Etiket arşivi: Terör

TERÖR /// VİDEO : APO PİÇİNİN İMRALI’DAKİ SORGU GÖRÜNTÜLERİ

VİDEO LİNK :

Reklamlar

TERÖR /// CHP’li Sezgin Tanrıkulu : ”İŞİD TÜRKİYE’YE Mİ SALDIRACAK ?”

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Başbakan’ın cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi sundu.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, verdiği soru önergesinde "Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiasını’ sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, ‘Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiası doğru mudur?" diye sordu. CHP’li Tanrıkulu tarafından önergede şu sorulara yer verildi; "Türk İstihbarat Birimlerinin, El Kaide Kolu Irak Şam İslam Devleti İŞİD’in 20 kişilik bir intihar bombacı timinin, Ankara, İstanbul ve Hatay’da bombalı intihar saldırısı yapacağı bilgisine ulaştığı iddiası doğru mudur?

2-El Kaide Kolu İŞİD İntihar Timi Türkiye’ye nasıl ve kimlerin yardımıyla gelmiştir?

3-El Kaide Kolu İŞİD İntihar Timinin yakalanması için başlatılan çalışmalarda gelinen son durum nedir?

4-Suriye’deki iç savaşın taraflarından El Kaide Kolu İŞİD Örgütünün Türkiye’ye 7 bomba yüklü araç sokma hazırlığı yaptığı ve 2 aracı Kasım 2013’te Türkiye’ye sokmayı başardığı iddiası doğru mudur?

5-İddia doğru ise, bomba yüklü 2 aracın izine ulaşılmış mıdır?

6-Ayrıca, İstanbul’dan yine Kasım ve Aralık 2013’te çalınan birbirine benzer kamyonet ve Panelvan tipi 25 aracın kopyalanmış plakalar takılarak Hatay’a götürüldükleri ancak izlerinin kaybedildiği iddiası doğru mudur?

7-İŞİD’in Suriye Rejimine ait bir mühimmat deposundan çaldığı 1200 kilogram TNT ile patlayıcı yapımında kullanılan amonyum sülfat maddelerinden imal ettiği patlayıcıları İstanbul’dan kaçırılan araçlara yüklediği istihbaratının da elde edildiği iddiası doğru mudur?

8-Çalınan 25 araç ele geçirilmiş midir?

-Bu araçların izine ulaşılmış mıdır?

-İŞİD’in Türkiye’de bomba yüklü araçlarla eylem yapacağı istihbaratı doğrultusunda alınan güvenlik önlemleri nelerdir?"

TERÖR : Bolu´da El-Kaide Kampı Yokmuş

İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Aviv Kochavi, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INNS) yıllık güvenlik konferansında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de El Kaide kampları olduğunu iddia etti…

İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Aviv Kochavi, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INNS) yıllık güvenlik konferansında yaptığı bir konuşmada Türkiye’de El Kaide kampları olduğunu iddia etti.

Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, General Aviv Kochavi, basın mensuplarına sunduğu bir haritayla bu kampların Karaman, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde bulunduğunu ve El Kaide’nin NATO üyesi olan Türkiye üzerinden Avrupa’ya daha kolay ulaşabileceğini vurguladı. Koçavi, "Suriye iç çatışmalarını bütün bölgeye yansıtıyor. Elimde gördüğünüz haritadaki kara noktalar bir grafik hatası değil, Avrupa’ya uzanan kısa yoldur" dedi. Türk Dışişleri Bakanlığı bu iddiaya anında yanıt vermedi, ancak Başbakan Tayyip Erdoğan El Kaide bağlantılı gruplara sığınak ya da destek sağladıkları iddialarını kabul etmedi.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun meclise sunduğu Bolu’da El-Kaide kampları var mı? soru önergesine cevabı İsrail vermiş oldu. Haritayla kampların yerini gösteren İsrail Askeri İstihbaratının raporu Bolu’da kamp olmadığının delilidir.

TERÖR /// CHP’li Sezgin Tanrıkulu : ‘Paris benzeri cinayetler işleneceğine ilişkin bir istihbarat var mı ?’

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cinayet zanlısı Ömer Güney’in MİT ile bağlantısını işaret eden ses kaydını Meclis gündemine taşıdı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Paris cinayetinde Ömer Güney muammasını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Tayyip Erdoğan‘a, "Benzer cinayetlerin işleneceğine dair Hükümetin edindiği herhangi bir istihbarat var mıdır?" diye sordu Tanrıkulu, "Ömer Güney’in MİT’le herhangi bir irtibatı olmuş mudur? Olmuşsa, bu ilişki ne zaman ve nerede başlamıştır?" dedi. Tanrıkulu’nn soru önregesi ve gerekçesi şöyle:

9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te öldürülen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katil zanlısı olarak yakalanan Ömer Güney’e ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı çeşitli internet sitelerinde yayınlanmıştır. Söz konusu ses kaydında Ömer Güney’in suikast planını MİT mensubu olduğu ileri sürülen kişilerle tartıştığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar sesin Ömer Güney’e ait olup olmadığı henüz netlik kazanmamışsa da, böylesi bir kaydın, mevcut koşullarda ortaya çıkması dikkat çekmektedir. Kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney, görüştüğü kişilerden silah temini için destek vaadi alıyor ve öldürülecek kişiler konusunda bir sıralama yapıyor.

– Söz konusu ses kaydındaki kişiler MİT mensubu mudur?

– Ömer Güney’in MİT’le herhangi bir irtibatı olmuş mudur? Olmuşsa, bu ilişki ne zaman ve nerede başlamıştır?

– Ömer Güney’in cinayetlerden önce Ankara’ya geldiği ortaya çıkmıştır. Güney, Ankara’da kimlerle görüşmüştür?

– Güney’le konuşan kişilerin MİT mensubu olup olmadığına dair herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? Başlatılmışsa, bu kişilerin söz konusu cinayetleri kimlerin talimatıyla organize ettiği ortaya çıkarılacak mıdır?

– Fransa’da devam etmekte olan cinayet davasında Türkiye, elindeki tüm bilgileri mahkemeye iletmiş midir? İletmemişse, bunun sebebi nedir?

– Benzer cinayetlerin işleneceğine dair Hükümetin edindiği herhangi bir istihbarat var mıdır?

TERÖR : Paris cinayeti ile PKK’da Öcalan egemenliği sağlandı

Ocak 2013’te Paris’te işlenen PKK’lı üç kadın cinayetini derinlemesine araştıran Kürt siyasetçi ve yazar Yaşar Karadoğan da yeni çıkan iddiaları önemsiyor.

Sakine Cansız ve iki arkadaşının öldürülmesi olayına dair çalışmalar yapan ve iz süren isimlerden biri eski Kürt siyasetçi ve gazeteci Yaşar Karadoğan. Londra’da yaşayan Karadoğan’a son gelişmeleri sorduk. Elde ettiği bilgileri ve analizlerini aktaran Karadoğan’a göre, cinayet devlet ile PKK’nın ortak eylemiydi.

-Sizce cinayetlerin arkasında kimler var?

Cinayetin ‘PKK ve devlet işbirliğiyle işlendiği’ yönünde bir kanı var Kürtler arasında. Cinayetten sonra KCK ve PKK tarafından yapılan ilk açıklamalarda ‘Türk Gladyosu’ işaret edildi. Daha sonra bu söylemler terk edildi. Öcalan ‘Cinayeti beni buraya getirenler işledi’ diyerek ABD, İsrail vs. ülkeleri gündeme getirdi, katliamla ilgili karartma faaliyetine bir çerçeve kazandırdı. Kardeşi Mehmet Öcalan vasıtasıyla Kürtleri sabırlı ve sakin olmaya çağırdıktan sonra ‘Bu sorunun büyük sorumluluğu Fransa’ya aittir’ dedi. Öcalan’ın bu açıklamasından önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Karabük’te yaptığı açıklamada; ‘Önümüzdeki günlerde korkum Almanya’da da buna benzer birtakım olaylarla karşılaşılabilir’ dedi. Türkiye basını bunun izini sürmedi nedense.

-Başka ne gibi ayrıntılar vardı?

Kürtlerin sabrı sınandı. Öcalan’ın PKK’ya ne kadar hâkim olduğu merak ediliyordu ve cenazelerin olaysız kaldırılmasıyla bunun cevabı alındı. Bu cinayetlerden önce Yücel Halis gibi pek de PKK çizgisine uygun olmayan, PKK’nın orta kademe yöneticilerine nokta operasyonlar yapıldı. PKK bunları sessizce, bir iki paragraflık açıklamalarla geçiştirdi. Bu cinayetle PKK içinde, Öcalan’ın egemenliği sağlandı. Ayrıca devletin ‘Öcalan’ın güç biriktirmesi için’ nasıl dört koldan çalıştığı ibretle görüldü. Muhtemelen bu cinayetlerle PKK çevresinde kümelenmiş bir kısım Kürt Alevi’ye de mesaj verildi.

-Niye Sakine Cansız?

Sakine Cansız 12 Eylül’de Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ndeki vahşetten ayakta kalarak kurtulmuştu. Daha sonra Bekaa’da Öcalan tarafından uygulamaya alındı. Cansız gibi ‘önder’ konumunda olanlar ‘özeleştirilerini’ vererek Öcalan’a biat ettiklerini Serxwebun gazetesinden duyurdu. Cansız daha sonra PKK kitlesi karşısında Öcalan’ın ağır hakaret ve suçlamalarına maruz kalıyor. Cansız hiçleştirildikten sonra Almanya’ya geliyor, orada siyasi iltica başvurusu kabul edilmiyor. Ama belli ki Cansız’ın seçilmesinin çeşitli sebepleri var. Öcalan için tehdit oluşturabileceğinden hareket edilmiş olabilir. Nitekim katliam sonrasında Öcalan’ın egemenliğinin ulaştığı seviyeye bakıldığında bu daha iyi görülüyor.

-Başka sebepler yok mu?

Sakine Cansız iddia edildiği üzere Aralık 2012’de MİT ile görüştü mü? Cansız’da Öcalan ile yapılan istişareler hakkında herhangi bir mektup var mıydı? Ortadaki bilgi ve delil karartması dikkate alındığında PKK işbirliğiyle yapılmış bir operasyon olduğu kanısı oluşuyor. PKK her zaman olduğu gibi bu katliamı da siyasete ve ticarete tahvil etmekte bayağı başarılı oldu. Basında yayımlanan MİT belgesi ve katil zanlısı Ömer Güney’in Türkiye’ye gidiş gelişleri nedeniyle Türkiye’nin açıklama yapması gerekiyor. Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde açıklamaları yayımlanan ve Devrimci Karargâh davasında MİT ajanı olduğu anlaşılan Murat Şahin, Ömer Güney’in resmini Ankara’da kendisine, birim sorumlusu ‘Teyze’ kod adlı MİT sorumlusu tarafından gösterildiğini iddia etti. Katliamdan bir yıl sonra PKK haber ajansı ANF, Ömer Güney ile iki MİT görevlisine ait ses kayıtlarını açıkladı.

-PKK bu işin neresinde?

PKK’nın cevaplamak zorunda olduğu sorular daha fazla. Türkiye basını Ömer Güney’in İstanbul ve Ankara’ya yaptığı yolculuklarda PKK’lılarla buluştuğunu da yazdı. Ama PKK’dan bu konuda da bir yalanlama gelmedi. Murat Karayılan, Ömer Güney ile ilgilerinin olmadığını öne sürdü. Daha da önemlisi şu: Güney PKK’ya nasıl sızdı? Kimlerin referansı ile geldi? Kendisi ile birlikte gözaltına alınan Muşlu Y.A.nın belirttiğine göre Güney, Kasım 2011’de Villiers –le-Bel PKK dernek üyesi oluyor. Katliamdan 1,5 ay önce ise Y.A.nın kaldığı eve taşınıyor. L’Express Gazetesi’nde yayımlanan haberde Ömer Güney’in katliamdan bir gece evvel PKK derneğinde üye listesini fotoğrafladığı ifade edildi. Kendisinde derneğin yedek anahtarları olduğu yazıldı. Ömer Güney’in Sakine Cansız’dan sorumlu olduğu anlaşılıyor. Sadece Cansız’a değil, PKK’ya da çok yakın. Güney gibi üç hilalli yüzük takan biri PKK derneğinde nasıl böyle itibarlı olabiliyor?

-Bu normal mi?

Sakine Cansız’ın kardeşi Metin Cansız 9 Ocak 2014’te Hürriyet’e çok daha vahim bilgiler veriyor: Sakine son zamanlarda çevresine korktuğunu söylüyor. 2011’de PKK Gençlik Konferansı Hollanda’da yapıldı. Leyla Şaylemez, Güney ile bu konferansa katılıyor. Burada tutuklanıp serbest bırakılıyorlar. Biz Güney’in, ‘PKK-Abdullah Öcalan benim düşmanım’ dediğini de biliyoruz. Metin Cansız’ın bildiklerini herhâlde PKK da biliyordur ama Güney hakkında bir önlem almıyor. Metin Cansız da ‘PKK ve Apo düşmanı’ olduğunu Hollanda polisine beyan eden Güney konusunda ablasını uyarmıyor. Cinayet sonrası Facebook üzerinden Metin Cansız’a bazı sorular sordum. Bunlardan biri, ablasının kaybolan bir ajandası veya çantası olup olmadığıydı. Metin bana cevap vermedi ama Hürriyet’e ‘Çantası yok. Pasaport, kimlik olan çanta da yok. Silah da yok.’ demiş.

-Fransa çok rahat sanki…

Katliamdan birkaç ay sonra Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner ile Londra’da bir konferansta konuştum. O katliamın Fransa ile bir ilgisi olmadığını, aşırıların (Ülkücüler) işi olabileceğini iddia ediyordu. PKK basınında yayımlanan ses kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Ömer Güney sadece Sakine Cansız’ın yakınında değil, PKK’nın tüm üst düzey görevlilerine yakın birisi. Onun iddiasına göre Nedim Seven ormanda ihtiyacını giderirken arkasında bulunuyor, istediği an onu öldürebilir. Güney’e avukat olarak tanınan Anne Sophie Laguens de ilginç bir isim. Böyle bir dava için fazla tecrübesiz. KCK önce ‘Türk Gladyosu’ dedi, sonra bu söylemini değiştirdi. Mustafa Karasu da ‘Fransa katliamı kimin yaptığını biliyor’ dedi ama katliamın PKK boyutuna ilişkin bir şey söylemedi.

-Eğer Türkiye’nin herhangi bir biriminin bu katliamda rolü yoksa kimler niçin bu katliamı yaptı?

Hükümet ve Başbakan vs. ‘çözüm sürecine karşı olanlar, Türkiye’nin bölgesel güç olmasına karşı çıkanlar’ izahatı getiriyor. Ahmet Türk ve PKK çevresinin verdiği cevap da daha sonra üç aşağı beş yukarı bu noktaya geldi. Katliamların ilişkilendirildiği nokta ‘çözüm süreci’. Fransa-Türkiye arasındaki bir bilek güreşinde bu 3 kadının hedef seçilmiş olabileceğine ilişkin bir zihin egzersizi yok. PKK’nın Avrupa yöneticilerine bir mesaj verilmiş olabilir mi? Bu da sorgulanmıyor.

-Ortaya çıkan belge ve ses kayıtlarının anlamı var mı?

Ortadaki deliller ve olguları değerlendirdiğimde bu katliamın Öcalan’ın egemenliğinin baki kılınması ve PKK yöneticilerine mesaj vermek için derin devlet ve PKK tarafından planlanan ortak bir operasyon olduğunu düşünüyorum.

TERÖR : Paris’in ortasında ‘Lili Marleen’ cinayeti

Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesine dair ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor. Son iddia infazın ortak yapım olduğu yönünde. Operasyonun kod adı ise ‘Lili Marleen’miş.

PKK’lı Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in Paris’te öldürülmesiyle ilgili ilginç iddialar gündeme geliyor. Geçen hafta cinayetin sorumlusu olarak tutuklu bulunan Ömer Güney’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı yayımlandı. Güney, kayıtta iki kişi ile konuşuyor ve cinayet öncesini anlatıyor. Gizemli sesler ise Ömer’e taktik ve emir veriyor. Bir MİT belgesi olduğu iddia edilen metin ortaya çıkmıştı. Belgede Güney’e MİT tarafından PKK kurucularından Sakine Cansız’a suikast düzenlemesi için 6 bin avro verildiği ileri sürülüyor. Belgede MİT Daire Başkanı ile üç yetkilinin imzası bulunuyor. ‘GİZLİ’ ibareli ‘arz notu’ başlıklı belge 18.11.2012 tarihini taşıyor. Bu tarih, Güney’in cinayetten sonraki Türkiye ziyareti ile çakışıyor. Her iki iddia MİT ve Adalet Bakanlığı tarafından yalanlandı. BDP ise Meclis’e soru önergesi vermekle yetindi.

Aslında cinayetlere dair ilginç bulgular ve ayrıntılar mevcut. Ancak Ömer Güney’in tek suçlu olarak yakalanmış olması bütün bağlantıları rafa kaldırdı. Ses kaydının Güney’e ait olduğunu BDP yetkilileri de teyit ediyor. Kayıtta konuşan iki şahsın ise MİT görevlileri U.K. ve O.Y. olduğu ileri sürülüyor. İki MİT mensubunun, görev bölgesi Avrupa, ilgilendikleri alan ise PKK. Bu kişilerin ismi KCK-MİT bağlantılı operasyonda da geçmişti. Hatta O.Y. dinlemelere takılmış ve örgüt elemanı diye Atatürk Havaalanı’nda yakalanmıştı. O.Y. sorgulanmak üzere Emniyet’e götürülürken, MİT mensubu olduğunu söylüyor, ardından savcı tarafından serbest bırakılıyor. İki MİT mensubunun faaliyetleri bununla bitmiyor. İddialara göre, U.K. ve O.Y. 2010 yılında PKK’nın Avrupa’daki durumuna dair raporlar hazırlayıp merkeze sundu. Raporlar örgütün yapılanması, faaliyetleri ve bağlantıları hakkında bilgiler içeriyordu. Örgütün Avrupa’daki önemli isimlerinin listesi ve son durumlarına dair kişisel bilgilere de yer verildi. Raporda 30 kişinin adı geçiyor.

Bunun için hazırlanan planın kod adı da ‘Lili Marleen’. II. Dünya Savaşı’nda ünlenen Alman şarkısının adı, bir operasyon kodu olarak seçilmişti. Şarkının gerçek isminin ‘Lambanın altındaki kız’ olması, operasyonun hedefinin bir kadın olma ihtimalini akla getiriyor. Ekibin Eylül 2011’de hazırladığı raporda da ‘Bazı örgüt yöneticilerinin yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi olumlu etki sağlar’ deniyor. Aynı dönemlerde Murat Karayılan’ın İran tarafından yakalandığı konusu MİT tarafından merkeze rapor edilmişti. Fakat daha sonra ‘yanlış bilgi’ diye düzeltme gereği duyuldu. Bu sırada medyaya pek yansımayan diğer bir iddia Adem Uzun’un Avrupa’dan Türkiye getirileceği yönündeydi. Hatta daha sonra buna Rıza Altun eklense de yakalanan veya Türkiye’ye getirilen olmadı. Bu listede Sakine Cansız adı 19’uncu sırada yer alıyordu.

PKK da aynı dönemlerde Cansız için iyi şeyler düşünmüyor. Cansız daha çok PKK’da Rıza Altun ve Mustafa Karasu eliyle ötekileştirilip etkisizleştirilmek isteniyordu. Çünkü Cansız, Altun’un örgüte yakışmadığını, paraları şahsi çıkarları için harcadığını sürekli dile getiren biriydi. Hatta Altun’un davaya ihanet ettiği, yargılanıp ceza alması gerektiği fikrini savunuyordu. Cansız benzer eleştirileri Mustafa Karasu için de yapıyordu. Onun, bazı açıklamalarının yersiz olduğunu, örgüte kayıplar getireceğini söylüyordu. Bu kişileri ajan olmakla suçlayan Cansız ikilinin Ergenekon ile bağlantılı olduğunu söylüyordu. Karasu’nun Diyarbakır Cezaevi döneminde arkadaşlarına ihanet etiğini ve derinlerle çalıştığını da belirtiyordu.

Ergenekon süreciyle bu konuları sık dile getirmeye başlayan Sakine Cansız’a ilk tepki 2010’da Karasu’dan geldi. Karasu, Cansız’ın hezeyanlar içinde olduğunu söylüyordu. Cansız’ın Oslo sürecine katılmaması için devreye girmişti. Onun yerine kadın olarak Nuriye Kesbir katılmıştı. Karasu, Cansız’a Ekim 2012’de sert ve tehdit dolu bir mesaj gönderdi: “Çok konuşmasın, işini yapsın. Yoksa Ahmet Kaya’nın yanında kendine güzel bir yer belirlesin. Devrim şehidimiz olur. Biz onun için Lili Türküsünü söyleriz. Sakine Yoldaş…” MİT’in ‘Lili Marleen’ kodu ile Mustafa Karasu’nun ‘Lili Türküsü’ bir rastlantı mı yoksa bilinçli bir tercih mi? Bu sorunun cevabını vermek zor.

İddiaya göre, Sakine Cansız, Oslo görüşmelerinin perde arkasını kendi çabalarıyla öğrenmişti. Dolayısıyla Cansız örgüt için bir tehdit oluşturabilirdi. Zaten, onunla irtibatlı olan Dewran isimli bir şahsın cinayette kapıları açan kişi olabileceği üzerinde duruluyor. Lakin Dewran’ın İranlı olması dışında kimliği ile ilgili ayrıntılar pek bilinmiyor. Dewran, Mustafa Karasu tarafından Avrupa’ya gönderilmiş ve burada Rıza Altun’un referansıyla kalmıştı. Karasu ile sürekli irtibat hâlindeydi. Son buluşma Kasım 2012’de Kandil’de gerçekleşmişti.

TERÖR /// Mustafa Destici : PKK eskisinden daha çok güçlendi

BBP Genel Başkanı Destici, Türkiye’de olup bitenlerle ilgili BUGÜN’e konuştu. Yolsuzluk operasyonu sonrası emniyet ve yargıda yaşanan tasfiyelerle ilgili “Kurumlar arası çatışma, kuvvetler arası çatışmaya dönüştürülüyor” dedi.

“Paralel devlet” iddialarına ise “İktidar 11 yıl gökyüzünde uçurtma mı uçurdu" sorusuyla yanıt verdi.

*17 Ara­lı­k’­tan be­ri Tür­ki­ye­’de ya­şa­nan­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Ön­ce­lik­le yol­suz­luk dos­ya­sı ile ar­ka­sın­dan ge­len sü­reç bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­lı. Yol­suz­lu­ğa kar­şı he­pi­mi­zin ay­nı saf­ta dur­ma­sı ve hu­ku­kun önü­nün açıl­ma­sı ge­re­ki­yor. Gö­re­vi­ni ve ma­ka­mı­nı kö­tü­ye kul­lan­mak­la, yol­suz­luk id­di­asıy­la it­ham edi­len­ler, hu­kuk çer­çe­ve­sin­de ak­lan­ma fır­sa­tı­nı ve im­kâ­nı­nı so­nu­na ka­dar kul­lan­ma­lı. Dev­let için­de bir pa­ra­lel ya­pı id­di­ala­rı­na ge­lin­ce de, 11 yıl­lık ik­ti­da­ra “Dev­let için­de pa­ra­lel ya­pı­nın ku­rul­ma­sı­na ni­çin mü­sa­ade et­ti­ni­z” di­ye so­ru­yo­ruz. Tür­ki­ye­’de se­çil­miş hü­kü­me­ti aşan, onu ha­zır­lık­sız ya­ka­la­yan, dev­le­te hâ­kim ama her­han­gi bir si­ya­si so­rum­lu­lu­ğu bu­lun­ma­yan ve hiç­bir şe­kil­de şef­faf ol­ma­yan bir ha­re­ket mev­cut ise böy­le bir ha­re­ke­tin var­lı­ğın­dan ha­ber­siz olan ik­ti­dar 11 yıl gök­yü­zün­de uçurt­ma mı uçur­du? Dev­let için­de yan­lış ya­pan var­sa he­sa­bı yi­ne hu­kuk çer­çe­ve­sin­de so­ru­lur. İçin­de bu­lun­du­ğu­muz or­ta­ma bak­tı­ğı­mız­da Tür­ki­ye san­ki bir iç kao­sa sü­rük­len­me­ye, ül­ke­de bir gü­ven­lik ve ege­men­lik so­ru­nu or­ta­ya çı­ka­rıl­mak is­te­ni­yor. Ku­rum­la­ra­ra­sı ça­tış­ma, kuv­vet­le­r a­ra­sı ça­tış­ma­ya dö­nüş­tü­rü­lü­yor.

2 DÖ­NEM SI­NIR­LA­MA­SI

*HSYK Ya­sa Tek­li­fi ile il­gi­li tar­tış­ma­la­rı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Tür­ki­ye, pal­ya­tif çö­züm öne­ri­le­ri­ni de­ğil tam de­mok­ra­tik bir ana­ya­sa­yı gün­de­mi­ne al­ma­lı. Da­ha 3 yıl ön­ce re­fe­ran­dum­da HSYK de­ğiş­ti­ril­di, şim­di bu­nun yan­lış ol­du­ğu ifa­de edi­li­yor, ye­ni dü­zen­le­me de bir­kaç yıl son­ra yan­lış ola­bi­lir. Ön­ce ya­sa­ma ba­ğım­sız­lı­ğı sağ­lan­ma­lı. Bu­nun için de mil­let­ve­kil­le­ri­nin ter­cih sis­te­mi ile se­çil­me­si­ni, yüz­de 10 se­çim ba­ra­jı­nın kal­dı­rıl­ma­sı­nı, Ha­zi­ne yar­dı­mın­dan bü­tün par­ti­le­rin fay­da­lan­ma­sı­nı öne­ri­yo­ruz. Mil­let­ve­kil­le­ri­ne 3 dö­nem sı­nır­la­ma­sı­nı da doğ­ru bul­mu­yo­ruz. Bu­ra­da yü­rüt­me sı­nır­lan­dı­rıl­ma­lı. Baş­ba­kan ve ba­kan­lar 2 dö­nem gö­rev ya­pa­bil­me­li, baş­ba­kan ba­kan­la­rı dı­şa­rı­dan ata­ma­lı.

YARGI KÖMÜR İŞLETMESİ DEĞİL Kİ

*San­ki baş­kan­lık sis­te­mi­ni ta­rif edi­yor­su­nuz.

Par­la­men­ter sis­tem için­de de bu ya­pı­la­bi­lir. Böy­le bir ya­sa­ma olur­sa, bu ya­sa­ma­ya HSYK üye­le­ri­ni seç­ti­re­bi­lir­si­niz. Ba­ğım­sız ol­ma­yan ya­sa­ma­ya HSYK’­yı seç­tir­di­ği­niz­de ise par­ti­li HSYK üye­le­ri olur. Kö­mür iş­let­me­le­ri de­ğil ki yar­gı, is­te­di­ğin ka­dar kö­mür çı­kar­tıl­sın, elek­trik üre­til­sin. Bu sü­reç­ten çık­ma­nın yo­lu da­ha faz­la de­mok­ra­tik­leş­me.

*Si­zin hak­kı­nız­da da ba­zı id­di­alar gün­de­me ge­ti­ri­li­yor.

BBP’­nin er­dem­li ve omur­ga­lı du­ru­şu­nu yoz­laş­tır­mak ve iti­bar kay­bı­na uğ­rat­mak için yo­ğun ça­ba­lar sarf edi­yor­lar. Li­de­rim Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu, MÇP’­den ay­rıl­dı­ğın­da tüm psi­ko­lo­jik sa­vaş yön­tem­le­ri na­sıl in­saf­sız­ca kul­la­nıl­dıy­sa, şim­di de hay­si­yet yok­su­nu bi­ri­le­ri, bu yol ve yön­tem­le­ri ala­bil­di­ği­ne kul­la­nı­yor. Muh­sin Baş­kan, MÇP’­den ay­rı­lıp BBP’­yi kur­du­ğun­da ay­nı zih­ni­yet, “Muh­sin Baş­kan BBP’­yi ku­rar­ken Fet­hul­lah Gü­len ve hiz­met ha­re­ke­tin­den yük­lü mik­tar­da pa­ra al­dı­” di­ye if­ti­ra et­miş­ti. Şim­di de yol­suz­luk­lar kar­şı­sın­da hu­ku­kun iş­le­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­le­yen BBP yö­ne­ti­ci­le­ri­ne “Fet­hul­lah Gü­le­n’­den fon­lan­dı­la­r” di­ye­rek if­ti­ra edi­yor­lar. Akıl­la­rın­ca du­ru­şu­mu­zu bir yer­le­re an­ga­je ede­rek bi­zi is­ti­ka­me­ti­miz­den ayır­ma­ya ça­lı­şa­cak­lar. Bi­zim 29 Ocak 1993’ten be­ri ser­gi­le­di­ği­miz in­sa­ni, ima­ni, mil­li ve Muh­si­ni du­ruş ney­se 17 Ara­lık 2013’te ser­gi­le­di­ği­miz du­ruş da ay­nı.

KA­ZA SÜ­RE­CE MAL­ZE­ME EDİ­LE­Bİ­LİR

*Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu­’nun ha­ya­tı­nı kay­bet­ti­ği he­li­kop­ter ka­za­sı ile il­gi­li şüp­he­ler gi­de­ril­me­di, so­ruş­tur­ma han­gi aşa­ma­da?

Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda 3 yıldır soruşturuluyor. Henüz aydınlatılabilmiş değil, şüpheler derinleşmiş durumda. Muhsin Başkan ve arkadaşlarımızla ilgili kamuoyunda “öldürüldüler, suikasta uğradılar” algısını oluşturan 7-8 nokta var. Kayseri mahreçli “kurtuldu, geliyor” açıklamasının neden yapıldığı bilinmiyor. Helikopterin düştüğü yerin bildirilmesine rağmen orada arama yapılmaması, helikopterden bazı parçaların alınması, radar kayıtlarının belli olmaması. Bir devlet büyüğüne, yanlışlıkla jetlerin düşürdüğü bilgisinin verildiği iddiası. Bunlar soruşturma dosyasının içinde. Bir gizli tanık, olaydan 2-2,5 saat sonra iki askeri helikopter indiğini söylüyor. 3 farklı otopsi raporu var. Bunlar çözüldüğünde olayın aydınlatılabileceğini düşünüyorum. Zamanaşımı diye bir problem yok. Toplumda ne konuşulmuşsa, hangi iddialarda bulunulmuşsa, hatta insanların gördükleri rüyalar bile, her şey, öncesi, sonrası, başlangıcı, araması, kurtarması hepsi soruşturma dosyasının içinde var. Hiçbir süreci eksik bırakmadan, boşluk oluşmadan bu dosyayı takip ettik. Belli dönemlerde, bu dosya üzerinden kendi hesaplarını görmeye çalışanlar oldu, bugün yaşanan sürece de malzeme edilmeye kalkılabilir, bu hem bizi üzer hem de ahlaki olmaz.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hrant şiiri hafızalarımıza kazındı

*Hrant Dink sui­kas­tı­nın yıl­dö­nü­mü. O va­kit BBP bu sui­kast­la iliş­ki­len­di­ril­miş­ti.

Rah­met­li li­de­ri­miz Muh­sin Ya­zı­cı­oğ­lu ve par­ti­miz, bir fo­toğ­raf ka­re­sin­den yo­la çı­kı­la­rak çok bü­yük hak­sız­lı­ğa uğ­ra­dı. Ade­ta bir yar­gı­sız in­faz sü­re­ci yü­rü­tül­mek is­ten­miş­ti. Muh­sin Baş­ka­n’­ın Hrant Dink için yaz­dı­ğı şii­rin mıs­ra­la­rı bi­zim ha­fı­za­la­rı­mı­za ka­zın­mış­tır. “Kan sı­zı­yor Fı­ra­t’­ın de­lin­miş ta­ba­nın­dan top­ra­ğı­ma. Bağ­rın­da­ki bü­tün Meh­met­ler ağ­lı­yor. Oğ­lu­nun adı­nı Fa­tih ko­yan bü­tün Er­me­ni­ler­le bir­lik­te…” di­yor­du. Baş­kan, Müm­ta­z’­er Tür­kö­ne ile yap­tı­ğı rö­por­taj­da, “H­rant, bu top­rak­lar­da yüz­ler­ce yıl ege­men ol­muş kül­tü­rün bir ya­di­gâ­rı idi. Be­nim için bir ema­net­tir. Be­nim zim­me­tim­dey­di­” de­miş­ti, İs­lâm hu­ku­ku­na gö­re, Müs­lü­man­la­r’­ın, ay­nı top­rak üze­rin­de ya­şa­dı­ğı bir gay­ri­müs­li­min ca­nın­dan, ma­lın­dan ve na­mu­sun­dan so­rum­lu ol­du­ğu­nun al­tı­nı çiz­miş­ti. O gün ne­re­de dur­muş­sak bu­gün de ay­nı yer­de­yiz.

Uludere’de devlet kendi vatandaşından özür dilemeli

*Ulu­de­re ka­ra­rı­nın açık­lan­ma­sın­dan son­ra “sür­pri­z” bir açık­la­ma yap­tı­nız.

Be­nim Ulu­de­re ile il­gi­li söz­le­rim­den ba­zı çev­re­ler ra­hat­sız ol­du. Bu­ra­da bir yan­lış­lık var, bir ha­ta ya­pıl­mış. 34 in­san ha­ya­tı­nı kay­bet­miş, ai­le­le­ri ha­di­se­nin or­ta­ya çı­ka­rıl­ma­sı­nı, so­rum­lu­la­rın hu­kuk önün­de ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı­nı is­ti­yor. Te­rör­le mü­ca­de­le eder­ken ha­ta­lar ola­bi­lir. Yan­lış is­tih­ba­rat so­nu­cu bu iş ya­pıl­mış­sa dö­nüp ken­di hal­kı­nız­dan, ken­di va­tan­daşınızdan özür di­le­ye­cek­si­niz. Dev­let bir ha­ta yap­mış­sa özür di­le­ye­bil­me­li, bu­nu ken­di va­tan­daş­la­rın­dan esir­ge­me­me­li. Bu­ra­da bi­le­rek yan­lış bir is­tih­ba­rat­la, dev­let zo­ra so­kul­ma­ya, TSK açı­ğa dü­şü­rül­me­ye ve bu ara­da PKK’­ya psi­ko­lo­jik üs­tün­lük sağ­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış­sa so­rum­lu­la­rı­nın bu­lu­nup ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı la­zım.

VİCDANI OLAN ETKİLENİR

*Bir­den­bi­re BBP’­nin bir Ulu­de­re il­gi­si­nin or­ta­ya çık­ma­sı­nın da za­man­la­ma­sı ma­ni­dar de­ğil mi?

Ulu­de­re­’de ha­ya­tı­nı kay­be­den­le­rin ta­but­la­rı PKK bay­rak­la­rı­na sa­rıl­dı, öy­le olun­ca da top­lum on­la­rı PKK’­lı gör­dü ve sa­hip­len­me­di. Biz de ilk baş­ta öy­le dur­duk. Ai­le­le­rin PKK ile ara­la­rı­na me­sa­fe koy­ma­la­rı, hak ara­ma mü­ca­de­le­le­ri­ne on­la­rı ka­rış­tır­ma­ma­la­rı ge­re­ki­yor. Açık­ça­sı Ulu­de­re ye­ri­ne “Ro­bos­ki­” de­nil­me­si bi­le top­lu­mu so­ğu­tu­yor, bi­ze de so­ğuk ge­li­yor. Di­ğer yan­da da o an­ne­ler, ba­ba­lar bi­zim Müs­lü­man kar­deş­le­ri­miz. Acı­lı bir an­ne el­le­ri­ni gö­ğe açıp fer­yât edi­yor, bi­zim bun­dan et­ki­len­me­me­miz müm­kün de­ğil. Vic­da­nı olan her in­san bun­dan et­ki­le­nir. Ne bir ku­ru­mu ne de bir ki­şi­yi he­def alı­yo­rum. Ar­ka­sın­da ki­min ol­du­ğu­nu bil­mi­yo­rum, sa­de­ce “hiç­bir olay ka­ran­lık­ta kal­ma­sı­n” di­yo­rum.

PROVOKASYON UYARISI

*Bir pa­zar sa­ba­hı Ulu­de­re­’de 2 kö­ye ya­pı­lan şa­fak bas­kı­nıy­la il­gi­li ne dü­şü­nü­yor­su­nuz?

Geç­ti­ği­miz çar­şam­ba gü­nü Tür­ki­ye-Irak sı­nır hat­tın­da ya­pı­lan ça­lış­ma­lar se­be­biy­le bu köy­lü­le­rin için­de bu­lun­du­ğu bir grup ta­ra­fın­dan pro­tes­to gös­te­ri­si ya­pıl­mış­tı. Bu gös­te­ri­ler­de 1 ki­şi ağır ya­ra­lan­mış­tı. Bir is­tih­ba­rat bil­gi­si üze­ri­ne ope­ras­yo­nun dü­zen­len­miş ola­bi­le­ce­ği­ni tah­min edi­yo­rum. Gü­ven­lik güç­le­ri­nin ya­sal ve hu­ku­ki da­ya­nak­lar­la bu­nu ger­çek­leş­tir­di­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum.

*Bir pro­vo­kas­yon ol­du­ğu gö­rüş­le­ri­ne ka­tıl­mı­yor mu­su­nuz?

Bu­gün­kü ope­ras­yon­lar­la 28 Ara­lı­k’­ta ya­şa­nan Ulu­de­re ha­di­se­si­nin bağ­daş­tı­rıl­ma­sı­nı doğ­ru bul­mu­yo­rum. PKK bu olay­la 28 Ara­lı­k’­ı iliş­ki­len­di­re­rek pro­vo­ke et­me­ye ça­lı­şa­cak, ka­şı­ya­cak­tır. Yö­ne­ti­ci­ler dik­kat­li ol­ma­lı.

‘PKK eskisinden çok daha güçlü’

*Çö­züm sü­re­ci ile il­gi­li eleş­ti­ri­le­ri­niz ol­muş­tu.

Tür­ki­ye, PKK gi­bi bir ör­güt­le mü­ca­de­le eder­ken yap­ma­sı ge­re­ken­le­ri hiç yap­ma­dı, mü­ca­de­le edi­yor­muş gi­bi yap­tı. Bu mü­ca­de­le­de as­ker-si­vil iş­bir­li­ği­nin sağ­lan­ma­sı, is­tih­ba­rat ör­güt­le­ri­nin bir­lik­te ça­lış­ma­sı şart­tı. An­cak her dö­nem 3 is­tih­ba­rat ör­gü­tü de bir­bi­ri­ni açı­ğa dü­şür­dü. Fi­nans­man kay­nak­la­rıy­la mü­ca­de­le edil­me­di. Böl­ge hal­kı yan­lış po­li­ti­ka­lar­la PKK’­nın ku­ca­ğı­na itil­di. Böl­ge­nin, eko­no­mik ve eği­tim an­la­mın­da prob­lem­le­ri çö­zü­le­me­di. Bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­ler açı­sın­dan en çok hak­sız­lık bu böl­ge­de ya­şan­dı. Bun­lar ya­pıl­mış ol­say­dı Tür­ki­ye, 30 se­ne­de 30 ke­re PKK’­yı bi­ti­rir­di. Bir yıl için­de ka­rar­lı bir ta­vır­la hem dağ kad­ro­su hem de şe­hir­de­ki KCK ya­pı­sı dar­be ye­miş­ti. İm­dat­la­rı­na çö­züm sü­re­ci ye­tiş­ti.

AT KOŞ­TU­RU­YOR­LAR

*Çö­züm sü­re­ci PKK’­nın im­da­dı­na ye­tiş­ti der­ken ne­yi kas­te­di­yor­su­nuz?

Biz bu sü­re­cin pa­zar­lık sü­re­ci ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­ruz. Bu sü­reç te­rö­rü bi­tir­mez. PKK ne si­lah bı­ra­kır ne çe­ki­lir ne de ken­di­ni lağ­ve­der. Bu sü­reç­te, ör­güt ola­rak ya­ra­la­rı­nı sa­ra­cak, mi­li­tan ek­si­ği­ni ta­mam­la­ya­cak, lo­jis­tik ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­ya­cak. KCK’­lı­lar dı­şa­rı çı­ka­cak. Bü­tün bun­lar olur­ken de PKK meş­ru­la­şa­cak. Si­ya­si söz­cü­le­ri, dağ kad­ro­su, İm­ra­lı­’da­ki li­de­ri gün­dem için­de at koş­tu­ru­yor.

*Ko­nuş­ma­la­rı genç­le­rin öl­me­sin­den, an­ne­le­rin ağ­la­ma­ma­sın­dan da­ha iyi bir şey de­ğil mi?

Bu sü­reç­te, ikin­ci adım­da bü­yük bir si­ya­si or­ga­ni­zas­yon ha­li­ne dö­nü­şe­cek­ler. Üçün­cü adım­da, özerk­lik­le bir­lik­te dev­let­leş­me adı­mı ata­cak­lar. BDP’­li be­le­di­ye­le­ri be­le­di­ye baş­kan­la­rı de­ğil PKK’­nın ata­dı­ğı ko­mi­ser­ler yö­ne­ti­yor. Uy­gu­la­ma­da fii­li özerk­lik sağ­lan­ma­sı­nın ar­dın­dan böl­ge PKK’­nın kon­tro­lü­ne ge­çe­cek. Bu iyi bir şey mi?

*Bir si­ya­si par­ti­si­niz me­se­la hal­kın oy­la­rı­nı al­sa­nız da bü­tün bun­lar ol­ma­sa, çö­züm öne­ri­niz ne?

Bu­gün bir te­rör ey­le­mi ol­ma­dı­ğı için san­ki PKK bit­ti gi­bi al­gı­la­nı­yor. Tür­ki­ye için­de ve kamp­lar­da PKK es­ki­sin­den da­ha güç­lü. Biz, PKK’­nın da­ha da güç­len­di­ği ka­bul ede­rek çö­züm su­nu­yo­ruz. Gü­ven­lik po­li­ti­ka­sız te­rör­le mü­ca­de­le edil­mez. Dağ­da PKK’­lı­lar gi­bi ya­şa­yan, ka­ra­kol­lar­da av ko­nu­mun­dan çı­kıp av­cı ko­nu­mu­na ge­çen, tam do­na­nım­lı, eği­tim­li mo­bil bir­lik­le­ri­miz ol­ma­lı. Ka­lekol­la­rın ya­pıl­ma­sı, ba­raj­la­rın oluş­tu­rul­ma­sı, di­ğer is­tih­bâ­ri ek­sik­lik­le­ri­n ta­mam­lan­ma­sı ge­re­ki­yor. PKK’­ya kar­şı özel bir is­tih­ba­rat bi­ri­mi oluş­tu­rul­ma­lı. Fi­nans­ma­nı ile mü­ca­de­le edi­lip, uyuş­tu­ru­cu, ka­çak­çı­lık ve in­san ti­ca­re­tin­den el­de et­tik­le­ri ge­lir ke­sil­me­li.

Dış des­te­ği­ne kar­şı ka­rar­lı bir du­ruş ser­gi­len­me­li. Hu­ku­ki dü­zen­le­me­ler ya­pıl­ma­lı. Böl­ge hal­kı­nın bi­rey­sel hak ve öz­gür­lük­le­re da­ir ta­lep­le­ri­nin önü açıl­ma­lı. Ai­di­yet duy­gu­su ge­liş­ti­ril­me­li. Mev­cut imam, öğ­ret­men, bü­rok­ra­si kad­ro­su ile bu­nun ya­pıl­ma­sı müm­kün de­ğil, böl­ge in­sa­nı­nın de­ğer­le­ri­ni bi­len, on­lar gi­bi ya­şa­yan bir kad­ro oluş­tu­rul­ma­lı. Bü­tün si­ya­si par­ti­le­rin, di­ni ka­na­at ön­der­le­ri­nin, si­vil top­lum ör­güt­le­ri­nin tem­sil­ci­le­ri­nin ka­tı­lı­mı ile böl­ge­nin her ren­gi­nin için­de ola­ca­ğı bir mu­ha­tap­lık he­ye­ti ku­rul­ma­lı ve hal­kın ta­lep­le­ri­ni al­ma­lı. Bu ta­lep­ler de kar­şı­lan­ma­lı.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

%d blogcu bunu beğendi: