Etiket arşivi: Tarih

TARİH : Sovyet dışişleri, Türklere kötü davranan istihbaratı Lenin”e şikayet etmiş

Sovyetler Birliği Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin’in, Türk diplomatlarına kötü davrandıkları gerekçesiyle VÇK (KGB’in ilk adı) istihbarat görevlilerini, dönemin SSCB lideri Vladimir Lenin’e şikayet ettiği ortaya çıktı.

Sovyetler Birliği Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin’in, Türk diplomatlarına kötü davrandıkları gerekçesiyle VÇK (KGB’in ilk adı) istihbarat görevlilerini, dönemin SSCB lideri Vladimir Lenin’e şikayet ettiği ortaya çıktı.

Rusya’nın sayılı istihbarat yazarı, tarihçi ve belgesel yapımcısı Leonid Mleçin 2011 yılında yazdığı “Dışişleri Bakanları, Rusya’nın Dış Politikası, Lenin ve Troçki’den Putin ve Medvedev’e” adlı kitabında Sovyet dışişlerini araştırdı. Arşiv belgelerine atıfta bulunan Mleçin, 1920’li yıllarda Sovyet istihbarat görevlileri ve dışişleri arasında zaman zaman anlaşmazlık ve tartışmaların yaşandığını yazdı.

Rus yazara göre, SSCB’nin Karadeniz kıyısı bölgelerinde istihbarat görevlilerinin Türk diplomatlarına kötü davrandığı gerekçesiyle Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin, Lenin’e 23 Ekim 1923 tarihli acil koduyla yazı gönderir. Yazıda, “Saygıdeğer Vladimir İliç! Karadeniz bölgesinde istihbarat görevlilerinin bugünkü faaliyetleri devam ettiği sürece Türkiye ile iyi ilişkilerin devam ettirilmesi olumlu anlamda mümkün değil. 3 Ağustos’ta VÇK ajanları, Türk Büyükelçiliği diplomatik kuryesi Feridün beyi gözaltına aldılar, onun diplomatik bavulunu açtılar, üstelik ona kabul edilemez şekilde davrandılar. Daha önce Türk Büyükelçiliği çalışanı İzzet İsmet’e de benzer şekilde davranılmış. Ben VÇK’ya resmi yazı gönderdim, yoldaş Davtyan’la defalarca bu konuyu görüştüm. Fakat henüz hiç bir yanıt alamadım.” şikayette bulundu.

SOVYET AJANLARI, TÜRK TÜCCARLARI DONUNA KADAR SOYUYOR

Türk yetkililerden çok sayıda şikayet aldıklarına dikkat çeken Sovyet Dışişleri Komiseri, “İstihbarat görevlilerinin Tuapse’de yaptığı affedilmez davranışları, askeri gemilerinin aranması, Türk gemilerine silahla ateş edilmesi, Türk görevli şahıslara kabul edilemez şekilde davranılması, özellikle Tuapse’de Türk konsolosuna yapılanlarla ilgili Türk tarafından çok sayıda şikayet alıyorum. Türk elçisi defalarca bana, Anadolu’ya dönen ve istihbarat görevlilerimiz tarafından iç elbisesine kadar soyulan Türk tüccarları, Sovyet Rusyası’nın kötü ününü yayıyor.” dedi.

Yazıya yanıt veren Lenin, “Yoldaş Çiçerin! Sizinle tamamen aynı fikirdeyim… Kötü istihbarat görevlileri tutuklanmalı, suçlular Moskova’ya getirilmeli ve kurşuna dizilmelidir. Konuyu Perşembe günü Politbüro gündemine getiriniz.” talimatını verdi.

TARİH : ResminTamamı -1 100 yıl önce: Osmanlı, Abdülhamid, Ümmet

2.abdulhamid_hanin_selanik_surgunu.jpg

ResminTamamı -1 100 yıl önce: Osmanlı, Abdülhamid, ümmet

Bugün ülkemizde ve Ortadoğu’da başımızı döndüren tüm olayları anlamakta zorlanıyoruz. Çünkü resmin tamamını göremiyoruz ve o resmin nasıl yapıldığını da bilmiyoruz.

Bugünden itibaren dört yazıda, aslında resmin ne olduğunu ve resmin nasıl yapıldığını bu kısıtlı köşede, özetle anlatmaya çalışacağım. Böylece meselenin Gezi, Cemaat, El Kaide, Suriye olmadığını anlayacağımızı ümit ediyorum.

Şimdi önünüze 18. Yüzyıl’daki sınırlarıyla bir Osmanlı haritası koyun. Şimdi bugünkü dünya haritasını açın ve yanına koyun. Bugünkü dünya haritasında savaş, terör, çatışma, kaos yaşanan ülkeleri işaretleyin. İşaretlediğiniz ülkelerin sınırlarını birleştirin. Ne görüyorsunuz? Ortaya, Osmanlı haritasının Ortadoğu bölümü çıktı değil mi? Çatışma yaşanan bölgeleri son 50 yılı baz alarak işaretlersiniz haritaya Kafkaslar ve Balkanlar bölgesi de girecektir.

Böyle olması normal, çünkü Osmanlı toprakları son iki yüzyıldır planlı ve düzenli olarak parçalandıkça ve ana gövdeden koparıldıkça savaş, terör ve kaos o topraktan eksik olmuyor ve asla huzur bulamıyor.

Çok değil, sadece yüz yıl geriye gidelim. Büyük Sultan Abdülhamid, otuz yıllık iktidarı boyunca imparatorlukta yaşayan milletleri ve 5 milyon kilometrekare toprağı bir arada tutmayı başarmıştı. Düşmanları kendileriyle uzlaşmayan (özellikle Filistin konusunda) Abdülhamid için iki ayrı plan yaptı.

İçeride, ‘Kızıl Sultan’ ve ‘istibdat yönetimi’ (diktatörlük) denerek yoğun bir kampanya başlatıldı. Abdülhamid’in bir ‘despot ve diktatör’ olarak tüm özgürlükleri kısıtladığı gerekçesiyle her yerde aleyhinde konuşuluyordu. Öte yandan ‘Ümmet’ kavramını ve Osmanlı’nın imparatorluğu bir arada tutan tutkalını yok edecek bir tartışma başlatıldı: ‘Biz kimiz? Osmanlı demek ne demek? Müslüman kimliği bizi temsil ediyor mu?’ Sonunda ‘Asıl millet Türk’tür’ denilerek Osmanlı’nın 600 yılda oluşturduğu kuşatıcı ve birleştirici ‘millet’ kavramını çatlatan ilk hançeri sapladılar. Tartışmayı sürükleyen ana kadro Jön Türklerdi ve İngiltere ile Fransa’da yaşıyorlardı daha çok.

Osmanlı içinde kimlik ve millet kavramları tartışılırken ve Abdülhamid ‘diktatör’ denilerek iktidardan indirilmeye çalışılırken; Ortadoğu’da İngiliz Lawrence gibi kişiler aracılığı ile Arap milliyetçiliği körüklenerek Osmanlı’ya karşı Ortadoğu halkları kışkırtılıyordu.

En önemli argümanları ‘Osmanlı’nın Arapları sömürdüğü, geri bıraktığı ve Türklüğü önemsediği, Arapları aşağıladığı’ yönündeydi. Bunları anlattıkları her Arap aşiretine bir de bağımsız bir devlet vaadinde bulunuyorlardı.

‘Ümmet ve millet’ kavramı burada da tartışmaya açıldı. Arap ırkının Osmanlı olmadığı, Osmanlı ‘millet’ kavramının içinde Arapların yer almaması gerektiği ısrarla vurgulandı.

Tüm bunlarla aslında İngiltere, Hindistan’dan Fas’a kadar tüm İslam coğrafyasında hedefini seçmişti: ‘Ümmetin birliği ve hilafetin dirliği’.

Halife Abdülhamid irtica, terör, kaos, ekonomik bozukluklar bahane edilerek askeri bir darbeyle tahttan indirildi. Jön Türklerin devamı İttihat Terakki iktidara geçti. Abdülhamid iktidardan indirildikten hemen sonra 1912 de Balkan Savaşlarıyla Osmanlı’nın sağ kolu kopartıldı. Balkan cephesi düştü. Osmanlı Anadolu’ya doğru çekildi.

İki yıl sonra bu kez Birinci Dünya Savaşı başladı. Osmanlı’nın tüm toprakları saldırıya uğradı. Tüm coğrafyada ölümüne direnen bir imparatorluk vardı ama müttefiki Almanya yenildi diye Osmanlı da yenildi sayıldı. Arap coğrafyasında ekilen fitne tohumları yeşerdi ve Osmanlı’dan kopartıldı. Osmanlı doğduğu ana rahmine Anadolu topraklarına çekildi, iki kolu ve bacakları kopartılmış olarak.

İngiltere savaşın galibi olarak işte o zaman elinde cetvelle bir resim çizmeye başladı. Ortadoğu’da sürekli savaş, terör ve acının yer alacağı mutsuzluğun resmiydi bu.

Osmanlı’nın parçalanmış bedeni üzerine çizilmiş kanlı bir haritanın resmi.

MİZAH : ÇİZGİLERLE FRANSA TARİHİ :))))))))

TARİH : OSMANLI’NIN EN HIRSIZ SADRAZAMI DAMAT RÜSTEM PAŞA

Kanuni Sultan Süleymanın damadıdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde sadrazamlık yaparken, devlet kademesinde rüşveti yaygınlaştıran kişidir.

Rüşvet sebebi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun içine bozulma tohumlarını atan kişilerden biridir.

Rivayete göre İmparatorluk’ta Padişahlardan sonra en zengin kişidir.

Bazı tarihçiler Kanuninin bu kadar zenginliğine kızarak boynunu vurdurup, mallarını hazineye devrettiğini söyler.

(Osmanlı hukukunda ölen kişilerin malı mülkü parası geride kalan ailesine verilmez, hazineye aktarılırdı)

Rüstem Paşanın 815 çiftliği, 476 su değirmeni, 1.700 kölesi, 2.900 at’ı, 1.106 devesi, 100 gümüş eyeri, 500 altın eyeri, 2.000 zırh’ı, 130 çift altın üzengi, mücevherle süslü 760 kılıçı, 1.000 gümüş mızrağı, 78 bin duka altını, 11.200.000 akçe değerinde nakit parası vardı.

Biri Tekirdağ’da, diğeri İstanbul’da kendi adına yaptırdığı 2 tane camii vardır.

Aklı sıra çaldığı paralarla yaptırdığı cami sayesinde hırsızlığını unutturacak…

Nee? Bir şey demeye çalışmıyorum…Yoksa bu yazının zamanlaması da mı manidar oldu?

Şahin Erkenez

TARİH : Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah kimdir ?

21454.jpg

Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah kimdir?

Başbakan’ın geçtiğimiz salı günü grup toplantısında Gülen cemaatine yönelik sarfettiği "Haşhaşiler" göndermesi cemaatin tam ortasına ateş topu gibi düştü. Karşı cepheden itirazlar yükseldi, herkes onları konuşur oldu. Yani Haşhaşileri ve liderleri Hasan Sabbah’ı.

Peki kimdir Hasan Sabbah?

BİRİNCİ GÖRÜŞ…

Tam adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari’dir(1034 – 1124). Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik ve batıni örgütü Haşhaşileri kuran ve ölene kadar liderliğini yapan İranlıdır. Tarihteki en gizemli insanlardan biri olarak adı geçer. Müridlerinin adını Seyduna olarak bildiği Hasan Sabbah gençliğinde çeşitli çelişkiler yaşamış, islamiyeti büyük ölçüde sorgulamış, tarikat ve mezheplerle ilgili birçok toplantıya katılmıştır.

ÖMER HAYYAM’IN O SÖZÜ HAYATININ SÖZÜ OLMUŞTUR

Edindiği bilgiler ve deneyimler doğrultusunda tarikat liderlerinin insanları istediği gibi yönetebildiğini ve yalan yanlış öğretilerle onları tamamen kendi öğretilerine bağlayabildiklerini anlamıştır. Bunun üzerine ismaili tarikatların liderlerine onların ne yapmaya çalıştığını anladığını göstererek onları büyük ölçüde şaşırtmıştır. Yakın arkadaşı olan büyük astronom Ömer Hayyam‘la ettiği bir muhabbet esnasında Ömer Hayyam‘ın espriyle söylediği : “bu insanlar cennet için yaşıyorlar, ancak onlara bir cennet verebilirsen onları yönetirsin” sözü Hasan Sabbah’ın hayatının sözü olmuştur.

KENDİSİNİN PEYGAMBER OLDUĞUNA İNANDIRMIŞTIR

İnce bir zekayla tek damla kan dökmeden ele geçirdiği Alamut Kalesi‘nin arkasındaki eski Deylem krallarının bahçelerini kusursuz bir hale getirmiştir. Köle pazarlarından satın aldığı genç ve güzel kızları bu bahçelere getirmiş, onları hurilermiş gibi yetiştirtmiştir. Bununla beraber fedai olabilecek güçteki yetişkin erkekleri de bu kaleye getirerek onlara inanılmaz bir irade kazandıracak ölümcül dersler verdirmiştir. Daha sonra onun sözde İsmaili harekatına engel olabilecek herkesi ortadan kaldırabilmek için fedailerini kendisinin Allah’ın bir peygamberi olduğuna ve onları istediği zaman cennete götürebileceğine inandırmıştır.

Bu inancın sağlam olabilmesi için de aralarından başarılı birkaçına cennete götürmek vaadiyle haşhaş vermiş ve onları o bahçelere götürmüştür. Orada yarı baygın halde gördükleri muhteşem bahçelerin ve hurilerin büyüsüne kapılan fedailer çelik gibi bir imanla dönmüş ve gidemeyenleri de heyecanla anlattıkları masallara inandırmışlardır. Artık yalnızca ölmek ve cennete kavuşmak için yaşayan fedailerine istediği herşeyi yaptırabilecek olduğundan emin olan Hasan Sabbah, birbiri ardına suikastler düzenlemiş ve hepsinde de başarılı olmuştur.

Büyük bir düşünce gücüne sahip olan Hasan Sabbah, ona hep destek olmuş bir hükümdar olan Hüseyin Alkeyni‘yi öldürdüğü için öz oğlunu kellesiyle cezalandırabilecek kadar da kendi kanunlarının esiri olmuştur. Hasan Sabbah amaçlarına ulaştığı için sevinirken Alamut Kalesi’nde intiharlar ve belalar çoğalmıştır. Kendi kendini yiyip bitirmeye yatkın olan kurduğu bu düzen dünyada eşi benzeri görülmeyecek olaylar yaratmıştır. Hayatı boyunca çelişkiler yaşamış olan Hasan Sabbah yaşadığı süre içinde Allah’a inanıp inanmamak arasında gidip gelmiş ve yaptığı her kıyım anında O’ndan bir işaret beklemiştir, fakat olmamıştır. Ve tüm bu yaptıklarının kendince sebebi, yalnızca budur: “Allah var mı?”

Hasan Sabbah’ın kurmuş olduğu bu haşhaşilik tarikatının müritleri, kendi çağlarında bir çok Selçuklu devlet adamına suikast düzenlemiş ve amacına ulaşmıştır. “Suikast” kelimesinin İngilizce karşılığı olan “Assasinate” kelimesi bu tarikatın isminin İngilizce’deki karşılığıdır

İSMAİL TARİKATI

Tarikat’ın adı bütün kaynaklarda Haşhaşi olarak geçmemektedir. Örneğin Türkiye’de liselerde okutulan tarih kitaplarında bu tarikat genel olarak Batıni başlığı altında toplanmıştır. Ayrıca tarikatın gerçek adı İSMAİLİ TARİKATI‘dır, birçok kişi tarikat için Haşhaşi kelimesini kullanmıştır. Haşhaşi kelimesinin kullanılmasının nedeni de şudur: Fedailerine cenneti vaad ettiği söylenen Hassan Sabbah seçtiği özel fedailerine haşhaş hapları verip uyuşmalarını sağlar ve kurduğu asansör sistemiyle bu gençleri sözü geçen bahçelere taşırdi, gençler de bu hapların etkisiyle uçtuklarını, cennete ulaştıklarını sanırlardı

Bazı kaynaklarda ve Ömer Hayyam‘ın da notlarında ifade edildiğine göre, Alamut Kalesi’nde haşhaş yasaktı ve söz edildiği gibi haşhaş tükedilmiyordu. Bu insanları kendilerinden geçiren, haşhaştı. Hassan Sabbah’ın katı tutumu onların birer keşiş gibi yetişmesine sebep olmuştu.

İKİNCİ GÖRÜŞ…

Faik Bulut, ‘Alamut Kalesi’ adlı Kitabında şöyle bahseder Hasan Sabbah’tan;

Hasan Sabbah, tarihte ve günümüzde eşi benzeri olmayan bir Alevi önderidir. Hasan Sabbah, kurduğu örgüt ile yıllarca zalimlerin, saltanat sahiplerinin korkulu rüyası olmuştur.

Hasan Sabbah, İran’ın Kum kentinde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Hasan Sabbah, 17 yaşına kadar Oniki İmam’cı Şii eğitimi almıştır. 17 yaşından sonra İsmaili’liği benimsemiş ve bölgenin İsmaili önderlerinden eğitim görmüştür

Hasan Sabbah buradaki eğitimini tamamlayınca, İsmaililerin merkezi olan Fatımi Devleti’nin başkentine uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra 1078’de vardı. Hasan Sabbah üç yıl Mısır’da kaldı. Kahire ve İskenderiye’de dönemin ünlü bilginlerinden dersler aldı. Hasan Sabbah, 1081 yılında İsfahan’a dönerek, yetkinleşmiş bir şekilde mücadeleye başladı.

ALAMUT’U BİLİNÇLİ OLARAK SEÇTİ

Hasan Sabbah, yaklaşık 9 yıl çeşitli kentleri gezerek, İsmailliliği yaymaya çalıştı. Bu çalışmaları sonucu var olan İsmaili tabanını daha da genişletti. 1090 yılında Alamut Kalesi‘nde eğitim ve örgütlenme mücadelesine yeni bir boyut kazandırarak, Alamut kalesini kendisine merkezi üs olarak seçti. Alamut Kalesi, Elbruz sıradağlarının en doruğunda olup, çok korunaklı bir konumdadır. Nitekim yıllarca ordular Alamut’u kuşatmalarına rağmen fethedememişlerdir

Hasan Sabbah burayı bilinçli seçmiştir. Hasan Sabbah, Alamut’un bütün eksiklerini tamamladı. Su kanalları açıp, ambarlar kurdu. Çevredeki küçük kaleleri alıp onlara kuleler yaptı. Çevrede bulunan yerleşim alanlarının çoğu İsmaili oldu. Bu arada bazı kurallar getirip, sosyal reformlar yaptı. İsmailileri kardeşlik bağlarıyla birleştirdi. Böylece her birey kendisini topluluğun sorumlu bir üyesi ve onun ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeye başlamıştır.

ASSASİN KAVRAMININ KARŞILIĞI "SIR BEKÇİLERİ"DİR

Alamut Kalesi’nin Hasan Sabbah tarafından ele geçirildiğini öğrenen Selçuklu veziri,Nizamülmülk, dört ay boyunca Alamut’u kuşatmasına rağmen sonuç alamadı. Bu dönemdeSelçuklu Devleti’nde taht kavgası vardı. Bu durumu en iyi şekilde değerlendiren Hasan Sabbah, örgütlenme alanını günden güne genişletti. Örgütlenme ağı o kadar boyutlanmıştı ki, Selçuklu Devleti’nin üst düzey memurları dahi İsmaili olmuştu.

Hasan Sabbah, bütün yaşamı boyunca İsmaili inancının özgürce yaşanması için çalıştı. Bu noktada başarılı oldu. Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler. Hasan Sabbah’a olmadık iftiralar, hakaretler ve yakıştırmalar yapıldı. Öyle ki, Hasan Sabbah taraftarlarına afyon içenler anlamında haşhaşiler denildi. Oysaki onlara “Assasin” deniliyordu.

Assasin kavramının türkçe karşılığı “bekçiler, sır bekçileri”dir. Onlar hiç bir zaman dünya malına olan düşkünlüklerinden, insanın inandığı değerler için yapmayacağı şey olmadığını bilmediler. Onlar için, değerleri için, inancı için yaşamını dahi feda etmek, insanın yapacağı bir iş değildi. Günümüzde dahi, Hasan Sabbah ve taraftarları için en ahlâk dışı iftiralar yapılmaktadır.

ÖĞRENCİLERİNE HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEMELERİNİ ÖĞÜTLEMİŞTİR

Onlara göre Hasan Sabbah, fedailerini sahte cennet vaadiyle kandırıp, onları uyuşturucuya alıştırıp, eylemlere gönderiyormuş. Ne yazık ki, bir çok Alevi insan dahi bu yalanlara inanmaktadır. Oysaki gerçekler çok daha farklıdır. Gerçekte Hasan Sabbah, kötülüklere, haksızlıklara karşı gelmiş ve öğrencilerini de bu doğrultuda eğitmiştir.

Onlara asla ve asla haksızlığa boyun eğmemelerini öğütlemiştir. Bu uğurda gerekirse yaşamlarını ortaya koymalarını öğütlemiştir. Hasan Sabbah’ı izleyen öğrencileri, yer yer fedai eylemler geliştirip, haksızlıkların üzerine gitmişlerdir. Doğal olarak haksız olanlar bunun karşıt propagandasını yapmışlardır. Ama bilinmelidir ki, bir kişiye ne kadarda uyuşturucu verilirse verilsin, o kişi asla böyle eylemler yapamaz. Aksine uyuşturucu alan kişi hantallaşır

HASAN SABBAH’IN ASKERİ DEHASI VE ETKİLEME GÜCÜ HAYRANLIK UYANDIRIYOR

Hasan Sabbah’ın Alamut kalesini koruması, bu kaleye en güçlü ordunun dahi girememesi günümüzde dahi gıpta ile bakılan, hayranlık duyulan bir olaydır. Nasıl olurda bir fedai gözünü kırpmadan eylem gerçekleştirmiştir? O fedai nasıl bir eğitimden geçmiştir?

Hasan Sabbah nasıl taktikler geliştirip, stratejisini uygulayıp, kaleyi güçlü ordu karşısında korumuştur? Bütün bunlardan yola çıkarak, Hasan Sabbah’ın etkileme gücü, bilinci, askeri dehası, örgütlenme stratejisi günümüzde hayranlık uyandırıyor. Böyle bir büyük şahsiyet görevini başarıyla tamamlamış 1124 yılında yaşamını yitirmiştir.

TARİH : 2,000 YIL ÖNCE VEZÜV YANARDAĞININ YOK ETTİĞİ POMPEİ’DE SOSYETE YAŞANTISI BULUNDU

İTALYA – Pompeililer mutfakta da sınır tanımamış!

Napoli kenti yakınlarındaki antik Pompei şehrinin kalıntılarından çıkan yeni bulgular Pompeililerin zevkte sınır tanımadıklarını ortaya koydu.

Cincinnati Üniversitesi’nce yürütülen arkeolojik kazılarda, şehrin varoşlarında bile lüks yaşam sürüldüğü tespit edildi. Varoşlarda bulunan bir mahalle restoranını kazan arkeologlar sade vatandaşların denizkestanesi, flamingo ve zürafa gibi egzotik ve lüks yiyecekler tükettiğini gördü. Tarihe sapkınlıklarıyla geçen Pompei şehri 2 bin yıl önce patlayan Vezüv yanardağının lavları altında kalmıştı.

TARİH /// VİDEO : Osmanlının Kuruluşu Tek Parça

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=1zVkkscucFQ

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: