Etiket arşivi: pkk

/// AMERİKA’NIN TÜRKİYE RAPORU /// Suriye’deki teröristler, Cemaat, PKK, AKP o raporda nasıl anl atılıyor ///

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI)’nün, her yılın başında Kongre’ye sunduğu, ABD’nin ulusal güvenliğine yönelik küresel tehdit değerlendirmesi raporu Kongre’nin İstihbarat Komitesi’ne verildi.

27 sayfalık bu raporda Küresel Tehditler; siber, karşı istihbarat, terörizm, kitle imha silahları ve yayılmaları, uzay silahlanması, uluslararası organize suçlar, ekonomik trendler, doğal kaynaklar, sağlık riskleri ve kitlesel vahşetler başlıkları altında değerlendirilirken, Bölgesel Tehditler bölümünde de ülke ülke son gelişmelerin analizine yer verildi.

Üç yıl önce başlayan Arap Baharı’nın, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı hareketlendirdiği, bu ülkelerdeki rejimlerin zayıflaması nedeniyle de etnik ve mezhepsel ayrılıkların getirdiği şiddetin yaygınlaştığı ifade edilen raporda, 2014’te de bölgedeki şiddet ve siyasal istikrarsızlıkların artarak devam edeceğinin tahmin edildiği görüşüne yer verildi. Bölgede yaşananların, ABD çıkarlarına üç alanda tehdit oluşturduğu değerlendirilirken, bunlar; yönetilemeyen boşluklar, ekonomik bunalım ve Amerika hakkında olumsuz kamuoyu oluşması olarak sıralandı.

Suriye ile ilgili olarak, önümüzdeki altı ay içerisinde hem rejim, hem de rejim muhalifleri için; tarafların kararlılıkları, yetenekleri ve dış desteklere de bağlı olarak çatışmanın seyrini değiştirecek gelişmeler yaşanabileceği, söz konusu altı ayın her iki taraf için de zor geçeceği tahminine yer verildi.

TÜRKİYE TRANSİT ÜLKE

Raporda, Avrupa başlığı altında yalnızca Türkiye’deki gelişmelerin tehdit olarak ele alınması dikkat çekerken, Türkiye ilgili paragrafta yer alan “Suriye’deki çatışmalara katılmak için yol arayan yabancı militanlar için ana transit ülke” tanımlaması, ‘sınırlarını kontrol edemeyen ülke’ gibi ağır bir eleştiri olarak değerlendiriliyor.DNI’ın Türkiye ile ilgili analizinin* yer aldığı paragraf şu şekilde:

“Türkiye’nin güvenlik ve dış politikası, iç olaylarla; özellikle de devam eden yolsuzluk skandalı ile şekillenecektir. Ayrıca, iktidarda olan Başbakan Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2014 yılında belediye ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 yılındaki parlamento seçimleri nedeniyle, seçim modunda olacaktır. Din adamı Fethullah Gülen’e yakın kişilerce başlatıldığı iddia edilen, 2013 Aralık’ında patlak veren yolsuzluk iddiaları, Erdoğan’ın önündeki en büyük sorun olarak görülmektedir. Ankara, Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını maksimize etmeyi hedefleyen bir dış politika izlemeyi sürdürürken, ülkedeki milliyetçi seçmenleri uzaklaştıracak bazı konularda da daha dikkatli ilerleyecektir. Erdoğan, Türk-Kürt terör örgütü Kürdistan Halk Kongresi (KGK, eski PKK) ile girdiği bir barış anlaşması nedeniyle, Türk milliyetçilerini ve komşu ülkeleri karşısına alma riskine girmiştir. Erdoğan iç reformları sürdürmek ve Kürtleri KGK’nın silahlı isyanını sona erdirmeye yönlendirmek için çok yönlü bir strateji izlemektedir. Suriye’deki uzatmalı çatışma, Suriye’de savaşa katılmak isteyen yabancı militanlar için birincil transit ülke haline gelen Türkiye’de de aşırı grupların varlığının artmasına neden oluyor. Bu ayrıca, Beşar Esad rejiminin destekçileri tarafından onaylanmamış ya da fırsatçı saldırıları için potansiyel yaratmaktadır.”

ORJİNAL RAPOR EK’TEDİR.

2014 WWTA SFR_SSCI_29_Jan.pdf

TERÖR DOSYASI /// MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN : PKK’nın önünü açma formülü : Genel Af

Mehmet Bedri Gültekin

Ergenekon ve Balyoz tertipleri ile içerde tutulan yurtseverleri bu saatten sonra hiç kimse içerde tutamaz.

Tayip Erdoğan’ın Tahran’ı ziyareti öncesinde yaptığı açıklamalar ve Adalet Bakanı’nın haberini verdiği hazırlıklardan sonra, içerdeki bütün yurtseverlerin yakında özgürlüklerine kavuşacakları anlaşılıyor.

Bununla birlikte F Tipi Gladyo ile birlikte AKP içinden de belli bir kesimin, yapılan çalışmalara karşı oldukları bilinmektedir.

PKK çevreleri de yaptıkları açıklamalarla, Ergenekon ve Balyoz tutuklularını özgürlüklerine kavuşturacak bir yasal düzenlemeye karşı olduklarını belirtiyorlar.

Bütün bu çevrelerin derdi, artık bütün toplumun talebi haline gelmiş olan yurtseverlerin özgürlüğü konusunu, duvara dayanmış olan “Kürt açılımı”nı sürdürmenin bir aracı yapabilmektir.

Çözüme itirazlar

Bugün artık gündeme gelmiş olan çözüme Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu önderlik etti. Özel Görevli Mahkemeleri kaldıran Yasa’nın, ellerindeki davaları bitirmelerini öngören geçici ikinci maddesini de iptal edilecek, dosyalar normal mahkemelere devredilecek. 5 Temmuz 2012’den sonra verdikleri bütün kararlar yok sayılarak yeniden yargılamaya gidilecek. Uzun tutukluluk için yasanın öngördüğü iki artı bir hükmü uygulanarak tutuklular derhal serbest bırakılacak…

Çözüm bu kadar basittir.

Ama bazı AKP sözcülerinin son günlerde lafı dolandırmaya başladıkları ve başka hesaplar peşinde koştukları görülüyor.

“Geçici 2. maddenin kaldırılması ve 5 Temmuz 2012 sonrasında verilen kararların yok sayılmasıyla yeniden yargılama, kaos yaratırmış”, “Suçsuz olanlar yeniden yargılansın ama gerçekten darbeci olanlar cezasız mı kalacak?” vb.

Bütün bu gerekçeleri sıralayanlar, çözüm olarak alttan alta “genel af”ı da dillendiriyorlar.

Gerçek amaç: Abdullah Öcalan’a af!

Amaçları “Kürt açılımı” ile planladıkları Abdullah Öcalan’a kapıyı aralamanın formülünü bulmaktır.

Ergenekon ve Balyoz davaları ile içeri atılan yurtseverlerin, Öcalan’ı da kapsayan geniş kapsamlı bir affa, kamuoyundan gelebilecek tepkileri yumuşatmak için kullanılmaları düşüncesi, başından beri tertipçilerin planı içindeydi.

Ama başta İşçi Partisi olmak üzere yurtseverlerin 2012 yılından itibaren kitleleri de harekete geçiren direnişi bu hesapları bozdu.

AKP yolun sonuna geldi. Bununla birlikte ABD tarafından önüne konulan “Kürt açılımı”nı sürdürmek istiyor. İktidarını sürdürebilmesinin buna bağlı olduğunu düşünüyor.

Şimdi bir taşla bir kaç kuş vurmak istiyor. Bir yandan milletimizin artık tamamının talebi haline gelmiş olan Ergenekon ve Balyoz tutuklularını serbest bırakırken; “af” numarası ile Öcalan’ı ve PKK’yı da pakete dahil etmek istiyor.

“Genel Af” talebinin esas sahipleri, AKP-PKK ortaklığının açılım görevlileridir.

Yeni hesaplar

AKP çevrelerinin “af”ı dillendirmelerinin bir diğer nedeni, son operasyonlarla bir kısmı içeri atılan, ama büyük çoğunluğu hala dışarıda olan kamu mallarını yağmalayan suçluları kurtarmaktır.

2013 yılı öncesi suçlar için çıkarılacak bir genel af bütün bu sorunları “halledebilir”! Böyle bir “af” Ergenekon ve Balyoz tertiplerini tezgâhlayan F Örgütü mensuplarını da kapsayacaktır.

Böylece bir taşla üç kuş birden vurulmuş olacaktır.

AKP ve F Örgütü artık içerde tutulamayacağı belli olan yurtseverlerin özgürlüğünü kendileri için kazanca dönüştürmenin hesapları içindeler.

Türkiye’nin ihtiyacı

Türkiye’nin ihtiyacı PKK’ya ve Abdullah Öcalan’a af değildir.

Türkiye bağımsız, egemen ve demokratik bir ülke olacaksa, ülkenin varlığına ve bütünlüğüne, demokratik laik esaslarına karşı tertipler yapmış Gladyo’yu tasfiye edecektir.

ABD emperyalizminin bölge planları içinde rol üstlenerek şiddet ve bölücülük yolunda hâlâ ısrar edenleri, başka deyişle PKK’yı “af” torbasına doldurmak, vatana yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olacaktır. Yangına benzin dökmek dedikleri işte budur.

Aynı şekilde ülke kaynaklarını fütursuzca yağmalayan hırsız takımının yaptıkları yanlarına kâr kalamaz. Milletimizin talebi budur.

Ne yapmamız gerekiyor?

Yıkılmakta olan AKP çırpınıyor. Çırpındıkça daha da batıyor.

Çözüm, halk hareketinin açtığı yolda daha da ileri gitmektir.

Yurtseverlerin özgürlüğü, emperyalistlerin Kürt açılımı dayatmalarını hayata geçirmenin perdesi yapılamaz.

Aynı şekilde yurtseverlerin özgürlüğünün, hırsızların adaletten kaçmalarına hizmet eden bir oyuna dönüştürülmesine de izin verilemez.

Günün görevi, Türkiye Barolar Birliği’nin önerdiği çözümün derhal uygulanmasını sağlamak için kitlelerin harekete geçirilmesidir.

Sorun içerde olan yurtseverlerin kişisel özgürlüğünün ötesinde Türkiye’nin bağımsızlığı ve özgürlüğü sorunudur.

Mehmet Bedri Gültekin

ulusalkanal.com.tr

/// ÖNEMLİ /// PKK, TÜRKİYE SINIRLARI İÇİNDE Kİ TÜM ŞEHİRLERE 100 BİN TERÖRİST İLE SALDIRACAK

TERÖR : Paris cinayeti ile PKK’da Öcalan egemenliği sağlandı

Ocak 2013’te Paris’te işlenen PKK’lı üç kadın cinayetini derinlemesine araştıran Kürt siyasetçi ve yazar Yaşar Karadoğan da yeni çıkan iddiaları önemsiyor.

Sakine Cansız ve iki arkadaşının öldürülmesi olayına dair çalışmalar yapan ve iz süren isimlerden biri eski Kürt siyasetçi ve gazeteci Yaşar Karadoğan. Londra’da yaşayan Karadoğan’a son gelişmeleri sorduk. Elde ettiği bilgileri ve analizlerini aktaran Karadoğan’a göre, cinayet devlet ile PKK’nın ortak eylemiydi.

-Sizce cinayetlerin arkasında kimler var?

Cinayetin ‘PKK ve devlet işbirliğiyle işlendiği’ yönünde bir kanı var Kürtler arasında. Cinayetten sonra KCK ve PKK tarafından yapılan ilk açıklamalarda ‘Türk Gladyosu’ işaret edildi. Daha sonra bu söylemler terk edildi. Öcalan ‘Cinayeti beni buraya getirenler işledi’ diyerek ABD, İsrail vs. ülkeleri gündeme getirdi, katliamla ilgili karartma faaliyetine bir çerçeve kazandırdı. Kardeşi Mehmet Öcalan vasıtasıyla Kürtleri sabırlı ve sakin olmaya çağırdıktan sonra ‘Bu sorunun büyük sorumluluğu Fransa’ya aittir’ dedi. Öcalan’ın bu açıklamasından önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Karabük’te yaptığı açıklamada; ‘Önümüzdeki günlerde korkum Almanya’da da buna benzer birtakım olaylarla karşılaşılabilir’ dedi. Türkiye basını bunun izini sürmedi nedense.

-Başka ne gibi ayrıntılar vardı?

Kürtlerin sabrı sınandı. Öcalan’ın PKK’ya ne kadar hâkim olduğu merak ediliyordu ve cenazelerin olaysız kaldırılmasıyla bunun cevabı alındı. Bu cinayetlerden önce Yücel Halis gibi pek de PKK çizgisine uygun olmayan, PKK’nın orta kademe yöneticilerine nokta operasyonlar yapıldı. PKK bunları sessizce, bir iki paragraflık açıklamalarla geçiştirdi. Bu cinayetle PKK içinde, Öcalan’ın egemenliği sağlandı. Ayrıca devletin ‘Öcalan’ın güç biriktirmesi için’ nasıl dört koldan çalıştığı ibretle görüldü. Muhtemelen bu cinayetlerle PKK çevresinde kümelenmiş bir kısım Kürt Alevi’ye de mesaj verildi.

-Niye Sakine Cansız?

Sakine Cansız 12 Eylül’de Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ndeki vahşetten ayakta kalarak kurtulmuştu. Daha sonra Bekaa’da Öcalan tarafından uygulamaya alındı. Cansız gibi ‘önder’ konumunda olanlar ‘özeleştirilerini’ vererek Öcalan’a biat ettiklerini Serxwebun gazetesinden duyurdu. Cansız daha sonra PKK kitlesi karşısında Öcalan’ın ağır hakaret ve suçlamalarına maruz kalıyor. Cansız hiçleştirildikten sonra Almanya’ya geliyor, orada siyasi iltica başvurusu kabul edilmiyor. Ama belli ki Cansız’ın seçilmesinin çeşitli sebepleri var. Öcalan için tehdit oluşturabileceğinden hareket edilmiş olabilir. Nitekim katliam sonrasında Öcalan’ın egemenliğinin ulaştığı seviyeye bakıldığında bu daha iyi görülüyor.

-Başka sebepler yok mu?

Sakine Cansız iddia edildiği üzere Aralık 2012’de MİT ile görüştü mü? Cansız’da Öcalan ile yapılan istişareler hakkında herhangi bir mektup var mıydı? Ortadaki bilgi ve delil karartması dikkate alındığında PKK işbirliğiyle yapılmış bir operasyon olduğu kanısı oluşuyor. PKK her zaman olduğu gibi bu katliamı da siyasete ve ticarete tahvil etmekte bayağı başarılı oldu. Basında yayımlanan MİT belgesi ve katil zanlısı Ömer Güney’in Türkiye’ye gidiş gelişleri nedeniyle Türkiye’nin açıklama yapması gerekiyor. Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde açıklamaları yayımlanan ve Devrimci Karargâh davasında MİT ajanı olduğu anlaşılan Murat Şahin, Ömer Güney’in resmini Ankara’da kendisine, birim sorumlusu ‘Teyze’ kod adlı MİT sorumlusu tarafından gösterildiğini iddia etti. Katliamdan bir yıl sonra PKK haber ajansı ANF, Ömer Güney ile iki MİT görevlisine ait ses kayıtlarını açıkladı.

-PKK bu işin neresinde?

PKK’nın cevaplamak zorunda olduğu sorular daha fazla. Türkiye basını Ömer Güney’in İstanbul ve Ankara’ya yaptığı yolculuklarda PKK’lılarla buluştuğunu da yazdı. Ama PKK’dan bu konuda da bir yalanlama gelmedi. Murat Karayılan, Ömer Güney ile ilgilerinin olmadığını öne sürdü. Daha da önemlisi şu: Güney PKK’ya nasıl sızdı? Kimlerin referansı ile geldi? Kendisi ile birlikte gözaltına alınan Muşlu Y.A.nın belirttiğine göre Güney, Kasım 2011’de Villiers –le-Bel PKK dernek üyesi oluyor. Katliamdan 1,5 ay önce ise Y.A.nın kaldığı eve taşınıyor. L’Express Gazetesi’nde yayımlanan haberde Ömer Güney’in katliamdan bir gece evvel PKK derneğinde üye listesini fotoğrafladığı ifade edildi. Kendisinde derneğin yedek anahtarları olduğu yazıldı. Ömer Güney’in Sakine Cansız’dan sorumlu olduğu anlaşılıyor. Sadece Cansız’a değil, PKK’ya da çok yakın. Güney gibi üç hilalli yüzük takan biri PKK derneğinde nasıl böyle itibarlı olabiliyor?

-Bu normal mi?

Sakine Cansız’ın kardeşi Metin Cansız 9 Ocak 2014’te Hürriyet’e çok daha vahim bilgiler veriyor: Sakine son zamanlarda çevresine korktuğunu söylüyor. 2011’de PKK Gençlik Konferansı Hollanda’da yapıldı. Leyla Şaylemez, Güney ile bu konferansa katılıyor. Burada tutuklanıp serbest bırakılıyorlar. Biz Güney’in, ‘PKK-Abdullah Öcalan benim düşmanım’ dediğini de biliyoruz. Metin Cansız’ın bildiklerini herhâlde PKK da biliyordur ama Güney hakkında bir önlem almıyor. Metin Cansız da ‘PKK ve Apo düşmanı’ olduğunu Hollanda polisine beyan eden Güney konusunda ablasını uyarmıyor. Cinayet sonrası Facebook üzerinden Metin Cansız’a bazı sorular sordum. Bunlardan biri, ablasının kaybolan bir ajandası veya çantası olup olmadığıydı. Metin bana cevap vermedi ama Hürriyet’e ‘Çantası yok. Pasaport, kimlik olan çanta da yok. Silah da yok.’ demiş.

-Fransa çok rahat sanki…

Katliamdan birkaç ay sonra Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner ile Londra’da bir konferansta konuştum. O katliamın Fransa ile bir ilgisi olmadığını, aşırıların (Ülkücüler) işi olabileceğini iddia ediyordu. PKK basınında yayımlanan ses kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney sadece Sakine Cansız’ın yakınında değil, PKK’nın tüm üst düzey görevlilerine yakın birisi. Onun iddiasına göre Nedim Seven ormanda ihtiyacını giderirken arkasında bulunuyor, istediği an onu öldürebilir. Güney’e avukat olarak tanınan Anne Sophie Laguens de ilginç bir isim. Böyle bir dava için fazla tecrübesiz. KCK önce ‘Türk Gladyosu’ dedi, sonra bu söylemini değiştirdi. Mustafa Karasu da ‘Fransa katliamı kimin yaptığını biliyor’ dedi ama katliamın PKK boyutuna ilişkin bir şey söylemedi.

-Eğer Türkiye’nin herhangi bir biriminin bu katliamda rolü yoksa kimler niçin bu katliamı yaptı?

Hükümet ve Başbakan vs. ‘çözüm sürecine karşı olanlar, Türkiye’nin bölgesel güç olmasına karşı çıkanlar’ izahatı getiriyor. Ahmet Türk ve PKK çevresinin verdiği cevap da daha sonra üç aşağı beş yukarı bu noktaya geldi. Katliamların ilişkilendirildiği nokta ‘çözüm süreci’. Fransa-Türkiye arasındaki bir bilek güreşinde bu 3 kadının hedef seçilmiş olabileceğine ilişkin bir zihin egzersizi yok. PKK’nın Avrupa yöneticilerine bir mesaj verilmiş olabilir mi? Bu da sorgulanmıyor.

-Ortaya çıkan belge ve ses kayıtlarının anlamı var mı?

Ortadaki deliller ve olguları değerlendirdiğimde bu katliamın Öcalan’ın egemenliğinin baki kılınması ve PKK yöneticilerine mesaj vermek için derin devlet ve PKK tarafından planlanan ortak bir operasyon olduğunu düşünüyorum.

TERÖR /// Mustafa Destici : PKK eskisinden daha çok güçlendi

BBP Genel Başkanı Destici, Türkiye’de olup bitenlerle ilgili BUGÜN’e konuştu. Yolsuzluk operasyonu sonrası emniyet ve yargıda yaşanan tasfiyelerle ilgili “Kurumlar arası çatışma, kuvvetler arası çatışmaya dönüştürülüyor” dedi.

“Paralel devlet” iddialarına ise “İktidar 11 yıl gökyüzünde uçurtma mı uçurdu" sorusuyla yanıt verdi.

*17 Ara­lı­k’­tan be­ri Tür­ki­ye­’de ya­şa­nan­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Ön­ce­lik­le yol­suz­luk dos­ya­sı ile ar­ka­sın­dan ge­len sü­reç bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­lı. Yol­suz­lu­ğa kar­şı he­pi­mi­zin ay­nı saf­ta dur­ma­sı ve hu­ku­kun önü­nün açıl­ma­sı ge­re­ki­yor. Gö­re­vi­ni ve ma­ka­mı­nı kö­tü­ye kul­lan­mak­la, yol­suz­luk id­di­asıy­la it­ham edi­len­ler, hu­kuk çer­çe­ve­sin­de ak­lan­ma fır­sa­tı­nı ve im­kâ­nı­nı so­nu­na ka­dar kul­lan­ma­lı. Dev­let için­de bir pa­ra­lel ya­pı id­di­ala­rı­na ge­lin­ce de, 11 yıl­lık ik­ti­da­ra “Dev­let için­de pa­ra­lel ya­pı­nın ku­rul­ma­sı­na ni­çin mü­sa­ade et­ti­ni­z” di­ye so­ru­yo­ruz. Tür­ki­ye­’de se­çil­miş hü­kü­me­ti aşan, onu ha­zır­lık­sız ya­ka­la­yan, dev­le­te hâ­kim ama her­han­gi bir si­ya­si so­rum­lu­lu­ğu bu­lun­ma­yan ve hiç­bir şe­kil­de şef­faf ol­ma­yan bir ha­re­ket mev­cut ise böy­le bir ha­re­ke­tin var­lı­ğın­dan ha­ber­siz olan ik­ti­dar 11 yıl gök­yü­zün­de uçurt­ma mı uçur­du? Dev­let için­de yan­lış ya­pan var­sa he­sa­bı yi­ne hu­kuk çer­çe­ve­sin­de so­ru­lur. İçin­de bu­lun­du­ğu­muz or­ta­ma bak­tı­ğı­mız­da Tür­ki­ye san­ki bir iç kao­sa sü­rük­len­me­ye, ül­ke­de bir gü­ven­lik ve ege­men­lik so­ru­nu or­ta­ya çı­ka­rıl­mak is­te­ni­yor. Ku­rum­la­ra­ra­sı ça­tış­ma, kuv­vet­le­r a­ra­sı ça­tış­ma­ya dö­nüş­tü­rü­lü­yor.

2 DÖ­NEM SI­NIR­LA­MA­SI

*HSYK Ya­sa Tek­li­fi ile il­gi­li tar­tış­ma­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Tür­ki­ye, pal­ya­tif çö­züm öne­ri­le­ri­ni de­ğil tam de­mok­ra­tik bir ana­ya­sa­yı gün­de­mi­ne al­ma­lı. Da­ha 3 yıl ön­ce re­fe­ran­dum­da HSYK de­ğiş­ti­ril­di, şim­di bu­nun yan­lış ol­du­ğu ifa­de edi­li­yor, ye­ni dü­zen­le­me de bir­kaç yıl son­ra yan­lış ola­bi­lir. Ön­ce ya­sa­ma ba­ğım­sız­lı­ğı sağ­lan­ma­lı. Bu­nun için de mil­let­ve­kil­le­ri­nin ter­cih sis­te­mi ile se­çil­me­si­ni, yüz­de 10 se­çim ba­ra­jı­nın kal­dı­rıl­ma­sı­nı, Ha­zi­ne yar­dı­mın­dan bü­tün par­ti­le­rin fay­da­lan­ma­sı­nı öne­ri­yo­ruz. Mil­let­ve­kil­le­ri­ne 3 dö­nem sı­nır­la­ma­sı­nı da doğ­ru bul­mu­yo­ruz. Bu­ra­da yü­rüt­me sı­nır­lan­dı­rıl­ma­lı. Baş­ba­kan ve ba­kan­lar 2 dö­nem gö­rev ya­pa­bil­me­li, baş­ba­kan ba­kan­la­rı dı­şa­rı­dan ata­ma­lı.

YARGI KÖMÜR İŞLETMESİ DEĞİL Kİ

*San­ki baş­kan­lık sis­te­mi­ni ta­rif edi­yor­su­nuz.

Par­la­men­ter sis­tem için­de de bu ya­pı­la­bi­lir. Böy­le bir ya­sa­ma olur­sa, bu ya­sa­ma­ya HSYK üye­le­ri­ni seç­ti­re­bi­lir­si­niz. Ba­ğım­sız ol­ma­yan ya­sa­ma­ya HSYK’­yı seç­tir­di­ği­niz­de ise par­ti­li HSYK üye­le­ri olur. Kö­mür iş­let­me­le­ri de­ğil ki yar­gı, is­te­di­ğin ka­dar kö­mür çı­kar­tıl­sın, elek­trik üre­til­sin. Bu sü­reç­ten çık­ma­nın yo­lu da­ha faz­la de­mok­ra­tik­leş­me.

*Si­zin hak­kı­nız­da da ba­zı id­di­alar gün­de­me ge­ti­ri­li­yor.

BBP’­nin er­dem­li ve omur­ga­lı du­ru­şu­nu yoz­laş­tır­mak ve iti­bar kay­bı­na uğ­rat­mak için yo­ğun ça­ba­lar sarf edi­yor­lar. Li­de­rim Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu, MÇP’­den ay­rıl­dı­ğın­da tüm psi­ko­lo­jik sa­vaş yön­tem­le­ri na­sıl in­saf­sız­ca kul­la­nıl­dıy­sa, şim­di de hay­si­yet yok­su­nu bi­ri­le­ri, bu yol ve yön­tem­le­ri ala­bil­di­ği­ne kul­la­nı­yor. Muh­sin Baş­kan, MÇP’­den ay­rı­lıp BBP’­yi kur­du­ğun­da ay­nı zih­ni­yet, “Muh­sin Baş­kan BBP’­yi ku­rar­ken Fet­hul­lah Gü­len ve hiz­met ha­re­ke­tin­den yük­lü mik­tar­da pa­ra al­dı­” di­ye if­ti­ra et­miş­ti. Şim­di de yol­suz­luk­lar kar­şı­sın­da hu­ku­kun iş­le­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­le­yen BBP yö­ne­ti­ci­le­ri­ne “Fet­hul­lah Gü­le­n’­den fon­lan­dı­la­r” di­ye­rek if­ti­ra edi­yor­lar. Akıl­la­rın­ca du­ru­şu­mu­zu bir yer­le­re an­ga­je ede­rek bi­zi is­ti­ka­me­ti­miz­den ayır­ma­ya ça­lı­şa­cak­lar. Bi­zim 29 Ocak 1993’ten be­ri ser­gi­le­di­ği­miz in­sa­ni, ima­ni, mil­li ve Muh­si­ni du­ruş ney­se 17 Ara­lık 2013’te ser­gi­le­di­ği­miz du­ruş da ay­nı.

KA­ZA SÜ­RE­CE MAL­ZE­ME EDİ­LE­Bİ­LİR

*Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu­’nun ha­ya­tı­nı kay­bet­ti­ği he­li­kop­ter ka­za­sı ile il­gi­li şüp­he­ler gi­de­ril­me­di, so­ruş­tur­ma han­gi aşa­ma­da?

Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda 3 yıldır soruşturuluyor. Henüz aydınlatılabilmiş değil, şüpheler derinleşmiş durumda. Muhsin Başkan ve arkadaşlarımızla ilgili kamuoyunda “öldürüldüler, suikasta uğradılar” algısını oluşturan 7-8 nokta var. Kayseri mahreçli “kurtuldu, geliyor” açıklamasının neden yapıldığı bilinmiyor. Helikopterin düştüğü yerin bildirilmesine rağmen orada arama yapılmaması, helikopterden bazı parçaların alınması, radar kayıtlarının belli olmaması. Bir devlet büyüğüne, yanlışlıkla jetlerin düşürdüğü bilgisinin verildiği iddiası. Bunlar soruşturma dosyasının içinde. Bir gizli tanık, olaydan 2-2,5 saat sonra iki askeri helikopter indiğini söylüyor. 3 farklı otopsi raporu var. Bunlar çözüldüğünde olayın aydınlatılabileceğini düşünüyorum. Zamanaşımı diye bir problem yok. Toplumda ne konuşulmuşsa, hangi iddialarda bulunulmuşsa, hatta insanların gördükleri rüyalar bile, her şey, öncesi, sonrası, başlangıcı, araması, kurtarması hepsi soruşturma dosyasının içinde var. Hiçbir süreci eksik bırakmadan, boşluk oluşmadan bu dosyayı takip ettik. Belli dönemlerde, bu dosya üzerinden kendi hesaplarını görmeye çalışanlar oldu, bugün yaşanan sürece de malzeme edilmeye kalkılabilir, bu hem bizi üzer hem de ahlaki olmaz.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hrant şiiri hafızalarımıza kazındı

*Hrant Dink sui­kas­tı­nın yıl­dö­nü­mü. O va­kit BBP bu sui­kast­la iliş­ki­len­di­ril­miş­ti.

Rah­met­li li­de­ri­miz Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu ve par­ti­miz, bir fo­toğ­raf ka­re­sin­den yo­la çı­kı­la­rak çok bü­yük hak­sız­lı­ğa uğ­ra­dı. Ade­ta bir yar­gı­sız in­faz sü­re­ci yü­rü­tül­mek is­ten­miş­ti. Muh­sin Baş­ka­n’­ın Hrant Dink için yaz­dı­ğı şii­rin mıs­ra­la­rı bi­zim ha­fı­za­la­rı­mı­za ka­zın­mış­tır. “Kan sı­zı­yor Fı­ra­t’­ın de­lin­miş ta­ba­nın­dan top­ra­ğı­ma. Bağ­rın­da­ki bü­tün Meh­met­ler ağ­lı­yor. Oğ­lu­nun adı­nı Fa­tih ko­yan bü­tün Er­me­ni­ler­le bir­lik­te…” di­yor­du. Baş­kan, Müm­ta­z’­er Tür­kö­ne ile yap­tı­ğı rö­por­taj­da, “H­rant, bu top­rak­lar­da yüz­ler­ce yıl ege­men ol­muş kül­tü­rün bir ya­di­gâ­rı idi. Be­nim için bir ema­net­tir. Be­nim zim­me­tim­dey­di­” de­miş­ti, İs­lâm hu­ku­ku­na gö­re, Müs­lü­man­la­r’­ın, ay­nı top­rak üze­rin­de ya­şa­dı­ğı bir gay­ri­müs­li­min ca­nın­dan, ma­lın­dan ve na­mu­sun­dan so­rum­lu ol­du­ğu­nun al­tı­nı çiz­miş­ti. O gün ne­re­de dur­muş­sak bu­gün de ay­nı yer­de­yiz.

Uludere’de devlet kendi vatandaşından özür dilemeli

*Ulu­de­re ka­ra­rı­nın açık­lan­ma­sın­dan son­ra “sür­pri­z” bir açık­la­ma yap­tı­nız.

Be­nim Ulu­de­re ile il­gi­li söz­le­rim­den ba­zı çev­re­ler ra­hat­sız ol­du. Bu­ra­da bir yan­lış­lık var, bir ha­ta ya­pıl­mış. 34 in­san ha­ya­tı­nı kay­bet­miş, ai­le­le­ri ha­di­se­nin or­ta­ya çı­ka­rıl­ma­sı­nı, so­rum­lu­la­rın hu­kuk önün­de ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı­nı is­ti­yor. Te­rör­le mü­ca­de­le eder­ken ha­ta­lar ola­bi­lir. Yan­lış is­tih­ba­rat so­nu­cu bu iş ya­pıl­mış­sa dö­nüp ken­di hal­kı­nız­dan, ken­di va­tan­daşınızdan özür di­le­ye­cek­si­niz. Dev­let bir ha­ta yap­mış­sa özür di­le­ye­bil­me­li, bu­nu ken­di va­tan­daş­la­rın­dan esir­ge­me­me­li. Bu­ra­da bi­le­rek yan­lış bir is­tih­ba­rat­la, dev­let zo­ra so­kul­ma­ya, TSK açı­ğa dü­şü­rül­me­ye ve bu ara­da PKK’­ya psi­ko­lo­jik üs­tün­lük sağ­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış­sa so­rum­lu­la­rı­nın bu­lu­nup ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı la­zım.

VİCDANI OLAN ETKİLENİR

*Bir­den­bi­re BBP’­nin bir Ulu­de­re il­gi­si­nin or­ta­ya çık­ma­sı­nın da za­man­la­ma­sı ma­ni­dar de­ğil mi?

Ulu­de­re­’de ha­ya­tı­nı kay­be­den­le­rin ta­but­la­rı PKK bay­rak­la­rı­na sa­rıl­dı, öy­le olun­ca da top­lum on­la­rı PKK’­lı gör­dü ve sa­hip­len­me­di. Biz de ilk baş­ta öy­le dur­duk. Ai­le­le­rin PKK ile ara­la­rı­na me­sa­fe koy­ma­la­rı, hak ara­ma mü­ca­de­le­le­ri­ne on­la­rı ka­rış­tır­ma­ma­la­rı ge­re­ki­yor. Açık­ça­sı Ulu­de­re ye­ri­ne “Ro­bos­ki­” de­nil­me­si bi­le top­lu­mu so­ğu­tu­yor, bi­ze de so­ğuk ge­li­yor. Di­ğer yan­da da o an­ne­ler, ba­ba­lar bi­zim Müs­lü­man kar­deş­le­ri­miz. Acı­lı bir an­ne el­le­ri­ni gö­ğe açıp fer­yât edi­yor, bi­zim bun­dan et­ki­len­me­me­miz müm­kün de­ğil. Vic­da­nı olan her in­san bun­dan et­ki­le­nir. Ne bir ku­ru­mu ne de bir ki­şi­yi he­def alı­yo­rum. Ar­ka­sın­da ki­min ol­du­ğu­nu bil­mi­yo­rum, sa­de­ce “hiç­bir olay ka­ran­lık­ta kal­ma­sı­n” di­yo­rum.

PROVOKASYON UYARISI

*Bir pa­zar sa­ba­hı Ulu­de­re­’de 2 kö­ye ya­pı­lan şa­fak bas­kı­nıy­la il­gi­li ne dü­şü­nü­yor­su­nuz?

Geç­ti­ği­miz çar­şam­ba gü­nü Tür­ki­ye-Irak sı­nır hat­tın­da ya­pı­lan ça­lış­ma­lar se­be­biy­le bu köy­lü­le­rin için­de bu­lun­du­ğu bir grup ta­ra­fın­dan pro­tes­to gös­te­ri­si ya­pıl­mış­tı. Bu gös­te­ri­ler­de 1 ki­şi ağır ya­ra­lan­mış­tı. Bir is­tih­ba­rat bil­gi­si üze­ri­ne ope­ras­yo­nun dü­zen­len­miş ola­bi­le­ce­ği­ni tah­min edi­yo­rum. Gü­ven­lik güç­le­ri­nin ya­sal ve hu­ku­ki da­ya­nak­lar­la bu­nu ger­çek­leş­tir­di­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum.

*Bir pro­vo­kas­yon ol­du­ğu gö­rüş­le­ri­ne ka­tıl­mı­yor mu­su­nuz?

Bu­gün­kü ope­ras­yon­lar­la 28 Ara­lı­k’­ta ya­şa­nan Ulu­de­re ha­di­se­si­nin bağ­daş­tı­rıl­ma­sı­nı doğ­ru bul­mu­yo­rum. PKK bu olay­la 28 Ara­lı­k’­ı iliş­ki­len­di­re­rek pro­vo­ke et­me­ye ça­lı­şa­cak, ka­şı­ya­cak­tır. Yö­ne­ti­ci­ler dik­kat­li ol­ma­lı.

‘PKK eskisinden çok daha güçlü’

*Çö­züm sü­re­ci ile il­gi­li eleş­ti­ri­le­ri­niz ol­muş­tu.

Tür­ki­ye, PKK gi­bi bir ör­güt­le mü­ca­de­le eder­ken yap­ma­sı ge­re­ken­le­ri hiç yap­ma­dı, mü­ca­de­le edi­yor­muş gi­bi yap­tı. Bu mü­ca­de­le­de as­ker-si­vil iş­bir­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı, is­tih­ba­rat ör­güt­le­ri­nin bir­lik­te ça­lış­ma­sı şart­tı. An­cak her dö­nem 3 is­tih­ba­rat ör­gü­tü de bir­bi­ri­ni açı­ğa dü­şür­dü. Fi­nans­man kay­nak­la­rıy­la mü­ca­de­le edil­me­di. Böl­ge hal­kı yan­lış po­li­ti­ka­lar­la PKK’­nın ku­ca­ğı­na itil­di. Böl­ge­nin, eko­no­mik ve eği­tim an­la­mın­da prob­lem­le­ri çö­zü­le­me­di. Bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­ler açı­sın­dan en çok hak­sız­lık bu böl­ge­de ya­şan­dı. Bun­lar ya­pıl­mış ol­say­dı Tür­ki­ye, 30 se­ne­de 30 ke­re PKK’­yı bi­ti­rir­di. Bir yıl için­de ka­rar­lı bir ta­vır­la hem dağ kad­ro­su hem de şe­hir­de­ki KCK ya­pı­sı dar­be ye­miş­ti. İm­dat­la­rı­na çö­züm sü­re­ci ye­tiş­ti.

AT KOŞ­TU­RU­YOR­LAR

*Çö­züm sü­re­ci PKK’­nın im­da­dı­na ye­tiş­ti der­ken ne­yi kas­te­di­yor­su­nuz?

Biz bu sü­re­cin pa­zar­lık sü­re­ci ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­ruz. Bu sü­reç te­rö­rü bi­tir­mez. PKK ne si­lah bı­ra­kır ne çe­ki­lir ne de ken­di­ni lağ­ve­der. Bu sü­reç­te, ör­güt ola­rak ya­ra­la­rı­nı sa­ra­cak, mi­li­tan ek­si­ği­ni ta­mam­la­ya­cak, lo­jis­tik ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­ya­cak. KCK’­lı­lar dı­şa­rı çı­ka­cak. Bü­tün bun­lar olur­ken de PKK meş­ru­la­şa­cak. Si­ya­si söz­cü­le­ri, dağ kad­ro­su, İm­ra­lı­’da­ki li­de­ri gün­dem için­de at koş­tu­ru­yor.

*Ko­nuş­ma­la­rı genç­le­rin öl­me­sin­den, an­ne­le­rin ağ­la­ma­ma­sın­dan da­ha iyi bir şey de­ğil mi?

Bu sü­reç­te, ikin­ci adım­da bü­yük bir si­ya­si or­ga­ni­zas­yon ha­li­ne dö­nü­şe­cek­ler. Üçün­cü adım­da, özerk­lik­le bir­lik­te dev­let­leş­me adı­mı ata­cak­lar. BDP’­li be­le­di­ye­le­ri be­le­di­ye baş­kan­la­rı de­ğil PKK’­nın ata­dı­ğı ko­mi­ser­ler yö­ne­ti­yor. Uy­gu­la­ma­da fii­li özerk­lik sağ­lan­ma­sı­nın ar­dın­dan böl­ge PKK’­nın kon­tro­lü­ne ge­çe­cek. Bu iyi bir şey mi?

*Bir si­ya­si par­ti­si­niz me­se­la hal­kın oy­la­rı­nı al­sa­nız da bü­tün bun­lar ol­ma­sa, çö­züm öne­ri­niz ne?

Bu­gün bir te­rör ey­le­mi ol­ma­dı­ğı için san­ki PKK bit­ti gi­bi al­gı­la­nı­yor. Tür­ki­ye için­de ve kamp­lar­da PKK es­ki­sin­den da­ha güç­lü. Biz, PKK’­nın da­ha da güç­len­di­ği ka­bul ede­rek çö­züm su­nu­yo­ruz. Gü­ven­lik po­li­ti­ka­sız te­rör­le mü­ca­de­le edil­mez. Dağ­da PKK’­lı­lar gi­bi ya­şa­yan, ka­ra­kol­lar­da av ko­nu­mun­dan çı­kıp av­cı ko­nu­mu­na ge­çen, tam do­na­nım­lı, eği­tim­li mo­bil bir­lik­le­ri­miz ol­ma­lı. Ka­lekol­la­rın ya­pıl­ma­sı, ba­raj­la­rın oluş­tu­rul­ma­sı, di­ğer is­tih­bâ­ri ek­sik­lik­le­ri­n ta­mam­lan­ma­sı ge­re­ki­yor. PKK’­ya kar­şı özel bir is­tih­ba­rat bi­ri­mi oluş­tu­rul­ma­lı. Fi­nans­ma­nı ile mü­ca­de­le edi­lip, uyuş­tu­ru­cu, ka­çak­çı­lık ve in­san ti­ca­re­tin­den el­de et­tik­le­ri ge­lir ke­sil­me­li.

Dış des­te­ği­ne kar­şı ka­rar­lı bir du­ruş ser­gi­len­me­li. Hu­ku­ki dü­zen­le­me­ler ya­pıl­ma­lı. Böl­ge hal­kı­nın bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­le­re da­ir ta­lep­le­ri­nin önü açıl­ma­lı. Ai­di­yet duy­gu­su ge­liş­ti­ril­me­li. Mev­cut imam, öğ­ret­men, bü­rok­ra­si kad­ro­su ile bu­nun ya­pıl­ma­sı müm­kün de­ğil, böl­ge in­sa­nı­nın de­ğer­le­ri­ni bi­len, on­lar gi­bi ya­şa­yan bir kad­ro oluş­tu­rul­ma­lı. Bü­tün si­ya­si par­ti­le­rin, di­ni ka­na­at ön­der­le­ri­nin, si­vil top­lum ör­güt­le­ri­nin tem­sil­ci­le­ri­nin ka­tı­lı­mı ile böl­ge­nin her ren­gi­nin için­de ola­ca­ğı bir mu­ha­tap­lık he­ye­ti ku­rul­ma­lı ve hal­kın ta­lep­le­ri­ni al­ma­lı. Bu ta­lep­ler de kar­şı­lan­ma­lı.

HRANT DİNK DAVASI /// PKK’nın yöneticilerinden Mustafa Karasu : Hrant Dink’i cemaat öldürdü AKP örtbas etti

PKK’nın yöneticilerinden Mustafa Karasu, bugün yıldönümü olan Hrant Dink cinayetinde derin devletin rolünün inkar edilemeyeceğini savunarak, failin AKP döneminde kurulan “yeni özel harp dairesi ve yeni kontrgerilla” olduğunu öne sürdü.

Olayla ilgili tüm yargılamaların Dink’in katillerinin korunduğunu gösterdiğini savunan Karasu, “Erhan Tuncel’in çelişkili ifadeleri var. Ama Erhan Tuncel’in ifadelerinden anlaşılıyor ki, bu işin arkasında daha organize işler var. Ama buna rağmen devlet üzerine gitmiyor, bu organize işler açığa çıkarılmıyor. O dönemin Emniyet Müdürünün üzerine gitmiyor. Ramazan Akkürek Meclis’e bile ifade için çağırıldığında gitmiyor. Yani meydan okuyorlar. Bir zamanlar Susurluk’tan dolayı bir general ifadeye çağrıldığında meydan okuyup gelmemesi gibi, Ramazan Akkürek de Meclis’e meydan okuyor ifade vermiyor” dedi.

Cinayetin ardından katillerin korunmasının bir devlet politikası olduğunu dile getiren Karasu, "hem AKP hem de Fetullahçı kesimlerin cinayetin içinde olduğunu” ifade etti.

Karasu şöyle dedi:

“Fetullahçılarla AKP ortak bir koalisyonla iktidara geldiler. ABD ve NATO’nun da desteğiyle eski iktidar bloklarını saf dışı ettiler. Tabii ki yeni iktidar bloğu ve yeni bir hegemonya kurulurken eski kurumların tümünün saf dışı edilmesi gerekmiyordu. Ya da eski Gladio’nun tümden tasfiye edilmesi, Ergenekon’un tümden tasfiye edilmesi hedeflenmedi. AKP hükümetiyle birlikte yeni bir derin devlet, yeni bir Gladio yapılanması gerçekleştirmeye yönelirken, eskilerini bir kısmı da bu yeni yapılanmanın içine alındı. Eskiden beri CIA’yla, Gladioyla ilişkisi olan, yine polis içinde örgütlü olan, yargı içinde örgütlenmeye çalışan Fetullahçılar da yeni derin devlet dediğimiz yeşil Ergenekon dediğimiz güç içinde etkili oldular. AKP ve Fetullahçılar eski Ergenekon’un kalıntılarıyla da ittifak yaptılar. Eski derin devlet içinde Türkiye’nin ve dünyanın yeni koşullarına ayak uyduramayanlar, bu konuda sorun olacaklar tasfiye edildi, ama uyduranlar Türkiye’deki değişimi kabul edenler yeşil Ergenekon içinde de yer aldılar.

Mevcut devlet politikalarının anayasal ve yasal olarak uygulanamadığı yerlerde harekete geçen yeni bir Ergenekon vardır; biz buna yeşil Ergenekon dedik. Böyle bir örgütlenme yapılmıştır. AKP ve Fetullahçılar çatışmasında bu biraz daha açığa çıkıyor. AKP’nin politikaları ve iktidarı döneminde bu oluştu, ama örgütlü olanlar Fetullahçılar olduğu için, polis ve yargı içinde onlar etkili olduğu için, onlar zaten baştan itibaren bu yeni Gladio içinde etkili oldular. Devlet ve derin devlet içinde gizli örgütlenmeye girdikleri için klasik iktidar bloklarının saf dışı edilip Türkiye’nin siyasal olarak yeniden şekillenmesinde Gladio’nun ya da derin devletin yeniden şekillenmesinde Fetullahçıların daha etkin hale gelmesi durumu gerçekleşmiştir. Şimdi bu durum AKP iktidarıyla çatışma içine girmiştir.” “Fetullahçılar hem derin devlet hem de görünür devlet içinde paralel örgütlenmelere gitmişlerdir” ifadesinin kullanan Karasu, şöyle konuştu:

“AKP HÜKÜMETİ BUNDAN SORUMLUDUR”

“Dink cinayeti bu kavga başlamadan önce gerçekleşmiştir. Dink cinayetinin nasıl olduğu, kimler tarafından yapıldığı önemli oranda bilinmektedir. Ama AKP hükümeti döneminde bu olayın üzerine gidilmemiştir; örtbas edilmeye çalışılmıştır. Eğer ciddi biçimde bu olayın üzerine gidilseydi açığa çıkarmak zor olmayacaktı. Bu olayın üzerine gidilseydi yeni oluşan yeşil Ergenekon gün yüzüne çıkacaktı. Ama AKP yeşil Ergenekon’u, yeni derin devleti kendisi yarattığı için, böyle bir yapılanmaya kendi izin verdiği için böyle bir yapılanmanın, yeşil Ergenekon’un ortaya çıkmasını istememiştir. Çünkü böyle bir durum ortaya çıktığında suç ortağı kendisi de olacaktır. Çünkü kendisinin iktidarı altında, kendisinin İçişleri Bakanının denetimindeki valiler, emniyet müdürlükleri, polisler ya da MİT vb. istihbarat örgütlerinin bulunduğu bir ortamda, bunların ilişkili olduğu bir ağ içinde bu cinayet gerçekleşmiştir.

Kesinlikle bu cinayet yeşil Ergenekon dediğimiz yeni özel harp dairesi ya da kontrgerilla tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye demokratikleşmediği müddetçe bu tür derin devletler, yeşil Ergenekon gibi örgütlenmeler devam edecektir. Bırakalım Türkiye’yi, başta Almanya olmak üzere Avrupa gibi ülkelerde bile hala bu örgütlenmeler olduğuna göre Türkiye gibi demokratikleşmeyen, hala Kürtlerin Özgürlük Mücadelesini, demokrasi güçlerinin mücadelesini yasal olmayan yollardan ezmek, engellemek isteyen bir Türkiye’de bu tür örgütlenmeler haydi haydi bulunur. Nitekim bulunmaktadır. Bu tür örgütlenmelerin özellikle Doğu Karadeniz’de örgütlendiği eskiden beri söylenmektedir. Veli Küçük oralarda örgütlenmiştir. Bu yönüyle Ogün Samast’ı gönderenlerin kesinlikle yeşil Ergenekon dediğimiz, bugün paralel devlet olarak tartışılan güçlerle, çevrelerle kesin bağı vardır.”

Hrant Dink cinayetinin AKP iktidarı döneminde olduğunu söyleyen Karasu, “Sadece Fetullahçılara yüklenerek işin içinden çıkılamaz. O zaman da gerçek saptırılmış olur. Çünkü bu tür örgütlenmeler siyasi iktidarın desteği olmadan varlıklarını sürdüremezler. Özellikle de eski iktidar bloklarının tasfiye edildiği, eski Ergenekon’un dağıtıldığı, yerine yeşil Ergenekon’un konulmak istendiği bir süreçte iktidarların konumu daha da belirleyicidir. Bu açıdan AKP hükümeti bundan sorumludur” dedi.

Odatv.com

PARİS SUİKASTLERİ DOSYASI : 3 PKK’lının öldürülmesiyle ilgili olduğu öne sürülen bel ge yayınlandı

Taraf Gazetesi, Paris’te 3 kadın PKK’lının öldürülmesiyle ilgili çok dikkat çekici bir iddiayı bugün sürmanşetine taşıdı.

Terör Örgütü PKK üyesi 3 kişinin Paris ‘te öldürülmesiyle ilgili olduğu öne sürülen yeni bir belge ortaya çıktı. Döküman, Taraf Gazetesi’nde yayımlandı. Belgedeki iddiaya göre, MİT , "Lejyoner" kod adı verilen bir ‘suikastçi’ye, Sakine Cansız ‘a yönelik cinayet için talimat vermiş. Milli İstihbarat Teşkilatı, söz konusu iddialar üzerine yazılı bir açıklama yaptı. Paris cinayetleriyle bir ilgilerinin bulunmadığını ifade etti.

Taraf Gazetesi, sürmanşetten çok dikkat çekici bir iddiayı yayımladı.Haberin başlığı, "Dudak Uçuklatan İddia". İddia, Paris’te 3 PKK’lının öldürülmesiyle ilgili…

Paris cinayetlerinin izi bu belgede mi?

VİDEO İÇİN TIKLAYIN

Haberde yer verilen ve "Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait olduğu öne sürülen belgeye göre, Lejyoner kod adı verilen suikastçı, Sakine Cansız’a yönelik suikastte kullanılmış".

18 Kasım 2012 tarihli ve MİT belgesi olduğu iddia edilen dökümanda; "terör örgütü nün Avrupa’daki kadrosuna suikast, saldırı veya sabotaj tarzı eylemler düzenlenmesine yönelik olarak MİT tarafından Lejyoner’e talimat verildiği, kendileriyle yapacağı haberleşmeye dikkat etmesinin söylendiği, harcamaları ve ekipman temini için 6 bin euro verildiği"ne yönelik ifadeler yer alıyor. Dökümanın bir bölümünde şöyle deniyor:

"Sara kod Sakine Cansız’ın önümüzdeki dönemde, Avrupa genelindeki faaliyetlerinden, irtibat kanallarından, yazışma ve ikamet adreslerinden de haberdar olma imkan/kabiliyetine erişen kaynak, söz konusu örgüt mensubunun etkisiz hale getirilmesine yönelik operasyonel bir tasarlama kapsamında da değerlendirilebilecektir."

Gazete, bu belgede geçen, Lejyoner kod adlı suikastçının, "3 PKK’lının öldürülmesinden sonra Fransa’da tutuklanan Ömer Güney mi?" sorusunu yöneltti. Milli İstihbarat Teşkilatı iddiayla ilgili bir açıklama yaptı. İddiaların gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

MİT:

"Söz konusu yayınların, çözüm sürecinde aktif rol üstlenen teşkilatımızı yıpratmaya ve bu süreçte görev alan personeli deşifre ederek görevlerini yapamaz hâle getirmeye yönelik bir operasyon olduğu değerlendirilmektedir. Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan cinayetleriyle teşkilatımızın kesinlikle bir ilgisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte söz konusu iddialar ile ilgili iç bünyemizde gerekli idari soruşturma başlatılmıştır."

GÜNEY’İN SES KAYDI İDDİASI

Paris’te PKK’lı üç kadına suikasttan tutuklanan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı internete düştü.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: