahip adam.

Eğer hükümeti çok zor duruma düşüren yolsuzluk skandalı patlamasaydı Yıldıray’ın “vicdanının” o kurnaz mı kurnaz sesini belki de hiç duyamayacaktık.

Siyasi iktidarın çıkarlarına endekslenmiş böyle bir vicdanın, siyasi iktidarın her söylediğinin doğruluğuna iman eden böyle bir kullanışlılığın ve siyasi iktidarla birlikte bir yandan bir yana savruluşun tek nedeninin “vicdan” olduğuna insanların inanmasını bekleyen böyle bir aptallığın pek kolay bulunmayacağını da söylemeliyim.

Şimdilerde kendisi “Kafes ve Askeri Casusluk davaları için pişmanlığımı dile getirdim” dese de Yalçın Akdoğan’ın “milli orduya kumpas” saçmalığını ilk dillendirdiği günlerde, Balçiçek Pamir’in programına çıktığında, özellikle herhangi bir dava ismi söylemeden, “Artık bundan önceki davalara da şüpheyle bakıyorum” dediğini kendi kulaklarımla duydum.

Ergenekoncular ve darbeciler için açılmış bütün davaları bir şüphe bulutunun içine gömdüğüne bizzat şahit oldum.

Belki de sonradan abilerinin uyarısıyla, tüm cephaneyi bir anda bitirmemek adına davalardan dava beğendi.

Ama yine de Yıldıray’ın kurnazlığının altını çizecek bazı soruları kısaca sormakta da yarar var tabii.

Örneğin hazır vicdanının sesini dinlemeye başlamışken, neden Başbakanı’nın hapishanede olmasından sık sık yakındığı “milli ordu”nun eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a mahkumiyet yolunu açan “internet andıcı” haberi hakkındaki düşüncelerini hala açıklamadığını merak ediyor insan.

O haber de yalan mıydı? Bir kullanışlılığın sonucunda mı ortaya çıkmıştı? “Milli orduya” kurulmuş bir kumpas mıydı?

Yoksa gerçek miydi? Eğer gerçekse, “milli orduya kumpas kuruldu” lafının bir yalan olduğunu düşünmek mi gerekir? Akdoğan yalan mı söyledi?

Niye bu konuya hiç değinmiyor Yıldıray?

Belki de şimdilik o konuyla ilgili bir komut gelmedi kendisine. Başbakanı’nın ileride çıkması muhtemel bir başka hukuksuzluğunu kapatmak için her ihtimale karşı cebinde tutuyor sanırım bu “pişmanlığını”.

Şimdi bir de “ben özeleştirimi yaptım, başkaları da yapmalı, hesabını veremezler” diyor.

Hesap verme konusuna girebilecek kadar cesur olması şaşırtıcı tabii.

Gezi’de ölenleri Başbakanı uğruna görmezden gelmenin, ayakkabı kutularından fışkıran dolarlardan Başbakanı’nın hayrı için hiç söz etmemenin, Roboski’de öldürülen 34 insanın felaketine hiç değinmemenin, iktidar olmanın gücünün kullanıp mahkeme emirlerini dinlemeyerek açıkça hukuku katledenleri savunmanın, bu korkunç suçları işleyenlerin “kullanışlı” neferi olmanın hesabını kendisi nasıl verecek?

Siyasi iktidar değiştikten sonra bir başka “ben o zaman kullanışlı aptaldım” açıklamasıyla bunları da geride bırakacağını mı düşünüyor acaba?

Bu, tam da onun “kullanışlı” kurnazlığına uygun olur aslında.

Bu arada hazır konu “kullanışlı” olmaktan açılmışken…

Yıldıray gibi geçmişlerine ihanet edip koşa koşa yolsuzluklarla kirlenmiş bir iktidarın yanında saf tutan Markar (kendisinden yakında “Ermeni soykırımı büyük bir yalandır” konulu bir yazı gelirse hiç şaşırmam), Melih ve Kurtuluş’tan hala aptallıklarıyla ilgili bir itiraf gelmemesi de düşündürücü.

Yoksa onlar Yıldıray kadar aptal değil mi?

MEDYA DOSYASI : Hükümet ve patron baskısından arınmış bir gazetecilik

Türk basınında yeni bir oluşum çıkıyor meydana: Punto 24 (P24) Derneği. Nasıl bir yapı diye meraklandıysanız, hemen onursal başkanını belirtelim: Hasan Cemal.

Yavuz Baydar, Yasemin Çongar, Murat Sabuncu, Doğan Akın, Hazal Özvarış ve Andrew Finkel ise kurucu üyelerden birkaçı. Genelinin ortak özelliği, son bir iki yıl zarfında çalıştıkları gazetelerden ayrılmak zorunda bırakılmaları. Peki ne yapacaklar ve bu derneğe niçin ihtiyaç duyuldu? Baydar’ın, Cihan Haber Ajansı’na açıklamalarından anlıyoruz ki, söz konusu gazetecilik platformunun birincil niteliği ve önceliği ‘bağımsızlık’. “Bir çeşit cezai tedbir olarak hükümetin hoşlanmadığı meslektaşlarımız kendilerini kapıda buldular. Pek çoğumuz bu kaderi paylaşmış durumdayız. Amacımız, birkaç farklı şey yapmak. Biri, rasathane gibi gözlemevi oluşturmak.

İnternetiyle, radyosuyla, televizyonuyla, gazetesiyle medya sektörünün performansını denetim ve mercek altına alacağız.” diyor, Baydar. Yalan ve karartma haberler ile hükümet ve patron baskılarına ilişkin nabız tutulacağını belirtiyor. 30 Mart’a dek P24 seçim otobüsüyle il il gezeceklermiş. Şu ifadeleri çok mühim: “Bu platform sadece özgür gazeteciliği değil, editöryal bağımsızlığın neredeyse sıfır olduğu bir ortamda, bağımsız gazeteciliği cesaretlendirici, teşvik edici ve onun alanını genişletici bir faaliyetin odak noktası olacak.” Bahçeşehir Üniversitesi’yle anlaşmaya varılmış. Gazeteci adaylarına özgür ve bağımsız gazetecilik ilkesi kaygısıyla savunma dersleri verilecekmiş.

MEDYA DOSYASI /// BİR AKP MUHAFIZI OLARAK YILDIRAY OĞUR !

Türkiye Gazetesi yazarı Yıldıray Oğur’un Ergenekon ve Balyoz darbe planlarını yazan gazeteciler için kullandığı "Kullanışlı aptallar" sözü medyanın önemli gündem maddelerinden biri oldu. Yolsuzluk soruşturmalarının gündemden düşmesi için ulusalcı kesimlere hedef göstererek Ergenekon ve Balyoz davalarına kumpas diyen ekibin ön safına yerleşen Yıldıray Oğur, ‘Gezi Parkı imar rantına kurban edilmesin’ diye protesto eden eylemciler için ise "Kemalistlerin AKP’ye karşı devrim girişimi!" demişti. Kendisini darbe girşimi tanımlama uzmanı ilan eden Yıldıray Oğur’un, Gezi protestoları için yaftası buydu. Artık kılıcı keskin bir AKP muhafızı olan Yıldıray Oğur için Gezi olayları İslamofobik Kemalistlerin AKP’ye darbe girişimi, yolsuzluk operasyonları Cemaatin AKP’ye darbe planı ve sıkınşınca da Ergenekon ve Balyoz davaları koskoca bir kumpas!

KULLANIŞLI APTALLAR SERAMONİSİ

Tarihin en büyük yolsuzluk ve rüşvet skandalını gölgelemek için büyük çaba sarfeden AKP’li gazetecilerin gayretleri yolsuzlukları gibi gerçekten tarihe geçecek cinsten. Yolsuzluklar konuşulmasın diye denenmedik taktik bırakmıyor AKP’li gazeteciler. Kimisi canlı yayında yolsuzlukların herkes tarafından bilindiğini anlatan başka bir gazeteci daha fazla konuşmasın diye kaşlarını yırtarcasına yukarı kaldırarak uyarırken kameralara takılıyor, kimisi Reza Zerrab’ın para transferlerinin haberi ilk kendi gazetesinde yayınlandığı söylenince canlı yayını terkediyor kimisi de trafikte birilerinin peşine takılıp kırmızı ışıkta durup durmadığını kontrol ediyor… Hakkını yemeyelim, en akıllı taktiği ise Türkiye Gazetesi "kullanışlı aptal" yazarı Yıldıray Oğur uyguluyor. Yanlış anlamayın bu ifade bize ait değil. Oğur bizzat kendisini böyle tanımlıyor. Yoksa PM olarak bizim insanlara hakaret etme ve aşağılama zaafımızın olmadığını bilirsiniz.

HANGİ APTAL KENDİSİNİ YÜZLERCE KEZ KULLANDIRIR

Sizce Yıldıray Oğur, 10 yıl sonra hatırlansa nasıl ve hangi sözüyle hatırlanır? Evet doğru tahmin ettiniz, kendisinin de dahil olduğu, Ergenekon ve Balyoz darbe planlarını yazan gazeteciler için kullandığı "Kullanışlı aptallar" sözüyle elbette… Ulusalcı kesimlere Cemaat’i hedef gösterip AKP’nin yolsuzluklarını örtebilmek için bir maziyi yok etti tek sözüyle Yıldıray Oğur. Halbuki Taraf gazetesinde Ergenekon, Balyoz, Kafes, Ayışığı, Sarkız ve Yakamoz darbe planları ile ilgili yazdığı yüzlerce yazısı ve yayına hazırladığı haber var Oğur’un. Bir insan ‘aptal’ hatta dünyanın en geri zekalı adamı olsa bile, tam 6 yıl boyunca hem de yüzlerce kez kendisini bir örgüte kullandırır mı? Oğur’un kendi tanımlamasından anlaşıldığına göre kullandırabiliyormuş.

ZAMANLAMASI EN MANİDAR KUMPAS

Peki, Yıldıray Oğur "kullanışlı aptal" olduğunu ne zaman farketmiş? Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet skandalının ortaya çıkarılıp AKP’nin kirli çamaşırları ortaya serilince! Ne garip zamanlama değil mi? Tıpkı Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın olduğu gibi Yıldıray Oğur’un beynindeki ampul de, yolsuzluk skandalı patlayınca yanıvermiş. Hani son zamanların moda tabiri var ya, "Zamanlaması manidar" diye, işte yakın tarihin zamanlaması en manidar çıkışı bu! Yıllarca halktan "Çetelerle mücadele ettik. Darbecilere hak ettikleri cezaları verdik" deyip oy isteyeceksin, yolsuzlukların ortaya çıkınca da hedef saptırmak için "Darbe davaları kumpastı" diyeceksin.

Yemezler Yıldıray Oğur, yemezler… Anadolu insanı saftır, temizdir ancak sandığınız gibi aptal da değildir. Hele "kullanışlı aptal" hiç değildir.

SİZİ GİDİ DARBECİ GEZİCİLER SİZİ…

Söz darbe girişimlerinden açılmışken, Yıldıray Oğur’un darbe algısına bakalım biraz. Ulusalcı kesimlere Cemaat’i hedef gösterip AKP’nin yolsuzluklarını örtebilmek için Ergenekon ve Balyoz’u darbe girişimi olmaktan çıkardı. Peki, Yıldıray Oğur kriterlerine göre ‘darbe’ nedir? Hangi özellikleri taşırsa bir girişim darbe olarak tanımlanır? Evet, Yıldıray Oğur’a göre 17 Aralık’ta yapılan ve 25 Aralık’ta yapılması engellenen yolsuzluk soruşturmaları, Cemaat’in AKP’ye yönelik darbe planı! Ergenekon ve Balyoz davaları kumpas; yolsuzluk operasyonları ise darbe girişimi! Oğur kriterlerine uyan başka bir darbe girişimi var mı? Evet var! ‘Gezi Parkı imar rantına kurban edilmesin’ diye protesto eden eylemciler de darbeci. Hem de öyle az uz değil! Gezi eylemcileri, AKP’yi devirmek için ayaklanan İslamofobik Kemalistler! İşte AKP muhafızı Yıldıray Oğur’un kriterlerine göre Gezi eylemcileri de "Ağaçlar kesilmesin, Gezi Parkı AVM için talan edilmesin" diyen eylemciler değil, AKP’nin sessiz devrimle yıktığı Birinci Cumhuriyet’in direnişçileri…

GEZİ EYLEMLERİ, KEMALİSTLERİN AKP’YE KARŞI DEVRİM GİRİŞİMİ

Yıldıray Oğur’un Ergenekon ve Balyoz’u darbe girişimi olmaktan çıkaran sözlerini göz önüne alınca yazdıklarımız size garip gelebilir. Haklısınız, defalarca yapılan darbeleri ve darbe girişimlerini, provokasyonları, suikastleri ve kan gölüne dönen toplumsal olayları aklama pahasına darbe davalarını bir anda kumpas olarak tanımlayan birinin, kendisini "Akil İnsan" ilan eden Başbakan’ı gibi, Gezi Parkı’na çadır kuran birkaç yüz genci darbeci olarak nitelemesi inanılır gibi değil. Bakın, Gezi olaylarının en sıcak günlerinde, 8 Haziran’da, Star Gazetesi’nin Açık Görüş sayfasına yazdığı "#direndemokrasi" başlıklı yazısında neler diyor Yıldıray Oğur: "Gezi Parkı ayaklanması, dindarlar ve Kürtler tarafından sessiz bir devrimle yıkılmakta olan Birinci Cumhuriyet’e siyaseten veya sosyolojik olarak bağlı Kemalistlerin, solcuların, liberallerin (hatta bir grup dindarın) kurduğu yeni ittifakın soft bir karşı devrim girişimidir. Aslında direnen Gezi değil, Birinci Cumhuriyet’tir… O halde bize de şöyle demek düşer: #direndemokrasi." Oğur, dershanelerin kapatılması tartışmalarının başladığı günlerde 27 Kasım 2013’te yazdığı "Başbakan’ın hakkı Başbakan’a, Hocaefendi’nin hakkı Hocaefendi’ye…" başlıklı yazısında da ise, "Gezi Parkı ayaklanmasında tekrar nükseden İslamofobik, oryantalist dilin dost zannedilen laik demokratların bile hâlâ resmî dili olduğunu hatırlatmakta fayda var" ifadelerini kullanıyor. (http://haber.stargazete.com/acikgorus/direndemokrasi/haber-760923) (http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yildiray-ogur/576958.aspx)

Ergenekon ve Balyoz davalarına kumpas diyen Yıldıray Oğur, Gezi olayları için ne diyor? "Kemalistlerin AKP’ye karşı devrim girişimi!"

Evet, Taraf Gazetesi’nde 15 Mart 2012’de yazdığı "Eyvah, İslamcı ulusalcılar" başlıklı yazısında İslamcı yazarlardaki komplocu yaklaşımı eleştiriyor ve ‘başörtülü İslamcı bir yazar’ olarak ifade ettiği Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca’yı, Türk Solu’ndan Gökçe Fırat ve Akşam Gazetesi’nden Oray Eğin’le aynı kalemi kullanmakla suçlayıp "Şimdilerde Kemalistlerin açtığı bu kutlu komploculuk yoluna girmiş bazı İslamcı arkadaşları o yüzden şimdiden uyarmak isterim" diyordu ancak daha üst perdeden bir komplocu yaklaşımla, Gezi protestocuları için darbeci yaftasına sarılıyordu Yıldıray Oğur!

Hasılı, Gezi olayları İslamofobik Kemalistlerin AKP’ye karşı devrim girişimi, yolsuzluk operasyonları Cemaat’in AKP’ye darbe planı ve sıkışınca da Ergenekon ve Balyoz davaları koskoca bir kumpas!

Keşke Ergekon ve Balyoz davaları için ‘kumpas’ dediği için kendisini canlı yayına çağıran gazeteciler, Ergenekon ve Balyoz’un neden darbe girişimi olmadığını sormadan önce, Gezi darbecilerinin karanlık darbe planlarını anlattırsalar Yıldıray Oğur’a.

Ne dersiniz, biz de Yıldıray Oğur’un AKP’nin yolsuzluklarını örtme adına yaşadığı bu savrulma için Ahmet Kaya gibi, "Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça" diyelim mi?

Tutarsızlık diyelim ama ahmakça olup olmadığının takdirini size bırakalım.

YILDIRAY OĞUR’DAN KOMPLOCU AKP’LİLERE SERT ÇIKIŞ

GENELKURMAY’IN YAPAMADIĞINI AKP’YE YAPTIRIYORLAR

YILDIRAY OĞUR’DAN KASET KOMPLOLARINA VERYANSIN

MEDYA DOSYASI : Paralel yayın Hürriyet’i

Aydın Doğan’ın sahibi olduğu gazete ve televizyonlar, Gülen örgütüyle paralel yayın yapıyor. Gülen’in AK Parti’yi bitirme ve Türkiye’yi kan gölüne çevirme senaryolarına ise yer verilmiyor

Yargı ve polisin içine sızan adamlarıyla hükümeti devirme girişiminde bulunan Fethullah Gülen örgütünün gerçek yüzünü ortaya koyan yeni skandallar, medyanın bir bölümü tarafından hâlâ görmezden geliniyor. Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Hürriyet, Posta ve Radikal gazeteleri ile Kanal D televizyonu ise kirli ilişkiler ağını ya görmezden geliyor ya da Gülen örgütünün gazete ve televizyonlarına paralel yayın yapmayı sürdürüyor. Doğan medyası Gülen örgütünün polis ve yargı içindeki mensuplarının yaptığı kirli operasyonları, paralel yapının bakış açısıyla kamuoyuna duyurarak tepki toplamıştı.

Ardından, ABD’de yaşayan Gülen’in, Pensilvanya’daki malikânesinde, Türkiye’deki örgüt elemanlarıyla yaptığı telefon konuşmaları ortalığa döküldü. Gülen, iki parti halinde internete düşen telefon konuşmalarında, AK Parti hükümetinden milletvekillerinin ayrılması için örgütüne talimatlar veriyor, hangi ihalenin hangi işadamına verileceğini belirliyordu. Telefon kayıtlarında, örgütün AK Parti hükümetini dağıtarak yeni bir parti kurma hazırlığı içine girdiği, barış sürecini bitirerek Türkiye’yi kan gölüne dönüştürmenin hesaplarını yaptığı anlaşılıyordu. Hürriyet ve Doğan Grubu’nun diğer yayın organları Gülen ve örgütünün, Türkiye’yi dizayn etmek için kurdukları komplolar karşısında sessizliğe gömüldü. Gezi olaylarında, küçük korsan gösterileri provokatif bir üslupla kamuoyuna duyurmaktan çekinmeyen Hürriyet, 17 Aralık darbe girişiminde paralel yapının servis ettiği sahte delilleri ve ses kayıtlarını hiçbir çekince koymadan yayımladı. Hürriyet ve internet sitesi, birçok haber sitesinde ve sosyal medyada kıyamet koparan Gülen ve örgütünün komplolarına tek satır yer vermedi. SABAH

GÜLEN KASETİNİ GÖRMEDİLER

17 Aralık darbe girişiminden sonra illegal dinlemeler ve sahte delilleri hoyratça yayımlayan Zaman ve Hürriyet’in paralel yayın anlayışı hâlâ sürüyor. Türkiye’yi sarsan Fethullah Gülen konuşmalarına bu iki gazete de tek satır yer vermedi.

MEDYA DOSYASI : O gazeteci Erdoğan’ın karşısına geçti ve.

Ergenekon davasında 10 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan ve hakkında yakalama kararı çıkartılan Ulusal Kanal eski Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan Almanya’da bir yandan sürgün hayatını yaşarken diğer yandan gazetecilik…

Ergenekon davasında 10 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan ve hakkında yakalama kararı çıkartılan Ulusal Kanal eski Genel Yayın YönetmeniAdnan Türkkan Almanya’da bir yandan sürgün hayatını yaşarken diğer yandan gazetecilik mesleğine devam ediyor.

“Ergenekon davasının savcısıyım” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Başbakan’ı Angela Merkel ile yaptığı basın toplantısında sürgündeki gazeteci Adnan Türkkan’la yüz yüze geldi.

Erdoğan’ın, Merkel ile yaptığı basın toplantısından önce sosyal medya hesabı Twitter’dan göndermede bulunan Türkkan, “Komplo davadan 10,5 yil hapis cezasi alsanız ve o davanın savcısıyım diyen başbakanla yüze gelseniz ne sorardınız?” dedi.

İşte o tweet:

Erdoğan toplantıda tutuklu gazetecilerle ilgili gelen sorulara şöyle yanıt verdi:

“Yani başbakanına her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Ailesine her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Şu anda en çok içerde dediğiniz Türkiye’de, normal basın mensubu parmak sayılarını geçmez. Diğerleri, büyük bir çoğunluğu terör örgütleriyle, ya silah yakalatmıştır, ya eylem hareketindedir. Bunlar hep sizlere dezenformasyonla aktarılan bilgilerdir. Geçen işte Brüksel’de rakamlarıyla hepsini açıkladım. Normal sarı basın kartı olanların sayısı 5 veya 10 sayısında. Yani AB ülkelerinde, gerçek manada basın mensuplarının çok çok üstünde şu anda tutuklu olduğunu biliyoruz. Bu noktalarda kaynağından incelersek çok daha isabetli olur diye düşünüyorum.”

Adnan Türkkan, toplantının ardından, Erdoğan’a tepki gösterildiğini şu mesajlarıyla takipçilerine duyurdu:

Odatv.com

MEDYA DOSYASI : Taraf’tan ‘kullanışlı aptallar’

Taraf gazetesi bugünkü sürmanşetinde çok ses getirecek bir yazı yayımladı.

Taraf bugüne kadar Balyoz Davası, Ergenekon gibi davalara destek veren bir gazeteydi. Hükümet- cemaat tartışmasında hükümeti seçti ve Erdoğan’ın yanında durdu. Gazete bugünkü sürmanşetinde ‘biz kullanışlı aptallardık’ başlığıyla bir haber yayınladı. Haberde Fehmi Koru’ya ve eski Taraf yazarı Yıldıray Oğur’a ağır eleştirilerde bulundu.

İşte o yazı…

Bu ağır hakaret sözlerini söyleyen biz değiliz. Bizzat kendileri, bu tanımlamayı kendilerine yakıştırdılar.

“Biz kullanışlı aptallardık” diye yazdılar.

Siyasi iktidar, yolsuzluk işlerinin tam ortasında kuş gibi yakalanınca, hukuktan kurtulabilmek için kendine bir sığınak aradı. O sığınağı da, askerin kışlasında buldu.

Şimdi darbeci askerlerle kader ortaklığı sesleri çıkarıyorlar. “Milli orduya ve kendilerine aynı güç tarafından kumpas” kurulduğunu söylüyorlar.

Çünkü “hırsızlık suçlamasından kurtulmaları için, askerlerin de darbecilik suçlarından” kurtulması gerekiyor.

Oysa bir zamanlar, ordunun “vesayetinden” şikayet ediyor, sayfa sayfa darbe planlarını yazıyorlardı. Şimdi ise hükümete yaranabilmek için, “Biz o zaman aldatıldık, kafeslendik. Biz kullanışlı aptallar olduk” diyorlar.

Zekaları, yıllarca kandırılmaya müsait olacak kadar kıt… Karakterleri de, her isteyenin kullanacağı kadar zayıf olunca… “Kullanışlı aptal” olmak, onlar için kaçınılmaz bir alın yazısı oluyor tabii.

Yıldıray Oğur, beş yıl boyunca Taraf’ta, askeri vesayeti, darbelerive internet andıçı haberlerini yazdı. Şimdi, “Beni kafeslediler” diyor. Beş yıl boyunca kafeslenmiş çocuk… Kafeslenmeye ne kadar yatkın bir yapısı varmış.

Suratına çarpılacak onlarca, yüzlerce yazı yazmış biri, eğer bugün hükümetin gözüne girebilmek için “kafeslendiğini ve kullanışlı bir aptal” olduğunu söylemekten çekinmiyorsa, şu soruyu da cevaplamak ona düşüyor:

Sen, belki de bugün kafesleniyorsun. Kullanışlı bir aptal olarak bugün kullanılıyorsun! Olayları kavrayacak bir zekaya sahip olmadığın anlaşıldığına göre, bugün kandırılmadığını sen nasıl anlayabileceksin ki?

Başbakanın başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın, “Milli orduya kumpas kurdular” yazısını bir işaret fişeği kabul ederek, “kullanışlı aptallar” sınıfına girmeye koşan sadece Yıldıray Oğur değil tabii.

Tek aptalla bahar gelmediği için, daha tecrübeli olanları da göreve çağırdılar. Fehmi Koru da koşarak saflara katıldı. Şimdi “Taraf, Balyoz konusunda ne düşünüyor?” diye soru yöneltiyor bize.

Onun yazılarını okuyan da, garibanın Balyoz’u ilk defa duyduğunu ve duyduklarına çok şaştığını düşünecek…

Başbakanın başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın, “Milli orduya kumpas kurdular” yazısını bir işaret fişeği kabul ederek, “kullanışlı aptallar” sınıfına girmeye koşan sadece Yıldıray Oğur değil tabii.

Tek aptalla bahar gelmediği için, daha tecrübeli olanları da göreve çağırdılar. Fehmi Koru da koşarak saflara katıldı. Şimdi “Taraf, Balyoz konusunda ne düşünüyor?” diye soru yöneltiyor bize.

Onun yazılarını okuyan da, garibanın Balyoz’u ilk defa duyduğunu ve duyduklarına çok şaştığını düşünecek.

O dönemde Genelkurmay açıklaması hakkında, “Yalnız bir dakika! Açıklamada, ‘dış tehdide ilişkin bir plan’ denildiği halde, yayımlanan senaryo ve hemen ardından seminere katılan subayların yaptığı değerlendirmelerin deşifresinde ‘iç düşman’ kavramı sıkça geçiyor. Hazırlığı yaptıran komutan da, ekranda kendisini savunurken, yapılan çalışmanın ‘iç düşman’ algılamasıyla ilgili olduğunu söylemişti” diye yazan da aynı Fehmi Koru… Bugün Balyoz’a çok şaşan “kullanışlı” da aynı Fehmi Koru.

Hatta, “İç veya dış düşmana karşı yapılan askeri hazırlıklar, ne zamandan beri bir bakanlar kurulu listesi ve hükümet programı da içeriyor?” sorusunu soran da aynı adam.

Hükümet yolsuzluk yaparken yakalanıp askere sığınmadan önce, Koru doğru soruları sorabiliyormuş. Anlaşılan, durum değişince sorular da değişiyor.

Kullanışlı olmak böyle bir şey işte.

Hep rüzgara göre döner bunlar… O yana da döner, bu yana da döner… Bir zamanlar, “Askeri vesayet var, darbeciler var, faili meçhuller var” diye yazılar yazarken, başbakanın danışmanından işareti alınca, “yokmuş öyle darbe falan” der şimdi bunlar.

Kalıptan kalıba böyle rahatça giren bir cıvıklık karşısında, insanın içi kalkıyor.

Şimdi bütün kullanışlı aptallar dinlesin.

Balyoz darbe planı, çok ciddi ve çok rezil bir darbe planıydı.

Kullanışlı aptallar, generallerin yaptığı konuşmalara bir daha baksınlar. Binlerce “gerçek” insanın niye “fişlendiğini” bir daha düşünsünler. Stadyumları hapishane yapma hazırlıklarının ne olduğunu bir daha kavramaya çalışsınlar.

O zamanki Genelkurmay Başkanı’nın, Balyoz komutanına “Darbe mi hazırlıyorsun?” diye niye sorduğunu bir daha değerlendirsinler.

Taraf’ın yayınladığı planların aynısının, Donanma İstihbarat Komutanlığı’ndan çıktığını unutmasınlar.

Eğer bu planların “bazı bölümleri sahteyse… O “sahte” kısımları hazırlayanları, ordunun yıllardır niye ortaya çıkarmadığını gidip hükümetin sevgili paşalarına sorsunlar.

Tartışılan CD’ler sahte mi, değil mi bunun hesabını verecek olan, o CD’leri kendi istihbaratının “zulasında” saklayan ordudur.

CD’lerin tartışılmayan kısımları ise, bir darbe hazırlığı yapıldığını zaten açıkça gösteriyor.

Kullanışlı aptallar şunu bilsinler. Biz o dönemde de askeri vesayete karşıydık, bugün de karşıyız. Biz o zaman da darbelere karşıydık, bugün de karşıyız.

Durduğumuz yerden milim kımıldamadık biz.

Kim demokrasiye kast ediyorsa, asker ve sivil ayrımı yapmadan karşısında oluruz biz.

Hiçbir çıkar, hiç bir hesap… Hiçbir maaş çeki, hiçbir banka kredisi, demokrasiyi, özgürlükleri ve hukuku savunmaktan vazgeçiremez bizi.

Kullanışlı olan zavallılardan bizim farkımız da budur zaten.

MEDYA DOSYASI : Kadir Çetinçalı’nın işine son verildi

Kadir Çetinçalı, resmi twitter hesabından Başbakan Erdoğan için skandal sözleri yüzünden çıkarıldı.

Vatan Gazetesi Spor yazarı ve DHA muhabiri Kadir Çetinçalı, resmi twitter hesabından Başbakan Erdoğan için skandal sözleri yüzünden çıkarıldı.

Vatan Gazetesi Spor yazarı ve Doğan Haber Ajansı Galatasaray muhabiri Kadir Çetinçalı, bugün tam anlamıyla bir skandala imza attı. Çetinçalı, Başbakan Erdoğan’ın canlı yayında AK Parti’nin Ankara ilçe belediye başkan adaylarını tanıttığı esnada Twitter hesabından, "Öfke, hiddet, tehdit yalan gırla. Bıktık artık. Defol git. Allah belanı versin. Geber inşallah" yazdı. Çetinçalı’nın hakaretleri çok sayıda Twitter kullanıcısı tarafından tepki çekince, Çetinçalı söz konusu tweetini sildi.

Vatan Gazetesi bu twitten sonra Çetinçalı’nın işine son verdi.

İşte o Açıklama

Kadir Çetinçalı artık Vatan’da yazmayacak

Gazetemize zaman zaman spor yazıları yazan Kadir Çetinçalı dün kişisel twitter hesabından isim vermeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldığı düşünülen, hakaret içeren bir tweet attı. Daha sonra aldığı tepkiler nedeniyle bu tweeti sildi, hedefinin Başbakan olmadığını ileri sürdü. Ancak kimi hedef alırsa alsın, hiçbir ahlaki değerle bağdaşmayan bu davranışı nedeniyle şu andan itibaren gazetemizle ilişkisi kesilmiştir. Okuyucularımıza duyurulur…

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: