Etiket arşivi: tayyip Erdoğan

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// Süleyman özışık : Cemaat söyleyince i yi, Erdoğan söyleyince kötü !

23514.jpg

Cemaat söyleyince iyi, Erdoğan söyleyince kötü!

2013 yılının ortalarına kadar ben de müzmin muhalifler gibi Erdoğan’ın üslubundan son derece rahatsızlık duyuyor ve zaman zaman dert yanıyordum. Her işi takip etme sevdası, her konuda mutlaka bir iki açıklama yapması herkes gibi bana da tuhaf geliyordu.

Hatta 19 Nisan 2013 tarihinde kaleme aldığım, "T.C tartışması ve Erdoğan’ın yaralayıcı dili" başlıklı yazımda, "Siz bu üslupla devam ederseniz önümüzdeki dönemlerde ne olacağını söyleyeyim. İlkbahar bitti bitiyor. Yaz ayındayız artık. Sonbahar yaklaşıyor ve hepimiz sonbaharı neyin takip ettiğini iyi biliyoruz" diyerek bir felakete gittiğini söylemiştim.

Bu sözlerden 10 gün sonra Gezi olayları patlak verdi. Şehir iblisleri öyle öyle bir dil kullandılar ki, daha eylemlerin birinci haftasında Erdoğan’ın üslubu hemen herkese ninni gibi gelmeye başladı.

O gün Erdoğan’ın dilini bahane ederek diliyle adeta terör estirenlerin yerini bugün cemaatin medyası aldı. Gazetelerinden birini alıp okumanız veya TV’lerinden birini 10 dakika izlemeniz bile yeterli bu gerçeği görmeniz için…

Tam bir akıl tutulması, tam bir çıldırmışlık hali var hemen hepsinde. Öyle bir çıldırmışlık hali ki, üslubunu birazcık yumuşak tutan Hüseyin Gülerce bile bir anda ayaklar altına alınabiliyor.

Bir yandan, "Erdoğan nefret dili kullanıyor" diyenler, diğer yandan nefret tohumlarının filizlenmesi için adeta seferber oluyor.

Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, İhsan Dağı, Şahin Alpay, Ekrem Dumanlı, İbrahim Öztürk, Mahir Zeylanov, Bülent Keneş ve daha onlarcası… Kendileri yetmezmiş gibi ekrana çıkardıkları konuklar da bir o kadar nefret saçıyor.

Zaten kala kala bu kadar kaldılar!

Nazlı Ilıcak’ı gece yatağından aldıran, parti kapatmalarla, 367 garabetiyle ünlenen yargı mensuplarını can simidi olarak görecek hale geldiler.

İkide bir atılan "Yargı ve siyaset dünyası ayakta" manşetlerinden ve TV’lerdeki alt yazılardan gına geldi artık.

Milletin siyaset sahnesinden defettiği eski bir siyasetçi ile hukuk tanımamazlığı ile nam salmış eski bir yargı mensubu AK Parti aleyhine konuştu mu?

Hemmen çek bir altyazı: "Yargı ve siyaset dünyası ayakta!"

Zekeriya Öz, Muammer Akkaş, Özcan Şişman ve Celal Kara’yı eski görevlerine geri getirin. Görev yerleri değiştirilen birkaç önemli polis müdürüne de eski görevlerini iade edin. Geride kalan savcı, hakim ve polisleri isterseniz fizana sürün.

İnanın tek kelime etmezler!

Çünkü yargı dedikleri, kendi elemanlarından oluşan kitle. O elemanları sabaha karşı insanları evlerinden aldıkça, Türkiye’nin dev projelerine imza atan işadamları hakkında tutuklama kararları çıkardıkça yargı kusursuz işlemiş olacak onlar için…

Yardım tırlarını basan, MİT mensuplarına siper alıp namlu doğrultan, yerlerde sürükleyenler oldukça, Erdoğan’ı dünyanın gözünde "Teröristlere yardım ve yataklık eden adam" konumuna düşürecek elemanlar oldukça yargıda problem yok!

Tamamen gizli kalması gereken telefon tapelerini yayınlamak onlara hak! Ama onlarla ilgili bir telefon kaydı mı yayınladın mı…

Başlık hazır:

"Hukuk ayaklar altına alındı, yargı ayakta"

En büyük hakaretleri, en korkunç tehditleri ardı ardına köşe yazılarında sıralamak serbest. "Yezit, Ebu Cehil, Münafık. Firavun" demekte bir sıkıntı yok.

Ama, "İnlerinize gireceğiz" dedin mi, "Haşhaşiler gibi" dedin mi, "Ananas" dedin mi.

Altyazı devreye girer: "Yargı ayakta!"

Dünyaya, "Erdoğan ve Türkiye El Kaide’ye yardım yapıyor. Terörist ülke ilan edin bunları" diye mesaj geçmek de serbest. BBC’ye savcı ve hakim edasında söyleşi verip, "Yolsuzluk yapılmış bu kesin ve net" diye konuşmak, hükümeti şikayet etmek pek güzel. Ama büyükelçilere, "Gidin bu paralel yapıyı dünyaya anlatın" dedin mi, manşet devrede:

"Bu nefret dilidir. Yargı ayakta…"

AK Parti’yi ihale yolsuzlukları ile, rüşvetle ile suçlamak tamamen hak. Ama Cemaat’in bazı ihaleleri birilerine sponsorluk karşılığında peşkeş çektiğini söyledin mi suç!

Erdoğan’ın ölmüş annesine, karısına küfür edenleri, "Alın bu paraları Erdoğan’ın annesine küfredin" diyen vekilleri "Gezi haklıydı" diyerek desteklemek özgürlük! Fethullah Gülen’e "Emekli vaiz" demek, dershaneler hakkında tek kelime etmek haram!

AK Parti seçmenine, "Makarnayı fazla kaçırmışsın" demekte bir beis yok. Ama o seçmen sana "Maklube’yi fazla kaçırmışsın" dedi mi olmaz!

Sen istersen bedduanın adını mübahale diye değiştirebilirsin ama karşındaki sana cevap verdi mi direk Gayretullah’a dokunur!

AK Parti ile uzaktan yakından alakası olmayan seçmenler ve yazarlar seni eleştirince yalaka, senin emrindeki paralı yazarların seni savunduğunda demokrat!

Sen Hazreti peygamberi rüyalarına alet edip twit attırınca, Türkçe olimpiyatlarına cismen getirip Emel Sayın’ı izletince normal, birileri "Allah sizin oyununuzu bozacak" dediğinde dini kullanan oluyor ve manşet atılıyor:

"Bu bir linç kampanyasıdır. Yargı ayakta!"

Tamam yargı ayakta, anladık da…

İzan, vicdan, iman ve ahlak nerede?

Süleyman özışık

Reklamlar

AK PARTİ DOSYASI : Tayyip Erdoğan neden Şangay’a girmek istiyor ??

Dünyayı denetlemek isteyen her küresel kuvvet, her emperyalist güç bu amaçla sürekli proje üretir, seçenekli senaryolar yazar. Yıllardır tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de böyle bir projedir. Kimileri, projenin bölgeye demokrasi, özgürlük, insan hakları, sivil toplum, hukuk devleti, piyasa ekonomisi getireceğini öne sürseler de, gerçek değişmez. Emperyalist bir projedir. Etnik, dinsel, mezhepsel, feodal aidiyetler, mensubiyetler üzerinden bölgeyi bölmeyi, parçalamayı, bölge ülkelerini birbirine düşürmeyi, halkları birbirine kırdırmayı amaçlamıştır. Oysa sanayi toplumunun gelişmediği, aydınlanma değerlerinin yerleşmediği, yurttaş kimliğinin oluşmadığı, laikliğin kökleşmediği yerlerde demokrasi olmaz. Olmadığı görülüyor.

Ortadoğu’da İsrail’le çetin bir anlaşmazlık içinde olan devletlerin, güçlü devlet geleneğine sahip ülkelerin, ABD’nin rakipleriyle arası iyi olan, bölge merkezli diplomasi izleyen güçlerin ABD’nin hedefinde olduğu bilinir. İsrail’in güvenliği, Kürdistan’ın kurulması, bu kapsamda Irak, İran, Suriye ve Türkiye’nin bölünmesi, Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridoru üzerinden enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaşmasında ABD’nin söz sahibi olması hep bu projenin hedefleri arasındadır. BOP’a BİP, yani Büyük İsrail Projesi denmesinin nedenlerinden biri de, Kürdistan’ın ikinci bir İsrail olarak tasarlanmasıdır. Ancak proje tıkanmıştır. Rusya ve Çin’in hızla inisiyatif alması, İran’ın bölgesel güç olarak ağırlığını koyması, Suriye’nin direnmesi, Irak merkezi hükümetinin ülkeden kopmak isteyen Barzani’ye karşı sesini yükseltmesi, Arap Baharı’nın kısa sürede sonbahara dönüşmesi, BOP’u tökezletmiştir. ABD, emperyalist hedeflerinden vazgeçmeyeceğine göre, şüphesiz B, C, D planları vardır. Eskiyen yüzlerin, raf ömrü dolan politikacıların, son kullanma tarihi biten liderlerin değiştirilmesi de bu planlar arasındadır. 17 Aralık sonrasındaki gelişmelere bu açıdan da bakmak gerekir.

O MEKTUP YAZDI, BU SOPA GÖSTERDİ

Soğuk Savaş yılları… Kraldan çok kralcı, ABD’den çok ABD’ci dış politika izliyor ülkemiz. Kore’de Mehmetçiğin kanını, “hür dünya ve demokrasi” adına akıtıyor egemenlerimiz. İlktir, ama son değildir, devamı gelecektir. Dilimizin dev ve devrimci ozanı Nazım Hikmet, Kore Savaşı’na gitmemek için askerden kaçanları anlattığı“Asker Kaçakları” adlı şiirinde şöyle yazar:

(…)

Bu yarayı sardın, bacım.

Ya yüreğimin yarası?

Ayyıldızı esir etti

Amerikan bandırası.

(…)

Kore’de ABD’den sonra en çok kayıp veren ülke olmanın karşılığında NATO’ya girer Türkiye. Ama SSCB’nin sınır komşusu olan Türkiye’yi, olası bir Sovyet saldırısı karşısında, ittifakın ünlü 5. maddesine göre (bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır, üye yalnız bırakılmaz), savunup savunmayacağı bile şüphelidir NATO’nun. Türkiye’ye bir saldırı olduğunda, topyekûn mukabelenin değil, esnek mukabelenin devreye gireceği açıktır. Bunun gerekçesi de hazırdır; Detant. Yani Soğuk Savaş’ta yumuşama dönemine girilmiştir. Ya 1964 tarihli Johnson Mektubu’na ne demeli? Tarihe geçen mektupta ABD Başkanı Johnson, Başbakan İsmet İnönü’ye şöyle demiştir:“…Türkiye ile aramızda mevcut askeri yardımın, veriliş maksatlarından başka gayelerde kullanılması için, hükümetinizin ABD’nin onayını alması gerekir… Mevcut şartlar altında, ABD’nin, Türkiye’nin Kıbrıs’a yapacağı müdahalede, ABD tarafından sağlanmış malzemenin kullanılmasına onay vermeyeceğini, size bütün samimiyetimle bildiririm…”

Obama beyzbol sopası göstermişti, Johnson mektup yazmıştır. Üslup farklı, içerik aynıdır. Her ikisi de, “çizdiğimiz sınırların dışına çıkamazsın, verdiğimiz rolün dışında rol üstlenemezsin” demektedir.

SOGUK SAVAŞ BİTTİ, UYANIN!

Soğuk Savaş biteli, çeyrek yüzyıl oluyor. Peki, Türkiye-ABD ilişkilerinde durum farklı mı? Ne yazık ki hayır. ABD’nin önceki dışişleri bakanı Clinton, Suriye politikaları nedeniyle Rusya ve Çin’in bedel ödemesi gerektiğini söylemişti. Sözlerinin mürekkebi kurumadan, Hariciye Vekili, isim vermeden, “Suriye’yi destekleyen ülkeler izole edilmelidir” dedi. Herkes hangi iki ülkeyi kastettiğini anladı elbette. Enerjide tamamen bağımlı olduğumuz, üstüne üstlük ilk nükleer santral ihalesini verdiğimiz, en büyük ticaret ortağımız Rusya’ydı biri. Diğeri de ticari ilişkilerimizin hızla geliştiği, yatırım yapmaları için sürekli davet ettiğimiz, hatta son olarak, henüz kesinleşmeyen füze ihalesini verebileceğimizi ilan ettiğimiz (ABD’den telefon gelince süre uzatıldı) Çin idi ötekisi de. İşin vahim tarafı, Başvekil Rusya liderine, “Bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alın, Avrupa Birliği’nden vazgeçelim” diye ricacı oluyordu o dönemde. Hariciye vekilinin “izole edilmeliler” dediği Rusya ile Çin, ŞİÖ’nün kurucu ve en büyük iki gücüdür.

ABD adına mekik dokurken hızını alamayıp, tamamen karşısına aldığı Irak merkezi hükümetinden gelen açıklamalar da yenir yutulur değildi. Bağdat, hariciye vekilinin, Irak merkezi hükümetinin bilgisi dışında yaptığı Kerkük ziyareti sonrasında, “Türk bakanı tutuklama hakkımız var” demişti. Türkiye’yi Irak’ın içişlerine karışmakla, bölmeye çalışmakla suçlamıştı. Ülkesinin birliği yönünde çabalayan, Barzani ile gerginlik yaşayan, Rusya ve İran’ın desteğini alan, Suriye’de Esad’ı destekleyen Maliki, Türkiye’yle ipleri germekten çekinmemişti. Ülkesinde otoriter bulunan ama aynı zamanda ülkesinin bağımsız ve egemen hale gelmesi için çalıştığı için destek gören Maliki’nin şu an için siyasi alternatifi yok. Bölge dengeleri de onun lehinde. Yıllarca Saddam Hüseyin tarafından yönetilen, 1980-1988 arasında İran’la savaşan, 1991’de Birinci Körfez Bunalımı sırasında önce Kuveyt’i işgal edip sonra ABD’nin saldırısına uğrayan, 2003-2011 arasında ABD işgali yaşayan ve 1.5 milyon yurttaşını yitiren, sürekli etnik- mezhepsel temelli çatışmalara, gerginliklere, terör eylemlerine sahne olan bir ülkede istikrarı yakalamak kolay değil.

Anımsamakta yarar var. ABD 2003’te Irak’ı işgal etmeden önce, ülkeyi 12 yıldır süren ambargoyla hayli yorup, yıpratmıştı. Irak’ın fazla dayanacak gücü kalmamıştı. Savunma, güvenlik, teknoloji, bilim, sanayi altyapısı önemli ölçüde çökertilmişti. Hava sahasının önemli bölümü yasak bölgeydi hükümet güçleri için. Çekiç Güç malum, Türkiye’nin de desteğiyle konuşlanmıştı, adım adım Kürdistan’ı kurmaktaydı. Şimdi ise İran’la uzlaşmak zorunda kalan, Irak’ta başbakan Maliki’yi deviremeyen, Suriye’de Esad karşısında yenilgiye uğramış, Mısır’da kendi adamı Mursi’yi kurtaramamış, ekonomisi zayıflayan bir ABD söz konusu. Ekonomik bunalım sonrası devreye soktuğu büyük çaplı kurtarma paketleriyle, sosyal olarak “obamacare” olarak da bilinen, tüm yurttaşları kapsayan sağlık sigortasıyla yaşadığı bunalımı atlatmaya, toplumsal yapısını güçlendirmeye, iç sorunlarını çözmeye, istihdamı artırmaya çabalıyor.

GÜÇ DENGESİ DEĞİŞİYOR

Başvekilin “bizi alın” dediği ŞİÖ’nün bugün olmasa bile, orta vadede elinde toplayacağı kuvvet, ABD’nin savunma ve güvenlik konularındaki bütçe kısıtları ve yaptığı indirimler de dikkate alınırsa, daha da önem kazanıyor. ŞİÖ’nün silahlı gücünün, sayıca NATO’yu geçmesi muhtemel. Yeraltı, yerüstü zenginlikleri, yetişmiş insan gücü, bilim- teknoloji altyapısı, pazarının büyüklüğü, toplam nüfusu göz önünde tutulursa, hem savunma ve güvenlikte, hem de ekonomide, özellikle Çin sayesinde, iddiasını artırıyor. ŞİÖ; İran, Irak ve Suriye’de mevcut rejimleri destekliyor. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, İsrail’in güvenlik endişeleri ve bölgeye dönük ilgisi, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’la yakınlaşması, Lübnan üzerinde etkili olma çabası düşünüldüğünde, büyük resim daha net görülüyor. Bizimkiler de, “AB içinde İngiltere’den sonra ABD’nin ikinci büyük Truva Atı olamadık, bari ŞİÖ içinde ABD’nin Truva Atı olalım” diye düşünüyorlar. Çok zor…

Suriye’de başarısızlık müseccel, Cenevre sonrasında Türkiye daha da yalnızlaştı. Siyasal istikrar yok. Dolar yükseliyor. Politik, ekonomik, diplomatik açıdan durum kötüye gidiyor. Kuzey Irak’taki Kürt bölgesel yönetimiyle (Barzanistan) ilişkiler, resmi çerçevede doğrudan ikili ilişkilere oturtuldu. Ona devlet muamelesi yapıldı. Bu tutum, açılımın gereğiydi aynı zamanda. Sonuçta, Türkiye’nin bütünlüğü daha çok tartışılır oldu. Terör örgütünün eli güçlendi, morali yükseldi, manevra sahası genişledi. Türkiye, federal Irak’a razı olduğunu, dahası Kuzey Irak’ın bağımsızlığını desteklediğini Barzani’ye gösterdiği muhabbetle öyle abartılı ortaya koydu ki, projenin fikir babası olan ABD bile, Türkiye’yi daha dikkatli olması yönünde uyardı. Çünkü Türkiye’nin bu tavrının, Irak hükümetini, başta İran olmak üzere, Suriye, Rusya ve Çin’le daha da yakınlaştırdığını gördü. ABD’nin kıdemli istihbaratçılarından Henri Barkey, Türkiye’nin Irak’tan sonra Suriye’de de Kürt özerk bölgesine alışması gerektiğini söylerken, Türkiye’de akıl hocalığı yaptığı hükümet, Suriye’de batağa saplanınca, ağız değiştirdi.

Neticede, ABD projesini destekleyen Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarında Kürt özerk bölgeleriyle komşu oldu. ABD ise sonraki aşamada bölgedeki 4 ülkede yaşayan Kürtlerin tek çatı altında birleşmesini, Kürt koridorunun Akdeniz’e açılmasını arzuluyor. Ama gücü yetmiyor. İran, Suriye, Irak, Rusya ve Çin’in desteğiyle direniyorlar. Türkiye ise proje kapsamında Karadeniz’de de ateşle oynuyor. Montrö’nün delinmesine göz yumuyor. Boğazların uluslararası komisyon tarafından yönetilmesi, Lozan’ın bazı maddelerinin değiştirilmesi, Fırat ve Dicle gibi sınıraşan suların uluslararası komisyon tarafından denetlenmesi gibi taleplerin önümüze geleceği günler yakındır. Kıbrıs, Ege, Ermeni açılımı, terör açılımı, malum davalar vb. bu taleplerin öncü adımlarıydı.

Ana fikir: Emperyalizmin paket programında, çoktan seçmeli şıklar olmaz. Ya hepsine toptan direnir ya da E şıkkını (Hepsi) işaretlersiniz.

Barış Doster

Odatv.com

AK PARTİ DOSYASI /// UĞUR DÜNDAR : Erdoğan asla yalan söylemez !

Al­man­ya­’ya ha­re­ke­tin­den ön­ce Ata­türk Ha­va­li­ma­nı­’n­da bir ba­sın top­lan­tı­sı dü­zen­le­yen Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a, Za­man ga­ze­te­si mu­ha­bi­ri 17 Ara­lı­k’ta­ki rüş­vet ve yol­suz­luk ope­ras­yo­nun­dan ay­lar ön­ce, Mil­li İs­tih­ba­rat Teş­ki­la­tı­’nın (MİT) Rı­za Sar­raf hak­kın­da ken­di­si­ne sun­du­ğu “u­ya­rı­” ra­po­ru­nu so­ru­yor.

Baş­ba­kan mu­ha­bi­re kı­zıp azar­lı­yor:

“…Pa­ra­lel ya­pı­nın tem­sil­ci­le­ri du­ru­mu­na dü­şü­yor­su­nuz. Mİ­T’­in ra­po­ru­nu bi­le­cek ka­dar pa­ra­lel ça­lı­şı­yor­su­nuz. (…) Mİ­T’­in bu tür bel­ge­le­ri na­sıl ele ge­çi­ri­li­yor? MİT sü­rek­li giz­li­lik kay­dıy­la ça­lı­şır. Bu, ül­ke­yi sev­mek de­ğil­dir. Bu­ra­sı çok teh­li­ke­li. Bu, va­ta­na hiz­met de­ğil, iha­net­tir. İS­Mİ GE­ÇEN ZAT İLE İL­Gİ­Lİ, BA­NA BU­GÜ­NE KA­DAR HİÇ­BİR SUÇ DU­YU­RU­SU GEL­ME­MİŞ­TİR!..”

Baş­ba­ka­n’­ın “za­t” de­di­ği ki­şi, ha­len ka­ra pa­ra ak­la­mak, al­tın ka­çak­çı­lı­ğı yap­mak ve rüş­vet ver­mek suç­la­ma­sıy­la tu­tuk­lu bu­lu­nan İran asıl­lı T.C. va­tan­da­şı Rı­za Sar­raf!..

Baş­ba­kan, ek­ran­lar­dan ken­di­si­ni iz­le­yen mil­yon­lar­ca TV se­yir­ci­si­nin gö­zü­nün içi­ne ba­ka ba­ka “Ba­na Rı­za Sar­raf hak­kın­da hiç­bir suç du­yu­ru­su gel­me­di!” di­yor.

Böy­le­ce bir kez da­ha hal­kı­na ger­çe­ği söy­le­mi­yor!

Doğ­ru ko­nuş­mu­yor!..

* * *

Oy­sa Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a Rı­za Sar­ra­f’­la il­gi­li ola­rak suç du­yu­ru­su gel­di.

Hem de MİT ra­po­run­dan ay­lar ön­ce…

Ş.D. isim­li ki­şi, Rı­za Sar­ra­f’­ın kur­ye­le­ri adı­na kur­du­ğu pa­ra­van fir­ma­lar üze­rin­den 87 mil­yar Do­lar ve Eu­ro­’luk ka­ra pa­ra ak­la­dı­ğı­nı dev­le­te ih­bar et­ti.

Cum­hur­baş­kan­lı­ğı (Dev­let De­net­le­me Ku­ru­lu), Baş­ba­kan­lık, Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı­’nın MA­SAK (Ma­li Suç­la­rı Araş­tır­ma Ku­ru­lu) baş­ta ol­mak üze­re il­gi­li bi­rim­le­ri­ne, ay­rın­tı­lı bil­gi içe­ren bir mek­tup gön­der­di.

11 Ara­lık 2012 ta­rih­li bu ih­bar mek­tu­bu­na, Sar­ra­f’­ın, ada­mı Adem Gel­ge­ç’­i (tu­tuk­lu) kul­la­na­rak fa­ali­ye­te ge­çir­di­ği pa­ra­van fir­ma­la­rın Ti­ca­ret Si­ci­li­’n­de­ki ka­yıt­la­rı­nı ve ka­ra pa­ra tra­fi­ği­ni bel­ge­le­yen ban­ka de­kont­la­rı­nı da ek­le­di.

* * *

Cum­hur­baş­kan­lı­ğı­’n­dan muh­bi­re ge­len ce­va­bi ya­zı­da, ko­nu­nun Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı­’na in­ti­kal et­ti­ril­di­ği bil­di­ril­di.

Ni­te­kim Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı, ağus­tos ayın­da, Rı­za Sar­ra­f’­la il­gi­li bir so­ruş­tur­ma baş­lat­tı.

Pe­ki ya Baş­ba­kan­lık?

Baş­ba­kan­lı­k’­tan ise ses se­da çık­ma­dı!

* * *

Özet­ler­sek,

Rı­za Sar­ra­f’ın ka­ran­lık iş­le­riy­le il­gi­li suç du­yu­ru­su, 17 Ara­lı­k’­ta­ki rüş­vet ve yol­suz­luk ope­ras­yo­nun­dan yak­la­şık 1 yıl ön­ce, bel­ge­le­riy­le Baş­ba­kan­lı­k’­a ya­pıl­dı.

Muh­bir da­ha son­ra çe­şit­li ga­ze­te­le­re ve te­le­viz­yon­la­ra ko­nuş­tu.

Bel­ge­le­ri Halk TV’­de­ki Halk Are­na­sı­’n­da ilk kez ben ek­ra­na ge­tir­dim, er­te­si gün de SÖZ­CÜ­’de ya­yın­la­dık.

Kı­sa­ca­sı olay­dan, bı­ra­kın Baş­ba­kan­lı­k’­ı, ne­re­dey­se ha­va­da uçan kuş­la­rın bi­le ha­be­ri ol­du!..

* * *

Baş­ba­kan şim­di kalk­mış “Bu zat hak­kın­da ba­na bu­gü­ne ka­dar suç du­yu­ru­su ya­pıl­ma­dı!” di­yor.

Bu ka­da­rı­na da pes doğ­ru­su!

“Ya­lan söy­le­yen­den Baş­ba­kan ol­ma­z” di­yen ken­di­si de­ğil miy­di?

YABANCI BASIN : Erdoğan Türk Diasporasını Hedefliyor

ei-cf783_gerdog_g_20140203181405.jpg?itok=ECBLNxuW

Alman parlamentosunun vekillerinden biri ve muhalif parti Yeşiller’in dış politika uzmanı olan Omid Nouripour “herşeyden önce Erdoğan Almanya’da kampanya yürütüyor ki bu küresel dünyada meşrudur” diyor. Erdoğan’ın dışarıdaki destek arayışı kendisi ve hükümetteki İslam kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi için zor olan bir zamana denk geliyor. AK Parti Türkiye’nin iktisadi ve diplomatik gücünü iktidarda oldukları 10 yıldan fazla zaman boyunca hızlı bir şekilde genişletilmesini sağlamıştı.

Başbakan Aralık ayında bir kabine değişikliğini tetikleyen ve geçen ay Merkez Bankası’nın agresif bir şekilde faiz oranlarını yükseltmesine neden olan finansal piyasalardaki bir düşüşü şiddetlendiren bir yolsuzluk soruşturması ile darbe aldı. AKP hala %45 düzeyinde –neredeyse ana muhalefet partisinin iki katı seviyesinde- geniş bir desteğe sahip olmasına rağmen Erdoğan seçim sürecinin başlamak üzere olduğu bir dönem öncesi muhafazakar kamptaki elinin zayıfladığını görüyor. Devamı…

Çeviren: Süreç Analiz

(WSJ, Erdogan Targets Turkish Diaspora During German Trip, 3 Şubat 2014)

MEDYA DOSYASI : O gazeteci Erdoğan’ın karşısına geçti ve.

Ergenekon davasında 10 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan ve hakkında yakalama kararı çıkartılan Ulusal Kanal eski Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan Almanya’da bir yandan sürgün hayatını yaşarken diğer yandan gazetecilik…

Ergenekon davasında 10 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan ve hakkında yakalama kararı çıkartılan Ulusal Kanal eski Genel Yayın YönetmeniAdnan Türkkan Almanya’da bir yandan sürgün hayatını yaşarken diğer yandan gazetecilik mesleğine devam ediyor.

“Ergenekon davasının savcısıyım” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Başbakan’ı Angela Merkel ile yaptığı basın toplantısında sürgündeki gazeteci Adnan Türkkan’la yüz yüze geldi.

Erdoğan’ın, Merkel ile yaptığı basın toplantısından önce sosyal medya hesabı Twitter’dan göndermede bulunan Türkkan, “Komplo davadan 10,5 yil hapis cezasi alsanız ve o davanın savcısıyım diyen başbakanla yüze gelseniz ne sorardınız?” dedi.

İşte o tweet:

Erdoğan toplantıda tutuklu gazetecilerle ilgili gelen sorulara şöyle yanıt verdi:

“Yani başbakanına her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Ailesine her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Şu anda en çok içerde dediğiniz Türkiye’de, normal basın mensubu parmak sayılarını geçmez. Diğerleri, büyük bir çoğunluğu terör örgütleriyle, ya silah yakalatmıştır, ya eylem hareketindedir. Bunlar hep sizlere dezenformasyonla aktarılan bilgilerdir. Geçen işte Brüksel’de rakamlarıyla hepsini açıkladım. Normal sarı basın kartı olanların sayısı 5 veya 10 sayısında. Yani AB ülkelerinde, gerçek manada basın mensuplarının çok çok üstünde şu anda tutuklu olduğunu biliyoruz. Bu noktalarda kaynağından incelersek çok daha isabetli olur diye düşünüyorum.”

Adnan Türkkan, toplantının ardından, Erdoğan’a tepki gösterildiğini şu mesajlarıyla takipçilerine duyurdu:

Odatv.com

YOLSUZLUK DOSYASI /// Tayyip Erdoğan : İsmi geçen zatla (Zerrap) ilgili bana suç duyurusu gelmedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında tutuklu bulunan Reza Zerrap’la ilgili bugüne kadar kendisine herhangi bir suç duyurusunun gelmediğini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında tutuklu bulunan Reza Zerrap’la ilgili bugüne kadar kendisine herhangi bir suç duyurusunun gelmediğini söyledi.

Almanya’ya hareketinden önce Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenleyen Başbakan Erdoğan, basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “17 Aralık’ta başlatılan operasyondan 8 ay önce MİT tarafından size bir rapor sunulduğu medyaya yansıdı. Şu an tutuklu bulunan Reza Zerrap’ın söz konusu operasyonda ismi geçen bakanlarla ilişkide olduğu, MİT’in de bu yönde sizi uyardığı, ‘bu iş ortaya çıkarsa hükümet aleyhinde kullanılabilir’ dediği yönünde bir rapor yansıdı. Böyle bir rapor size sunuldu mu?” sorusu üzerine Erdoğan, MİT’in uyarı yapmadığını, tespit yaptığını söyledi.

Başbakan’ın, “MİT’in bu tür raporlarına nüfus edecek kadar paralel yapının temsilcisi konumuna düşüyorsunuz. Anlatabiliyor muyum?” sözüne gazeteci, “Taraf’ta yayınlandı efendim.” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Erdoğan şöyle konuştu: “Müşterek çalışıyorsunuz da onun için. Bu kadar açık net her şey ortada. MİT’in raporunu bilecek kadar, ona nüfus edecek kadar müşterek çalışıyorsunuz, söylemediği söylettiriyorsunuz. Başkasına da bunu yaptırıyorsunuz. Tabi sen değil, patronlarınız bu şekilde de bu işlere nüfuz etme yoluna gidiyorsunuz. MİT’in bu belgelerine nasıl nüfuz ediyorlar acaba? Bunlar nasıl ele geçiriliyor? MİT sürekli gizlilik kaydıyla çalışır. Bu gizlilik kaydıyla çalıştığı halde bu nasıl sizlerin veya onların eline geçiyor? Burası çok tehlikeli. Bu ülkeyi sevmek değildir. Bu vatana hizmet değildir. Ve bu şahsın kendiyle ilgili bizim hukukumuzda bir insan için suç sabit olmadıkça o insanı suçlu olarak telakki edemezsiniz. Eğer suç sabit olmuşsa o zaman ona suçlu diyebilirsiniz. Bunun bizim dinimizde de zerre kadar yeri yoktur. Bizim inancımızda yeri yoktur. Bir defa bunları iyi değerlendirmek lazım. İsmi geçen zatla ilgili bana bugüne kadar herhangi bir suç duyurusu da gelmemiştir. Dolayısıyla patronların da duymuştur zaten.”

BAŞBAKANLIK TEFTİŞ KURULU RAPORU

NTV muhabirinin, “Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuyla ilgili ayrıntılar medyada yer aldı. Ofisinize konulan böcekle ilgili başbakanlık koruma ekibinden alt düzeyde bir yöneticinin yerleştirdiğine inanılıyor şeklinde bir ibare var. Ayrıntıları öğrenebilir miyiz?” sorusuna Erdoğan, “Sevgili kardeşim! sen ayrıntıları öğrenmişsin. Ben bu ayrıntıları bilmiyorum. Beni de bilgilendirirsen çok mutlu olurum. Başbakanlık Teftiş Kurulu gizlilik, çok gizlilik kaydıyla Ankara Başsavcılığı’na bunu gönderiyor. Bundan sizin haberiniz oluyor. Paralel devlet, paralel yapılanma bu, anlatabiliyor muyum? Bu ülkede hala paralel devlet yok diyen başını iki elinin arasına alsın da düşünsün. Buna paralel devlet mi dersiniz, paralel yapı mı dersiniz. Çok gizlilik kaydıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu Ankara Başsavcılığı’na aylardır hazırladığı dosyadan en ufak bir şey çıkmıyor bu şimdi ortaya çıkıyor. Bun nasıl bir şey. Benim haberim yok sizin haberiniz var. Hadi açıkla…” ifadelerini kullandı. Muhabir de bunun üzerine, “Hürriyet gazetesinde okudum.” diye konuştu

http://www.haberyurdum.com/erdogan-ismi-gecen-zatla-zerrap-ilgili-bana-suc-duyurusu-gelmedi-347126h.html#ixzz2sINTvEPK

/// TAYYİP ERDOĞAN GÖZÜYLE KİM KİMDİR ? /// OKUYUN VE OKUTUN ///

31+01+2014+-+1

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: