Etiket arşivi: SURİYE

SURİYE DOSYASI : Suriye’ye ‘ne oldur ne öldür’ stratejisi

Esed rejimi ile Suriye muhalefetini Cenevre’de buluşturan Batı’nın krize ‘ne oldur ne öldür’ stratejisiyle yaklaştığı tescillendi. Rejime şuurlu olarak göz yuman küresel ittifak, kontrollü çatışmalarla ülkenin çökmesine göz yumuyor.

Suriye iç savaşını diplomasi masasında çözmeyi hedefleyen ‘Cenevre II’ sürecinde sürpriz yaşanmadı. Montrö Sarayı’nda toplanan (22 Ocak) konferans gibi sonrasında BM Cenevre Ofisi’nde yürütülen ikili görüşmeler de sonuçsuz kaldı. Arabulucu BM-Arap Birliği Özel Temsilcisi El Ahdar El İbrahimi, Suriye rejimi ile muhalifleri yüz yüze görüştürmeyi başarı saysa da tarafların pozisyonları değişmedi. Ateşkes sağlanamadı, acil insani yardım koridoru açılamadı… Daha önemlisi Batı’nın Suriye krizine ‘ne oldur ne öldür’ stratejisiyle yaklaştığı tescillendi! Bir taraftan Esed rejimine ‘Haziran 2014’ seçimine kadar dokunmama sinyali verirken diğer taraftan Suriye Ulusal Konseyi’ne yardım vaadinde bulundu. Çok geçmeden dünya medyasına Washington’un yeniden muhaliflere hafif silah yardımında bulunduğu bilgisi sızdı… Muhaliflerin Esed rejimini hafif silahlarla deviremediği ortadayken!

Esasında ‘ne oldur ne öldür’ oyunu ilk kez uygulanmıyor Ortadoğu’da. ‘Böl-yönet’ gibi bu da bir İngiliz stratejisi. İngilizler bu yöntemi bir asır evvel Osmanlı İmparatorluğu’na uyguladı. Rusya karşısında Osmanlı’yı korurken Anadolu’da yaşanan isyanları teşvik etti, cesaretlendirdi. Böylece bölgedeki çıkarlarını zayıf Osmanlı üzerinden korudu, yönetti. Keza Lozan’da Osmanlı’dan alınan Boğazların hâkimiyetinin Montrö Anlaşması (1936) ile yeniden Ankara’ya bırakılması özünde ‘ne oldur ne öldür’ stratejisiydi. Zira Boğazların Rusya hâkimiyetine girmesi İngilizlerin çıkarına değildi.

Batı’nın Suriye denklemi irdelendiğinde Esed rejiminin ‘ehven-i şer’ addedildiği görülüyor. Mart 2011’den bu yana sahaya inen Esed karşıtlarına ağır silahlar verilmemesi de bu tavrı doğruluyor. ABD-İngiltere’nin Suriye’deki varlığını bilenler ‘El Kaideci grupları güçlendirmemek için muhaliflere ağır silah vermeme’ tavrının bahaneden ibaret olduğunun farkında. Zira Batı, Türkiye üzerinden bizzat Suriye Ulusal Konseyi’ne istediği silahı, istediği miktarda verme imkânına sahip. Muhaliflere kısıtlı sayıda vereceği Stinger füzeleri ile Esed’i ayakta tutan hava gücünü akim bırakabilir. Ancak bundan kaçınıp muhalifleri hafif silahlarla belli kapasitede tutuyor. Hâliyle Esed’e de zaman kazandırıyor. Böylece tarafların ‘yenişememe’ hâli sürüyor. Yaşanan bir bakıma kör dövüşü!

Cenevre sürecinde bulunan bir yetkiliye Batı’nın Suriye’de uyguladığı ‘yenişememe’ denkleminin kime ne kazandırdığını soruyoruz. ABD-İngiltere liderliğindeki Batı ittifakının başından bu yana Suriye konusunda ‘ipe un serdiğini’ anlatıyor. Batılıların konferansın ardından düzenlenen ikili görüşmelerde Esed rejimine yeterince ‘geçiş süreci’ baskısı yapmadığını söylüyor: “Taraflar BM arabuluculuğunda her gün iki defa (sabah-akşam) bir masa etrafında buluşturuldu. Esir değişimi, insani yardım koridoru gibi ikincil meseleler tartışıldı. BM çıkıp da ‘Esed ne zaman bırakacak? Geçiş hükümeti ne zaman kurulacak?’ diye sormadı. Hâlbuki ülkede bölünmeler başladı. Kuzey’de Kürtler, güneyde Dürziler, Batı’da Nusayriler özerk yönetim kurma arifesinde. Yani ülke bölünmeye gidiyor. ABD bu durumu umursamıyor. Muhalefeti güçlendirmediği gibi Esed rejimine zaman kazandırıyor… Kör dövüşünün sürmesine, Suriye’nin çökmesine göz yumuyor. Ortada bir sağırlar diyaloğu var. Kıbrıs’ta sonuca ulaşmayan bu tür proxy (vekil) görüşmelerin 40 yıl sürdüğünü unutmayın!”

Zirve Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsa Afacan, ‘Cenevre II’ sürecinin Haziran 2012’deki ‘Cenevre I’ inisiyatifi gibi sahadaki denklemi değiştirmeyeceğini iddia ediyor. Batı ittifakında Esed rejiminin samimi olarak gitmesini isteyen kesimler olsa da rejimin devamına göz yuman tarafın ağır bastığını anlatıyor: “Önümüzdeki yıl bu zamanlar büyük ihtimalle ‘Cenevre III’ sürecini konuşuyor olacağız. Çünkü ne ABD-AB, ne de Rusya bölgesel statükonun değişmesini istiyor. Askerî ve ekonomik varlıklarını Suriye iç savaşını durdurmaya matuf kullanmak istemiyorlar. Batı’nın bu tavrını iyi okuyan Esed rejimi Cenevre süreçlerinde Suriye coğrafyasında güçlenen El Kaide tehdidini nazara verip, varlığını konsolide ediyor. Kendini ‘ehven-i şer’ gösteriyor. Dolayısıyla rejim, Batı’nın da yardımıyla Cenevre süreçlerini ağır aksak işletip zaman kazanıyor.”

Bu noktada öne çıkan soru şu: Suriye’nin kör dövüşüyle çökertilmesi kime yarıyor? Sahaya hâkim bir güvenlik uzmanı Batı’nın Suriye kurgusunu Esed’in ‘gitmemesi’ üzerine kurduğunu doğruluyor. Kontrol edilebilir iç savaşla Suriye devletinin çökertildiğini iddia ediyor: “Daha en başında kurgu, rejimi değil de devleti çökertmek üzerine kurgulandı. Zira Suriye istihbaratı ve ordusuyla Arap dünyasının güçlü kalelerinden biriydi. Varlığı ile bölgede bulunan Batı unsurlarının (İsrail gibi) çıkarlarını tehdit ediyordu. Arap Baharı vesilesiyle çökertme operasyonuna giriştiler. Önce ülkedeki zengin tabaka taşınabilir varlıklarıyla ülke dışına çıkarıldı. Ardından ülke içi isyan dalgası desteklendi. Çatışmalar iç savaş kıvamına gelince de tarafları kontrol edilebilir düzeyde tutup, ülkeyi harap etmelerine göz yumuldu. Eğer Batı isteseydi sınırlı, düşük maliyetli bir askerî vuruşla Esed’i çabucak devirebilirdi. Bu şuurlu olarak yapılmadı. Yapılmayacak da…”

Görevi gereği sık sık Suriye sınır boyunun nabzını tutan kıdemli uzman Suriye’de ‘Lüblanlaşma’ sendromunun görülmeye başladığını aktarıyor. Aynen Irak’ta olduğu gibi devlet sistemi ve altyapısı çökertilen Suriye’nin etnik-mezhep temelli çatışmalara itildiğini ifade ediyor: “Suriye kontrol edilebilir, sürdürülebilir kaos dizaynı çerçevesinde mezheplere ve etnik kamplara ayrıştırılıyor. Kürt kantonu kurduruldu. Sünni, Dürzi ve Nusayri kantonları da kurulacak. Ardından ülkede aynen Irak ve Lübnan’daki gibi iç çatışmalar başlayacak. O cendereye düşen bir ülke 50-100 yılda belini doğrultamaz. Güçlü otorite oluşamaz. İç sorunlarla uğraşmaktan dış güçlere mukabelede bulunamaz. İstenen de bu zaten!”

Peki, Cenevre II süreci cepheye nasıl yansıdı? Suriye Türkmen Cephesi’nden Bekir Atacan, ABD-Avrupa öncülüğündeki Batı ittifakının Cenevre II’de Suriye’nin bölünmesine zımnen destek verdiğini, bu tavrın cephedeki muhaliflerin elini zayıflattığını söylüyor: “Gelinen noktada muhaliflerin Batı’ya güveni kalmadı. 3 yıldır talep ettikleri desteği alamadılar. Buna karşılık Esed rejimine zaman kazandırıldığını gördüler. Yani ikiyüzlü bir tavır ortada… Muhaliflerin Esed’i devirmelerine, iktidarı elde etmelerine izin verilmiyor. Fakat Nusayrilerin Şam-Halep-Lazkiye hattında devletleşmelerine göz yumuluyor. ‘Kara-kirli’ planlar çerçevesinde kullanıldıklarını düşünüyorlar.”

Suriyeli Atacan, cephede Ankara-İran yakınlaşmasının endişeyle izlendiğine, Türk hükümetine duyulan güvenin azaldığına değiniyor: “Muhalifler başından bu yana yanlarında yer alan Türk hükümetinin son dönemde Esed safında savaşan İranlılarla iş tutmasına, yakınlaşmasına anlam veremiyor. Ankara saf değiştirirse muhalifler zayıflayacak. Suriye’nin bölünmesi hızlanacak. Esed’in varlığını sürdürmesi veya Suriye’nin yoluna bölünerek devam etmesi İran’dan çok Türkiye’ye zarar verecek.”

YABANCI BASIN : Suriye El Kaide’yi de Böldü

26qaeda-articlelarge.jpg?itok=uHeWOYIS

KAHİRE — El Kaide Suriye’deki sözde kollarından biri ile bağlarını kesti ve ülkedeki iç savaştaki muhalifler arası mücadeleden kendini ayıran bir açıklama yaptı. Bu anons El Kaide’nin kendi evini düzene koyma ve Suriye’de biri diğeri ile savaş halinde olan rakip İslami gruplar arasında tesir icra etme noktasında bir teşebbüs gibi görünüyor.

El Kaide “Genel Komuta”sı tarafından imzalanan açıklama liderliğin Ebubekir Bağdadi tarafından yönetilen IŞİD (ISIS) olarak bilinen kol ile ilişkilerin terör ağının lideri olan Ayman el Zevahiri’den gelen emirlere itaatsizlik edilmesi üzerine kesildiğini ifade ediyor.

El Zevahiri geçen Mayıs’ta IŞİD’in Suriye’deki rakip bir El Kaide kolu olan ve Ebu Muhammed el golani tarafından yönetilen Nusra Cephesi’nden bağımsız faaliyet yürütmesini emretmişti. El Bağdadi Zevahiri’nin emirlerini reddetmiş ve başarısız olmakla beraber iki kolu birleştirmeyi denemişti. Pazartesi’nin açıklamasında El Kaide “IŞİD’in oluşturulmasını onaylamadığını ve aynı organizasyon üzerinde de bir kontrolü olmadığını” ve sonuç olarak “hiçbir örgütsel bağın olmadığını” söylüyor.

Açıklama İslami aşırılar arasındaki iç kavgayla ilgili olarak “Biz Suriye’deki mücahit gruplar arasında ortaya çıkan tahriklerden ve herhangi bir grup tarafından haram olarak dökülen kandan kendimizi uzak tutuyoruz” diyor. Açıklama cihatçılar ya da kutsal savaşçılar “felaketin büyüklüğünü” ve “bu tahrikin” Suriye’deki kutsal savaş üzerinde oluşturacağı sonuçlarını kavramalıdır diyor. Açıklamanın orijinalliği doğrulanamamakla beraber El Kaide tarafından yaygın olarak kullanılan web sitelerinde yayınlandı.

Muhalifler arası çatışma Mart 2011’de Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimine karşı başlayan ve zaman içinde silahlı bir isyan ve iç savaşa dönüşen ayaklanmanın oluşturduğu Suriye krizine başka bir kanlı boyut kattı. Savaş militan İslami gruplar için münbit bir zemin temin etti ve zaman içinde IŞİD ve Nusra geçen bahardaki ayrılışlarına kadar iki ana El Kaide bağlantılı grup olarak ortaya çıktılar. IŞİD bu arada geniş bir şekilde Nusra Cephesi’ni kuzey Suriye’nin pek çok bölümünde bastırdı.

Brookings Doha Merkezi’nden Charles Lister El Kaide açıklamasının “Suriye’deki cihadla ilgili olarak kesin olarak belli bir ölçüde hakimiyet tesis etme teşebbüsünü” yansıttığını söylüyor. Ayrıca bu açıklama Lister’a göre El Kaide liderliğinin IŞİD ile Nusra Cephesi arasındaki rekabette hakiki bir komuta edici hat oluşturmada başarısız olduğunu gösterdiğini ve bu sebeple kaçınılmaz bir şekilde El Zevahiri’nin kalıcı sonuçları olacak kesin bir karar yayınlamak zorunda kaldığını ifade ediyor.

Çeviren: Süreç Analiz

(AP, Al-Qaida breaks ties with group in Syria, 3 Şubat 2014)

/// AMERİKA’NIN TÜRKİYE RAPORU /// Suriye’deki teröristler, Cemaat, PKK, AKP o raporda nasıl anl atılıyor ///

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI)’nün, her yılın başında Kongre’ye sunduğu, ABD’nin ulusal güvenliğine yönelik küresel tehdit değerlendirmesi raporu Kongre’nin İstihbarat Komitesi’ne verildi.

27 sayfalık bu raporda Küresel Tehditler; siber, karşı istihbarat, terörizm, kitle imha silahları ve yayılmaları, uzay silahlanması, uluslararası organize suçlar, ekonomik trendler, doğal kaynaklar, sağlık riskleri ve kitlesel vahşetler başlıkları altında değerlendirilirken, Bölgesel Tehditler bölümünde de ülke ülke son gelişmelerin analizine yer verildi.

Üç yıl önce başlayan Arap Baharı’nın, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı hareketlendirdiği, bu ülkelerdeki rejimlerin zayıflaması nedeniyle de etnik ve mezhepsel ayrılıkların getirdiği şiddetin yaygınlaştığı ifade edilen raporda, 2014’te de bölgedeki şiddet ve siyasal istikrarsızlıkların artarak devam edeceğinin tahmin edildiği görüşüne yer verildi. Bölgede yaşananların, ABD çıkarlarına üç alanda tehdit oluşturduğu değerlendirilirken, bunlar; yönetilemeyen boşluklar, ekonomik bunalım ve Amerika hakkında olumsuz kamuoyu oluşması olarak sıralandı.

Suriye ile ilgili olarak, önümüzdeki altı ay içerisinde hem rejim, hem de rejim muhalifleri için; tarafların kararlılıkları, yetenekleri ve dış desteklere de bağlı olarak çatışmanın seyrini değiştirecek gelişmeler yaşanabileceği, söz konusu altı ayın her iki taraf için de zor geçeceği tahminine yer verildi.

TÜRKİYE TRANSİT ÜLKE

Raporda, Avrupa başlığı altında yalnızca Türkiye’deki gelişmelerin tehdit olarak ele alınması dikkat çekerken, Türkiye ilgili paragrafta yer alan “Suriye’deki çatışmalara katılmak için yol arayan yabancı militanlar için ana transit ülke” tanımlaması, ‘sınırlarını kontrol edemeyen ülke’ gibi ağır bir eleştiri olarak değerlendiriliyor.DNI’ın Türkiye ile ilgili analizinin* yer aldığı paragraf şu şekilde:

“Türkiye’nin güvenlik ve dış politikası, iç olaylarla; özellikle de devam eden yolsuzluk skandalı ile şekillenecektir. Ayrıca, iktidarda olan Başbakan Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2014 yılında belediye ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 yılındaki parlamento seçimleri nedeniyle, seçim modunda olacaktır. Din adamı Fethullah Gülen’e yakın kişilerce başlatıldığı iddia edilen, 2013 Aralık’ında patlak veren yolsuzluk iddiaları, Erdoğan’ın önündeki en büyük sorun olarak görülmektedir. Ankara, Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını maksimize etmeyi hedefleyen bir dış politika izlemeyi sürdürürken, ülkedeki milliyetçi seçmenleri uzaklaştıracak bazı konularda da daha dikkatli ilerleyecektir. Erdoğan, Türk-Kürt terör örgütü Kürdistan Halk Kongresi (KGK, eski PKK) ile girdiği bir barış anlaşması nedeniyle, Türk milliyetçilerini ve komşu ülkeleri karşısına alma riskine girmiştir. Erdoğan iç reformları sürdürmek ve Kürtleri KGK’nın silahlı isyanını sona erdirmeye yönlendirmek için çok yönlü bir strateji izlemektedir. Suriye’deki uzatmalı çatışma, Suriye’de savaşa katılmak isteyen yabancı militanlar için birincil transit ülke haline gelen Türkiye’de de aşırı grupların varlığının artmasına neden oluyor. Bu ayrıca, Beşar Esad rejiminin destekçileri tarafından onaylanmamış ya da fırsatçı saldırıları için potansiyel yaratmaktadır.”

ORJİNAL RAPOR EK’TEDİR.

2014 WWTA SFR_SSCI_29_Jan.pdf

İRAN DOSYASI : OCAK 2014 – SURİYE’DE ÖLDÜRÜLEN YABANCI Şİİ TERÖR İSTLER VE REJİM GÜÇLERİ

İRAN ANALİZ / Suriye halkına yönelik korkunç katliamlar gerçekleştiren Beşşar Esed rejimine mensup subay ve askerler, Iraklı Şii terör örgütleri ve Hizbullah teröristlerine, Afganlı teröriste ait isim, fotoğraf ve yeni detaylar aktivistler tarafından paylaşıldı. Aralarında generaller dahil binlerce rejim subayı, askeri ve şebbihanın yanı sıra Suriye’de sivil halkı öldüren, kaçıran, işkence eden, camileri, okulları ve yerleşim yerlerini bombalayan, yabancı ülkelerden gelen yüzlerce Şii teröristin öldürüldüğü bilgileri de yer alıyor.

Çoğu güncel, bazıları eski isimleri içeren liste ve bilgiler şu şekilde:

Şubat ayının ilk gününde Şam kırsalında öldürüldüğü ilan edilen Ali Haydar Muhammed isimli Lübnan, el-Cebiliye bölgesinden Hizbullah teröristi

30 OCAK 2014

Afganlı Şii İsmail Rıza adlı terörist Doğu Guta’da öldürüldü

30 OCAK 2014

Lübnan, el-Hiyam bölgesinden Ali Faur isimli Hizbullah teröristi Şam kırsalında öldürüldü.

28 OCAK 2014

Şam kırsalında öldürülen Hüseyin Dayiğ isimli Hizbullah teröristi

Halep, Maaritil Artik bölgesinde halka karşı savaşırken öldürülen Hizbullah teröristlerine ait cesetler

26 OCAK 2014

Şam kırsalında öldürülen Muhammed el-Beni isimli Hizbullah teröristi

27 OCAK 2014

Şam kırsalında öldürülen Yusuf Hasan Hafız, Lübnan Beka Şeat beldesinden Hizbullah teröristi

20 OCAK 2014

Güney Şam, Seyyide Zeyneb bölgesinde Iraklı Ebil Fazl el-Abbas Tugayları mensubu 6 Şii terörist öldürüldü.

En-Nabtiye bölgesinden Yusuf Ali isimli Hizbullah teröristi Doğu Guta’da öldürüldü

20 OCAK 2014

Tartus es-Safsafe beldesinde şebbiha cesetlerini götüren bir konvoy

Tartus, Merşete köyünden, 4. Tugaya mensup Nusayri Teğmen Fadi Ali Abbas Şam kırsalında öldürüldü.

Darya halkına varil bombaları atarak binlerce insanı katleden Humus, ez-Zehra bölgesinden Nusayri Pilot Yüzbaşı Eyhem Deyub, uçağının düşürülmesi sonucu öldürüldü.

Kadmus’a bağlı Haddade köyünden Nusayri Teğmen Vesim Ali Vennus, Darya’da öldürüldü.

Tartus, Safita köyünden Nusayri Yüzbaşı Enes İbrahim Hasan Halep’te öldürüldü.

Güney Lübnan, el-Gaziye bölgesinden Hadi Hüseyin Ferhat isimli Hizbullah teröristi Şam kırsalında Suriyeli sivillere yönelik katliam işlerken ortadan kaldırıldı.

Lübnan, Beka, Hazarta beldesinden Nayif Ebu Hamdan isimli Hizbullah teröristi Şam kırsalında ortadan kaldırıldı.

Suriyeli bebekleri, çocukları, kadınları ve sivilleri katlederken öldürülen Hizbullah teröristini kahraman gibi gösterip, adına klip yapıldığı, youtube ile paylaşıldığı görülüyor.

Hepsi Tartus Alevisi Teğmen Hatem Muhammed Belu, Teğmen Heysem Muhammed Acci, Teğmen Midhat Ahmet Hıdır direnişçilerin Adra’daki operasyonlarında öldürüldü.

21 OCAK 2013

Şam kırsalı, Darya’da öldürülen Banyas, Babluta köyünden Nusayri Teğmen Ahmet Muhammed Hadur

Şam kırsalında öldürülen Esed’in memleketi Kardaha’dan Nusayri şebbiha Eymen Kefa

21 Ocak 2014 tarihinde direnişçilerin duyurduğu operasyon ve detaylı bilgiler:

13 Ocak 2014 tarihinde Şam kırsalındaki Darya ilçesinin kuzey ve doğusunda direnişçiler Beşşiris Sabirin – Sabredenleri Müjdele isimli büyük bir operasyon başlattı. Neticede el-Hicazi binası dahil bazı stratejik binaların da yer aldığı Darya’da büyük bir alan kurtarıldı. Farklı rütbelerden 7′si subay olmak üzere 70′den fazla Şii militan ve rejim askeri öldürüldü, çok sayıda askeri araç da yok edildi.

Sözde Şiilerin mukaddes türbesini koruma iddiasıyla Suriye’ye gönderilip sivil halka karşı savaşırken Şam kırsalında öldürülen çocuk yaştaki bir Hizbullah militanı Ali Cevad Ahmet

22 OCAK 2014

Tartus, Şeyh Saad bölgesinden Nusayri General Salih Abdulmuhsin Nisafi Halepte öldürüldü.

Şam kırsalına bağlı Zebedani bölgesinde biri Hizbullah militanı olmak üzere 3 subay ve 7 esed askeri öldürüldü.

Cumhuriyet Muhafızlarında Tartus’tan Nusayri Teğmen Ali Vecih Yunus Halepte öldürüldü.

Cumhuriyet Muhafızlarında Akkar Karto köyünden Nusayri Teğmen Ahmet Hüsam Şeyh Halepte öldürüldü.

Tartus, Safyita bölgesinden Nusayri Teğmen Mithad Ahmet Hadur Halepte öldürüldü.

Tartus, Safyita bölgesinden Nusayri Teğmen Muhammed Mustafa Taha Halepte öldürüldü.

Tartus, Derikeş bölgesinden Nusayri yüzbaşı Muhammed Murteza İbrahim Dera kırsalında öldürüldü.

Irak, Kerbela’dan Murteza Kasım Casim ile Hüseyin Kerim Ramazan isimli iki yabancı Şii terörist Suriye’de öldürüldü.

Tağyir isimli televizyon kanalı bu teröristlerin cenaze törenine ait videoyu youtube’daki sayfasına koydu.

Basim Adnan Hadi isimli Hizbullah teröristi Seyyide Zeyneb bölgesinde öldürüldü.

24 Ocak tarihindeki haberde Hüseyin Rağda isimli Hizbullah teröristinin Doğu Guta’da öldürüldüğü bildirildi.

Şam Zeynelabidin bölgesinden rafizi Adil Heysem İsimli çocuk yaştaki terörist Seyyide Zeyneb bölgesinde öldürüldü.

26 Ocak 214 tarihli haberde Iraklı Asaib Ehlik Hak terör örgütü mensubu Derğam Cebr el-Abbudi’nin Seyyide Zeyneb bölgesinde öldürüldüğü bildirildi.

Teröristin örgüt din adamları ve önde gelenlerince Irak’ta düzenlenen cenaze töreninden bir resim

Çocuk yaştaki Dergam gibi binlerce Şii genç, Suriye’de Esed rejimine destek için beyinleri yıkanarak sivil halka yönelik katliamlara iştirak ediyor, bunu kutsal bir görev zannediyor.

21 Aralık tarihinde Doğu Guta’da birlikte poz veren yabancı Şii teröristler:

Ali Yunus Hamisavi isimli Asaib ehlil hak teröristinin 22 Ocak tarihinde Irak’taki cenazesinden bir kare

Ahmet Hasan Neşan isimli bir diğer aynı terör örgütü militanı

3 Ocak 2014 tarihli fotoğrafta Ebu Abbas el-Askeri kod adlı Macid Mehdi Cabir isimli Irak Hizbullah’ı mensubu teröristin Suriye’de öldürüldüğü bildirildi.

2 Ocak 2014 tarihli haberde Irak Hizbullah’ı mensubu Visam Reysan Ali isimli oldukça genç yaştaki bir diğer teröristin de Suriye’de öldürüldüğü yer alıyor.

IRAKLI ŞİİLERİN TÜRKİYE VE SÜNNİ DÜŞMANLIĞI

Türkiye’ye ve Sünnilere yönelik düşmanlığını hiçbir zaman gizlemeyen Nuri el-Maliki, Ammar el-Hekim, Hadi el-Amiri, İbrahim Caferi, Hannan Fetlavi, Ali Debbağ, Ahmet Çelebi, İzzet Şabender, Kays Hazali gibi radikal Şii Iraklı siyasiler, bunlara bağlı silahlı Şii terör örgütleri Suriye’ye on binlerce militanını göndermiş durumda. Düşmanca politikalarını ve sahada yürüttüğü yıkıcı faaliyetlerini hiçbir zaman gizlemeyen İran’ın yüzde yüz desteğini alan bu gruplar başkent Şam, Seyyide Zeyneb başta olmak üzere birçok yerde Suriye halkına yönelik katliamlar gerçekleştiriyor.

Aşağıdaki fotoğraf Darya’da çekilmiş olup Iraklı Şii teröristleri gösteriyor

Bu fotoğrafta ise Suud, İsrail, Türkiye ve Katar’ın hedef aldığı Irak’ın tek başına mücadele ettiği propagandası yapılıyor. Vahşi bir aslan kahraman bir adama saldırıyor!

Facebook sayfaları ve internette akıl almaz bir hayalperestlik ile, dogmalar ve fantaziler ile hareket eden İran tipi bir Caferi / Şii anlayışına sahip kişi/grupların kendilerini dünyanın merkezine koyduğu, özellikle ortadan kaldırılması, öldürülmesi, yerle bir edilmesi gerekenler kategorisinde Sünnileri koyduğu, kurtuluşun ise sözde masum imamlar ve gaib imama sarılarak mümkün olduğu yönündeki akidelerini gösteren bol materyal yer alıyor. Nuhun gemisine benzetilen ve Şiilerin kurtulacağını gösteren bir fantazi deneme:

Bir diğer sokaktaki afişte Hüseyin teröre karşı savaştı (!) deniyor

Ocak 2014 tarihinde bazı İran sitelerinde yer alan fotoğraflarda Suriye’de Esed rejimine destek verip halka yönelik katliamlarda yer alan İranlı teröristler görünüyor

Öte yandan el-Enbar ve diğer şehirlerde Sünnilere yönelik geniş çaplı katliamlar gerçekleştirilen Nuri el-Maliki’ye bağlı radikal Şii timlerin korkunç fotoğrafları da internet sitelerinde yayımlanıyor.

İRAN ANALİZ : SURİYE’YE ALTINCI İSRAİL SALDIRISI VE ESED-İRAN-Hİ ZBULLAH’IN PALAVRA POLİTİKASI

İRAN ANALİZ / Suriye toprakları içerisinde hareketli veya sabit hedeflere yönelik olarak İsrail savaş uçaklarının gerçekleştirdiği saldırılar, devrimin başladığı Mart 2011 tarihinden bu yana altıncıya ulaştı. Direk ilan etmeksizin gerçekleştirilen bu altı ayrı saldırıya karşılık vereceği yönünde 1970′den beri slogan atan Esed rejiminin yine hiçbir şey yapmadan, kendi halkına yönelik etnik temizlik saldırılarına devam edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Uzmanlar, tüm bu saldırılar karşısında Esed, İran ve Hizbullah örgütünün iddialarını, sert demeçleri ve basındaki haberleri palavra politikası şeklinde değerlendiriyor.

Esed rejimine yönelik İsrail işgal güçlerinin gerçekleştirdiği saldırıları değerlendiren Lübnanlı yazar Faadhi al-Shaamiya’nın yazısı aşağıdaki makalenin ana çerçevesini oluşturmaktadır.

Güvenlik ve istihbarat anlamında Esed rejiminin ne kadar zayıf olduğunu gösteren bu saldırılar, aynı zamanda 1970 yılından bu yana gerek İsrail, gerek İran gerekse her ikisinin desteklediği Hizbullah terör örgütünün sözde İsrail rejimine karşı direniş ekseni olduğu, herhangi bir saldırı olduğunda buna en şiddetli şekilde karşılık vereceği yönünde medyatik tehditlerinin içinin bir kez daha boş olduğunu ortaya koyuyor.

Mart 2011 tarihli barışçıl gösterileri bastırmak için devlete bağlı emniyet, ordu, onlarca ayrı istihbarat örgütü ve tüm resmi kurumları harekete geçiren Esed rejimi, aynı zaman diliminde insanları bıçaklar, satırlarla kesecek kadar ileri giden Alevi Şebbiha çetelerini, Irak, Lübnan ve farklı ülkelerden paramiliter Şii terör güçlerini kullandı. Tüm bunlara rağmen altı ay sonra silahlı bir direnişe zorunlu olarak başvuran Suriye halkını bastırmak için ağır silahlar, scud füzeleri, helikopterler, uçaklar, tanklar ve hatta kimyasal silahları kullanan Esed rejiminin İsrail’in açıkça kendisine yönelik saldırılarına tek bir karşılık dahi vermediği, veremediği görülüyor.

Televizyon ekranları ve resmi medyasında İsrail’e büyük büyük laflar eden, tehditler savuran Hameney ve İranlı yetkililerin, Beşşar Esed ve Suriyeli yetkililerin, Nasrallah ve Hizbullah yetkililerinin tüm bu söylediklerinin koca bir balondan ibaret olduğu, yalanlarla kamuoyunu aldatmaktan başka işe yaramadığı yönünde geniş bir konsensüs var. Bu çerçevede örneğin Hasan Nassallah, 9 Ocak tarihli konuşmasında İsrail’in Şam saldırısının Suriye’yi düşman İsrail ile mücadele çemberinden çıkarmayı hedeflediğini iddia etmişti. Sözde stratejik hedefleri vuran İsrail’e verilecek karşılığın da yine stratejik bir hedef olacağı cümlesini eklemeyi unutmamıştı Nasrallah! Buna benzer onlarca konuşması olan Esed rejiminin de Nasrallah’ın da bunca yıla rağmen, benzer saldırıların defalara tekrarlanmasına rağmen bu içi boş cümleleri kullanmaya devam ettiği görüldü.

Hatta bununla da yetinmeyen Nasrallah, sözde Esed rejiminin çok gelişmiş silahları kendilerine verdiklerini ve Golan cephesinin de açılarak İsrail’e bir halk direnişi başlatılacağını söylemekteydi. Gel gör ki bunun da palavra olduğu bir kez daha İsrail savaş uçaklarının Suriye içinde gerçekleştirdiği hava saldırısında anlaşılacaktı. İsrail, uçaksavar füzelerini barındıran bir Suriye hedefini 30 Ekim tarihinde vurdu. İddialara göre Hizbullah’a bazı malzemeler götürülüyordu. Yediot Ahranot ve CNN, 2013 tarihli haberlerinde İsrailli yetkililerden sızdırıldığını söylediği bazı bilgiler paylaştı. Buna rağmen Esed ve müttefiklerinden çıt çıkmadı!

03.11.2013 tarihinde Kuveyt er-Rey Gazetesi Hizbullah liderliğine dayandırdığı iddiasıyla verdiği haberinde örgütün, İsrail’e beklemediği bir anda bir cevabı planladığını ileri sürmekteydi. Oysa hiçbir şey olmadı. Bolca servis edilen haberler, pohpohlamalar ile Esed rejiminin hala güçlü olduğu, Hizbullah’ın İsrail rejimine büyük tehdit olduğu yönündeki propagandalar tüm hızıyla devam etti. S-300 tipi füzelerin Hizbullah’a verileceği yönünde endişeler taşıyan İsrail’in bir saldırı yapacağı dedikoları yer aldı. Bunların Lazkiye’ye nakledildiği bildirilirken, burada yaşanan patlamaya dair net bilgiler ise verilmedi. Yediot Ahranot patlamanın sebebinin bilinmediği iddiasını paylaşırken bir diğer İsrail kanalı Haaretz, İsrail savaş uçaklarının Esed’in memleketi olan Lazkiye’deki S-300 füzelerinin bulunduğu hedefi bombaladığını yazdı. Ki o gece Suriye sınırındaki Lübnan’nın Hermel, Baalbek bölgesinin üstünde İsrail düşman uçaklarının birçok uçuşu olduğunu Hizbullah kaynakları belirtmekteydi.

Buna karşın İsrail saldırılarının hedef aldığı bazı yerlerle ilgili olarak Suriyeli direniş kaynakları da çeşitli açıklamalar yapmaktaydı. Esed rejimine ait askeri hedefleri ele geçiren direnişçilerin İsrail güçlerince hedef alındığı, bu saldırılarla sözde Esed rejiminin İsrail karşıtı olduğu yönündeki içi boş iddianın güçlendirilmeye çalışıldığı, direniş ile İsrail arasında bir ilişki varmış gibi gösterilmeye çalışıldığı gibi iddialar da hatırlatılmaktaydı. Örnğein Golan tepelerinde başarılar elde ederek ilerleyen direnişçilere İsrail tankları ateş açmakta, burada sıkışan Esed güçleri kurtarılmaktaydı. Her ne olursa olsun Hafız Esed’in sarayının üstünde taciz uçuşu yapan, bazı tesisleri vuran ve hala açıkça saldırılarını devam ettiren İsrail rejimiyle Esed-İran-Hizbullah veya Maliki’nin bir derdinin olmadığı, bunlara karşı stratejik bir düşmanlık taşımadığı çok net bir şekilde, ortadaki veriler ve bilgiler ışığında bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

SURİYE DOSYASI /// ABD İstihbarat Dairesi Başkanı : Suriye kendine radikalleri çekiyor

ABD İstihbarat Dairesi Başkanı James Clapper Suriye’de 50 ülkeden 7 bin yabancı militanın çalıştığını ve bu ülkede teröristlerin yetiştirilmesi için eğitim kampları olduğunu belirtti.

Rossia 24 televizyon kanalının bildirdiğine göre, Clapper Amerikan Senatosu’nda “Küresel Tehditlerin Değerlendirilmesi” konulu oturumda bir konuşma yaptı. Ona göre, şu anda radikaller sadece Suriye için değil, aynı zamanda dünya toplumu için de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

ABD İstihbarat Dairesi Başkanı “Bizim ve Avrupalı meslektaşlarımızın verilerine göre, Suriye için en büyük tehdidi farklı ülkelerden oluşan radikaller oluşturmaktadır. Onlar çatışmalara katılmakta ve özel kamplarda yetiştirilmektedirler. Sonra bu kişiler ülkelerine geri dönmekte ve terör faaliyetlerine kendi ülkelerinde devam etmektedirler” ifadeleri ile uyarıda bulundu.

İtar Tass’ın haberine göre, James Clapper ayrıca “Suriye kendine radikalleri çeken büyük güce sahip mıknatıs haline geldi” şeklinde konuştu. Onun sözlerine göre, bu ülkede 75 bin ile 110 bin kişinin yer aldığı 1 600 farklı çete grupları bulunmakta, Amerikan İstihbarat Dairesi’ne göre bunlardan 26 binlik kısmı farklı radikallerden oluşmaktadır ve bunların birçoğu Suriye’ye Avrupa ve Ortadoğu’dan gelmiştir.

/// SURİYE’DE ENGELLİLER İÇİN SAVAŞ 2 KERE DAHA ZOR /// RESİMDEKİ KİŞİ ÇATIŞMANIN Bİ TMESİNİ BEKLİYOR ///

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: